Kategori: Politika

Söylemin Sınırlarında: Foucault ve Derrida’nın Karşılaşması

İktidarın Üretkenliği ve Söylemin Dokusu Michel Foucault’nun iktidar anlayışı, bireylerin ve toplumların nasıl şekillendiğini anlamak için söylemi merkezine alır. İktidar, ona göre yalnızca baskıcı bir kuvvet değil, aynı zamanda öznellikleri inşa eden, bilgi üreten ve toplumsal ilişkileri düzenleyen bir mekanizmadır. Söylemler, bu bağlamda, tarihsel arşivlerde biriken ve bireylerin kimliklerini, arzularını, hatta gerçeklik algılarını biçimlendiren araçlar

okumak için tıklayınız

Kapitalizm ve Sevginin Gölgesi: İlişkilerin Metalaşması ve İnsan Ruhunun Yabancılaşması

Bir psikoterapist olarak, bu konuyu sadece ekonomik bir çerçeveden değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal psikolojimiz üzerindeki derin etkileriyle ele almak isterim. Giriş Kapitalizm, modern dünyanın dominant ekonomik ve kültürel sistemidir. Sürekli büyüme, rekabet, verimlilik ve metalaşma üzerine kurulu bu sistem, yalnızca üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı değil, aynı zamanda en temel insani deneyimlerimizden biri olan

okumak için tıklayınız

Yumuşak Totalitarizm: İtaatin Şeffaf Halleri ve Modern Kendilik Üzerindeki Gölgesi

Klasik totaliter rejimlerin açık şiddet, baskı ve korkuya dayalı zorlamalarının aksine, bu yeni dönem totalitarizmi, bireylerin kendi rızalarıyla, neredeyse farkında olmadan bir sisteme uyum sağlamasını, hatta ona gönüllü olarak itaat etmesini ifade eder. Peki, özgürlük ve bireysellik vaat eden bir çağda, bu “şeffaf itaat” nasıl ortaya çıkıyor ve kendilik algımızı nasıl şekillendiriyor? Giriş Modern toplumlar,

okumak için tıklayınız

”Kutsallaştırılan savaş” ve “taraf olmaya zorlanan halklar”

“Kutsallaştırılan savaş” ve “taraf olmaya zorlanan halklar” meselesi, hem tarihsel hem de güncel politik bağlamda derin bir psikopolitik gerilimi işaret eder. 1. 🔥 Savaşı Kutsallaştırma Mekanizmaları 2. 🤝 “Taraf Ol” Baskısı ve Sosyal Mühendislik 3. 🕊️ Eleştirel Düşüncenin Gölgelemesi 4. 💔 Halkın Psikolojik ve Sosyal Tükenişi 5. 🌱 Alternatif Dayanışma ve Tarafsızlık Pratikleri ✨ Sonuç

okumak için tıklayınız

Türkiye İnsanın Psikodinamiği

Türkiye’de yaşamanın kendisi çok katmanlı, farklı ve ruhsallığa ilişkin bir çok deneyimi açığa çıkaran bir ilişkisellik sunuyor. Burada bir çok yaşam pratiği önerisi insanların ruhsallığına giriyor. “Hızlı para kazanma” hayalleriyle “dilenme” çaresizliği; “şükür” ile “çete kültürü” arasında sıkışması; beğeni ve paylaşım tuzağında gerçeğini kaybetmesi… Bütün bunlar, modern hayatın ve ekonomik-sosyal krizin yarattığı bir psikopol­i­tik ikilemi

okumak için tıklayınız

Asurbanipal ve Ninova Kütüphanesi: İnsanlığın Hafızasında Bir İmzanın Derin İzleri

Asurbanipal, tarihin en görkemli imparatorluklarından birinin, Asur’un son büyük kralı olarak, yalnızca bir hükümdar değil, aynı zamanda insanlığın entelektüel ve kültürel mirasının koruyucusu, yaratıcısı ve sorgulayıcısıdır. Onun önemi, tahtında geçirdiği yıllardan çok, bıraktığı mirasın insan bilincindeki yankılarıyla ölçülür. Bu metin, Asurbanipal’in çok katmanlı mirasını, onun kütüphanesinden yönetim anlayışına, bilgiye olan tutkusundan ahlaki ikilemlerine kadar farklı

okumak için tıklayınız

Pamir’in İzinde: Büyük İskender’in Kalıcı Yankıları

Dağların Sessiz Tanıkları Pamir Dağları, yalnızca yeryüzünün taş ve toprakla örülü bir parçası değil, aynı zamanda insanlığın uzun soluklu serüveninin bir tanığıdır. Büyük İskender’in ordularının, MÖ 4. yüzyılda bu zorlu coğrafyayı aştığı söylenir; fetihlerinin tozlu izleri, bu dağların vadilerinde hâlâ yankılanır. İskender’in geçişi, sadece bir askeri hareket değil, aynı zamanda kültürlerin, dillerin ve inançların kesiştiği

