“Can Dündar’ın Abim Deniz kitabı hâlâ çok satanlar listesinde yer verilmiyor”

İleri Haber’e konuşan Can Yayınları’nın sahibi Can Öz, Abim Deniz kitabına hâlâ çok satanlar listesinde yer verilmediğini söyledi. Gezi’nin kırılma olduğunu ve artık bu ülkede değişim olacaksa bunu başkasının değil halkın kendisinin yapacağını söyleyen Öz, AKP’nin baskılarının edebiyattaki etkisi ve yayınevinin politika değişikliğini de anlattı.

Son günlerde, Can Dündar’ın Deniz Gezmiş’i anlatan yeni kitabı Abim Deniz’in, hükümete yakın medya patronu Ethem Sancak’ın sahibi olduğu Kanal 360’taki tanıtım ve en çok satanlar listesinden çıkartılması ile gündeme gelen Can Yayınları’nın sahibi Can Öz ile yayıncılık, Can Yayınları’nın yeni yayıncılık politikası, Abim Deniz’in havuz medyasında sansürlenmesi ve Türkiye edebiyatı üzerine konuştuk. Gezi’nin Türkiye için bir kırılma noktası olduğunu söyleyen Öz, “En büyük amacım, Can Yayınevi’nin Türkiye’de ne olursa olsun Erdal Öz’ün Can Yayınevi olarak kalması” diyor.

“GÖREVİ BABAMDAN DEVRALDIM, SORUMLULUK BÜYÜK”

Can Yayınları’nın yılın başından itibaren beyaz kapak dönemini kapatıp yeni kapak tasarımlarıyla karşımıza çıkması ve düşünce kitapları adı altında düşün dizileri yayımlamasıyla göze çarpan yeni yayın politikasını biraz açabilir misiniz? Yayın politikasınızda yaşanan değişiklikler neler?

Biliyoruz ki Can Yayınevi, Türkiye için çok değerli bir yayınevi, örneğin Türkiye edebiyat yayıncılığında Can Yayınevi’nin olmadığı bir ortam eksiktir biraz ve bu görevi devam ettirmek bu sorumluluk gerektiriyor. Bu görevi Türkiye’nin en değerli editörlerinden, en değerli yazarlarından birinden devraldım: Babam Erdal Öz’den. Bu, büyük bir sorumluluk. Bu sorumluluğun şiddetli baskısıyla uzun süre kimseyi üzmeden, kimseyi kırmadan dışarıdan baktığımda olması gerekeceği gibi yönetmeye gayret ettim işi. Başlangıçta neler olacak diye şüphelerimiz de vardı tabii. Sonra Türkiye bugün düştüğü buhran tablosuna düştü. AKP döneminin sonucu olan toplumsal ve politik olarak kaotik, finansal ve sermaye yapısı olarak da kaotik, geleceği belirsiz tabloyu yaşadık.

“GEZİ DİRENİŞİ KIRILMA NOKTASI OLDU”

Bu tablonun içindeki kırılma noktası da benim için Gezi Direnişi oldu. Aslında çok sayıda insan çok şiddetli bir şekilde hissetti ki ülkenin geleceği huzurlu bir yapıda olacaksa bu, bizim sayemizde olacak, yani kimse bize huzuru teslim etmeyecek. Bizim gerçekten işimizi, gücümüzü, meşgalelerimizi bırakıp bunla faal olarak ilgilenmemiz gerek, kendi kendine olmayacak çünkü bu iş. Bu da bana yayınevi ile ilgili şunu fark ettirdi: Yanlış olduğunu düşündüğüm şeyleri düzeltmeden, yayınevini geleceğe taşıma şansım yok. Kimse kızmasın, kimse bozulmasın diyerek hareket etme şansım yok; bu yayınevinin güçlü ve sağlam olması gerekiyor. Gerekiyor ki siyasilerden çok tepki görecek düşünce dizisini de, tepki görecek yazarların kitaplarını da havuz medyalarının vb tepki göstereceği yazarların kitaplarını da yayımlayacak gücü kendinde bulsun. Çünkü bizim bir sermaye desteğimiz yok, aile olarak da aristokrat, zengin bir aile değiliz, işte bu işi yapıyoruz, bu kadar. Başka bir şey yok.

