Kategori: Psikoloji

İçimizdeki Magma: Haset Adlı Kitabın Anlaşılması

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset adlı kitabı, haset duygusunun insan psikolojisi, gelişimi ve ilişkiler üzerindeki derin etkilerini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Kitabı anlamak için birkaç temel perspektifi ve yaklaşımı göz önünde bulundurmanız faydalı olacaktır: 1. Hasetin Temel Enerji Olarak Kavranışı Çalak, haseti yalnızca bir duygu olarak değil, insan yaşamının ve ruhsal gelişimin temel bir enerjisi

okumak için tıklayınız

İstanbul’da 400 Bin “Ev Genci” Olduğu Belirlenmiş ; Engelli ya da Otistik Gençler” Dahil Mi Bu Sayıya ?

Bugün medyada şöyle bir haber okudum ve bunun üzerine düşündüm. “İstanbul’da 400 bin “ev genci” olduğu belirlendi. Ev genci: Ne okula giden ne de bir işte çalışan, günlerini evde geçiren genç nüfus. “ İstanbul’da 400 bin “ev genci” olduğuna dair açıklamalar yapıldığında, bu verinin kapsamı, yani kimlerin dahil edilip kimlerin edilmediği, sorunun toplumsal boyutunu anlamak

okumak için tıklayınız

Bert Hellinger (1925–2019): Sistemik Aile Dizimi’nin Kurucusu

Bert Hellinger, 20. yüzyılın son çeyreğinde psikoterapi dünyasına damgasını vuran, alışılmış terapi yaklaşımlarının ötesine geçen Alman bir terapisttir. Özellikle 1970’li yıllardan itibaren geliştirdiği Sistemik Aile Dizimi (Family Constellation) yöntemi, psikoterapötik alanlarda büyük ilgi görmüş ve zamanla dünya çapında uygulayıcılar ve danışanlar arasında yaygınlaşmıştır. Bu yöntem, yalnızca bireysel sorunları değil, aynı zamanda kuşaklar arası travmaları ve

okumak için tıklayınız

Oidipus Kompleksi ve Modern Kapitalist İdeolojinin Kültürel Aygıtı

Psişik Kökenlerin İdeolojik Yankıları Freud’un Oidipus kompleksi, bireyin çocukluk döneminde ebeveyn figürleriyle kurduğu karmaşık duygusal bağların psişik bir haritasıdır. Bu kompleks, yalnızca bireysel arzuların ve bastırmaların öyküsü değil, aynı zamanda otoriteye boyun eğmenin erken bir provasıdır. Çocuğun babayla rekabeti ve anneye duyduğu arzu, Freud’a göre, bireyin toplumsal normlara uyum sürecini başlatır. Ancak bu uyum, ideolojik

okumak için tıklayınız

Kitlelerin Pasifizasyonu ve Direnişin Sınırları

Kültür Endüstrisinin Gölgesinde Pasifizasyon Adorno’nun kültür endüstrisi, kitleleri standardize edilmiş hazlarla uyutan bir makine olarak işler. Medya, sanat ve eğlence, kapitalist düzenin birer aygıtı haline gelerek bireyleri eleştirel düşünceden uzaklaştırır, onları tüketim toplumunun itaatkâr öznelerine dönüştürür. Bu pasifizasyon, psişik bir uyuşma yaratır; birey, kendi arzularını sistemin sunduğu sahte seçeneklerle özdeşleştirir. Adorno’ya göre, bu endüstri, ideolojik

okumak için tıklayınız

The Psychology of Being Türkiye: Kimlik, Belirsizlik ve Toplumsal Ruh Hali Üzerine Psikopolitik Bir İnceleme

Giriş: Türkiye’de İnsan Olmanın Psikolojisi Nedir? “Türkiye’de insan olmak” ifadesi, sadece bir coğrafyada yaşamak değil; sürekli değişen siyasi atmosfer, ekonomik belirsizlik, kültürel gerilimler ve tarihi yüklerle şekillenen çok katmanlı bir kimlik deneyimidir. Bu yazı, Türkiye’deki bireyin psikolojik yapısını ve toplumsal ruh halini anlamak için Jungcu psikoloji, mitopsikoloji ve kolektif bilinçdışı kavramlarından yararlanarak bir analiz sunar.

okumak için tıklayınız

Terapiye Geldiği Halde Terapiden Faydalanamayan Hastalar Üzerine Bir Deneme : “Madem gerçek benliğiyle terapi sürecine katılmıyor, o zaman terapiye neden geliyor?”

