Kategori: Politik Psikoloji

Kimlik Çözülmesinin Doğası ve Anna Wulf’un İç Dünyası

Anna Wulf’un Altın Defter’deki kimlik çözülmesi, bireysel ve toplumsal roller arasındaki çatışmanın bir yansıması olarak ortaya çıkar. Wulf, bir yazar, anne, sevgili ve politik aktivist olarak farklı kimlikler arasında sıkışmıştır. Bu çoklu roller, onun benlik algısını parçalara ayırır ve içsel bir kaos yaratır. Psikolojik açıdan, bu durum, bireyin kendi varoluşsal anlamını sorgulamasıyla ilişkilidir. Wulf’un defterleri,

okumak için tıklayınız

“Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.” Hala işe yarıyor mu ? Joseph Goebbels

Hitler’in propaganda sorumlusu Goebbels’in bu korkutucu cümlesi, sadece bir tarihsel alıntı değil, günümüzde de medya, siyaset ve dijital kültür içinde hâlâ yankılarını bulduğumuz bir propaganda stratejisinin özüdür. Ne demek bu? Bu söz, insanların düşünmesini engellemek ve onları sürekli duygusal, tepkisel, kontrolsüz hâlde tutmak anlamına gelir. Soğuyan, düşünen, sorgulayan bir zihin manipülasyona karşı daha dirençlidir. Oysa

okumak için tıklayınız

İncelenmiş Bir Hayat: Kapitalist Düzende Ruhsal Uyanışa Çağrı

James Hollis’in “Hayatın İkinci Yarısı” üzerine söyledikleri “İncelenmiş bir yaşam sürülmeye değerdir.”Ama Sokrates’in bu çağrısı, bugün kimin için geçerli? Hangi sınıfın, hangi bedenin, hangi meslek grubunun hayatını inceleme lüksü var? Jungcu analist Dr. James Hollis, “hayatın ikinci yarısında” büyüme çağrısı yaparken, bireyin kendi geçmişiyle yüzleşmesi ve içsel bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini söylüyor. Ancak

okumak için tıklayınız

Kriz Zamanlarında Ruhsal Yönelim ve Direniş: James Hollis’in Uyarıları Üzerine Bir Yorum

(James Hollis’in “Living Between Worlds” başlıklı röportajından esinle) İçinde yaşadığımız dünya—bireyin kendine ve kolektif ruhsal sağlığa dair sorularını kapitalizmin tüketim döngüsünde ezip geçen bir makineye dönüştü. Tarihin sonu olarak sunulan neoliberal ütopya, yerini küresel eşitsizliklere, ruhsal çöküntülere ve sürekli ertelenmiş anlam krizlerine bıraktı. Dr. James Hollis’in “Dünyalar Arasında Yaşamak” adlı kitabı ve onun düşünsel çerçevesi,

okumak için tıklayınız

İnsan Doğasındaki Zaaflar ve Toplumsal Ahlaki Yozlaşma Bir Araya Geldiğinde Ne Olur?

İnsanlık tarihi boyunca, bireysel zaaflarımız ve içinde yaşadığımız toplumun ahlaki yozlaşması sıkça kesişen, birbirini besleyen ve yıkıcı sonuçlar doğuran iki güçlü dinamik olmuştur. Bu iki unsur bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo, sadece edebiyat ve felsefe metinlerinde değil, tarihin kanlı sayfalarında ve günümüzün en derin toplumsal sorunlarında da kendini gösterir. Bireysel Zaafların Toplumsal Etkisi İnsan doğası, kusurlardan azade değildir. Hırs,

okumak için tıklayınız

Suçluları Cezalandırmak mı, Suça Yol Açan Koşulları Değiştirmek mi? Değişmeyen Sorular

Toplum olarak suçla nasıl başa çıkmalıyız? Bu, yüzyıllardır insanlığın zihnini meşgul eden, kolay cevabı olmayan bir soru. Bir yanda suçluların cezalandırılması ve adaletin tecellisi arayışı varken, diğer yanda suçun kökenindeki koşulların anlaşılması ve değiştirilmesi gerekliliği yatıyor. Bu iki yaklaşım, çoğu zaman birbiriyle çelişiyor gibi görünse de, aslında birbirini tamamlayıcı bir diyalog içinde ele alınmalıdır. Cezalandırma: Adalet, Caydırıcılık ve Güvenlik

okumak için tıklayınız

Okuryazarlık ve Kültürel Homojenleşme: Medeniyet mi Geldi, Kayıp mı Yaşadık?

“Medeniyet” kelimesi genellikle ilerleme, gelişim ve aydınlanma ile eş anlamlı kullanılır. Okuryazarlık, modernleşmenin ve medenileşmenin en temel göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Ancak bu madalyonun diğer yüzü var: Okuryazarlığın yaygınlaşması, aynı zamanda kültürel homojenleşmeye yol açarak, paha biçilmez bir çeşitliliği de yok ediyor olabilir mi? Bu süreçle birlikte gerçekten “geliştik” mi, yoksa önemli bir “kayıp” mı yaşadık?

okumak için tıklayınız

Artan Sağlık Harcamaları Gerçekten Refahın İşareti mi?

