Kategori: Psikanaliz

Binoküler Görüş: Farklı Perspektiflerden Sağduyuya Giden Yol

Wilfred R. Bion’un (1962) “binoküler görüş” kavramı, farklı bakış açılarının bir araya gelerek daha derin bir anlayış ve sağduyu oluşturmasını ifade eden güçlü bir metafordur. Bu kavram, yalnızca psikanalitik düşüncede değil, aynı zamanda çok disiplinli analizlerde, toplumsal meselelerde ve bireysel deneyimlerin yorumlanmasında da kullanılabilir. Binoküler görüş, farklı perspektifler arasında köprüler

OKUMAK İÇİN TIKLA

Sosyal Medyanın Psişik ve Politik Sahnesi: Différance, Kimlik ve Algoritmik Özne

Sosyal medya, bireylerin kimlik arayışını ve toplumsal dinamiklerini yeniden şekillendiren bir ayna, bir tiyatro, bir kürasyon alanıdır. Bu alan, bireyin özne oluşumunu, bilinçdışını ve kolektif bilinçle ilişkisini karmaşık bir psişik ve politik gerilim ağına sokar. Jacques Derrida’nın différance kavramı —anlamın sürekli ertelenmesi, farklılık ve erteleme oyunu— bu süreçte hem bireysel

OKUMAK İÇİN TIKLA

Otistik Çocukların Nesne İlişkileri

Otistik çocukların nesne ilişkileri (kendilik-nesneleri, nesnelerin manipülasyonu veya yok edilmesi) ve bu ilişkileri etkileyen savunma mekanizmaları çerçevesinde detaylı olarak analiz edelim. Bu analiz, otizmin altında yatan dinamikleri ve bu vakalarda gözlemlenen spesifik davranışların klinik anlamını anlamak açısından önemlidir. Otistik bozukluğun temelinde yatan patoloji, normal gelişimdeki “ilkel kendilik”in sağlıklı bir şekilde

OKUMAK İÇİN TIKLA

Gölgenin Sessiz Çığlığı: Jung’un Arketipleri ve Edebiyatın Psişik Yüzleşmeleri

Jung’un arketipler teorisi, insan bilincinin derinliklerinde yatan evrensel sembollerin ve kolektif bilinçdışının izlerini sürer. Edebiyat, bu arketiplerin ete kemiğe büründüğü bir sahnedir; karakterler, yalnızca hikâyenin değil, insan ruhunun da aynalarıdır. Turgut Özben’in Olric’le diyalogları, Gregor Samsa’nın böceğe dönüşümü ve Bay K’nın kadınlarla ilişkileri, Jung’un gölge, persona ve anima/animus arketiplerini farklı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Bilinçdışının Labirentinde: Freud’un Gölgesinde Edebiyatın Psişik ve Politik Yansımaları

Olric’in Sorgusu: Süperego’nun Tiranlığı mı, İd’in Fısıltısı mı? Turgut Özben’in Tutunamayanlar’daki iç sesi Olric, Freud’un psikoanalitik üçlemesi içinde bir süperego figürü olarak belirebilir; ancak bu, basit bir ahlaki bekçi tanımlamasıyla sınırlı kalmaz. Olric, Turgut’un bilincinin karanlık koridorlarında dolaşan bir sorgulayıcı, bir nevi içsel mahkeme olarak işler. Süperego, Freud’un nazarında, toplumsal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Oedipus Redivivus*, Freud, Jung ve Psikanaliz

Redivivus * Yeniden Doğuş Douglas A. Davis tarafından yazılan bu yazı, Sigmund Freud ve Carl Jung arasındaki karmaşık ilişkiyi psikanalitik hareketin erken tarihi bağlamında ele almaktadır. Yazı, bu ilişkinin hem kişisel hem de profesyonel dinamiklerini inceleyerek, iki düşünürün teorik gelişimlerini ve psikanalizin yönünü nasıl etkilediğini özetlemeyi, anahtar kavramları açıklamayı ve

