Kategori: Psikanaliz

Yaşamın Size Yönelttiği Sorular

• Yaşam yolculuğunuzda sizi buraya, şu ana getiren şey nedir? • Hangi tanrılar, güçler, aile, sosyal ortam, hakikatinizi şekillendirmiş, beslemiş veya onu kısıtlamış olabilir? • Kimin hayatını yaşıyorsunuz? • Neden her şey yolundayken bile ters giden bir şeyler var gibi geliyor? • Neden beklentilerimizle ilgili çok fazla hayal kırıklığı, ihanet ve yenilgi hissediyoruz? • Neden

okumak için tıklayınız

Mito-Şizoanalizin Çok Yönlü Evreni

Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin mito-şizoanaliz yaklaşımı, modern düşünceye radikal bir müdahale olarak ortaya çıkar. Bu yaklaşım, birey, toplum ve kültür arasındaki ilişkileri yeniden düşünmek için disiplinler arası bir çerçeve sunar. Geleneksel psikanalizin sınırlarını zorlayarak, bireysel bilincin ötesine uzanan kolektif ve tarihsel süreçleri merkeze alır. Mito-şizoanaliz, mitlerin, arzuların ve toplumsal yapıların kesişiminde bir analiz yöntemi

okumak için tıklayınız

Psikanaliz Bilimsel Mi ? Yıllardır Devam Eden Bir Tartışmanın Son Hali

Mark Solms’tan Çığır Açan Bir Savunma Psikanaliz, bilimsel geçerliliği konusunda uzun süredir tartışmaların odağında. Peki, bu köklü disiplin gerçekten “kanıta dayalı” mı değil mi? Cambridge University Press tarafından yayınlanan makalesinde Mark Solms, bu önyargıyı çürütmekle kalmıyor, psikanalizin bilimsel temellerini ve etkinliğini güçlü argümanlarla ortaya koyuyor. Gelin, Solms’un üç ana soruyu yanıtlayarak psikanalizin bilimsel statüsüne nasıl ışık tuttuğuna yakından

okumak için tıklayınız

“Bilinçdışı” Nedir ve Beyinde Nerede Konumlanmıştır? Mark Solms’tan Çığır Açan Bir Nöropsikanalitik Bakış

Psikanaliz ve nörobilim arasındaki köprüyü kuran en önemli isimlerden biri olan Mark Solms‘un “What is ‘the unconscious,’ and where is it located in the brain?” başlıklı makalesi üzerine kritik bir blog yazısı paylaşmak istiyorum. Bu makale, Freud’un teorilerine meydan okurken, aynı zamanda onları modern bilimsel kanıtlarla güçlendiriyor ve insan zihnine dair anlayışımızı temelden sarsıyor. Freud’un Büyük Yanılgısı ve

okumak için tıklayınız

İd Bilinçli” İse, Terapide Neyi Değiştirmeliyiz? Duygusal Kökenli Bilince Yeni Bir Bakış!

Psikanaliz ve Nörobilim Buluşunca, Terapi Nasıl Evriliyor? 💡 Ruhsal İyileşmede Yeni Ufuklar. Bu Perspektifte Terapi Nerede Duruyor? Solms ve Panksepp’in makalesi, bilincin ve duyguların nörobiyolojik kökenlerine dair sunduğu bu yeni perspektifle, terapinin rolünü ve hedeflerini yeniden düşünmemizi sağlıyor. Terapi artık sadece bilişsel içgörüye veya davranışsal değişime odaklanan bir süreç olmaktan çıkıp, duygusal deneyimin derin ve ilkel katmanlarına inen, çok

okumak için tıklayınız

Psikanalizin Nörobilimle Kesişiminden Ne Öğrenebiliriz ?

Solms ve Panksepp Makalesinin Temel Savları Mark Solms ve Jaak Panksepp’in makalesi, Freudcu psikanalitik teoriyi modern nörobilimsel bulgularla harmanlayarak, bilincin ve zihinsel süreçlerin işleyişine dair çığır açan savlar ortaya koymaktadır. İşte bu makalenin en önemli temel savları: 1. Bilincin Kökeni Kortekste Değil, Beyin Sapındadır (İd Bilinçlidir) 2. Ego’nun Rolü: Bilinci İşleme ve Stabilize Etme 3.

okumak için tıklayınız

Psikanaliz Açısından Solms ve Panksepp Makalesinin Önemi: Bilinçdışının Nörobiyolojik Bir Temeli Var Mı ?

