“Bir Başına” adlı öykü ? Nuray Bayındır

Henüz beş ay olmuştu üniversiteye başlayalı. Günler ne kadar da çabuk geçiyordu. Kaldığı öğrenci yurdunun penceresinden dışarıyı seyrederken bunu düşündü. Karşı karşıya kaldığı tehlikelerden habersizdi. Arsız bir rüzgar esti birden, üşüdü. Nedenini bilmeden kalbi hızlı, hızlı çarpmaya başladı. Yaşam ona nasıl sürprizler hazırlıyordu acaba?

Ana tarafından köken olarak Avrupalı ama kafa yapısıyla daha çok taşralıydı. Ne de olsa o da şu gariplikler ülkesinin bir garip insanıydı. Pencere kenarında öylece bir başına, korunmasız kendi iç ve dış aleminin arasında durup dinlenmeden mekik dokurken bir küçücük serçe kuşu uçtu karşıdaki evin bacasına kondu. Başını sağa, sola, bir daha sağa çevirdikten sonra ani bir kalkışla havalandı, kanatlarını hızlı, hızlı çırparak uzaklaştı. Kurşuni renge çalan gövdesi gökyüzünün öğle sonrası kendini salıvermiş soluk mavi esrikliği arasında ufacık bir nokta olup kayboluncaya kadar gözleriyle takip etti kuşu Nevin.

Birisinin?Neviiiiin, Neeeviiin?diye seslendiğini fark etti birden. Apar topar koşarak aşağıya inerken az daha ayakları merdivenlere fi tarihinde döşenmiş izlenimi veren ve eskilikten yer yer iplikleri dışarı fırlamış yün halıya takılıp düşecekti. Zar zor dengesini sağlayınca merdivenin başına oturdu. Okul arkadaşı Pervindi çağıran. Başını cilalı tahta korkuluklara dayayarak yanıt verdi.

?-Kim arıyor? Ayağım burkuldu aşağıya inemiyorum? Telefona sen cevap ver.?

?-Nermin halan arıyor? Burada olup olmadığını soruyor? Ne cevap vereyim??

?-Pazartesi önemli bir sınavım olduğunu söyle? Ders çalışmam gerekiyor? Sonra ben onları ararım.?

Gözleri minnoşu aradı. Bulamadı. Sonra birden bire Ortaköy kız yurduna ilk geldiği gündeki anısı belleğinde canlandı. Girişteki büroda yurda kayıt işlemlerini bitirdikten sonra dolap anahtarını alıp eşyalarını yerleştirmek için yukarı çıkmak istemişti. Merdivenin başında gözleri sinsi ve haince parlayan her an saldırmaya hazır gibi pusuda bekleyen minnoşa takılmıştı. Yavrularını doğurmaya hazır bu nedenle de tedirgin olan minnoş kendisine; ??hoş geldin, iyi ki de geldin?? diye bakacak değildi ya? Gayri ihtiyari gülümsedi. Böyle iri yarı bir kediyle ilk kez karşı karşıya geliyordu. O gün korkudan merdivenin altında öylesine kalakalmış en az bir on dakika birisinin yukarı çıkması için beklemişti.

?Herhalde dışarıda bahçenin bir kenarında yavrularıyla ilgileniyor olmalı minnoş? diye düşündü.

***
1973/74 öğrenim yılında kaydını yaptırdığı Boğaziçi Üniversitesinde Matematik bölümünde ön lisans okuyordu Nevin. İzmir Ulusal Kütüphanesinde ders çalışırken annesi postadan haberi alınca dayanamamış Kütüphaneye kızının yanına gelerek müjdeyi kendisi vermek istemişti. O gün evde bayram vardı. Bir iki hafta öyle bayram havasında geçmişti. Ön kayıtlar için belirli bir süre tanınmıştı bakanlık tarafından. Televizyon ikide bir anons ediyordu ama komşuları kendilerini uyarmasa az daha kayıt süresini kaçıracaklardı. Özcan eniştesi arabayla son sürat babasıyla birlikte kendisini hava alanına yetiştirmese belki de kaderi değişecek en azından o gün orada olmayacaktı.