“Sağlık harcaması” kalemlerinin sürekli artması, genellikle bir ülkenin veya toplumun refah seviyesinin yükseldiğine dair bir işaret olarak yorumlanır. Mantık basittir: İnsanlar daha çok sağlık hizmeti alabiliyor, daha gelişmiş tedavilere erişebiliyor. Ancak bu artış, gerçekten de bir toplumun sağlıklı ve refah içinde olduğunun kesin bir kanıtı mıdır? Yoksa bu rakamların ardında, aslında daha derinleşimli sorunlar mı yatıyor? Sağlık Harcaması: Bir

okumak için tıklayınız

Köydeki Refah Düzeyi Mi ? Şehirdeki Sefalet Mi ?: Kalkınma Mitinin Karanlık Yüzü

“Şehirde yaşamak refahtır, köyde kalmak geri kalmışlıktır” klişesi, kalkınma ideolojisinin en güçlü dayanaklarından biridir. Ancak bu söylem, özellikle Charles Eisenstein gibi eleştirel düşünürlerin altını çizdiği gibi, önemli bir yanılgıyı gizler: Geleneksel köy yaşamındaki gerçek refah düzeyini ve şehre göçle birlikte yaşanan derin sefaleti. Sayıların Aldatıcılığı: GSYİH Artarken Neler Kayboluyor? Batılı kalkınma modelleri, refahı genellikle kişi başına düşen gelir (GSYİH) gibi

okumak için tıklayınız

Sömürü ve Tahakküm Neden Hala Var? İnsan Doğası, Sistemler ve İdeolojiler Üzerine Bir Sorgulama

“Gelişmiş” toplumlar inşa etme iddiamıza rağmen, başkalarını sömürmek ve onlara hükmetmek gibi davranışlar neden hala tüm dünyada, hayatımızın her alanında varlığını sürdürüyor? Bu soru, insanlık tarihi kadar eski, ancak modern dünyada bile cevabı muğlaklığını koruyor. Bu karmaşık olgunun kökenlerine inmek için psikoloji, sosyoloji ve ekonomi gibi farklı disiplinlerin bakış açılarını birleştirmemiz gerekiyor. 1. İnsan Doğasının Karanlık Yüzü

okumak için tıklayınız

Batı Hayranlığının Psikodinamiği Mi ? : Türkiye Üzerine Psikanalitik Bir Bakış

Türkiye gibi Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesişim noktasında yer alan toplumlarda, Batı’ya yönelik algı karmaşık bir yelpazede seyreder: yer yer hayranlık, yer yer eleştiri, yer yer de tam bir karşıtlık… Ancak Batı hayranlığı, özellikle Tanzimat’tan bu yana modernleşme ve çağdaşlaşma çabalarının önemli bir dinamikini oluşturmuştur. Peki, bu hayranlığın psikodinamik kökenleri neler olabilir? Freud’un “İd” ve “Ego” kavramları, “bastırma”

okumak için tıklayınız

Gelişmiş Ülkeler Gerçekten Daha Mutlu mu? Mutluluk İstatistiklerine Eleştirel Bir Bakış

“Gelişmiş ülkeler daha mutludur” cümlesini sıkça duyarız. Küresel mutluluk endeksleri, yaşam beklentisi, kişi başına düşen gelir gibi göstergelerle bu iddia desteklenir gibi görünür. Ancak bu tür ifadeler, işin göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu, hatta bazen döngüsel bir mantığa dayandığını göz ardı edebilir. “Gelişmişlik” ve “Mutluluk” Arasındaki Varsayılan Bağlantı Tartışmanın özü, “gelişmişlik” ve “mutluluk” tanımlarımızın nasıl iç içe geçtiğinde yatıyor.

okumak için tıklayınız

Skinner ve Foucault: İdeal Toplumun Çatışan Vizyonları

B.F. Skinner’ın Walden Two adlı eseri, davranışçı psikolojinin ilkelerine dayanan bir toplumsal düzen önerir ve bu düzen, Michel Foucault’nun disiplin toplumu eleştirisiyle karşı karşıya getirildiğinde derin bir sorgulamaya tabi tutulur. Skinner’ın vizyonu, bireylerin davranışlarını bilimsel yöntemlerle şekillendiren, kontrollü bir çevre aracılığıyla uyum ve mutluluğu maksimize etmeyi amaçlar. Foucault ise, modern toplumlarda bireyleri gözetim, normlar ve

okumak için tıklayınız

Arzu Makineleri: Deleuze ve Guattari’nin Felsefi Devrimi

Giriş Gilles Deleuze ve Félix Guattari, 20. yüzyıl felsefesinin en dönüştürücü figürlerinden ikisidir. Kapitalizm ve Şizofreni adlı iki ciltlik eserleri (Anti-Oedipus ve Bin Yayla), modern düşünceye arzu makineleri kavramını tanıtarak birey, toplum, politika ve ekonomi arasındaki ilişkileri yeniden tanımlamıştır. Arzu makineleri, arzunun yalnızca bireysel bir dürtü ya da eksiklik olmadığını, aksine toplumsal, tarihsel ve maddi

okumak için tıklayınız

Öfke ve Dürtü Karışımı Hayata Karışırsa Ne Olur?

