Kategori: George Orwell

In the novel 1984, why does a totalitarian regime not only eliminate its enemy but also seek to convince them of its own righteousness?

George Orwell’s novel 1984 is one of the most comprehensive literary texts demonstrating that totalitarian power operates not only through physical force but also by transforming the subject’s consciousness. In the novel, power does not merely eliminate its enemy; it aims to sincerely convince them of its own righteousness. This

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell 1984: Totaliter bir yönetim, dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullanır?

Bu video, George Orwell’in 1984 romanında totaliter bir yönetimin dili bir tahakküm aracı olarak nasıl kullandığını derinlemesine analiz etmektedir. İktidarın Newspeak (Yeni Konuş) aracılığıyla kelime dağarcığını bilinçli bir şekilde daraltarak aykırı düşünceleri imkansız kılmayı ve muhalefeti henüz oluşmadan engellemeyi hedeflediği vurgulanmaktadır. Kaynak, dilin sadece bir iletişim vasıtası olmadığını, aynı zamanda insan zihninin ve gerçeklik algısının sınırlarını belirleyen ideolojik bir silah

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell’in 1984 Romanında İktidarın Dil İnşası

George Orwell’in 1984 adlı romanı, modern iktidarın yalnızca bedenler ve davranışlar üzerinde değil, düşüncenin maddi zemini olan dil üzerinde kurduğu tahakkümü görünür kılan en güçlü edebî metinlerden biridir. Romanda totaliter rejim, iktidarını sürdürülebilir kılmak için şiddet ve gözetimin ötesine geçerek, düşüncenin imkân koşullarını ortadan kaldırmayı hedefler. Bu stratejinin merkezinde, Parti

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell’in 1984’ü: İktidar Neden Sevgi İster? (VİDEO)

Bu VİDEO, George Orwell’in 1984 adlı romanındaki iktidar mekanizmalarını felsefi, psikopolitik ve epistemolojik açılardan derinlemesine incelemektedir. Okyanusya rejiminin neden yalnızca fiziksel boyun eğmeyle yetinmeyip bireyin zihinsel ve duygusal teslimiyetini de arzuladığı, Arendt, Foucault ve Lacan gibi düşünürlerin teorileriyle açıklanmaktadır. Videoya göre otorite, hakikati yeniden üreterek ve “çiftdüşün” gibi yöntemlerle öznenin iç dünyasını ele geçirip her türlü

OKUMAK İÇİN TIKLA

1984 romanında “Büyük Birader’i sevmek” neden totaliter iktidar için salt itaattan daha değerlidir?

George Orwell’in 1984 romanı, totaliter iktidarın yalnızca davranışları değil, bilinci, arzuyu ve duygulanımı da denetim altına alma iddiasını çarpıcı biçimde görünür kılar. Romanın finalinde Winston Smith’in “Büyük Birader’i sevmesi”, anlatının dramatik doruk noktasıdır. Bu sahne, iktidarın amacının yalnızca itaat değil, içselleştirilmiş bir sadakat ve sevgi üretmek olduğunu açıkça ortaya koyar.

OKUMAK İÇİN TIKLA

1984 romanında O’Brien’ın “iki artı iki beş eder” ısrarı, mantığın inkârı mı, yoksa mantığın iktidar tarafından yeniden tanımlanması mı?

George Orwell’in 1984 romanında O’Brien’ın Winston’a zorla kabul ettirmeye çalıştığı “iki artı iki beş eder” önermesi, modern edebiyatta totaliter iktidarın epistemolojik boyutunu en çarpıcı biçimde görünür kılan sahnelerden biridir. Bu sahne sıklıkla mantığın, aklın ve nesnel gerçekliğin inkârı olarak yorumlanır. Ancak daha dikkatli bir okuma, burada söz konusu olanın mantığın

OKUMAK İÇİN TIKLA

İstisna Hâlinin Sürekliliği: Agamben’in Siyasal Teorisi Işığında 1984 Romanında Egemenlik, Hukuk ve Yaşam

George Orwell’in 1984 adlı romanı, modern totalitarizmin yalnızca baskıcı bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda hukukun askıya alındığı ve bu askıya almanın kalıcılaştığı bir siyasal düzen olduğunu gösterir. Giorgio Agamben’in “istisna hâli” teorisi, bu düzeni kavramsallaştırmak için güçlü bir çerçeve sunar. Agamben’e göre modern egemenlik, hukuku askıya alma yetkisi üzerinden

OKUMAK İÇİN TIKLA

Nietzsche–Arendt Ekseninde 1984 Romanı: Nihilizm, Hakikatin İmhası ve Total Tahakküm

Bu çalışma, George Orwell’ın 1984 romanını Friedrich Nietzsche ve Hannah Arendt’in siyasal-felsefi kavramları ekseninde ele alır. Nietzsche’nin modern nihilizm, sürü ahlakı ve hakikatin yorumsallığına ilişkin eleştirileri ile Arendt’in totalitarizm, ideoloji, gerçeklik yitimi ve düşüncesizliğe dayalı kötülük analizleri birlikte okunur. Temel sav, 1984’ün Nietzscheci nihilizmin Arendtçi totalitarizm biçiminde tarihsel ve kurumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dijital Gözetim Çağında 1984: Distopya mı, Kısmen Gerçekleşmiş Bir Kehanet mi?

