Yazar: simurg

Mario Levi, Lunapark Kapandı: İstanbul’un Hafızasında Nostaljik Yankılar

Belleğin Çağrısı ve Anlatıcının Yolculuğu Anlatıcı, Mnemosyne arketipiyle, anıların yeniden yapılandırıldığı bir alan yaratır. Levi, karakterin İnci’ye yazdığı mektuplar ve roman taslaklarıyla, belleğin akışkanlığını gösterir. Florya’daki lunapark sahneleri, çocukluk neşesini çağrıştırır; dönme dolapların ritmi, anıların döngüsel doğasını yansıtır. Nostalji, bu sahnelerde, masumiyet özlemi olarak belirir ama yetişkinliğin karmaşasıyla hüzünlenir. Örneğin, anlatıcı, “o eski sesleri duyuyorum

okumak için tıklayınız

İçimdeki Mevsimler: Bipolarla Yaşamaya Otobiyogrifik Bir Bakış

Ergün DOĞAN İçimdeki Mevsimler, bipolar tanısıyla yaşayan belgesel sinemacı Sevda Doğan’ın kendi içsel yolculuğunu ve psikolojik dönüşümünü konu alan otobiyografik bir belgeseldir. Bu filmde,  yönetmen, kamerasını kendine çevirerek hem metin yazarlığı hem yönetmenlik hem de kamera karşısında ana karakter olarak yer alır. Yönetmen, kendi içsel yolculuğunu, iyileşme hikâyesini bipoların  mani ve depresyon evrelerini ‘mevsimler’ metaforuyla

okumak için tıklayınız

Deleuze’ün Zaman-İmge Kavramı ve Tarihsel Temsildeki Dönüşüm Dinamikleri

Zaman-İmgenin Kökenleri ve Deleuze’ün Yaklaşımı Gilles Deleuze’ün “zaman-imge” kavramı, sinema ve görsel kültür bağlamında zamanın temsiline dair yenilikçi bir bakış açısı sunar. Deleuze, Sinema 1: Hareket-İmge ve Sinema 2: Zaman-İmge adlı eserlerinde, zamanın sinematik anlatıda nasıl ele alındığını ve görsel kültürde tarihsel temsillerin nasıl yeniden şekillendiğini inceler. Zaman-imge, klasik sinemadaki hareket-imgeye dayalı anlatıların ötesine geçerek,

okumak için tıklayınız

Foucault’nun Kendilik Teknolojileri: Bireyin Özerk Öz-Yapım Yolculuğu

Kendilik Teknolojilerinin Tanımı ve Temel İlkeleri Foucault, kendilik teknolojilerini, bireylerin kendi bedenleri, düşünceleri, davranışları ve varoluş biçimleri üzerinde çalışarak kendilerini dönüştürme pratikleri olarak tanımlar. Bu pratikler, bireyin kendini bilinçli bir şekilde gözlemlemesi, değerlendirmesi ve yeniden yapılandırması üzerine kuruludur. Antik Yunan’dan modern döneme kadar uzanan bu süreç, bireyin kendi benliğini bir sanat eseri gibi işleme çabasını

okumak için tıklayınız

Zeki Demirkubuz’un C Blok’unda Bireysel İzolasyon ve Beton Yalnızlığın İzleri

Zeki Demirkubuz’un 1994 yapımı ilk uzun metrajlı filmi C Blok, modern bir apartman sitesinin C bloğunda geçen bir hikaye üzerinden bireysel yalnızlığın çeşitli boyutlarını sistematik bir biçimde ele alır. Film, Tülay adlı bir kadının günlük rutinlerini ve ani bir karşılaşmayı merkeze alarak, bireyin çevresindeki fiziksel ve duygusal mesafeleri inceler. Bu çalışma, filmin görsel yapısından karakter

okumak için tıklayınız

Abidin Dino’nun Çiçekler Serisinde Doğa ve İnsanın Kesişim Alanları

Abidin Dino’nun sanat pratiği, görsel unsurların ötesinde bir bütünlük arz eder ve Çiçekler serisi, bu bütünlüğün en belirgin örneklerinden birini sunar. Seri, 1938 yılından itibaren geliştirilen ve 1977’de Ankara ile İstanbul’da “Doksan Çiçek Dokunsan Çiçek” başlığı altında sergilenen doksan parçalık bir koleksiyon olarak, sanatçının doğa unsurlarını insan varoluşuyla ilişkilendirme çabasını yansıtır. Bu eserlerde çiçek formları,