Kayıt günü üniversitenin bahçesindeki insan kalabalığı arasında koşuştururlarken babasının düşünceli hali gözünden kaçmamıştı. Tedirgin olmakta haklıydı zavallı adam büyük bir şehirdi İstanbul. Kolay değildi kızı ilk kez yanlarından ayrılıyordu. Bir de şu gençler hiç hoşuna gitmemişti. Ellerini kollarını sallayarak karşılıklı İngilizce konuşmaları, kendileri gibi olmayanlara tepeden alaycı bakışları ürkütmüştü onu besbelli.

Evet o yıl Üniversitede ön lisans bölümünün açılışıyla birlikte okuldaki öğrenciler arasında dışarıdan bakılınca anında gözlenebilen sınıf farkı iyice ortaya çıkmıştı. Ön lisans bölümüne daha ziyade yoksul ya da orta halli Anadolu çocukları kayıt yapmıştı. Lisans bölümünde ise çoğunlukla İstanbul sosyetesinin burjuva çocukları okuyordu. Aralarındaki sosyal ve kültürel farklılıklar doğal bir şekilde davranışlarına da yansıyordu. İki farklı toplumsal sınıftan gençlerin ayni okulun çatısı altında bulunmaları -daha ziyade birinci kesimi oluşturanlar için geçerli olan- okula uyum sorunlarını da beraberinde getirecekti doğal olarak.

İstanbul?a gelir gelmez Beşiktaş?ta ucuz bir otel kiralamışlardı baba kız. İlk iki gün okula ve yurda kayıt işlemlerini tamamlamışlar sonra da rüyalarının şehri İstanbul?u turlamaya çıkmışlardı. Hayatında ilk kez önünde kuşlara yem attığı Sultan Ahmet Camiini gezmiş Boğaziçi köprüsüne çıkmıştı Nevin. Sonra bir kaç gün babası ile birlikte uzak yakın akrabaları ziyaret etmişlerdi. İşte şimdi de babasının dayısı tarafından hısım gelen daha yeni tanımaya çalıştığı Nermin halasının evine gidiyordu. Telaşlıydı. Hızlı, hızlı yürürken elinde olmadan evlerine doğru yol aldığı insanları düşündü. Bu insanlarda ona itici gelen bir şeyler vardı ama ne olduğunu bir türlü çıkaramıyordu. Kadının aşırı ilgisi mi? Yoksa Topkapı?da çorap dükkanı çalıştıran kocasının babasıyla dükkanına gittikleri gün kirpik altından süzerek kendisine kaçamak bakışı mı? Evdeki savrukluk ve aşırı kirlilik mi nedir? Bu aileden tedirgindi. Burnuna yapışık pis bir koku geliyordu her gelişinde. İlk kez babasıyla birlikte gelmiş ikincisinde babasının okulda kayıt kuyruğunda beklerken annesinin gariban haline bakıp da:

?İşte bu kızla samimi olabilirsin? dediği bir kız arkadaşı ile. Şimdi de bu üçüncüsüydü ve yalnızdı. Bu güne kadar da okul hariç evi dışında hiçbir yerde yatılı kalmamıştı.

***
Pervinin kendisi yerine cevap verdiği telefonundan sonra Nermin halası bir daha aramış ısrarla gelmesini hatta bu cumartesi onlarda kalmasını istemişti. ??Akşama misafirleri de gelecekti? Kendisini merak ediyorlardı? Mutlaka gelmeliydi??. Bu kez reddedememiş ama Pazar sabahı yurtta olmak kaydıyla, geleceğini söylemişti. İçinde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki adımları geri, geri gidiyordu. Tarla başında şehir içi dolmuşlarından inmişti az sonra ana caddeyi geçecek yaklaşık iki yüz metre ileride muhtemelen inşaat mafyaları tarafından ağaçlardan arındırılmış geniş çıplak bir arazi içinde tek, tük duran inşaatı henüz tam bitmemiş evlerden birine girecekti. Aksi gibi o gün de puslu, pis, ağır bir hava vardı . Gökyüzü kapkara bulutlarla kaplanmıştı. Uzaklardan bir köpek uluması duydu içi ürperdi.

