Afrika’nın Ortasında Kaybolan Bir Dâhi: “Siz, O Doktor Jung’sunuz Sanırım!”

Yıl 1925… Kenya’nın ücra bir köşesinde, Nandi Bölgesi’ndeki Kapsabet karakolunda görevli genç bir İngiliz devlet memuru olan Francis Daniel Hislop, sıradan bir günün akşamüstünde evine doğru yürümektedir. Birden, okaliptüs ağaçlarıyla çevrili o geniş ve gösterişli yolun aniden bakımsız bir toprak yola (eski Uganda kervan yoluna) dönüştüğü sınırda, kenara çekilmiş büyük bir safari aracı görür.

Aracın etrafında, yollarını kaybetmiş gibi şaşkın şaşkın etrafa bakan üç Avrupalı vardır. Hislop onlara yaklaşıp “Size nasıl yardım edebilirim?” diye sorar. İçlerinden uzun boylu ve kırmızı yüzlü olanı, Elgon Dağı’na gitmeye çalıştıklarını söyler. Ancak Hislop, havanın kararmak üzere olduğunu ve o engebeli araziye gece vakti ulaşmalarının imkânsız olduğunu belirterek bu tuhaf gezginleri çay içmek için kendi kulübesine davet eder.

İşte psikoloji tarihinin en ilginç ve gülümseten anekdotlarından biri bu mütevazı çay masasında yaşanır!

Uzun boylu adam kendini “Dr. X” olarak tanıtır, yanlarındaki atletik genç Amerikalı sekreter Bay Douglas’tır ve nihayet sıra, tıknaz, kırmızı-esmer yüzlü üçüncü adama gelir: “Bu da Dr. Jung”. Hislop’un zihninde şimşekler çakar: “Dr. Jung mu dediniz? Zürih’ten mi?”. Tıknaz adam gülümseyerek cevap verir: “Evet, ben Dr. Jung.”. Hislop, Afrika’nın bu ıssız köşesinde, Avrupa’nın en büyük dâhilerinden biriyle, psikanalizin dev ismi Carl Gustav Jung ile karşılaşmıştır!.

Psikoloji Vahşi Doğaya Karşı

Peki ama Zürih’in o saygın profesörünün Kenya’nın vahşi doğasında, yanında hiçbir Afrikalı hizmetkâr veya rehber olmadan bir safari aracında ne işi vardır?

Dr. X durumu açıklar: Onlar aslında sahada çalışmak isteyen psikologlardır; Avrupa’nın son derece uygar halklarının rüyalarını incelemekten sıkılmışlar ve daha geri, ilkel bir halkın rüyalarını araştırmak için buralara kadar gelmişlerdir. Tatillerini Elgon Dağı’ndaki Karamojong veya Sabei kabileleriyle geçireceklerdir.

Hislop, bölgeyi iyi bilen bir idareci olarak bu “Avrupalı” plana hemen gerçekçi itirazlar getirmeye başlar:

  1. Bürokrasi: Bahsettikleri kabileler Uganda’nın “Kapalı Bölge”sindedir ve oraya girmek için özel izin almaları gerekmektedir (Bunu duyan ekibin keyfi kaçar).
  2. Dil Engeli: Hislop, bu yerlilerle nasıl iletişim kuracaklarını sorar. Dr. Jung gururla, “Bu amaçla altı hafta boyunca Swahili dili öğrendim!” der. Ancak Hislop, Swahili’nin sadece ortak bir ticaret dili olduğunu, kırsaldaki yerlilerin kendi dillerini konuştuğunu ve dahası, ilkel dillerin son derece “maddeci” olduğunu belirtir. Yani Jung’un o derin psikolojik kavramlarını, rüya analizlerini bu dillerde ifade etmek neredeyse imkânsızdır.

Mağaradaki Büyük Sürpriz: “Pireler!”

Sohbetin en eğlenceli anı ise konu Elgon Dağı’nın meşhur mağaralarına geldiğinde yaşanır. Jung, tarihöncesi insanlara ait çizimler veya kalıntılar bulma umuduyla Hislop’a sorar: “Mağaraların içine girdiniz mi?”. Hislop “Birine girdim” der. Jung merakla sorar: “İçeride ne buldunuz?”. Hislop’un cevabı tek kelimedir: “Pireler.”.

Bu beklenmedik, son derece “gerçekçi” ve pratik cevap karşısında Dr. Jung yüksek sesle bir kahkaha patlatır. Hislop, hayal kırıklığına uğrayan ekibe, yerlilerin bu mağaraları hayvan barınağı olarak kullandığını, zeminin kalın bir tezek tabakasıyla kaplı olduğunu ve içeride milyonlarca pirenin yaşadığını anlatır; kendisi de oraya lastik çizmelerle girmek zorunda kalmıştır.

Sonuç: Kayıplara Karışan Bir Keşif Gezisi

Çay faslından sonra Hislop, onlara yakındaki bir otelin yolunu tarif eder ve yola koyulurlar. İşin ilginç yanı, Hislop bu “psikolojik keşif gezisi” hakkında bir daha hiçbir haber alamaz. Jung ve ekibinin o pireli mağaralarda veya dili yetersiz yerliler arasında ne tür bir başarı elde ettiği Hislop için hep bir muamma olarak kalır.

Yıllar sonra Who’s Who (Kim Kimdir) kitabını karıştıran Hislop, Dr. Jung’un hobileri arasında şu ibareyi görecektir: “1925-1926’da Kuzey Kenya’da ilkel psikoloji üzerine araştırmalar…”. Hislop yazısını şu gülümseten şüpheyle bitirir: “Hakikat, bilmediğimi söylemek zorunda bırakıyor. Orası beni aşıyor.”.

Eğer siz de teorilerinizi masa başında kurmaktan sıkılıp sahaya inmeye karar verirseniz, Dr. Jung’un bu Afrika macerasını aklınızdan çıkarmayın: Dünyanın en büyük psikoloğu da olsanız, doğanın (ve pirelerin!) kendi gerçekleri vardır!