okumak için tıklayınız

Sisyphus’un Taşı ve Godot’nun Bekleyişi: Anlamsızlığın Sonsuz Döngüsü

Ergün DOĞAN Sisyphus Efsanesinin Kökeni ve Anlamı Yunan mitolojisinde Sisyphus, kurnazlığı ve tanrılara meydan okumasıyla tanınır. Homeros’un anlatılarından başlayarak, Sisyphus’un hikayesi, insan iradesinin sınırlarını ve tanrısal otoriteye karşı gelmenin sonuçlarını sorgular. Sisyphus, ölümü kandırmaya çalışır ve bu nedenle sonsuza dek bir kayayı tepeye yuvarlamakla cezalandırılır; ancak kaya her defasında aşağı düşer. Bu ceza, yalnızca fiziksel

okumak için tıklayınız

Camille Saint-Saëns’in Hayvanlar Karnavalı: Mizah ve Karakterin Müzikal Yüzü

Camille Saint-Saëns’in Hayvanlar Karnavalı (Le Carnaval des Animaux), 1886 yılında bestelenmiş ve klasik müzik repertuarında eşsiz bir yere sahip olan bir eserdir. Bu eser, on dört kısa bölümden oluşan bir süit olarak, hayvanların karakteristik özelliklerini mizahi bir şekilde betimleyen müzikal bir tablodur. Saint-Saëns, bu çalışmasında hem eğlenceli hem de incelikli bir yaklaşım sergileyerek, her bir

okumak için tıklayınız

Kierkegaard’ın Öznel Hakikati ve Kuantum Gözlemci Paradoksu: Bilginin Doğasına Dair Bir Araştırma

İki Farklı Dünyanın Kesişimi Søren Kierkegaard’ın öznel hakikat kavramı, bireyin kendi varoluşsal deneyimi üzerinden hakikati anlamlandırmasını merkeze alır. Bu kavram, bireyin içsel inançları ve öznel perspektifleriyle şekillenen bir gerçeklik anlayışını ifade eder. Öte yandan, kuantum mekaniğindeki gözlemci paradoksu, fiziksel gerçekliğin gözlemcinin ölçüm eylemiyle belirlendiğini öne sürer. Bu iki fikir, ilk bakışta birbirinden uzak gibi görünse

okumak için tıklayınız

Histeri ve İnsanı Etkileme Sanatı: Lacan’ın Merceğinden Bir Okuma

Histerinin Doğası ve Lacan’ın Bakış Açısı Histeri, tarih boyunca farklı biçimlerde tanımlanmış ve çoğu zaman yanlış anlaşılmış bir fenomendir. Jacques Lacan’ın psikanalitik çerçevesinde histeri, bireyin ötekiyle ilişkisi üzerinden kendini ifade etme biçimi olarak ele alınır. Lacan, histeriyi bir patoloji olmaktan çok, bir iletişim biçimi, bir arzu yapısı olarak görür. Histerik özne, kendi eksikliğini ötekinin arzusu

okumak için tıklayınız

Lacan’ın “Borc Romanı” ve Açık Dünya Video Oyunlarının Psikanalitik Anlatı Dinamikleri

Lacan’ın Borc Romanı Kavramı Lacan’ın borc romanı, bireyin öznelliğinin, Öteki’ye (büyük Öteki, yani toplumsal düzen, dil, kültür ya da otorite) karşı bir borç ya da eksiklik üzerinden kurulduğunu öne sürer. Bu kavram, bireyin arzularının ve kimliğinin, asla tam olarak ödenemeyen bir borç etrafında şekillendiğini ifade eder. Lacan’a göre, birey, Öteki’nin arzusuyla ilişki kurarak kendi öznesini

okumak için tıklayınız

Hâkim bi-Amr Allah’ın Dürzilikteki Merkezi Konumu ve Tek Tanrı Anlayışının Dönüşümü

Dürzilik, 11. yüzyılın başlarında Fatımi Devleti’nde ortaya çıkan bir inanç sistemi olarak, İslam’ın İsmaili kolundan kaynaklanır. Bu sistemde Hâkim bi-Amr Allah, teolojik yapının temel taşıdır. 996-1021 yılları arasında hüküm süren bu Fatımi halifesi, Dürzi metinlerinde ilâhî bir varlık olarak konumlandırılır. Temel kaynak olan Hikmet Risaleleri’nde, Hâkim’in Tanrı’nın son tecellisi olduğu belirtilir. Bu yaklaşım, klasik monoteizmin

okumak için tıklayınız

Sartre’ın Kötü Niyet Kavramı ve Modern Bireyin Kimlik Krizi

Kötü Niyet Kavramının Kökeni ve Sartre’ın Varoluşçu Çerçevesi Jean-Paul Sartre’ın “kötü niyet” (mauvaise foi) kavramı, varoluşçuluğun temel taşlarından biri olarak, bireyin kendi varoluşsal özgürlüğüyle yüzleşme sürecindeki kaçış eğilimini ifade eder. Sartre, Varlık ve Hiçlik (L’Être et le Néant) adlı eserinde, insanın özgürlüğünü hem bir armağan hem de bir sorumluluk olarak tanımlar. Kötü niyet, bireyin bu

okumak için tıklayınız

Freud ve Jung’un İnsan Ruhu Anlayışındaki Zıtlıklar, Libido ve Kolektif Bilinçdışı