-?İşte bir bu eksikti. O güzelim sıcacık yurdu bırakıp da bu saatte şu Allah?ın kırına niye gelirsin be kızım .? Diye kendi kendine söylenerek hızlı, hızlı yürürken gözleri kolundaki saati aradı. Pek de geç sayılmazdı. Saat beş buçuğa geliyordu ama, ona göre sanki akşam olmuştu. Adımlarını daha da sıklaştırdı.

Hislerinde yanılmamıştı. Evet evde garip bir hava esiyordu. İçeride geçen gelişinde tanıştığı evin büyük oğlu Mehmet ve tanımadığı genç bir kız daha vardı. Nermin kızı Mehmedin nişanlısı olarak tanıştırdı. Mustafa enişte (yani çorapçı) akşama misafirlerle gelecekti. Nevin gençlerle tam da gençliğin sorunları üzerine politik içerikli bir sohbete hazırlanırken Mehmet anlayışlı ama şimdi yeri değil der gibi acele bir el hareketiyle:

-?Yukarıyı, terası gördün mü Nevin? İstersen Meral ile birlikte çıkalım sohbete orada devam ederiz?. Dedi.

Mehmet?teki tuhaflığa bir anlam veremedi ??herhalde bana gizli bir şey söylemek istiyor?? diye düşündü ve hiç üsteletmeden :

-?Kız arkadaşımla geldiğimizde çıkmıştık ama olsun yine çıkarız? diye cevap verdi.

Önde Mehmet, arkasından Meral, onun arkasından da Nevin sırayla dar merdiveni tırmandılar. Tam Terasa varmışlardı ki elinde Nevinin ceketi ile Nermin arkadan yetişmişti.

-?Kızım hava soğuk sonra hasta olursun ? dedi.

Ceketi kendisine uzatırken halasının aynı anda yan gözle Mehmedi de kolladığını fark etti Nevin. İyice merak etmeye başlamıştı. Bu işte bir bit yeniği vardı ama?.. Nermin, iki katlı evin kendilerine maliyeti üzerine geniş teferruatlı bir anlatıma girişmişken daha fazla sabredemeyeceğini düşündü.

-?Akşama misafirler gelecek demiştin. Evde yeterince ekmek var mı hala?? diye sordu. Gerçekten de evde ekmek yoktu. Ve Nermin istemeye, istemeye beş dakikalığına gençleri baş başa bırakmak zorunda kaldı.

Mehmet dış merdivende ayak seslerinin iyice uzaklaşmasını bekledikten sonra konuya girdi.

???Sana önemli bir şey söyleyeceğim? Seninle ilgili??.

-?Benimle mi ilgili? Dedi Nevin, hayretini gizlemeyerek.

-?Evet seninle ilgili? Şimdi benim sözümü kesme. Sen iyi bir kızsın. İyi bir okulda da okuyorsun, ayrıca saf ve güzelsin. Buranın insanlarını tanımıyorsun? Şu Nermin halanın ne mal olduğunu biliyor musun? Akşama gelecek misafirler senin için geliyor.?

-?Benim için mi geliyor??Diye yine saf, saf sordu Nevin. Meseleyi tam kavrayamamıştı.

-?Evet senin için geliyor kızım. Geçen gün aralarında konuşurlarken duydum. İyi bir paraya pazarlayacaklar seni onlara. Sana acıdığım için uyarayım dedim?.

Başından kaynar suların döküldüğünü hissetmişti o an.