Mark Solms ve Jaak Panksepp’in “Id, Ego’nun Kabul Ettiğinden Daha Fazlasını Bilir” başlıklı makalesi, psikanaliz için devrim niteliğinde bir köprü görevi görüyor. Yüzyılı aşkın süredir felsefi ve klinik gözlemlere dayalı bir disiplin olan psikanalizi, modern nörobilimin somut kanıtlarıyla buluşturarak, Freud’un metapsikolojisine ampirik bir temel ve yeni bir boyut kazandırıyor. 1. Psikanalizin Bilimsel Temellerini Güçlendirmek Freud’un kendisi de kariyerine bir

okumak için tıklayınız

“İd”, “Ego”nun Kabul Ettiğinden Daha Fazlasını Bilir Mi ? Duygusal ve Bilişsel Sinirbilim Arasındaki Arayüz Üzerine Nöropsikoanalitik ve İlkel Bilinç Perspektifleri

Mark Solms  ve Jaak Panksepp tarafından yazılan bu makale önemli bir tartışma açıyor. Aşağıda bu makalenin Freud’a ne kattığını ve teorisini nasıl bilimsel temellere oturttuğunu tartışıyor. Bu Makale Freud’a Ne Ekliyor? Mark Solms ve Jaak Panksepp’in “Id, Ego’nun Kabul Ettiğinden Daha Fazlasını Bilir” makalesi, Freud’un psikanalitik teorisine nörobilimsel kanıtlarla önemli ve devrim niteliğinde eklemeler yapıyor. Freud’un dehası, kendi döneminin

okumak için tıklayınız

Oidipus mu Elektra mı? Kaderinizi Söyleyelim.

🤔 İnsan psikolojisinin bu iki ikonik ve bir o kadar da tartışma yaratan yanını, günlük hayatın karmaşasında nasıl bulduğumuza dair bir deneme yazmak istedik. Oidipus: Anneciğin Küçük Kahramanı ve Rakip Baba Ah, Oidipus! Bu kompleks, Freud’un dehasından çıkan ve her erkek çocuğun gelişiminde bir nevi zorunlu geçit töreni olan o hınzır evre. Düşünsenize, bir erkek

okumak için tıklayınız

Psikanalizin Bilimsel Zemini: Duygusal Zihin, Tedavi Hedefleri ve Etkinlik

Mark Solms’un (2018) BJPsych International’da yayımlanan makalesi, psikanalizin temel bilimsel iddialarını sunarak, onun “kanımta dayalı” olmadığı yönündeki yaygın ön yargıyı çürütüyor. Bu analiz, psikanalizin sağlık ve hastalıkta duygusal zihnin işleyişini, psikanalitik tedavinin neye ulaşmayı amaçladığını ve ne kadar etkili olduğunu inceliyor. A. Duygusal Zihnin İşleyişi: Doğuştan Gelen İhtiyaçlar ve Öğrenme Psikanalize göre insan bebekleri boş

okumak için tıklayınız

Yasak Aşkın Psikolojik ve Karşılaştırmalı İncelemesi

Suat’ın Duygusal Yapısı Mehmet Rauf’un Eylül romanındaki Suat, evli bir kadın olarak sunulur ve bu evlilik başlangıçta huzurlu görünür. Süreyya ile beş yıllık bir birliktelikleri vardır ve Boğaziçi’nde kiraladıkları yalıda yaz aylarını geçirirler. Ancak, Süreyya’nın yakın arkadaşı Necip’in sık ziyaretleri, Suat’ın iç dünyasında beklenmedik değişimlere yol açar. Suat, başlangıçta sadık ve memnun bir eş portresi

okumak için tıklayınız

Arzu Makineleri: Deleuze ve Guattari’nin Felsefi Devrimi

Giriş Gilles Deleuze ve Félix Guattari, 20. yüzyıl felsefesinin en dönüştürücü figürlerinden ikisidir. Kapitalizm ve Şizofreni adlı iki ciltlik eserleri (Anti-Oedipus ve Bin Yayla), modern düşünceye arzu makineleri kavramını tanıtarak birey, toplum, politika ve ekonomi arasındaki ilişkileri yeniden tanımlamıştır. Arzu makineleri, arzunun yalnızca bireysel bir dürtü ya da eksiklik olmadığını, aksine toplumsal, tarihsel ve maddi

okumak için tıklayınız

Yaratıcı Deneyimleri Oluşturabilmek İçin Ne Olmalıydı ?

