Nietzsche–Arendt Ekseninde 1984 Romanı: Nihilizm, Hakikatin İmhası ve Total Tahakküm
Bu çalışma, George Orwell’ın 1984 romanını Friedrich Nietzsche ve Hannah Arendt’in siyasal-felsefi kavramları ekseninde ele alır. Nietzsche’nin modern nihilizm, sürü ahlakı ve hakikatin yorumsallığına ilişkin eleştirileri ile Arendt’in totalitarizm, ideoloji, gerçeklik yitimi ve düşüncesizliğe dayalı kötülük analizleri birlikte okunur. Temel sav, 1984’ün Nietzscheci nihilizmin Arendtçi totalitarizm biçiminde tarihsel ve kurumsal bir yoğunlaşmasını temsil ettiğidir.
1. Hakikatin Çöküşü: Nietzscheci Perspektivizmden Arendtçi Gerçeklik Yitimi
Nietzsche, hakikatin aşkın ve değişmez bir öz olmadığını; güç ilişkileri içinde üretilmiş yorumlar bütünü olduğunu ileri sürer:
“Hakikat dediğimiz şey, unutulmuş metaforlar toplamıdır” (Nietzsche, 1873).
Bu tespit, Arendt’in totalitarizm analizinde merkezi bir yere sahip olan olgusal hakikatin yok edilmesi olgusuyla kesişir. Arendt’e göre totaliter rejimler, yalnızca yalan söylemez; gerçeklik ile kurmacanın ayrımını ortadan kaldırır (Arendt, 1951). 1984’te Parti’nin sloganı bu kesişimi kristalize eder:
“Savaş barıştır. Özgürlük köleliktir. Cehalet güçtür” (Orwell, 1949).
Nietzsche’nin perspektivizmi çoğul yorumlara alan açarken, Arendt’in uyardığı totaliter yapı bu çoğulluğu tek bir ideolojik “hakikat” altında dondurur. Böylece Nietzscheci bir imkân (hakikatin çoğulluğu), Arendtçi bir felakete (gerçekliğin imhası) dönüşür.
2. Nihilizm ve Totalitarizm: Değerlerin Boşalması
Nietzsche’ye göre nihilizm, “en yüce değerlerin değerini yitirmesi”dir (Nietzsche, 1887). Arendt ise totalitarizmi, bu değer boşluğunun kitleler düzeyinde örgütlenmesi olarak okur. Totalitarizm, anlam yitimini telafi etmez; onu ideolojiyle yönetir.
1984’te tarih, dil ve bellek sistematik biçimde silinir. Arendt’in ifadesiyle:
“Totaliter yönetim, insanları yalnızca haklarından değil, gerçeklik duygularından da mahrum bırakır” (Arendt, 1951).
Bu bağlamda Yeni Söylem (Newspeak), Nietzsche’nin dil–düşünce ilişkisine dair sezgilerinin Arendtçi bir siyasal pratiğe dönüşmesidir: Dil daraldıkça düşünce de daralır; düşünce daraldıkça itaat otomatikleşir.
3. Güç, İktidar ve Tahakküm: Nietzsche ile Arendt Arasında Kritik Ayrım
Nietzsche’nin güç istenci (Wille zur Macht) yaşamın yaratıcı itkisini ifade eder (Nietzsche, 1886). Arendt ise iktidarı, ortak eylem ve rıza temelinde tanımlar; şiddetle özdeşleştirilmesine karşı çıkar (Arendt, 1970).
1984’te O’Brien’ın “İktidar amaçtır” sözü (Orwell, 1949), her iki düşünürün de eleştirdiği bir sapmayı temsil eder. Nietzsche açısından bu, yaratıcı olmayan reaktif güçtür; Arendt açısından ise iktidarın çöküp yerini çıplak şiddetin almasıdır. Parti’nin iktidarı ne Nietzscheci anlamda yaratıcıdır ne de Arendtçi anlamda meşrudur; yalnızca süreklileştirilmiş tahakkümdür.
4. Sürü Ahlakı ve Kitle Toplumu
Nietzsche, sürü ahlakını bireyselliğin bastırılması olarak eleştirir:
“Sürü, sürü olarak düşünmek ister” (Nietzsche, 1887).
Arendt’in “kitle toplumu” kavramı bu eleştiriyi siyasal düzleme taşır. Totalitarizm, atomize bireylerden oluşan, düşünme yetisini yitirmiş kitleler üzerinde yükselir (Arendt, 1951). 1984’te tele-ekranlar ve kitlesel nefret ritüelleri, Nietzscheci sürü psikolojisinin Arendtçi kitle siyasetine dönüşmüş hâlidir.
5. Düşünmenin İmhası ve Kötülüğün Sıradanlığı
Arendt’in Eichmann analizinde geliştirdiği “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, kötülüğün şeytani bir iradeden değil, düşünme eksikliğinden kaynaklandığını savunur (Arendt, 1963). 1984’te Parti üyeleri kötülüğü bilinçli bir sadizmle değil, mekanik bir itaatle üretir.
Nietzsche’nin “son insan” figürüyle Arendt’in düşüncesiz bürokratı burada kesişir: Her ikisi de risk almayan, değer yaratmayan, sorgulamayan özne tipleridir. Winston’ın yenilgisi, yalnızca fiziksel değil; düşünsel bir yenilgidir.
Sonuç
Nietzsche–Arendt ekseninde 1984, modern nihilizmin totaliter bir siyasal forma bürünmesinin edebi bir anatomisi olarak okunabilir. Nietzsche, değerlerin çöküşünü teşhis eder; Arendt, bu çöküşün nasıl bir yönetim tekniğine dönüştüğünü gösterir. Orwell’ın romanı ise bu iki felsefi hattı birleştirerek, hakikatin, düşünmenin ve eylemin yok edildiği bir dünyayı sahneler. Bu dünya, Nietzscheci uyarının Arendtçi doğrulanışıdır.
Kaynakça
- Arendt, H. –Totalitarizmin Kaynakları (Çev. B. S. Şener). İstanbul: İletişim.
- Arendt, H. – Eichmann Kudüs’te: Kötülüğün Sıradanlığı Üzerine (Çev. Ö. Çelik). İstanbul: Metis.
- Arendt, H. – Şiddet Üzerine (Çev. B. S. Şener). İstanbul: İletişim.
- Nietzsche, F. – Ahlâkın Soykütüğü Üzerine (Çev. A. Yardımlı). İstanbul: İdea.
- Nietzsche, F. -. Hakikat ve Yalan Üzerine (Çev. A. Aydoğan). İstanbul: Say.
- Nietzsche, F. – İyinin ve Kötünün Ötesinde (Çev. A. Aydoğan). İstanbul: Say.
- Orwell, G. –1984 (Çev. C. Üster). İstanbul: Can Yayınları.