Kategori: Psikoloji

“Normal”in Çarpıklığı: Türkiye’de Yozlaşmış İlişkiler ve Ahlaki Değerlerin İfşası

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Ben Deli Miyim?” romanında Şadan ve Kalender Nuri’nin “deliliği” aracılığıyla toplumun “normal” kabul ettiği ama aslında yozlaşmış ilişkilerini ve ahlaki değerlerini ifşa etmesi, edebiyatın keskin bir gözlemidir. Türkiye toplumunda da, dışarıdan bakıldığında “normal” veya “kabullenilmiş” gibi duran, ancak aslında derin bir yozlaşmayı ve ahlaki erozyonu barındıran pek çok örnekle karşılaşırız. Bu durumlar,

okumak için tıklayınız

“Geri Zekalılık” Tanısı ve “Sokaktaki Geri Zekalılık”: Kavramları Ayırmak Gerekir Mi ?

“Geri zekalı” kelimesi, günlük dilde yaygın olarak kullanılan, ancak bilimsel ve etik açıdan son derece sorunlu, aşağılayıcı ve damgalayıcı bir ifadedir. Bu kelime, hem klinik bir tanıyı (“zihinsel yetersizlik” veya “entelektüel gelişimsel bozukluk”) hem de toplumsal bir gözlemi (“sokaktaki geri zekalılık”) ifade etmek için kullanılsa da, bu iki kullanımı birbirinden kesinlikle ayırmak gerekir. “Geri Zekalılık”

okumak için tıklayınız

Yapıcı ve Doğru Bir İletişime Dair Örnekler ?

Karşı tarafı suçlarken “geri zekalı” demek yerine, daha yapıcı ve doğru bir iletişim için kullanabileceğiniz ifadeler, tam olarak neyi kastettiğinize ve hangi bağlamda konuştuğunuza göre değişir. Bu ifade, hem bilimsel bir tanı olan “entelektüel gelişimsel bozukluk” ile karıştırıldığı için etik dışıdır hem de iletişimi tamamen tıkadığı için verimsizdir. İşte ne demek istediğinize bağlı olarak kullanabileceğiniz

okumak için tıklayınız

Hakaret, Aşağılama, Nefret Söylemi ve Tahakküm İlişkisi: Dilin Karanlık Yüzü

Dil, iletişim kurmanın en güçlü aracı olmasının yanı sıra, maalesef ki hakaret, aşağılama, nefret söylemi ve tahakküm ilişkilerini pekiştirmek için de kullanılabilen keskin bir silahtır. Bu dört kavram, birbiriyle derinden bağlantılıdır ve bir toplumda veya bir ilişkide zarar verici güç dinamiklerinin nasıl işlediğini anlamak için anahtar rol oynar. 1. Hakaret ve Aşağılama: Bireyin Değerini Hedef Almak Hakaret,

okumak için tıklayınız

Hayatın İkinci Yarısı : James Hollis’in Jungiyen Psikolojiye Dair Temel Savları

James Hollis’in temel savları, büyük ölçüde Carl Jung’un analitik psikolojisi üzerine inşa edilmiştir ve özellikle yaşamın orta yaş ve sonrası dönemine, yani “hayatın ikinci yarısı”na odaklanmaktadır. Yazara göre, bu dönem bireyin ruhsal gelişiminde kritik bir dönüşüm ve derinleşme fırsatı sunar. İşte yazarın Jungcu psikoloji açısından temel savları: Özetle, Hollis’in Jungcu psikoloji merceğinden bakışı, bireyin yaşamının

okumak için tıklayınız

Kelimeler, Bağlam ve Güç İlişkileri: “Otistik”ten Erillik–Dişilliğe

Birini aşağılamak için “otistiksin” demek; ➡ Ayrımcıdır, cehalet içerir, dışlayıcıdır. ➡ Burada otizm, bir kusur veya eksiklik gibi konumlandırılır. ➡ Kimliği, hakaret aracına dönüştürür. “Otistik olmak benim kimliğim” demek ise; ➡ Güçlendirici, kapsayıcıdır. ➡ Deneyimi sahiplenir, görünür kılar. ➡ Hakaret gibi kullanılan kelimeyi geri alır, onu özsaygının bir parçası hâline getirir. Bu örnek, bir kelimenin