OKUMAK İÇİN TIKLA

Halk İçin Psikanaliz

Psikanaliz denince akla genellikle pahalı seanslar, koltuğa uzanmış zengin danışanlar ve entelektüel sohbetler gelir. Birçok kişi için psikanaliz, toplumun sadece üst kesimine hitap eden, “lüks” bir terapi gibidir. Peki bu her zaman böyle miydi? Aslında, psikanalizin kurucuları onu en başta herkes için ulaşılabilir bir halk terapisi olarak tasavvur etmişlerdi. Günümüzde tekrar “halk

OKUMAK İÇİN TIKLA

Binoküler Görüş: Psikodinamik ve Psikanalitik Bir Sağduyu Yolculuğu

Wilfred R. Bion’un (1962) “binoküler görüş” kavramı, psikodinamik ve psikanalitik teoride önemli bir yere sahiptir ve farklı bakış açılarının birleştirilmesiyle daha derin bir anlayış ve sağduyu geliştirme sürecini ifade eder. Psikodinamik açıdan, bu kavram, bireyin içsel dünyası (bilinçdışı süreçler, duygular, çatışmalar) ile dışsal gerçeklik (nesnel gözlemler, sosyal bağlam) arasındaki dinamik

OKUMAK İÇİN TIKLA

Otizmi Anlamanın Psikanalitik Kodları

Psikanalist Donald Meltzer’in Fikirleri ve Psikanlist W. R. Bion ile İlişkisi ; Meltzer ve Bion’un Otizme Yolculuğu” D. Meltzer ve W.R. Bion’un çalışmalarını karşılaştırmak, Meltzer’ın otizme yaklaşımının büyük ölçüde Bion’un temel kavramları üzerine inşa edildiğini ve bu kavramları otistik durumların spesifik fenomenolojisini açıklamak için genişlettiğini ve derinleştirdiğini anlamayı gerektirir. Meltzer’ın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Donald Meltzer; Post-Otistik Zihniyet Nedir ?

Psikanalist Donald Meltzer ve ekibinin “Explorations in Autism” kitabında sunduğu temel kavramlardan biri, otistik durumları iki ana kategoriye ayırmaktır: “Autistic State Proper” (Gerçek Otistik Durum) ve “Post-Autistic Development” veya “Post-Autistic Personality” (Post-Otistik Gelişim veya Post-Otistik Kişilik/Zihniyet). Gerçek Otistik Durum, zihinsel yaşamın özünde bir askıya alınmasıdır. Post-Otistik Zihniyet ise, Gerçek Otistik

OKUMAK İÇİN TIKLA

Freud’un Karamsarlığı: Uygarlıkta Huzursuzluk ve İnsan Doğasının Trajedisi

İnsan Doğasının Çelişkili Kaderi Freud’un Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları adlı eserinde insan doğasına dair karamsar bir bakış açısı sunduğu söylenebilir. Ona göre, insan psişesi, Eros (yaşam içgüdüsü) ve Thanatos (ölüm içgüdüsü) arasındaki amansız bir çatışmanın arenasıdır. Uygarlık, bu içgüdüleri bastırarak toplumsal düzeni sağlar, ancak bu süreç bireyin özünü zedeler ve kaçınılmaz

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dostoyevski’nin Karakterleri: Devlet, Yabancılaşma ve Ahlaki İsyan

Bireyin Yabancılaşması ve Devletle Çatışma Psişik Yabancılaşma: Freud’un Merceği Dostoyevski’nin karakterleri, özellikle Budala’daki Prens Mışkin, Suç ve Ceza’daki Raskolnikov veya Karamazov Kardeşler’deki Ivan, modern toplumun bireyi yalnızlığa ve yabancılaşmaya iten dinamiklerini yansıtır. Freud’un psişik teorileri, bu karakterlerin içsel çatışmalarını anlamak için bir çerçeve sunar. Freud’a göre, bireyin bilinçdışı, toplumun normlarıyla

OKUMAK İÇİN TIKLA

İvan Karamazov’un Entelektüel İsyanı: Jung’un Bilge Yaşlı Adam Arketipi ve Kolektif Bilinçle Çatışma

