Dünya Ruhsal Bir Yeniden Doğuşun Eşiğinde mi? Modern İnsanın Kayıp Anlam Arayışı
Etrafımızdaki dünyaya şöyle bir bakın; radyolar, televizyonlar, gökdelenler, otomobiller ve her gün bir yenisi çıkan teknolojik aletlerle dolu, karmaşık ve baş döndürücü bir hayat yaşıyoruz. Peki ama neden bu kadar “nevrotik”, bu kadar endişeli ve huzursuzuz? Neden her şeye sahip olduğumuz halde içimizde devasa bir boşluk hissediyoruz?
Psikanalizin dev ismi Carl Gustav Jung, 1934 yılında Cosmopolitan dergisinde yayımlanan “Dünya Ruhsal Yeniden Doğuşun Eşiğinde mi?” başlıklı makalesinde (veya röportajında), tam da bu yakıcı soruyu masaya yatırıyor. Jung’a göre, bugün yaşadığımız psikolojik sorunların temeli aslında tamamen tinsel (ruhsal ve dini) bir sorundur. Gelin, Jung’un kaleminden modern insanın bu anlam krizine ve çözüm yollarına yakından bakalım.
Ortaçağ’ın Güvenli Dünyasından Modern İnsanın Tımarhanesine
Jung, modern insanın trajedisini anlamak için yönümüzü Ortaçağ’a çevirmemiz gerektiğini söyler. Ortaçağ insanı, anlamlı ve güvenli bir dünyada yaşıyordu. Tanrı’nın dünyayı ve kendisini belirli bir amaç için yarattığını biliyordu; kilise ona affedilme şansı ve ruhsal bir gıda sunuyordu. Ancak modern bilim, gökyüzünü “dezenfekte edip” orada Tanrı’ya rastlamadığını, var olan tek şeyin madde olduğunu söyleyince, insanlık o güvenli yuvasından kovuldu.
Bugün milyonlarca insan kiliselerden ve tapınaklardan uzaklaşmış durumda. Peki, Ortaçağ’da o muazzam katedralleri inşa eden, dini resimler yapan o devasa ruhsal enerji nereye gitti? Jung’un cevabı nettir: Kaybolmadı, sadece bir alt kata, yani bilinçdışına düştü. Ve bu enerji doğru yönlendirilmediği için dünyamızı bir tımarhaneye çevirdi.
Emekli Olan İşadamının Trajedisi
Jung, bu durumu açıklamak için çarpıcı bir “başarılı işadamı” örneği verir. Adam yıllarca çalışıp zengin olur ve 45 yaşında “Artık hayatım şimdi başlayacak” diyerek kırsalda bir ev alıp emekliye ayrılır. Ancak hiçbir şey beklediği gibi gitmez. Kısa süre sonra midesi ağrımaya başlar, sindirim sistemi bozulur, ölümcül bir hastalığa yakalandığını sanarak doktor doktor gezer. Doktorlar ona “İşinize geri dönün” derler ama adam eski masasına oturduğunda artık odaklanamadığını fark edip dehşete düşer.
Neden mi? Çünkü bu adam, yıllarca sadece dış dünyadaki işine enerji harcamış, kendi içinde emekli olduğunda dayanabileceği hiçbir ruhsal yatırım yapmamıştır. İşte Jung’a göre modern insanın durumu tam olarak budur! Sadece maddiyata ve dış dünyaya odaklandığımız için, ruhumuz açlıktan kıvranmaktadır.
Çözüm: İçimizdeki “İki Milyon Yaşındaki Bilge”ye Danışmak
Peki, anlamsızlık ve yalnızlık çeken modern insan ne yapmalıdır? Jung’un ofisine gelip “Hayatımın bir yönü yok” diyenlere Jung şu harika tavsiyeyi verir: “Siz ve tüm insanlar, hazır bir beyinle doğdunuz. Sizin beyniniz, milyonlarca yıllık insan gelişiminin bir ürünüdur… Hadi gelin, sizin içinizde yaşayan ve binlerce yıllık tecrübeye sahip o Yüce İhtiyar’a danışalım.”.
Bu “Yüce İhtiyar” (Great Old Man), atalarımızın tüm ruhsal deneyimlerini barındıran kolektif bilinçdışıdır ve bizimle rüyalar aracılığıyla konuşur. Freud, rüyalardaki tüm özlemleri cinselliğe bağlarken; Jung, ilkel insanın cinsellikten ziyade açlık (yiyecek bulma) derdinde olduğunu, modern insanın rüyalarının ise tinsel (ruhsal) bir ihtiyacı açığa vurduğunu savunur.
Asıl Tehlike Silahlar Değil, İnsan Zihni!
Jung’a göre, dünyayı tehdit eden şey depremler veya salgın hastalıklar değildir. Savaşları başlatan şey patlayıcılar değil, insanın kendi ruhudur. İçindeki ilkel vahşeti ve tinsel arzuları bastıran insan, en sonunda “kitlesel enfeksiyonlara” (kitle psikolojisi ve histerisine) kapılır. Kendi yolunu bulamayan bireyler, uydurma siyasi hareketlerin veya diktatörlerin kurbanı olurlar.
Ruhsal Yeniden Doğuş Nasıl Gerçekleşecek?
Jung, bu karanlık tablodan çıkışın reçetesini verirken bizi “İnsanlık” gibi soyut ve sahte kavramları kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmeye çağırır:
“İnsanlık diye bir şey yoktur. Ben varım, siz varsınız… Kendi bahçesi yabani otlarla doluyken komşusunun çitinden aşıp ‘neden otlarını temizlemiyorsun’ diyen bir adam gibisiniz. Sadece Tanrı’nın sizin olmanızı istediği şey olun!”.
Jung’a göre, doğa elma ağacından elma vermesini istediği gibi, insandan da ne olduğunun bilincinde olan bir insan olmasını ister. Göklerin krallığı içimizdedir; eğer herkes kendi içindeki o milyonlarca yıllık bilgeyi dinler, kendi gölgesiyle yüzleşir ve kitlelerin peşinden şuursuzca sürüklenmek yerine kendi bireysel bilincini aydınlatırsa, işte o zaman dünya ruhsal bir yeniden doğuş yaşayacaktır.
Siz de kendi bahçenizi ekmeye ve o “Yüce İhtiyar”ın size rüyalarınızda ne fısıldadığına kulak vermeye hazır mısınız?