BEDEN TANRI DEĞİLDİR – Luna Madanoğlu
Annelik Mitinin ve Üreme Üzerinden Kurulan İktidarın Psikodinamik Eleştirisi
Annelik biyolojiktir. Kültür onu kutsallaştırır. Sorun annelikte değil, anneliğin kadın değerinin yerine geçirilmesindedir. Biyolojik bir deneyim, eleştiriden muaf bir kimliğe dönüştürüldüğünde; annelik yaşanan bir süreç olmaktan çıkar, taşınan bir statü olur.
Psikanaliz bu noktayı açıklar. Freud’un yüceltme kavramı, çözümlenemeyen iç çatışmaların “yüce” görünen rollerle maskelenebileceğini söyler. Annelik bu rollerin en korunaklısıdır: hem “doğal”dır hem “kutsal”. Bu ikili zırh, sorgulamayı durdurur. Kadın, benlik gelişimindeki boşlukları annelikle telafi etmeye başlar. Rol, deneyimi yönetir; kimlik, yüzleşmenin yerini alır.
Kohut’un narsistik benlik kuramı burada belirleyicidir. Kırılgan benlikler, kendilerini dışsal “benlik nesneleri” üzerinden düzenler. Annelik bu düzenleme için güçlü bir alan sunar. Çocuk, annenin benlik değerini ayakta tutan bir uzantıya dönüşebilir. Winnicott’un False Self’i ve Mahler’in ayrışma–bireyleşme kuramı, bu durumda çocuğun özgün benliğinin bastırıldığını gösterir. Anne çocuğu büyütmez; çocuğun üzerinden kendini dengede tutar.
Bu düzenek çoğu zaman “fedakârlık” diliyle gizlenir. “Ben senin için yaptım” cümlesi sevgi değil, borç üretir. Psikolojik literatürde bu; suçlulukla işleyen, görünmez bir kontrol biçimidir. İktidar bağırmaz; küskünlükle, dramatizasyonla, ahlaki üstünlük iddiasıyla çalışır. Bu yüzden annelik iktidarı sessizdir ama dirençlidir.
Kültürel zemin mitolojiktir. Jung ve Neumann’ın “Büyük Anne” çözümlemeleri, anneliğin hem besleyici hem yutucu bir figür olarak kurulduğunu gösterir. Warner’ın Meryem Ana analizi, kadın bedeninin “saf” ve “dokunulmaz” ilan edilerek eleştiriden nasıl muaflaştırıldığını ortaya koyar. Meryem figürü anneliği yüceltirken kadını insanlıktan uzaklaştırır. Modern yankı açıktır: beden, tanrısal bir anlamla yüklenir; davranışlar sorgulanmaz.
Bu mit güncel söylemle yeniden üretilir. Fraser ve McRobbie’nin eleştirdiği pop-feminizm, derinliği sloganla değiştirir. Annelik parlatılır, eleştiri “ihanet” sayılır. Kadının psikolojik sorumluluğu geri çekilir; kutsallık savunulur. Özgürleşme değil, konforlu bir dokunulmazlık doğar.
Oysa gelişim kuramları nettir. Erikson ve Maslow’a göre gerçek güç dışsal rollerden değil, içsel bütünlükten gelir. Üreme bu bütünlüğün yerine geçemez. Doğurmak bir insanı dünyaya getirir; bir kadını otomatik olarak olgun, etik ya da bilinçli kılmaz. Benlik kurulmadan sahiplenilen annelik, kolayca iktidara dönüşür.
Bu metin anneliği reddetmez; anneliğin tanrılaştırılmasını reddeder. Kutsallık, kadını özgürleştirmez; role sabitler. Çocuğu da özne olmaktan çıkarır.
Sonuç açık:
Kadının değeri doğurganlığında değil, benlik kapasitesindedir.
Beden tanrı değildir.
Gerçek güç, bilinçle kurulan içsel bütünlükte doğar.
Luna Madanoğlu