George Orwell’in 1984 (1948-1949) adlı romanı, yayımlandığı dönemde totaliter rejimlerin aşırılaştırılmış bir eleştirisi olarak okunmuştur. Ancak dijital teknolojilerin, büyük veri analitiğinin ve algoritmik gözetim pratiklerinin yaygınlaştığı 21. yüzyılda eser, salt bir distopya olmaktan çıkarak güncel politik ve toplumsal yapılarla yeniden ilişkilendirilmektedir. Bu bağlamda temel soru şudur: 1984, hâlâ geleceğe dair

OKUMAK İÇİN TIKLA

1984 Romanında Totaliter İktidar Neden Düşmanını Yok Etmekle Yetinmez, Onu Haklı Olduğuna İnandırmak İster?

George Orwell’in 1984 romanı, totaliter iktidarın yalnızca fiziksel zor yoluyla değil, öznenin bilinç yapısını dönüştürerek işlediğini gösteren en kapsamlı edebi metinlerden biridir. Romanda iktidar, düşmanını ortadan kaldırmakla yetinmez; onu kendi haklılığına içtenlikle inandırmayı amaçlar. Bu tercih, rastlantısal ya da sadistik bir aşırılık değil, totaliter iktidarın ontolojik ve epistemolojik doğasından kaynaklanan

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell’in 1984 romanında proleterlerin Tehlikesizliği: Bilinçsizlik, İdeolojik İhmal ve İşlevsel Pasifikasyon

George Orwell’in 1984 romanında Okyanusya toplumunun büyük çoğunluğunu oluşturan proleterler (yaklaşık nüfusun %85’i), ilk bakışta sayısal güçleri nedeniyle rejim için potansiyel bir tehdit gibi görünür. Winston Smith’in “Eğer umut varsa, prolelerdedir” düşüncesi de bu sezgiyi besler (Orwell, 1948-49). Ancak romanın bütününe bakıldığında, proleterlerin sistem tarafından baskı altına alınan değil, bilinçli

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell’in 1984 Romanında Direnişin İmkânı: Özgürleşme mi, İktidarın Senaryosu mu?

George Orwell’in 1984 romanı, yalnızca totaliter bir rejimin betimlemesi değil; aynı zamanda iktidar, hakikat ve özne arasındaki ilişkinin en radikal sorgulamalarından biridir. Romanın merkezindeki temel sorulardan biri şudur: Bu düzende gerçek bir direniş mümkün müdür, yoksa direniş fikrinin kendisi bile iktidarın önceden kurguladığı bir yanılsama mıdır? Winston Smith’in bireysel başkaldırısı,

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell’in 1984 romanı neden devrimci bir umutla değil, mutlak teslimiyetle sona erer?

Mutlak İktidarın Mantığı: 1984’te Umudun İmkânsızlığı George Orwell’in 1984 romanı, klasik distopya geleneğinden belirgin biçimde ayrılarak okurunu devrimci bir umutla değil, mutlak teslimiyetle baş başa bırakır. Winston Smith’in hikâyesi, bireysel direnişin kahramanlaşmasıyla değil, öznenin ideolojik olarak yeniden inşasıyla sonlanır. Bu tercih, yalnızca anlatısal bir karamsarlık değil; Orwell’in totaliter iktidarın doğasına

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell’in 1984 romanında hakikatin sürekli yeniden yazılması, bireysel hafızayı nasıl politik bir suç haline getirir?

Hakikatin Yeniden Yazımı ve Bireysel Hafızanın Suçlaştırılması: 1984’te Politik Epistemoloji George Orwell’in 1984 romanı, totaliter iktidarın yalnızca siyasal alanı değil, bilginin üretimini, geçmişin anlamlandırılmasını ve bireyin hafıza kapasitesini de kuşattığı bir evren sunar. Okyanusya rejiminde hakikat, nesnel bir gerçeklik olmaktan çıkarak iktidarın anlık ihtiyaçlarına göre sürekli yeniden inşa edilen bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

George Orwell’in 1984 romanında iktidar neden yalnızca itaat talep etmekle yetinmez; neden öznenin “gerçeği sevmesini” ister?

Öznenin “Gerçeği Sevmesi” Talebinin Epistemolojik ve Psikopolitik Temelleri George Orwell’in 1984 romanında iktidar, klasik otoriter rejimlerin ötesine geçen radikal bir tahakküm biçimi sergiler. Okyanusya rejimi, bireylerden yalnızca davranışsal itaat beklemez; öznenin ne düşündüğünü, neye inandığını ve nihayetinde “gerçek” olarak neyi sevdiğini denetim altına almayı amaçlar. Bu durum, romanda sıkça vurgulanan

OKUMAK İÇİN TIKLA

“Zeki bir insana en büyük işkence, cahillerin tercih ettiği düzende yaşamaktır.”ile Orwel ne demek istemiş olabilir ?

George Orwell’a atfedilen bu sözü düşünüyorum ve birkaç açıdan sorunlu buluyorum. Gelin anlatayım. Çok yerinde bir sorgulama 🌱 Orwell’e atfedilen bu söz, ilk bakışta zekâyı ayrıcalıklı bir “üst erdem” gibi konumlandırıyor. Ama burada birkaç problem var: Söz, zekâ ve cehaleti katı bir ikilik gibi sunuyor. 2.  Zekânın Yüceltilmesi (Narsistik Ton)

OKUMAK İÇİN TIKLA

Does George Orwell’s imposition of “2+2=5” in his novel 1984 show that truth can be manipulated? Is reality determined by power?

The dogma of “2+2=5” in George Orwell’s novel 1984 raises a profound philosophical question about how truth can be reconstructed by the discourse of power. This statement is not only the propaganda of a totalitarian regime, but also leads us to question fundamental philosophical issues such as epistemological reality, the

OKUMAK İÇİN TIKLA