Bazen hastaların-danışanların terapiye geldikleri halde düzenli olarak yada sanki terapistiyle işbirliği yaptığını görsek bile bir değişiklik görmekte zorlanırız . Ve o yüzden terapistler olarak şu soruyla başbaşa kalırız: “Madem gerçek benliğiyle terapi sürecine katılmıyor, o zaman terapiye neden geliyor?” İşte bu sorunun cevabı, psikanalizin en çetin çelişkilerinden birine dokunur: 👉 İnsan, değişmek istemediği halde iyileşmeyi

okumak için tıklayınız

Sosyal Medyanın Sosyalliği Kaldı Mı ?

Cevap: Evet gibi görünsede artık bu sosyallik gerçek değil; simüle edilmiş, ölçülmüş, paketlenmiş ve çoğunlukla performatif. Kısaca açalım: 1. Gerçek İlişkilerin Yerini “Etkileşim” Aldı Sosyal medya, insan ilişkilerini “like”, “retweet”, “yorum” gibi metriklerle ölçülebilir hale getirdi. Eskiden bir arkadaşına “iyi misin?” diye sormak samimiydi; şimdi bir story’e emoji atmak yeterli sayılıyor. 2.  Görünmek, Olmak’tan Daha Önemli

okumak için tıklayınız

Sahte Bir Benliğe Neden İhtiyaç Duyarız?

Bu sorunun cevabı, psikodinamik düşüncenin en dokunaklı yerlerinden geçer. Çünkü sahte benlik (false self), yalnızca bir savunma değil, bir hayatta kalma stratejisidir. Ve çoğu zaman, çocuklukta gerçek benlik için yeterince güvenli bir alan olmadığında ortaya çıkar. 🧠 Psikodinamik Açıdan: Sahte Benlik Nedir ve Neden Gelişir? 📌 1. Winnicott’a Göre Sahte Benlik: Uyumun Bedeli Donald Winnicott’a göre, sahte

okumak için tıklayınız

Bilginin Düzenlenişi: Bilişsel Şemalar ve Foucault’nun Epistemeleri

Bilişsel psikolojideki “şema” kavramı ile Michel Foucault’nun epistemeleri, bilginin düzenlenmesi ve anlamlandırılması süreçlerini ele alırken farklı bağlamlarda ortaya çıkar. Bu iki kavram, insan aklının dünyayı kavrayış biçimlerini ve bilgiye yaklaşım tarzlarını sorgular. Şemalar, bireysel bilişsel yapılar olarak deneyimleri organize ederken, epistemeler tarihsel ve toplumsal bilgi rejimlerini tanımlar. Bu metin, iki kavramın kesişim noktalarını ve ayrışmalarını,

okumak için tıklayınız

Jungcu Psikoloji Perspektifinden Karanlık Din Fundamentalizmi

Bugün dünyamızda fanatik din ve köktendincilik anlayışımızı derinlemesine psikolojik bir bakış açısıyla genişletmek ve derinleştirmek için hiç bu kadar acil bir durum olmamıştı. Aşırı din olgusu kültürümüzü ve zaman zaman varlığımızı tehdit ediyor. Bu olguya Karanlık Din adını verdik. Dünyamızdaki bu gelişmeden neredeyse herkes bir şekilde etkileniyor: danışma odasından ailelerimize, kiliselerimize, camilerimize ve tapınaklarımıza, kamusal

okumak için tıklayınız

M. Scott Peck’in “Az Gösterilen Yol” kitabında Sevgi Tanımı

M. Scott Peck, Az seçilen Yol’da sevgiyi, bireyin kendi benliğini veya bir başkasının benliğini ortaya çıkarmak ve genişletmek için görünür iradi bir çaba olarak kaydedildi. Sevgi, ayrılıktan farklı ve özverili bir bağlılık gerektirir. Peck’e göre, gerçek sevgi, “İki insan birbirinin ancak diğeri olmadan yaşayabiliyor olup da birlikte yaşamayı özgürce zaman sevebilir” ilkesine dayanır. Bu tanımın,

okumak için tıklayınız

Günlük Yaşamda Sevgi ve Disiplin ; M. Scott Peck’in Az Seçilen Kitapçığına Göre

M. Scott Peck’in Az seçilen Yol kitabına göre, sevgi , bireyin kendisi veya bir başkasının ruhsal gelişimini desteklemek için iradi bir çabadır ve bağımlılıktan farklı olarak özverili bir bağlılık gerektirir. Disiplin ise sorunlarla yüzleşmek için gerekli araçlar (tehlike dairesi, sorumluluk kabulü, dağılımların sadakati, bağlantılar) içerir ve sevginin kapasitesinde temel bir rol oynar. Günlük yaşamda sevgi