???Aman allahım nereye düştüm ben?? diye ince, keskin, ıslık gibi bir ses çıkmıştı ağzından. Hemen ceketini eline almış:

-?Hadi hemen çıkalım bu evden beni yurda kadar götür Mehmet?. Demişti telaşla.

Mehmet karşı çıkmıştı onun bu isteğine. Yüzü sapsarı kesilmişti onun da. Tedirgindi.

-?Olmaz, olamaz sonra benden bilirler. Hem aniden çekip gidişini neyle açıklayacaksın? En iyisi onları uyandırmadan oyalamak. Bu akşam salonda Meralle birlikte yatarsın. Sabah olunca onlar uyanmadan ben işe giderken seni kara yoluna kadar geçiririm. Gelenlere de fazla yüz vermezsin olur biter. Hem saat neredeyse dokuz oldu. Bu saatte dolmuş da bulamazsın yurda gitmek için. Ben buradayım korkma başına bir şey gelmez? demişti.

Mehmet?in uyarısı aklına yatmıştı Nevinin. Bu güne kadar dört duvar arasında insanların birbirlerine karşı çekinmeden oynadığı her türlü kirli oyunlardan ve dışarıdan pek kolayca görülmeyen sinsi tuzaklardan bihaber yaşamıştı. İnsanların birbirleri için iyilik yanında kötülük de düşünebileceklerine ihtimal bile vermezdi. Halbuki her sınıf ve katmandan farklı kültür ve geleneklerden gelen bin bir türlü insanın bir arada yaşadığı bu rüyalar şehri İstanbul?da yoksul kenar mahalle gençlerinin pek de yabancısı olmadığı bir gerçek daha vardı ki o da:

?İnsan insanın kurduydu?.

İşte şimdi kendi küçük ailesinin ??korumasından?? uzak şu koskoca dünya şehrinde bir başınaydı. Ve iki üç dakikadır duydukları onu serseme çevirmeye yetmiş de artmıştı bile. Sınırlı aile ilişkileri tarafından koşullanmış manevi dünyası biraz önce işittikleri ile tamamen altüst olmuştu. Ne yapacağını, neye karar vereceğini şaşırmıştı. Bu çocuğa da nereye kadar güvenebilirdi ki? Kendini belli ki lekelenmiş hissediyordu. Böyle bir şeyi nasıl onun için düşünebilirlerdi? Doğrusu o ne bu sistemi, ne de bu toplumu tanıyordu . Tanıma şansı da olmamıştı bu güne kadar. Hem nasıl tanısın? Kavanozda yetişmişti. Uzun süredir toplumu için, için kemiren şu bildik sosyal kültürel değerler yıkımından bihaber büyümüştü. Göğsü bir inip bir kalkıyor zorla kafese tıkılmış yaralı bir kuş gibi bir o yana, bir bu yana gidip geliyordu. İçinden: ?Ah şu yurda bir ulaşsam, arkadaşlara söyler, gösteririm ben onlara dünyanın kaç bucak olduğunu. Alçaklar! Anlamıştım zaten ben onların pek de iyi bir matah olmadıklarını. Ama şu an elimde söyleneni ispatlamak için de en ufak bir kanıt yok. En iyisi Mehmet?in dediğini yapmak?. Demiş ve çantasından o sıralar yeni okumaya başladığı Babel?in ??Sosyalizmin Alfabesi??kitabını çıkarmıştı. Kendisini bataklığa sürüklemeğe çalışan bu düşkünlere karşı elindeki tek silahtı o. Evet kitabı görünce devrimcilerle ilişkisi olduğunu anlayacak aşağılık emellerini kendisi üzerinde deneme fikrinden cayacaklardı. İşte tam o sırada kapı çalınmış çorapçıyla Nermin misafirleri ile birlikte cümbür cemaat dalmışlardı içeriye. ??Aşağılık ırz düşmanlarının?? ellerini sıkmak ona oldukça zor gelse de bu uğursuz evden kazasız belasız kurtulmak için bunu yapmaya mecburdu. Tanıştırma merasiminden sonra salonda misafirlerin oturduğu koltuklardan uzak bir köşeye çekilmiş ayaklarını dizlerinin altına alarak elindeki kitaba dalmış havası yaratmıştı. Sakin görüntüsünün altında iç dünyasında kopan fırtınalardan bir tek o haberdardı oysa. Oturduğu yer bile kendisine batıyordu. Çorapçı elindeki rakı şişesini yemek masasına koyarken:

-?Nevin senin için de bira açalım mı?? Diye sormuştu. Adamı terslememek için kendisini zor tutmuş ??yemeğe oturmayacağını ama sonradan bir çay alabileceğini söylemişti?? itiraz kabul etmeyen bir ses tonuyla. Mehmet gelenlerle samimi bir sohbete dalmıştı o ara. Misafirliğe gelenler biri kadın üç kişiydiler. Ortalıkta bir şeylerin ters gittiğini kadınca sezileriyle hisseden Nermin ortamı idare eder bir havayla:

-?Yeyenim Üniversitede okuyor. Matematik bölümünde. Öyle değil mi kızım?? Der demez gelen erkeklerden koyu esmer tenli, siyah saçlı, favorili, dalgalı saçları ensesine doğru inen ve ağzının iki yanından çenesine doğru özenle uzatılmış bıyıkları olanı kendisiyle konuşma fırsatını yakaladığından emin yavan, yavan sırıtarak:

-?Elindeki kitabı görünce sosyalizm bölümünde okuduğunu sanmıştım? demişti. Nevin tam da yetmişli yılların Türk filmlerinde rastlanan bir hazırcevaplıkla:

-?Okulumuzda öyle bir bölüm yok. Başka bir Üniversite?de de olacağını sanmıyorum. Siyasal Bilimler derseniz olur. Öyle bir bölüm bulabilirsiniz. Okuduğum kitaba gelince. Daha ziyade sol görüşlü insanların tercih edip okuyabileceği bir kitaptır. Devrimciler arasında özellikle devrimci gençliğin ilk el kitaplarından biridir. Ben ikinci kez okuyorum.? Diye karşılık vermiş sözlerini bitirirken??seninle bu kadar konuşma yeter?? der gibi de sert bir bakış fırlatmıştı. Ne yemeğe onlarla birlikte oturmuş ne de yemek sonrası iskambil oynaması için çorapçının davetine olumlu yanıt vermişti. Sadece limonlu bir çayla yetinmişti o gece. Nermin halanın:

-?Ah kızım, vah kızım olacak iş mi bu? Ben seni bu gün yemeğe davet etmiştim sen hiçbir şey yemiyorsun?. Sözleri de hiç bir işe yaramamıştı.

O an orada bulunan herkes üzerine, üzerine geliyordu sanki. Açlıktan da içi bulanıyor, midesi burkuluyordu. ??Evet kendisini hiç iyi hissetmiyordu. Bu gün hava çok kötüydü. Üşütmüş olabilirdi??. Yüzünün kızarıklığı sözlerini doğruluyor gibiydi ama o gün orada bulunanlardan hiç biri bunun üşütmekle pek alakasının olmadığını fark etmediği gibi hiç kimse de aslında on sekiz yaşındaki bir genç kızın tek başına yaşam mücadelesine atılışının şafağında tanımadığı bir dünyanın tanımadığı insanlarından yediği ilk insafsız darbenin dışa vuran kızıllığı olduğunu tabii ki anlamamıştı. Yurdun penceresinde gözlediği gri bulutların arasında kaybolan o küçücük kuş aklına geldi birden. Kendisi de şimdi o küçük kuş gibi değil miydi? Kendisi de zamanı gelince yuvadan uçmuş tanımadığı diyarlara yolculuğa çıkmıştı işte. Güçlü olmalıydı. Şimdi güçlü olmanın tam zamanıydı. Korkusunu asla dışarı vurmamalıydı. Aslında insanlardan korkmuyordu o onun asıl korkusu başına gelebilecek tehlikelere karşı hazırlıksız oluşuydu.
***
O gece önceden Mehmet ile kararlaştırdıkları gibi alt kattaki salonda bulunan bir divanın üzerinde Meral ile birlikte yattı Nevin. Gündüz terasa çıktıklarında Nermin yanlarındayken iki, üç dakikada anlatmıştı Meral ile ilişkisini Mehmet. İşin aslını sorarsa kızı kaçırmıştı. Götürecek yeri olmadığı için de mecburen buraya analığının yanına getirmişti. Kendisi bir ayakkabıcının yanında çıraklık yapıyordu. İş yerine yakın köhne bir otelde üç bekar arkadaşıyla birlikte bir odayı paylaşıyordu. Eve para getirmediği sürece babasının evinde kalması söz konusu bile olamazdı. Kızı ailesinden iki üç kez istemiş evi barkı olmadığı gerekçesi ile vermemişlerdi. Aslında kız Alevi idi.

