Agatha Christie: İnsanın hep umudu olmalıdır. Hayatta bundan daha büyük, daha değerli bir şey olamaz.

0

Birinci Bölüm
I
Tuppence, “Kitaplar!” diye bağırdı. Öfkeli bir patlayıştan farksızdı bu. Tommy, “Ne dedin?” diye sordu.
Tuppence odanın köşesinden kocasına baktı. “Kitaplar!” dedim. Thomas Beresford, “Ne demek istediğini anlıyorum,” diye mırıldandı.
Tuppence’ın önünde üç büyük ambalaj kutusu duruyordu. Hepsinden birtakım kitaplar çıkarılmıştı, ama kutuların büyük bir bölümü hâlâ doluydu.
Tuppence, “İnanılacak gibi değil,” dedi.
“Kitapların kapladığı yeri mi demek istiyorsun?”
“Evet.”
“Hepsini rafa mı dizmeye çalışıyorsun?”
Tuppence, “Ne yapmaya çalıştığımı ben de bilmiyorum,” dedi. “İşin kötü yanı da bu ya. İnsan hiçbir zaman ne yapmak istediğini tam anlamıyla bilmiyor.” İçini çekti. “Öf… ” Kocası, “Açıkçası bunun, kişiliğine hiç uymayan bir şey olduğunu sanıyorum,” diye cevap verdi. “Sen ne istediğini çok iyi bilirsin. Aslında bütün derdin de bu zaten.”
Tuppence, “Ben şunu kastediyorum,” dedi. “Sen ve ben yaşlanıyoruz artık. Vücutlarımızı romatizma sarmaya başladı. Bu gerçeği kabul etmek zorundayız. İnsan bir yere uzanırken bu durumu daha iyi anlıyor. Ne demek istediğimi biliyorsun. Uzanıp, bir kitabı yerine koyarken ya da raftan bir şey alırken… Ya da alt rafa baktıktan sonra yerinden kalkmakta biraz zorluk çektiğin zaman… “
Tommy başını salladı. “Evet, evet. Genel dertlerimizi iyi saydın. Başlangıçta anlatmak istediğin de bu muydu?”
“Hayır, bunu söylemeyecektim. Anlatmak istediğim şuydu: İnsanın yeni bir ev satın alabilmesi çok hoş bir şey. Tam istediği gibi bir yer bulabilmesi. Burası tam hayalimizde canlandırdığımız ev. Tabii biraz değişiklik yapmak gerekti, o da başka.” Tommy, “Evet,” dedi. “Odaları aralarındaki duvarları yıktırarak birleştirdik. Senin ‘veranda’, yapı ustasının ‘taraça’ dediği yeri yaptırdık. Ama ben oraya ‘teras’ demeyi tercih ediyorum.” Tuppence kesin bir tavırla, “Orası pek güzel olacak,” diyerek başını salladı.
Tommy, “Her şey tamamlanınca evi tanıyamayacağım,” dedi. “Bunu mu söylemek istiyorsun?”
“Ne münasebet. Değişiklikler sona erince pek sevinecek ve karının çok zeki, marifetli, sanat yanı güçlü bir kadın olduğunu söyleyeceksin.”
Tommy, “Pekala,” diyerek gülümsedi. “Uygun sözleri hatırlayıp söyleyeceğim.” Tuppence, “Hatırlamana gerek yok ki,” dedi. “İçinden gelecek.”
Tommy, “Bütün bunların kitaplarla ne ilgisi var?” diye sordu.
“Şey… Yanımızda iki üç sandık kitap getirdik. Pek fazla sevmediğimiz kitapları sattık, elden çıkarmaya dayanamayacağımız eserleri buraya taşıdık. Tabii sonra ‘bilmem kimler’ …şimdi adları aklıma gelmedi… Bize bu evi satan aile yani… evdeki eşyaların hepsini alıp götürmek istemiyordu. Bize birtakım eşyalarla birlikte kitaplarını da satacaklarını söylediler. Buraya gelip etrafımıza bakındık.”
Tommy, “Ve onlara beğendiğimiz şeyler için fiyat teklif ettik,” dedi.
