Akl-ı Evvelin Aynasındaki Çatlak: Adorno Beyefendi’nin Negatif Şamatası!
Aman efendim, elinizi çabuk tutun, felsefe kazanını kaynatmaya başladık! Bizim meşhur Theodor Adorno Bey, Frankfurt’un tozlu mekteplerinden çıkmış, elinde bir süpürge, “akıl” dediğimiz o kibirli paşanın sarayını temizlemeye yeltenmiş. Ama ne temizlik!
Şimdi bu Hegel dediğimiz bir zat-ı muhterem vardı, bilirsiniz… Hani her şeyi “tez-antitez-sentez” diye birbirine bağlar, sonunda “Heh, işte hakikati bulduk, her şey birleşti, dünya güllük gülistanlık oldu!” diye müjde verirdi. Adorno Bey ise Heybeliada’nın poyrazı gibi esip, “Dur bakalım Hegel Efendi!” diyor, “O kurduğun sentez dediğin şey, aslında bir hapishanedir!”
Ah O “Aynılaştırma” Merakı!
Kuzum, bizim bu modern akıl dediğimiz nane, her şeyi bir kalıba sokmaya amma da meraklı! Manavdaki domatesi, sokaktaki kediyi, hatta senin o biricik ruhunu bile bir “etiket” yapıştırıp sepete atıveriyor. “Sen şusun, o buydu, hepsi bir oldu.” Hayır efendim, olmadı!
Adorno Bey diyor ki: “Bütün, yalandır!” Ne demek bu? Yani sen bir şeyi bir tanımın içine hapsettiğin an, o şeyin o biricik, nev-i şahsına münhasır halini öldürürsün. İşte bu “Negatif Diyalektik” denilen şey, o sentez masasına oturmayı reddetmektir. Yani iki fikir çarpışınca “Hadi barışın da bir orta yol bulalım” demek yerine, “Hayır kardeşim, bu çatışma baki kalsın ki hakikat o yarıkların arasından sızsın!” demektir.
Gündelik Hayatta Bu “Negatif”lik Ne İşimize Yarar?
Mesela efendim, şimdi sosyal medyada “herkes çok mutlu, herkes mükemmel” imajı var ya… İşte o bir “sentez” yalanıdır. Adorno Bey görse, o parlak ekranlara obsidian aynasını tutar da “Bakın bakalım o ışıltının altındaki melankoliye, o bastırılmış hıçkırıklara!” derdi.
Negatif Diyalektik, o meşhur “normal” kalıbına sığmayan her bir zerrenin hakkını savunmaktır. Hani biz diyoruz ya; “Duygusal olgunluk, anksiyeteyi ve belirsizliği tolere etme kapasitesinin artmasıyla doğru orantılıdır.” İşte Adorno da tam burada devreye giriyor! O belirsizliği hemen bir “cevapla” öldürme, o huzursuzluğun içinde otur, o “hayır”ın içindeki gücü gör diyor.
Hasılıkelam…
Efendim, bu dünya öyle “hallettik, bitti, her şey çözüldü” diyebileceğimiz bir yer değil. Hakikat, ancak o çözülemeyen düğümlerde, o uyuşmayan fikirlerde saklıdır. Adorno Bey’in feryadı şudur: Sakın ola aklın o sinsi barış tekliflerine kanmayın! Çatışmayı sevin, huzursuzluğu kucaklayın. Zira özgürlük, o sentez hapishanesinden kaçanların ödülüdür.
Aman, lafı fazla uzatıp da sizin o kıymetli vaktinizi “pozitif” bir sıkıcılıkla doldurmayayım. Şimdilik benden bu kadar, selametle efendim!