-?Sen bilmezsin belki Aleviler kolay kolay sunilere kız vermezler? demişti Mehmet. Muhtemelen çok yakında kızın ailesi peşlerine düşecekti. Burada da fazla kalamazlardı ama bir çaresine bakacaklardı işte.

Alevi kız kendisine göre daha topluydu. Ensesine dökülen kalın siyah saçları vardı. Sessiz duruyordu. Kurbanlık koyun gibiydi duruşu. Bütün gece onun horultusunu dinledi. Uyumadan önce aralarında biraz konuştular. Meral de gelenleri pek beğenmemişti. Mehmet haklıydı. ?İyi ki bu gün biz buraya geldik. Yoksa sana bunlar ne oyun oynarlardı kim bilir?? Dedi. Uykuya dalmadan önce de:

-?Şayet uyuyamazsan beni uyandır. Uykum ağırdır iyice sallarsan uyanırım.? Diye tembihledi kendisini.

İçinden derin bir acıma hissi duydu bu kıza karşı Nevin. Kendi durumunu unutmuştu o ara. Meral ağır uykusunda koluna bacağına hakim olamıyor üzerlerine aldıkları tek ince pamuklu yorganı sağa, sola her dönüşünde altına çekiyordu. ?Evden kaçarken yaşadığı heyecan bir de ailesinden kopuşu kızı iyice yormuş olmalı herhalde? diye düşündü. Yavaşça yataktan kalkarak üzerine ceketini giydi salondaki üç kişilik koltuğun üzerine kıvrıldı.

***
Ertesi gün Mehmet?in sabah saat altıya kurduğu saat çalmadan uyanmış alt katta hazırlanmış onu bekliyordu. Önceki akşam bu güne kadar hiç yapmadığı şekilde üstünü başını değiştirmeden yatmıştı. Banyoya yüzünü yıkamaya bile girmemişti. Bir an önce bu iğrenç evden kendini dışarı atmayı düşünüyordu. Üst kattaki merdivenden ayak sesleri geldi. Mehmet?ti gelen o da hazırdı. Kapıyı yavaşça açarak dışarı çıktılar. Yolda Mehmet?e kendisini uyardığı için teşekkür etti.

-?Ne zaman istersen yurda beni görmeye gelebilirsin? dedi.

Yağmur sularının üst üste birikip küçücük göletler oluşturduğu toprak yoldan çıkıp evin karşısından kestirmeden oto yoluna açılan yere geldiler. Havada tarifi zor koyu bir ağırlık vardı. Her yer, her şey evler, evler gibi ağaçlar hatta evlerin pencerelerinde tespih gibi dizili duran saksılardaki çiçekler bile toprak rengine kesmişti. Üşümüyordu ama iliklerine kadar ürperdiğini hisseti birden. Büyük traktörlerin yer, yer derin yaralar açtığı tekerlek izlerinden belli olan geniş çamurlu arazide zıplaya, zıplaya yol alırlarken önden giden Mehmet birdenbire olduğu yerde durdu. Geri dönüp Nevine cepheden bakarak hızlı, hızlı konuşmaya başladı.