okumak için tıklayınız

İsrail ve İran : Arketipler Üzerinden Bir Jungiyen Analiz Denemesi

İran ve İsrail’i Jungiyen arketipler açısından okumak, her iki ülkenin kolektif bilinçdışındaki “mit”lerini ve psiko-politik imgelerini deşifre etmeye yardımcı olur. Aşağıda iki ülkeyi, temel arketipsel figür ve hikâye kodlarıyla özetledim: 🇮🇷 İran’ın Arketipleri Arketip Özellikleri & Mitolojik Bağlam Kolektif Yansıma Bilge Kral (“Sage-King”) Zerdüşt’ten Şahname’ye uzanan bilgelik—hem koruyucu hem yıkıcı öğreti. Dinî liderlerin otoritesi, devleti

okumak için tıklayınız

İran, İsrail, Çin, ABD, Rusya ; Savaşın Kazananı Kim Olur ?

Yapay zekaya sorduk, bu ülkeler savaştıklarında burada savaşın kazananı kim olur ? Bize aşağıdaki karşılaştırmaları yaptı bize de incelenmesi gereken bir durum olarak sizle paylaşmak istedik. Günümüzde uluslararası arenada “savaş kazananı” kavramı, salt askerî başarıdan öte; ekonomik güç, jeopolitik nüfuz, teknolojik üstünlük ve yumuşak güç (kültürel, diplomatik etki) dengeleriyle belirleniyor. Aşağıda İran, İsrail, Çin, ABD

okumak için tıklayınız

Reklam Arasında Hakikat: Psikolojik Bakış Üzerinden Bir Medya Eleştirisi

Reklamlar, modern yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş, günlük akışımızı kesintiye uğratan anlık görüntülerden ibaret gibi görünse de, aslında hakikat algımızı ve kendilik bilincimizi derinden şekillendiriyor. “Reklam Arasında Hakikat: Kendimiz Üzerinden Bir Medya Eleştirisi” başlığı altında, medya ve reklam dünyasının bize neyi, nasıl gösterdiğini değil, bizi nasıl dönüştürdüğünü; beklentilerimizden kimliklerimize, arzularımızdan korkularımıza kadar kendimizle olan

okumak için tıklayınız

“Gericilik ve ilericilik kavgası” ekseninde Amerika ve Suudi Arabistan’daki Dönüşümler

Son dönemde Trump’ın seçilmesiyle batıda daha ilginç gelişmelere tanıklık ederken, Arap yarımadasında çok daha ilginç sosyal kültürel gelişmelere tanıklık ediyoruz ve bu gelişimeleri anlamak gerekiyor. Eski bir tartışma ışığında yani bizdeki bi retoriğin yeniden tartışılmasını da beraberinde getirdiği için oradan yaklaşarak anlamaya çalıştığımızda karşımıza ne çıkıyor. “Gericilik ve ilericilik kavgası” ekseninde Amerika ve Suudi Arabistan’daki

okumak için tıklayınız

Her Gün Yeni Bir Olayla Uyanmanın Şoku : İktidarların Tekinsizlik Halleri

Her sabah yeni bir olayla uyanmak, modern dünyanın sıradan bir ritüeli haline geldi. Bir gün skandal, bir gün kriz, bir gün felaket haberi… Ancak bu sadece bir haber akışı değil; iktidarların kurguladığı bir psikopolitik rejim. Bu rejim, yalnızca bilgiyi değil, zihinsel ritmimizi, duygularımızı ve algılarımızı şekillendiriyor. Her gün yeni bir şok, tesadüfi değil; bilinçli bir

okumak için tıklayınız

“Kapitalist sistemde sevgi neden hep ikincil kalır?”

💸 1. Marxist Bakış Açısı: Sevgi, Değeri Ölçülemeyen Bir “Ürün”dür Kapitalist sistemde temel değer ölçütü: değişim değeridir (exchange value).Sevgi ise üretime doğrudan katkısı ölçülemeyen bir “duygusal emek” biçimidir. Bu nedenle: “Sevgi üretken değildir” → Sistem onu görünmez kılar. ➡️ Sevgi, kapitalist düzlemde bir metaya dönüşmediği sürece (örneğin: romantik hediyeler, düğün sektörü, “Sevgililer Günü”) sistem dışıdır.