Winnicott’ın geçiş alanı (transitional space) ve potansiyel mekân kavramlarını anlamak bu açıdan önemlidir. Bu alan, bireyin yaratıcı deneyimler yaşadığı, oyun ve gerçeklik arasındaki etkileşimin gerçekleştiği bir mekândır. Peki oültürel deneyimin bu mekândaki yerini nedir ? Bebek ile anne, çocuk ile aile, birey ile toplum ya da dünya arasındaki potansiyel mekân, güvenin temelini oluşturan deneyimlere bağlıdır.

okumak için tıklayınız

Euripides’in Hippolytus’unda Arzu ve Ahlak: Lacan’ın Teorisi ve Antik Yunan Cinsiyet Normlarının Derinlemesine İncelemesi

1. Arzunun ve Yasanın Kesişim Noktası Euripides’in Hippolytus tragedyası, insan arzusu ile toplumsal düzen arasındaki gerilimi derinlemesine ele alır. Jacques Lacan’ın “arzu ve yasa” teorisi, bu çatışmayı anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Lacan’a göre arzu, bireyin eksiklik hissinden doğar ve bu eksiklik, simgesel düzenin (yasanın) sınırlarıyla şekillenir. Hippolytus’ta Phaedra’nın üvey oğlu Hippolytus’a duyduğu yasak

okumak için tıklayınız

What Happens When a Mixture of Anger and Impulse Mixes in Life?

Anger is a powerful emotion, while impulse is the tendency to take immediate action. When these two combine and interfere with life uncontrollably, they can have devastating consequences for both the individual and those around them. The “mixture of anger and impulse” often refers to situations called impulsive aggression or impulsive angry outbursts. Here’s how

okumak için tıklayınız

Daha İyi Çalışma ve Yaşam Koşulları Yerine Rıza ve Şükür Etmek: Neden Tehlikeli Bir Eğilim?

Toplumlarda “sahip olduklarına şükretmek” veya “haline razı olmak” gibi söylemler sıkça duyulur. Bu kavramlar, bireysel düzeyde minnettarlık ve huzur bulmaya yardımcı olabilirken, daha iyi çalışma ve yaşam koşulları arayışının önüne geçtiğinde sorunlu hale gelir. Özellikle güç eşitsizliklerinin ve adaletsizliklerin olduğu ortamlarda, rıza ve şükür duygusunun teşvik edilmesi, statükoyu korumak ve sömürüyü meşrulaştırmakiçin kullanılan tehlikeli bir araç

okumak için tıklayınız

Rüyaların Esrarı: Freud ve Jung’un Psikanalitik Düş Yolculuğu

Rüyaların Kökeni ve İşlevi Psikanalitik teoride rüyalar, insan zihninin derinliklerinde saklı hakikatlerin birer yansıması olarak görülür. Freud, rüyaları bilinçdışının bastırılmış arzularını dışa vuran bir mekanizma olarak tanımlar. Ona göre rüyalar, toplumsal normlarla çatışan cinsel ya da agresif dürtülerin, bilinç tarafından sansürlenmiş bir biçimde ifade bulduğu alandır. Bu nedenle rüyalar, “bilinçdışına giden kraliyet yolu” olarak adlandırılır;

okumak için tıklayınız

Gündelikten Sağlam Muhakemeye: Eleştirel Düşünme Becerilerini Geliştirmek

Gündelik yaşamımız, sürekli olarak kararlar almamızı ve karşılaştığımız bilgileri işlememizi gerektirir. Ancak bu kararların veya bilgi işleme süreçlerinin ne kadar “sağlam muhakemeye” dayandığı çoğu zaman tartışmalıdır. “Sağlam muhakeme,” olayları, fikirleri ve argümanları eleştirel bir gözle değerlendirme, mantıksal çıkarımlar yapma ve rasyonel kararlar alma becerisidir. Peki, gündelik yaşamımızdaki otomatik tepkilerimizden ve önyargılarımızdan sıyrılarak nasıl daha sağlam bir muhakemeye

okumak için tıklayınız

Akıl Sağlığı İçin En İyi Tedavi: Sosyal Desteğin Gücü

Akıl hastalığının tedavisinde medikal yaklaşımlar (ilaçlar) ve terapötik müdahaleler (terapi) şüphesiz hayati öneme sahiptir. Ancak, tek başlarına çoğu zaman yeterli değildirler. “Akıl hastalığı için en iyi tedavi sosyal destektir” ifadesi, bu karmaşık sorunla mücadelede göz ardı edilmemesi gereken sosyal bağların ve toplumsal kabulün iyileşme sürecindeki merkezi rolünü vurgular. Bu dört temel nokta, sosyal desteğin neden bu kadar

okumak için tıklayınız

Kuramsal Çerçeve

Abject ve semiyotik alan kavramları, kadın kimliğini anlamada kuramsal bir temel sunar. Abject, bireyin özerk kimlik oluşturma sürecinde karşılaştığı iğrençlik ve dışlama deneyimini ifade eder; bu, özellikle kadın bedeniyle ilişkilendirilir. Kadın, toplumsal normlarca “kirli” veya “tehlikeli” olarak kodlanan bedensel süreçler (menstruasyon, doğum) üzerinden abject ile bağ kurar. Semiyotik alan ise dil öncesi, ritmik, bedensel bir

okumak için tıklayınız