-?Şimdi sana söyleyeceklerimi iyi dinle ve sakın unutma. Hayatta kimseye güvenme. Babana bile. Bak benim babam beni okutmadı bile. Ben günlerce aç acına sokaklarda yattım eve gelmedim ne aradı, ne de sordu. Varı yoğu içki, kumar ve kadındır. Bana da güvenme. Ben senin büyüdüğün ortamda yetişmedim. Sağım solum hiç belli olmaz. Bizim buralarda saf dürüst insanlara enayi derler. Bir ara inşatta çalışırken devrimcilerle tanışmıştım. Bende biraz insanlık kaldıysa bu da onların sayesindedir. Yoksa mafyanın elinde yem olup gitmiştim çoktan. İş güç sahibi olmama yardımcı oldular. Kaç kere bunalıma girdiğim günlerde babamı bıçaklamayı bile düşünmüştüm onlar engel oldular. Sana yardım etti isem sırf onlara olan saygımdandır. Yoksa ben de seni kullanmayı düşünebilirdim çok rahat. En iyisi sen beni de bir daha ne ara, ne de sor hadi bana eyvallah?. Dedi ve sırtını dönüp seke, seke yürüyerek uzaklaştı.

Nevin dün akşamdan bu yana bu genç insanın kendisine söyledikleriyle aptallaşmış ne diyeceğini şaşırmış bir halde olduğu yerde bir süre çakılı kalmıştı. Ağzından yarım yamalak bir ?güle, güle? çıkmıştı o kadar. Yüzüne hızla ardı ardına çarpan yağmur damlacıkları uyarmasa belki de daha uzun bir süre yerinde öylece durabilirdi. Bir an için beyninin boşaldığını hissetmişti. Bu kadarı da fazlaydı artık. Yağmurun ıslaklığı, havanın serinliği ve rüzgarın sesi onu yeniden kendine getirmişti işte. Yaşam tüm gizemliliği, vahşeti, öğreticiliği ve sadeliğiyle karşısındaydı. Beş on adım ötede otobüs durakları görünüyordu. Bulunduğu noktadan hızla uzaklaştı. Beşiktaş otobüsü sabah işe giden işçilerle tıka basa dolmuştu bile…

Yazan: Nuray Bayındır

Nuray Bayındır Hakkında Bilgi
Nuray Bayındır,1955?de İzmir?de doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir?de bitiren yazar 1974 yılında İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Matematik bölümünde yüksek öğrenime başladı. Üniversite yıllarında devrimci gençlik mücadelesi içinde yer aldı.

Yazar, 1980 12 Eylül darbesinden sonra yurt dışına çıktı. 90?lı yılların başlarından itibaren, Toplumsal Kurtuluş ve daha sonra adı Semah olarak değiştirilen Zülfikar dergisi ve Anadolu?da Yaşam gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 1993?ten itibaren sırasıyla Özgür Gündem, Özgür Ülke, Yeni Politika ve Özgür Politika gazetelerinde gönüllü olarak çalıştı.

2002 yılında ??Adımlar Atılmazsa?? adını koyduğu röportajlar, 2004 yılında yayınlanan ??Yaşamdan Kesitler?? adlı öykü kitabı, 2009?da Çiviyazıları yayınlarınca yayınlanan ??Alevilik?? kitabı ve 2010 Mart ayında Belge yayınları tarafından ??Adımlar Atılmazsa?? 1-2 cilt olarak yayınlanan röportajlar kitapları var.

Yorum yapın

Daha fazla Öyküler
Makar Çudra adlı öykü ? Maksim Gorki

Kıyıya çarpan dalgaların şıpırtısından ve kıyı çalılarının hışırtısından doğan düşündürücü ezgiyi bozkıra yayarak, nemli soğuk bir rüzgâr esiyordu denizden. Kimi...

Kapat