okumak için tıklayınız

Bizim Yerimize Karar Verenler: Görünmez Ellerin Hayatımıza Müdahalesi

Hayatımızın çoğu, bizim seçmediğimiz tercihlerle biçimleniyor. Üstelik bu kararları verenleri tanımıyoruz bile. Bu sadece “tesadüf” ya da “gündelik hayatın a” değil — bu, iradenin sistematik olarak devreden çıkarılmasıdır. Senin Adına “En Doğrusunu” Bilenler Bilmiyorsun Diye Seçme Hakkını Elinden Almak En tehlikeli bahane şudur: “Senin yeterince bilgin yok, o yüzden biz senin yerine karar veririz.” Bu

okumak için tıklayınız

Acılarımızla Yüzleşmek Mümkün Mü ?

James Hollis’in “Finding Meaning in the Second Half of Life” adlı eserinde “acıyla yüzleşme” kavramı, bireyin yaşam yolculuğunda kaçınılmaz olarak deneyimlediği psikolojik ve ruhsal sıkıntıların anlamını kabul etmesi, sorgulaması ve bu sıkıntılar aracılığıyla dönüşüm geçirmesi sürecini ifade eder. Bu, yüzeysel rahatlıktan veya semptomları bastırmaktan ziyade, derinlemesine bir içsel hesaplaşmayı ve büyümeyi içerir. İşte acıyla yüzleşmenin

okumak için tıklayınız

İçsel Doğruluk Arayışı Ruhsal İhtiyaçlarımızı Karşılar Mı ?

James Hollis’in “Finding Meaning in the Second Half of Life” adlı eserinde “içsel doğruluk arayışı” kavramı, bireyin yaşamının ikinci yarısında karşılaştığı derin ruhsal ihtiyaçları ve dönüşüm çağrılarını ifade eden merkezi bir temadır. Bu arayış, dışsal beklentiler ve edinilmiş kimliklerin ötesine geçerek, kişinin özgün benliğine ve ruhunun gerçek amacına ulaşma sürecini kapsar. İşte bu arayışın temel

okumak için tıklayınız

“Gündelik Yaşamın Psikopatolojisinden Doğan Yeni Mitler Bize Yaşam İçin İpuçları Verebilir Mi ?

James Hollis’in “Finding Meaning in the Second Half of Life” adlı kitabının Sekizinci Bölümü, “Gündelik Yaşamın Psikopatolojisinden Doğan Yeni Mit” başlığını taşımaktadır. Bu bölüm, modern insanın ruhsal durumunu, toplumsal kurumların ve kültürel eğilimlerin bireyin anlam arayışları üzerindeki etkilerini ve yaşamın ikinci yarısında ortaya çıkan içsel çağrıları derinlemesine incelemektedir. 1. Freud’un “Gündelik Yaşamın Psikopatolojisi” Bağlamı ve

okumak için tıklayınız

Black Swan Filminden Yola Çıkarak: Ego ve Süperego Özdeşleşmeleri Hayatımızı Nasıl Şekillendirir?

🔹  Nina neden “mükemmel olmak zorundaydı”? → Bu bir süperego özdeşleşmesi. Annesi eski bir balerin. Nina’nın yerine kendi hayalini gerçekleştirmek ister gibi davranıyor. Sürekli “disiplinli ol, zarif ol, hata yapma” mesajları veriyor. Nina da bu “kusursuzluk” idealiyle özdeşleşiyor. Onun için hata = utanç. Süperegonun katı sesiyle bütünleşmiş. 🔹  “Ben balerinim” demek bir kimlik mi, kaçış

okumak için tıklayınız

“Sahte Tanrılar” ve Gündelik Hayatın Psikopatolojisi

James Hollis’in “Hayatın İkinci Yarısında Anlam Bulmak” (Finding Meaning in the Second Half of Life) adlı eserinde modern kültürün ruhsal çağrıları nasıl engellediği önemli bir konudur. Hollis’e göre, günümüz toplumunda yaygın olan “sahte tanrılar” – materyalizm, hazcılık, narsisizm ve fundamentalizm – ile “gündelik hayatın psikopatolojisi” olarak tanımladığı bilinçdışı süreçler, bireylerin ruhsal bütünlüğe ulaşma yolculuğunu sekteye