“Evet. Ama umdukları kadar çok eşya seçmedik. Özellikle mobilyaları ve süsleri pek korkunçtu. Neyse ki, onları almak zorunda değildik. Ama buraya gelince kitapları gördüm… Bildiğin gibi, bazı çocuk kitapları vardı. İçlerinde pek sevdiğim birkaç kitabın da bulunduğunu fark ettim. Onları satın almamızın güzel bir şey olacağını düşündüm. Örneğin Androcles ve Aslan’ı. O kitabı sekiz yaşındayken okumuştum. Çok iyi hatırlıyorum.”
“Sahi mi. Tuppence? Sekiz yaşındayken kitap okuyacak kadar zeki miydin?” Tuppence, “Evet,” dedi. “Beş yaşındayken kitap okumaya başladım. Benim çocukluğumda herkes böyle yapardı. Hatta okumayı öğrenmek zorunda da kalmazdın pek. Yani biri sana masalları yüksek sesle okurdu. Sen de bunlardan pek hoşlandığın için kitapları gidip raftan alırdın. Sonra da bir bakardın ki, masalları okumaya başlamışsın bile. İmla filan öğrenme zahmetine katlanmadan tabii. Ama sonradan bu yüzden biraz zorluk çektim. Çünkü imlayı hiçbir zaman doğru dürüst öğrenemedim. Eğer biri bana bunu dört yaşlarındayken öğretseydi, sonuç gerçekten çok iyi olurdu. Babam bana matematik dersleri verdiydi. Yani toplama, çıkarma ve çarpma. Babam hayatta en yararlı şeylerden birinin çarpım cetveli olduğunu söylerdi. Bölmeyi de öğrendim tabii.”
“Baban pek zeki bir adammış!”
Tuppence, “Onun fazla zeki olduğunu sanmıyorum,” dedi. “Ama pek iyi, pek tatlı bir adamdı.”
“Konudan uzaklaşmaya başlamadık mı?”
Tuppence, “Evet.” diye cevap verdi. “Neyse… Dediğim gibi. Andrccles ve Aslan’ı tekrar okumak fikri çok hoşuma gitti. Sonra başka çocuk klasikleri de vardı.”
Tommy, “Anlıyorum,” dedi. “Kitapları görünce dayanamadın. Üstelik kelepirdi.” “Gerçekten de hepsini pek ucuza aldım. Ve… ve işte onlar da buradalar. Bizim kitaplarla diğer eserlerin arasında. Ama* şimdi ortaya bir sorun çıkıyor. Kitabımız pek çok. Yaptırttığımız: rafların yeteceğini hiç sanmıyorum. Senin çalışma odana ne”, dersin? Orada bu kitaplara yer var mı?”
Tommy. “Hayır!” diye bağırdı. “Kendi kitaplarım bile sığmayacak oraya.”
Tuppence, “Ah, ah, ah,” dedi. “Tam bize göre bir durum bu.. Kitaplar için eve bir oda eklemek zorunda mı kalacağız dersin?” Tommy, “Hayır,” diye cevap verdi. “Hesaplı davranacağız. Önceki gün böyle kararlaştırdık. Unuttun mu yoksa?”
Tuppence mırıldandı. “O1 önceki gündü. Zaman geçiyor. Ben şimdi bu raflara ayrılmaya dayanamayacağım, kitapları yerleştireceğim. Sonra… sonra diğerlerini bir gözden geçiririz. Bir bölümünü çocuk hastanelerine veririz. Ya da kitap istenen başka;. bir yere.”
Tommy, “Onları satabiliriz de.” dedi.
“Bunlara alıcı çıkacağını pek sanmıyorum, içlerinde öyle değerli, ender bulunur eserler yok.”
Tommy güldü. “Şans işi bu, hiç belli olmaz. Belki kitapçıların aradığı mevcudu tükenmiş bir eser buluruz.”