Kapaklar gerçekten kitabın okuyucuya ulaşması için çok önemlidir. Yaptığım bir araştırmada şu çıktı ortaya: Can Yayınları okurları hem istikrarlı hem de çağın gerisinde. Aslında bu ikisi aynı anlama da geliyor bir bakıma. Çünkü istikrar demek çağa yetişmemek de demek bir anlamda. Aynı şeyi yapmaya devam etmek anlamında. Ama bunu, hem istikrarlı olarak hem de çağın gerisinde kalmadan nasıl yönetirim diye de 5-6 yıldır kafa patlatıyorum. Okurlarla da iletişim içindeyiz.

“BEYAZ KAPAKLARIN DEĞİŞİMİ FEDAKÂRLIK”

Mektuplar geliyor, yazarlarla okurlar iletişim içinde vb. Ciddi bir birikim oluştu ne yapmamıza dair ve şunu gördüm ben: Beyaz kapaklar, yeni nesil okurları -ki Türkiye okurunun yarısıdır- korkutuyor ve kaçırıyor. Beyaz kapaklar okurları korkutsun, kaçırsın, varsın olsun deme lüksüm yok çünkü amacımız zaten bu yazarları bu okurlara okutmak. Bir yazarın takipçisi olan kişileri o yazara ulaştıramama gibi bir lüksüm yok benim. Dolayısıyla bunu da beyaz kapakla yapamadığımı gördüm. Bir taraftan değişim yaratırken bir taraftan da bir fedakarlık yapıyorsunuz. Çünkü beyaz kapaklar yayınevinin fiyakasını işin doğrusu çok arttırıyor. Yani Can Yayınları Türkiye’de en iyi bilinen, en çok fark edilen yayınevi, beyaz kapaklar sayesinde. Yeni kapaklar sayesinde ise Can yayınevi, kapakları ile en iyi tanınan yayınevi olmayacak bir yirmi sene sonra ve daha az insan Can Yayınları’nı önemsiyor olacak, bu bir fedakarlık ancak bunun karşısına yayımladığım yazarların mutluluğunu alıyorum. Yeni kapaklarla yazarların kendi isimleri ve kurumlarına uygun bir kimlik oluşturuyorsunuz. Bugün bazı yazarların yeni kitabının kapaklarını gördüyseniz o yazarın hangi yazar olduğunu direkt anlarsınız. Söz gelimi İhsan Oktay Anar. Uzaktan gördüğünüzde bir çağrışım yaratır çünkü bir kurumsal kimlik yaratılmıştır. Bunu her yazar için yapmak gerekir. Bu zaman alacak bir iş. Eğer iyi bir iş çıkarmışsak örneğin bir beş sonra okurlar kapağı gördüğünde yayınevini tanımasınlar ama yazarı tanısınlar.

Yazarın kalıcılığı daha mühim zaten ve yazar da daha mutlu oluyor. Bu süre içinde Can Yayınevi ile çalışan yazarlar çok daha fazla memnunlar okurla kurdukları ilişkilerden. Bir taraftan beyaz kapakların artık olmamasından kaynaklı içi burulan yazarlar da var hatta benim de içim çok buruluyor fakat sonuç olarak yazarın çok daha fazla okura ulaştığı, kendi okuruyla daha sıkı buluştuğu bir durum var ortada ve bunun olması gerekiyor zaten. Can Yayınevi Türkiye’nin bu kadar belirsiz olduğu, yayıncılığın bu kadar zor olduğu bir dönemde yüzde elli yedi büyüdü.

Bu, kozmetik bir değişim değil özetle, varoluş mücadelesi ve başarılı olmuş bir atılım.