okumak için tıklayınız

Pozitif Ebeveynlik

Ana Noktalar Pozitif Ebeveynlik Tanımı Leigh M. Porch, Otizm İçin Pozitif Ebeveynlik = pozitif ebeveynliği, otizmli bireylerin bireysel ihtiyaçlarıyla sevgiyle karşılayan, onların potansiyellerini keşfetmeye odaklanan bir terapi olarak yönetilir. Bu, oyunun otizmle ilgili özelliklerini yargılamadan kabul etmeyi ve bilgilerinizi yeniden tanımlamayı içerir. Sundurma, hem bir anne hem de bir eğitimci olarak, çocukların çocuklarını sevmediklerini ve

okumak için tıklayınız

Pronatalist faşizm

İçinde yaşadığımız rejime karşı annelerin ve kadınların devrimci bir direniş göstermesi gerekiyor. Bu direnişin temel direkleri üç ana başlık altında toplanabilir: 1. Anneliğin İzolasyonuna Son Verilmesi Modern toplum, özellikle çekirdek aile yapısı, anneyi sosyal ve politik hayattan izole eder. Annelik, “izin günü olmayan tam zamanlı bir iş” haline gelerek kadının enerjisini tüketir ve onu devrimci

okumak için tıklayınız

Az Seçilen Yol Kitabı ve Önerdiği Yaşam Pratiği

M. Scott Peck’in Az Seçilen Yol Yöntemi Öneri Yaşam Pratiği, Hayattakilerle Yüzleşmeyi, Disiplinli Bir Şekilde Sorumluluk Kazanmayı, Gerçek Sevgiyi Geliştirmeyi ve Ruhsal Tekâmüle Ulaşmayı Hedefler. Peck, yaşadığı doğal olarak zordu ve bu zorluklardan kaçmak yerine, bir şekilde yüzleşmenin kişiliğinin daha anlamlı bir hayatını savunurdu. Önerdiği pratik, dört ana tema etrafında şekillenir: Disiplin , Sevgi ,

okumak için tıklayınız

Biyo-İktidarın Gölgesinde Arzunun Zincirleri: Foucault, Lacan ve Freud Üzerinden Psiko-Politik Bir Eleştiri

Biyo-İktidarın Bedensel Disiplini Foucault’nun biyo-iktidar kavramı, modern toplumun bireylerin bedenlerini ve yaşamlarını denetleme sanatını nasıl ustalıkla geliştirdiğini gözler önüne serer. 18. yüzyıldan itibaren, iktidar artık yalnızca kaba kuvvetle değil, bireylerin bedenlerini, arzularını ve hatta ruhlarını şekillendiren incelikli mekanizmalarla işler. Hastaneler, okullar, hapishaneler ve hatta aile gibi kurumlar, bireyin biyolojik varlığını disipline etmek için bir ağ

okumak için tıklayınız

Aynanın Ötekisi, Bilinçdışının Arketipleri ve Kültür Endüstrisinin Pençesi

Aynada Yansıyan Özne: Lacan’ın Ayna Evresi Lacan’ın ayna evresi, bireyin özne oluşumunun temel taşlarından biridir; bir bebek, aynada kendi yansımasını gördüğünde, ilk kez bir “bütünlük” algısıyla karşılaşır. Ancak bu bütünlük yanılsamadır, zira bebek henüz bedensel ve zihinsel olarak parçalıdır. Yansıma, bireyin kendisini “Öteki” olarak tanımasına yol açar; bu Öteki, hem kendi imgesi hem de dış

okumak için tıklayınız

Arketiplerin Evrenselliği ve Différance’ın Yıkıcı Dansı

Psişenin Evrensel Dili mi, Kültürel Söylemin Maskesi mi? Jung’un arketipler kavramı, insan psişesinin derinliklerinde yatan kolektif bilinçdışının evrensel imgeleri olarak ortaya çıkar. Kahraman, bilge, ana tanrıça gibi figürler, mitolojilerden modern anlatılara kadar uzanan zamansız semboller olarak görülür. Jung, bu arketiplerin insanlığın ortak deneyimlerinden türediğini ve bireysel psişeyi şekillendiren evrensel bir dil sunduğunu savunur. Freud’un bilinçdışı

okumak için tıklayınız

Anima – Animus Arketipleri Işığında Türkiye’de Toplumsal ve Politik Kutuplaşma

Carl Gustav Jung’un ortaya koyduğu Anima (içsel dişil) ve Animus (içsel eril) arketipleri, bireyin iç dünyasında karşı cinsin ruhsal yansımasıdır. Anima ve Animus’un sağlıklı biçimde bütünleşmesi, bireyin ruhsal olgunlaşmasında kritik bir rol oynar. Ancak, bu enerjilerin bastırılması ya da kutuplaştırılması, bireysel düzeyde nevrozlara, toplumsal düzeyde ise ideolojik fanatizme ve toplumsal gerilime zemin hazırlar. Bu bağlamda,

okumak için tıklayınız