Tuppence, “O arada,” dedi. “Kitapları raflara yerleştirmeliyiz. Tabii hepsinin de içlerine bakmamız gerek. Saklamak isteyip istemediğimizi anlayabilmek için. Kitapları ayırmaya da çalışıyorum. Yani macera romanları, peri masalları, çocuk hikâyeleri. Sonra okulla ilgili o romanlar. Hani öğrencilerin hepsi de* hep zengindir. Bundan başka kızımız Deborah küçükken ona okuduğumuz masallar da var.”
Tommy, “Sen galiba yorulmaya başladın,” diye cevap verdi.
“Şu işi biraz bıraksan.”
Tuppence başını salladı. “Evet, belki bırakırım… Ama odanın bu tarafını tamamlayabilseydim… Kitapları şuraya koysaydım… “
Tommy, “Ben sana yardım edeyim,” dedi. Karısına yaklaşarak kutulardan birini yana eğdi. Kitaplar etrafa saçıldı. Tommy; bunların bir bölümünü kucakladığı gibi götürdü, raflara tıkıver-di. “Aynı boyda olanları bir araya koyuyorum. Böyle daha düzenli oluyor.” Tuppence, “Kitaplar öyle mi ayrılır?” diyerek dudak büktü.
“Onları şimdilik böyle ayıralım. Daha sonra uygun şekilde yerleştiririz. Şöyle güzel güzel. Bu işi bir uğraşı bulamadığımız yağmurlu bir günde yaparız.”
“İşin kötüsü biz seninle her zaman bir uğraşı buluyoruz.”
“Hah, şuraya da yedi tane girdi. Artık geriye yukar ki köşe kaldı. Bana şuradaki tahta iskemleyi verir misin? Sandalyenin ayakları beni çeker mi? O zaman en üst rafa da kitap yerleştirebilirim.” Dikkatle iskemleye çıktı.
Tuppence kocasına bir kucak dolusu kitap uzattı. Tommy bunları özenle en üst rafa soktu. Ama sonuncuları sığdırmaya çalışırken olan oldu. Üç kitap yere yuvarlanırken Tuppence’a çarptı.
Kadın, “Ah!” diye bağırdı. “Canım acıdı!”
“Ben ne yapayım? Fazla kitap verdin bana.”
Tuppence, “Neyse,” dedi. “Raflar pek güzel duruyor.” Kadın hafifçe gerilemişti. “Şimdi şunları da aşağıdan ikinci rafa koyarsan, bu kutudaki kitaplar yerleşmiş ,olur. Böylesi daha da iyi. Bu sabah ilgilendiklerim, bizim asıl kitaplarımız değil, satın aldıklarımız. Bakarsın, gizli bir hazine bulabiliriz.”
Tommy başını salladı. “Tabii ya.”
“Evet, evet, bir hazine bulacağımızdan eminim. Mutlaka bir şey bulacağız. Belki paraca büyük değeri olan bir şey.”
“Ondan sonra ne yapacağız? Bulduğumuz şeyi satacak mıyız?”
Tuppence, “Evet,” diye cevap verdi. “Herhalde onu satmak zorunda kalırız. Tabii herkese göstermek için saklayabiliriz de. Öyle övünerek değil de şöyle: ‘Ah evet, çok ilgi çekici bir iki şey bulduk.’ Biliyor musun Tommy? Gerçekten ilgi çekici bir şey bulacağız.”
“Ne? Eski, sevdiğim kitaplarından birini mi?”
“Ben onu kastetmedim. Şaşırtıcı, heyecan verici bir şey bulacağız, demek istedim. Hayatımızı değiştirecek bir sır.”
Tommy, “Ah Tuppence,” dedi. “Alemsin. Aslında başımıza korkunç bir felaket getirecek bir şey bulmamız daha olası.”
Tuppence bağırdı. “Saçma! İnsanın hep umudu olmalıdır. Hayatta bundan daha büyük, daha değerli bir şey olamaz. Umut! Unuttun galiba? Ben her zaman umutluyumdur.” “Biliyorum.” Tommy içini çekti. “Buna sık sık üzülürüm.”

Agatha Christie
Cinayetler Kapısı
Altın Kitaplar
Çeviren: Gönül Suveren
Mayıs 1986

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here