“CAN DÜNDAR KİTABİ HÂLÂ LİSTELERDE YOK”

Gelelim bugünlerde çokça konuşulan meseleye. Can Dündar’ın son kitabı, Deniz Gezmiş’i anlatan Abim Deniz, hükümete yakın Kanal 360 kanalındaki tanıtımlarda ve en çok satan kitaplar listesinde, en çok satan kitap olmasına karşın yer almadı. Kitaba apaçık bir sansür uygulandı. Bu konu hakkında kitabı basan yayınevinin sahibi olarak neler söylemek istersiniz?

Abim Deniz çıktıktan sonra Kanal 360’ın kitap tanıtımlarında ve en çok satan kitaplar listesinde ben kitabı göremedim. Oysa en çok satanlar listesinde birinciydi Can Dündar’ın Abim Deniz kitabı ve en çok satanlar listesinde birinci olmak demek, o kitabın açık ara bütün listelerde diğer kitaplara fark atması demektir. Böyle olunca yayınevindeki arkadaşları aradım ve liste ya güncel değil ya bir hata var, soruşturabilir misiniz durumu dedim. Arkadaşlar aradılar, karşı taraftan listeler yenilenmiş, kitap yeni çıktığı için atlanmış gibi bir bilgi geldi bize. Bir hafta daha geçti. Kitap çıkalı iki hafta oldu; bu yanlışlık rahatsız edici olmaya başladı, bu yanlışı düzeltsinler dedim arkadaşlarıma. Üç hafta geçtiğinde yine kitap tanıtımlarını ve listeyi izledim ve kitabın hala listeye girmemiş olduğunu görünce bu işte bir bit yeniği olduğunu anladım ve kendim soruşturmaya başladım durumu. Soruşturunca olayı, kitabın listeye bilerek sokulmadığını ve sokulmayacağını öğrenince duydum; duyar duymaz da her şeyi ayrıntısıyla, hiç sakınmadan sosyal medyada paylaştım. Hala listelerde yok kitabımız ama bu durumda bence en önemli olan: yapılanlara ses çıkartılmayacağı zannının yıkılmasıdır, çok da sessiz sessiz yapılamaz bu işler.

Bir de şunu söylemek gerekiyor: Kanal 360’ın Can Dündar’a olan ihtiyacı, Can Dündar’ın Kanal 360’a olan ihtiyacından çok daha fazladır bence. Ancak bu majör ve hayatını değiştirecek bir olay değil Can Dündar’ın. Durumun normalleşmemesi için tepki gösteriyoruz elbette.

“AKP BASKISI KİMLİĞİ GÜÇLÜ BİR EDEBİYAT AKIMI YARATTI

Türkiye edebiyatı gerçekten çok önemli, dünya edebiyatında önemli bir yer teşkil eden bir edebiyat bence. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Türkiye edebiyatı gerçekten çok çok önemli, olağanüstü bir edebiyat. Çok büyük, çok önemli kalemler, çok güçlü karakterli insanlar barındırıyor. Müthiş bir dünya. Özellikle 2010’dan beri iyice geliştiğini ve büyüdüğünü görüyoruz. Yeni bir kuşak var ortada. Hakan Günday, Ece Temelkuran, Emrah Serbes, Barış Bıçakçı gibi daha pek çok yazar var. Hem Türk Edebiyatı geleneğine hakim hem de kendi geleneğini yaratan bir kuşak var. Önümüzdeki 10 yılın çok önemli edebiyatçıları bugün aramızdalar ve yazıyorlar; ileride efsane olacak isimlerle aynı havayı soluyoruz ve müthiş bir şey bu. Çok parlak bir dönemden geçiyoruz bence, önümüzdeki yıllarda bunu daha da iyi göreceğiz. Herkesin içinde çok gerçek bir ateş var. Nasıl zamanında Güney Amerika’da büyülü gerçekçilik akımı çıktıysa, nasıl ki İran’dan edebiyat, sinema başyapıtları çıktıysa, AKP’nin politikaları da Türkiye’de müthiş bir edebiyat akımı yarattı, kimliği güçlü bir edebiyat akımı yarattı, bu açıdan müteşekkiriz.