Öfke güçlü bir duygudur, dürtü ise anlık bir harekete geçme eğilimi. Bu ikisi birleştiğinde ve hayata kontrolsüzce karıştığında, hem bireyin kendisi hem de çevresi için oldukça yıkıcı sonuçlar doğurabilir. “Öfke ile dürtü karışımı” genellikle dürtüsel agresyon veya dürtüsel öfke patlamaları olarak adlandırılan durumları ifade eder. İşte bu karışımın hayata nasıl yansıdığı ve sonuçları: 1. Kontrolsüz ve Yıkıcı Davranışlar Öfke,

okumak için tıklayınız

Öfke: Bir Patoloji mi, Toplumsal Dönüşüm Çağrısı mı?

Toplumda öfke genellikle kontrol edilmesi, bastırılması gereken olumsuz bir duygu, hatta bir patoloji olarak görülür. Öfkelenen bireyler “sakin olmalı,” “kendini kontrol etmeli” gibi nasihatlerle karşılaşır. Elbette, kontrolsüz ve yıkıcı öfke bireysel ve ilişkisel sorunlara yol açabilir. Ancak, bu yaygın bakış açısı, öfkenin altında yatan daha derin anlamları ve toplumsal köklerini göz ardı etmemize neden olur. Aslında, öfke sıklıkla bastırılması

okumak için tıklayınız

Engelliler Açısından Acıları Üreten Yapılar: Engelliliğin Sosyal Modeli

Engellilik, çoğu zaman bireyin kendi bedensel veya zihinsel “eksikliği” olarak algılanır. Ancak bu bireysel (tıbbi) model yerine, engelliliğin sosyal modeli, acıların ve zorlukların kaynağını bireyde değil, toplumun ve yapıların engelli bireyler için yeterince erişilebilir, kapsayıcı ve adil olmamasında bulur. Engelli bireylerin yaşadığı acıları üreten yapılar, fiziksel, tutumsal ve sistemsel engeller olarak üç ana başlıkta incelenebilir: 1. Fiziksel ve Çevresel Engeller:

okumak için tıklayınız

Nesneleştirme ile Nesne’leştirme Arasındaki Fark

Türkçede “nesneleştirme” kelimesi, kullanım bağlamına göre farklı anlamlar taşıyabilen ve bu farklılıkların yazımında da incelikler barındıran bir kelimedir. Aslında, genel kullanımda ve dilbilgisel olarak “nesneleştirme” (bitişik yazım) doğru kabul edilirken, sizin vurguladığınız “nesne’leştirme” (kesme işaretli yazım) genellikle belirli bir bağlama veya vurguya işaret eder. Nesneleştirme (Bitişik Yazım): Genel Anlamlar Bitişik yazılan “nesneleştirme,” en yaygın olarak iki ana anlamda kullanılır: Nesne’leştirme (Kesme

okumak için tıklayınız

Kapitalist Toplumun Gizli Yapısında Neler Var ?

Kapitalist toplumun görünen yüzü, piyasa, rekabet, özel mülkiyet ve kâr amacı gibi kavramlarla tanımlanır. Ancak bu sistemin derinde, çoğu zaman bilinçli olarak fark etmediğimiz, gizli yapıları ve dinamikleri vardır. Bu yapılar, sistemin kendisini yeniden üretmesini, sürdürmesini ve belirli güç ilişkilerini tahkim etmesini sağlar. Marxçı ve eleştirel teorinin perspektifinden bu gizli yapıları inceleyelim: 1. Emeğin Sömürüsü ve Artı-Değerin

okumak için tıklayınız

Enerjiler, Çakralar, Bilinç Temizliği ve Regresyon Terapisi: Yeni Dönem Ruhsal Şifalanma Pratikleri ve Kapitalizm Arasındaki İlişki

Son yıllarda popülerliği giderek artan enerji çalışmaları, çakra açma, bilinç temizliği, regresyon terapisi gibi “yeni dönem ruhsal şifalanma” pratikleri, bireylere iç huzur, denge ve kişisel dönüşüm vaat ediyor. Ancak bu pratikler ile modern kapitalist sistem arasındaki ilişki, derinlemesine analiz edildiğinde karmaşık ve çoğu zaman çelişkili bir tablo ortaya koyar. Bu pratiklerin yükselişi, bireycilik, tüketim kültürü

okumak için tıklayınız