Bilge Yaşlı Adamın Karanlık Yüzü: İvan’ın Entelektüel İsyanı Jung’un “bilge yaşlı adam” arketipi, rehberlik ve derin kavrayış sunan bilgelikle ilişkilendirilir; ancak İvan Karamazov’un “Büyük Engizisyoncu” bölümü, bu arketipin karanlık bir yansımasını sergiler. İvan, entelektüel sorgulamalarıyla Tanrı, otorite ve ahlak üzerine derin bir bilgi ortaya koyar, fakat bu bilgi, kurtarıcı olmaktan

OKUMAK İÇİN TIKLA

Karamazov Kardeşler’de Oidipus Çatışması: Dimitri’nin Babaya İsyanı ve Devletin Rolü

Oidipus Kompleksi: Dimitri’nin Babaya Karşı İçsel Çatışması Freud’un Oidipus kompleksi, çocuğun bilinçdışında anneyle cinsel bir bağ kurma arzusu ve babaya karşı rekabet hissettiği bir psikolojik durumu tanımlar. Dimitri Karamazov’un babası Fyodor Pavlovich ile çatışması, bu kompleksin derin bir yansımasıdır. Dimitri, babasının ahlaksızlığı ve annesine duyduğu ilgisizlik nedeniyle ona öfke duyar;

OKUMAK İÇİN TIKLA

Yeraltı Adamı’nın Maskeleri: Jung’un Persona Kavramı ve Devletin Standartlaştırma Aygıtı

Persona’nın Yüzü: Toplumla Sahte Bir Dans Jung’un “persona” kavramı, bireyin toplumla ilişkilerinde taktığı sosyal maskeyi ifade eder; bu maske, bireyin otantik benliğini gizleyerek toplumsal beklentilere uyum sağlar. Yeraltı Adamı’nın toplumla ilişkilerindeki sahteliği, bu kavramın çarpıcı bir yansımasıdır. O, bürokrasideki küçük memur rolünde, sürekli bir maske takar: itaatkâr, sessiz, görünmez bir

OKUMAK İÇİN TIKLA

Yeraltı Adamı’nın Bilinçdışı Çatışmaları: Freud’un Merceğinden Bir İsyanın Betimlenmesi

Bilinçdışının Karanlık Dehlizleri: Kendi Kendine Nefret Yeraltı Adamı’nın kendine yönelik nefreti, Freud’un bilinçdışı çatışmalar kavramıyla açıklanabilir. Freud’a göre, bilinçdışı, bastırılmış arzular ve çözülmemiş çatışmaların kaynadığı bir alandır. Yeraltı Adamı, toplumsal normlara uymayı reddederken, aynı zamanda bu normlara uyamamanın getirdiği aşağılık kompleksiyle boğuşur. Bu nefret, id’in (içgüdüsel arzular) ve süperegonun (ahlaki

OKUMAK İÇİN TIKLA

Raskolnikov’un Gölgesi: Jung’un Arketipleri ve Devlet Aygıtının Psikopolitik Dansı

Gölgenin Doğuşu: Raskolnikov’un “Üstün İnsan” Fantezisi Jung’un gölge arketipi, bireyin bastırılmış, karanlık ve toplumsal olarak kabul edilemez yönlerini temsil eder. Raskolnikov’un “üstün insan” teorisi, bu gölgenin çarpıcı bir yansımasıdır. O, kendi yoksulluğu, çaresizliği ve toplumsal dışlanmışlığına duyduğu öfkeyi, gölgesinin bir projeksiyonu olarak “sıradan” insanlara—özellikle tefeci Alyona’ya—yöneltir. Bu teori, Raskolnikov’un kendi

OKUMAK İÇİN TIKLA

Otto Rank’a Göre Sanatsal İdealleştirme

Otto Rank’ın “Doğum Travması” adlı eserinde “Sanatsal İdealleştirme” kavramını nasıl ele aldığını detaylandırayım. Daha önceki “Dinsel Yüceitme” açıklamamıza benzer şekilde, Rank’ın bu konudaki görüşleri de esasen doğum travması ve bununla başa çıkma çabalarıyla ilişkilidir. Otto Rank’a göre, sanatsal yaratım, insanın temel bir biyolojik ve psikolojik deneyim olan doğum travması ve

OKUMAK İÇİN TIKLA