okumak için tıklayınız

Attila’nın Ölümsüz İzi: Hun Hükümdarının Avrupa’yı Şekillendiren Serüveni

Attila, 5. yüzyılın en etkili ve tartışmalı figürlerinden biri olarak, Avrupa tarihini derinden etkileyen bir liderdir. Hun İmparatorluğu’nun başında, hem bir savaşçı hem de bir diplomat olarak sergilediği stratejik deha, onun yalnızca bir barbar değil, aynı zamanda karmaşık bir politik aktör olduğunu ortaya koyar. Bu analiz, Attila’nın erken yaşamından başlayarak, Roma ile ilişkilerini, Avrupa üzerindeki

okumak için tıklayınız

Kadın Cinayetlerinin Arketipleri: Çok Boyutlu Bir İnceleme

Kadın cinayetleri, insanlık tarihinin en karanlık olgularından biridir. Bu cinayetler, yalnızca bireysel bir suç değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel, tarihsel ve felsefi bağlamlarda derin anlamlar taşır. Aşağıda, kadın cinayetlerinin arketiplerini pek çok açıdan ele alıyorum. Her bir başlık, bu olgunun farklı bir yüzünü açığa çıkararak bütüncül bir anlayış sunmayı amaçlar. Kuramların Merceği: Sistemik Şiddetin Kodları

okumak için tıklayınız

Büyük Birader ve Panoptikonun Ötesi

Gözetimin Kökenleri George Orwell’in 1984 romanında Büyük Birader, totaliter bir rejimin sembolü olarak her an her yerde varlığını hissettirir. Gözleri, duvarlardaki posterlerden, teleskranlardan ve hatta insanların zihinlerinden hiç eksik olmaz. Bu, bireyin her hareketini, her düşüncesini denetleyen bir otoritenin cisimleşmiş halidir. Michel Foucault’nun panoptikon kavramı ise, Jeremy Bentham’ın hapishane tasarımından yola çıkarak, modern disiplin toplumlarının

okumak için tıklayınız

Balkan Bektaşilerinin Derin Kökleri ve Süreklilik İzleri

Köklerin İzinde: Bektaşiliğin Balkanlara Yolculuğu Hacı Bektaş Veli’nin 13. yüzyılda Anadolu’da yeşerttiği fikirlerin Balkanlara ulaşması, Osmanlı’nın fetih politikalarıyla paralel bir seyir izler. Ancak bu yolculuk, yalnızca bir fetih hikâyesi değildir; aynı zamanda bir kültür alışverişi, bir manevi köprü kurma sürecidir. Bektaşilik, Horasan erenlerinin Anadolu’ya taşıdığı tasavvufi anlayışı, Balkanların çok renkli etnik ve dini dokusuyla harmanlayarak

okumak için tıklayınız

Neolitik Devrimin İnsanlığa Zihinsel ve Fiziksel Bedeli

Neolitik Devrim, insanlığın avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik tarım toplumlarına geçişini simgeleyen bir dönüm noktasıdır. Yuval Noah Harari’nin perspektifinden bakıldığında, bu devrim yalnızca insanlığın maddi dünyasını değil, aynı zamanda zihinsel, etik, toplumsal ve varoluşsal dokusunu da kökten dönüştürmüştür. Ancak bu dönüşüm, insanlığın hem fiziksel hem de zihinsel evriminde derin kayıplar pahasına gerçekleşmiştir. Bu metin, Harari’nin fikirlerinden ilhamla,

okumak için tıklayınız

Neolitik Devrimin Yuval Noah Perspektifinden Derinlemesine İncelenmesi

Yuval Noah Harari’nin perspektifinden Neolitik Devrim, insanlık tarihinin en dönüştürücü kırılma noktalarından biridir. Tarım devrimi olarak da bilinen bu süreç, yalnızca besin üretim biçimlerini değil, insanın kendisini, toplumu, doğayı algılayışını ve varoluşsal anlam arayışını kökten değiştirmiştir. Harari’ye göre, bu devrim bir ilerleme hikayesinden çok, insanlığın hem kazanımlar hem de kayıplarla dolu bir serüvenidir. İnsanlığın İlk

okumak için tıklayınız

Platon’un Düzeni ve Deleuze’ün Akışı: Bir Karşıtlık İncelemesi

Platon’un Devlet adlı eserinde ortaya koyduğu ideal toplum tasavvuru ile Gilles Deleuze’ün “köksüz yığın” (rhizome) kavramı, insan toplumu ve düzen anlayışını ele alış biçimleriyle keskin bir karşıtlık sergiler. Platon’un hiyerarşik, sabit ve idealar dünyasına dayalı sistemi, mutlak bir düzen arayışını yansıtırken, Deleuze’ün köksüz yığın modeli, akışkan, merkezsiz ve çoğulcu bir toplumsal yapıyı savunur. Bu karşıtlık,

okumak için tıklayınız