okumak için tıklayınız

Kariyer (Career): Ego’nun Seçimleri ve Dışsal Beklentiler

Hollis’e göre kariyer, genellikle kişinin bilinçli egosu tarafından yapılan seçimleri, dışsal hedeflere yönelik çabaları ve toplumsal beklentilere uyumu ifade eder. Bu seçimler, bireyin “kim olduğunu sandığı kişi” olma sürecinin bir parçasıdır. Meslek (Vocation): Ruhun Çağrısı ve İçsel Uyum Meslek (vocation), Latince “vocatus” kelimesinden gelir ve “çağrı” anlamına gelir. Bu, ruhun bireyi çağırdığı, derinlemesine içsel bir

okumak için tıklayınız

” Kariyerlerimizi biz seçebiliriz ancak mesleğimiz bizi seçer.” Ne Demektir ?

James Hollis’in “Finding Meaning in the Second Half of Life” (Hayatın İkinci Yarısında Anlam Bulmak) adlı kitabında, “kariyerlerimizi biz seçebiliriz ancak mesleğimiz bizi seçer” ifadesi oldukça etkileyiciydi. Kişinin yaşam yolculuğundaki dışsal başarı hedefleri ile içsel, ruhsal çağrısı arasındaki derin farkı vurgular. Bu ifade, modern yaşamın dayattığı roller ve beklentilerle, bireyin otantik benliğinin ve ruhunun arayışı

okumak için tıklayınız

Aşık Olmak İle Sevmek Arasında

James Hollis “aşık olmak” ve “sevmek” arasındaki temel farklar derinlemesine inceler ve modern romantik aşk fantezisinin yanıltıcı doğası ile olgun, bilinçli sevginin gereklilikleri karşılaştırılır. Hollis’e göre, bu iki durum arasındaki ayrım, bir ilişkinin kişisel gelişim için bir engel mi yoksa bir yol mu olduğunu belirlemede kilit rol oynar.şte bu bölümde “aşık olmak” ile “sevmek” arasındaki

okumak için tıklayınız

Yakın İlişkilerin Psikodinamiği

James Hollis’in “Finding Meaning in the Second Half of Life” adlı kitabının beşinci bölümünde “yakın ilişkinin dinamikleri” üzerine odaklanır. Bu bölüm, çağdaş kültürde romantik aşkın neden bu kadar güçlü ve çoğu zaman yanıltıcı bir ideoloji olduğunu, ilişkilerde beklentilerin ve geçmişin nasıl belirleyici roller oynadığını açıklıyor. İşte Beşinci Bölüm’ün ayrıntılı bir özeti: 1. İlişkinin Modern Kültürdeki

okumak için tıklayınız

Kişi, kendini “iyi tarafa ait” görüyorsa, “öteki”ne uyguladığı şiddeti haklı görebilir mi?

İnsanların kendilerini “iyi taraf” olarak görmeleri, “öteki”ne yönelik şiddeti haklı çıkarmak için kullanılan bir mekanizma olabilir, ancak bu durumun ahlaki, felsefi ve insani boyutları derinlemesine sorgulanmalıdır. 1. Ahlaki İkilem ve Öz-Haklılaştırma 2. Etik Perspektifler 3. Psikolojik Mekanizmalar 4. Tarihsel ve Sosyal Örnekler 5. Haklı Gösterilebilir mi? 6. Alternatif Yaklaşımlar ———————————– Şiddetin “iyi taraf” adına meşrulaştırılması, insanlık tarihinde yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Ahlaki

okumak için tıklayınız

Parmakla Kaydırılan Ruh: Sosyal Medya Akışında İnsan Denen O Çatlak Mozaik

Bir parmak hareketiyle başlıyor her şey. Baş parmak aşağıya doğru inerken, ruh yukarı mı çıkıyor, aşağı mı iniyor — artık belli değil. Bir saniye kahkaha atıyorsun: “Kedinin biri kafasını salatalığa çarpmış.” Bir sonraki saniye: “Bir anne, depremde çocuğunun elini bırakmamak için 36 saat enkaz altında kalmış.” İnsan ne yapacağını şaşırıyor: Gülsek mi, ağlasak mı, utanıp

okumak için tıklayınız