Freud’un Libido Kavramının Temelleri Sigmund Freud’un geliştirdiği libido kavramı, onun psikoanalitik kuramının temel taşlarından biridir. Libido, Freud’a göre, bireyin içsel dürtülerini ve yaşam enerjisini temsil eden biyolojik ve psikolojik bir güçtür. Bu enerji, öncelikle cinsellik ve haz arayışıyla ilişkilendirilse de, Freud’un daha sonraki yazılarında yaşam dürtüsü (Eros) olarak daha geniş bir bağlama oturtulmuştur. Libido, bireyin

okumak için tıklayınız

Türkiye’de Kadın Cinayetleri: Jung’un Arketipleri, Toplumsal, Bireysel ve Politik Etkenler

Kadın Cinayetlerinin Toplumsal Boyutları Türkiye’de kadın cinayetleri, yalnızca bireysel bir suç olmaktan öte, derin toplumsal dinamiklerin bir yansımasıdır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2022 verilerine göre, o yıl 334 kadın cinayeti işlenmiş, bu cinayetlerin %60’ından fazlası eş, eski eş veya partner tarafından gerçekleştirilmiştir. 2023 yılında ise bu sayı, resmi olmayan kaynaklara göre 400’ü aşmıştır. Bu istatistikler,

okumak için tıklayınız

Bitlis Delikli Mağara Keşfi: 8 Bin Yıllık İzler Tarih Sahnesini Aydınlatıyor

Bitlis’in Adilcevaz ilçesinde yer alan Delikli Mağara, son iki yıldır yürütülen sistematik kazı çalışmalarıyla Türkiye arkeolojisinin dikkat çeken noktalarından biri haline geldi. Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısına yaklaşık 60 metre yükseklikte konumlanan bu doğal oluşum, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ve desteğiyle Ahlat Müze Müdürlüğü tarafından koordine edilen kazılarda, Neolitik Çağ’dan Orta Çağ’a uzanan katmanlı bir

okumak için tıklayınız

Hermetik Felsefede Cinsiyet İlkesinin Yaratıcı Süreçteki Anlamı ve Rolü

Hermetik Felsefenin Temelleri ve Cinsiyet İlkesi Hermetik felsefe, evrenin işleyişini anlamak için bir dizi evrensel ilkeye dayanan kadim bir öğreti sistemidir. Bu ilkeler, evrenin düzenini ve varoluşun dinamiklerini açıklamayı amaçlar. Yedi temel Hermetik ilke arasında yer alan Cinsiyet İlkesi, genellikle yanlış anlaşılan ve yüzeysel olarak fiziksel cinsiyete indirgenen bir kavramdır. Ancak bu ilke, fiziksel cinsiyetten

okumak için tıklayınız

Priamos’un Akhilleus’a Yakarışı: Düşmanlık ve İnsanlığın Ortak Zemini

Savaşın Gölgesinde Bir Baba: Priamos’un Cesaret ve Çaresizliği Priamos’un Akhilleus’un çadırına girişi, İlyada’nın 24. kitabında destanın en dokunaklı anlarından birini oluşturur. Troya’nın yaşlı kralı, oğlu Hektor’un cesedini geri almak için düşman kampına, Akhilleus’un huzuruna gider. Bu, yalnızca fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda derin bir duygusal ve manevi sınavdır. Priamos, bir kral olarak statüsünü bir

okumak için tıklayınız

Ayvalık’taki Sualtı Köprüsü: İnsanlığın Avrupa’ya Göçünde Yeni Bir Sayfa

Keşfin Temel Bulguları Ayvalık kıyılarında 2022 yılında başlayan ve 2025’te sonuçlanan arkeolojik kazılar, bölgenin Paleolitik dönemde insanlık tarihindeki kritik rolünü ortaya koydu. On farklı konumda toplam 138 taş alet bulundu; bu aletler, 200 kilometrekarelik bir alanda dağılmış durumda. Buluntular arasında el baltaları, yontma aletler ve Levallois tekniğiyle üretilmiş pullar öne çıkıyor. Bu pullar, Orta Paleolitik

okumak için tıklayınız

Platon’un Mağarası ile Sanatın Gerçeklik Arayışı

İnsan Algısının Sınırları Platon’un mağara alegorisi, insan algısının gerçekliği kavrama konusundaki sınırlamalarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Mağarada zincirlenmiş insanlar, yalnızca duvara yansıyan gölgeleri görür ve bu gölgeleri gerçeklik sanır. Bu durum, insan bilincinin duyusal bilgiye bağımlılığını ve bu bilginin yanıltıcı doğasını vurgular. Algı, çevreden gelen verileri filtreler ve yorumlar; ancak bu yorumlar, genellikle önyargılar,

okumak için tıklayınız