“GEZİ CAN YAYINLARI’NIN AORTUNA KADAR İŞLEDİ”

Edebiyatın Gezi’deki rolü diye bir şeyden bahsedebilir miyiz sizce? Çünkü Gezi’de sokaklarda inanılmaz bir sanat, genç bir sanat gördük.

Edebiyatın, Gezi üzerindeki rolü için bir şey söyleyemeyeceğim, Gezi belki de bundan yıllar sonrasında tam olarak anlaşılabilecek bir şey fakat Gezi’nin edebiyat üzerinde etkisi oldu bence. Gezi’nin “sonra”ya etkisi çok büyük bence. Örneğin Can Yayınları için konuşacak olursak Gezi’nin Can Yayınları’nın aortuna kadar işlemiş bir etkisi oldu diyebiliriz. Çevremde de görüyorum ben, Gezi insanların ruh hallerini, geleceğe bakışlarını, geçmişe bakışlarını, şehre bakışlarını, her şeyi baştan ayağa değiştirdi. Çok etkili oldu. Gezi’nin hiç olmadığı bir Türkiye bundan yirmi sene sonra nasıl bir Türkiye olurdu bunu bilmek ve Gezi’den sonraki Türkiye ile karşılaştırmak isterdim anlamak açısından. Gezi’den sonra çok daha parlak, çok daha ışıklı sanatçılar çıkmasına vesile olacak Gezi. Gezi sürecinde de gördük, müthiş sanatçılar vardı orada çünkü. Ben gelecekten umutluyum. Çünkü bu siyasi akım devleti yönetme fırsatını ele geçirdi ve o fırsatı kullanamadı. Beceremedi, devleti yönetemediler. Devlet her kurumuyla darmadağın olmuş durumda. Türkiye’de önceden bir devlet vardı ve bu devletin yanında bir de bize sunulandan farklı bir derin devlet vardı. Bu bir öbekti. Fakat şimdi görüyoruz ki devletin tamamı bir derin devlete dönüşmüş durumda. Her pozisyona yeteneksiz, vasıfsız adamları atıyorlar. Devleti yönetme fırsatını kaçırdılar, başarısız oldular, oysa bu, büyük bir fırsattı.

Yayınevi ile ilgili olarak genel anlamda bundan sonra neler planlıyorsunuz?

Her şeyi söyleyemem tabii size, rekabet büyük çünkü (gülüyor). Öncelikle Türk yazarlara daha çok sahip çıkan bir yayınevi olmaya gayret edeceğiz, bunu sürdüreceğiz. Düşünce kitaplarına önem vereceğiz, düşünce dizileri yayınlayacağız. Ancak özetle benim en büyük amacım bu yayınevinin, Türkiye’de ne olursa olsun, nasıl bir kırılma yaşanırsa yaşansın Erdal Öz’ün Can Yayınevi olarak kalması. Bundan 30 sene sonra da aynı sorumluluğu, aynı misyonu taşıması. Neoliberal piyasaya tamamen teslim olmasını hiç istemeyiz, bunun için de yayınevinin çok sağlam tutmak gerekiyor.

Röportaj: Ezgi Tanrıkulu
http://ilerihaber.org/, 23-12-2014

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Özdemir İnce’nin Yannis Ritsos ile söyleşisi “bir ozan sadece yapmayı düşündüğünü yaparsa başarıya ulaşmış sayılmaz, yapmayı düşündüğünü aşmalıdır.”

1965 ya da 1966 yıllarından birindeydi, Kemal Özer'den bir mektup aldım. Paris'teydim. Attila Tokatlı ona bir yunan ozanından söz etmiş,...

Kapat