Diyalektik Meydan Muharebesi: Marks Paşa vs. Adorno Beyefendi!

Aman efendim, hani mahallede iki büyük üstat düşünün; ikisi de sokağın karmaşasını çözmeye niyetli ama yolları ayrı… Biri diyor ki “Bu kavga bir yere varacak”, öteki diyor ki “Kavganın kendisi bizzat meseledir!” Haydi, gelin bu şamatayı bir inceleyelim.

Benzerlikler: “Aynı Yolun Yolcusuyuz Ama…”

Kuzum, her ikisi de Hegel Efendi’nin o meşhur sofrasından ekmek yemişlerdir. İkisi de der ki: “Dünya öyle donmuş, kaskatı bir yer değildir; her şey hareket halindedir, her şey zıddıyla kaimdir!”

  • Çatışma Asıldır: Hem Marks hem Adorno, hayatın içindeki çelişkileri (hani o zengin-fakir, ezen-ezilen meselesi gibi) görmezden gelmezler. “Aman efendim, ne güzel anlaşıp gidiyoruz” diyen sahte barışçılara ikisi de pabuç bırakmaz.
  • Hakikat Tarihseldir: “Hakikat öyle bir kerede söylenecek bir söz değildir, zamanın çarkları arasında şekillenir” derler. İkisi de o anki düzenin “doğal” veya “değişmez” olduğunu söyleyenlere karşı çıkar.

Farklılıklar: “Sentez mi Dediniz, Aman Benden Uzak Olsun!”

İşte zurnanın zırt dediği yer burası efendim! Aralarındaki fark, o meşhur “sentez” düğümünde kopuyor:

  1. Menzil Meselesi (Sentez): * Marks Paşa: Der ki, “Çatışma olur, kavga dövüş derken bir ‘sentez’ doğar; yani işçi sınıfı o çarkı kırar ve sınıfsız, sömürüsüz o güzelim topluma ulaşırız.” Yani Marks’ta diyalektik bir sonuca, bir kurtuluşa (pozitif bir neticeye) bağlanır.
    • Adorno Bey: İşte burada bastonunu yere vurur! “Aman efendim, ne sentezi? Sentez dediğiniz şey, o biricik olanın baskı altına alınmasıdır!” Adorno’da sentez yoktur; o “negatif” kalmakta ısrarcıdır. Çatışmayı bir sonuca bağlayıp “Hadi bitti, her şey çözüldü” demek, ona göre yeni bir tiranlığın kapısını açmaktır.
  2. Maddi mi, Zihni mi?:
    • Marks Paşa: O meşhur sözüyle diyalektiği baş aşağı durmaktan kurtarıp ayakları üzerine oturtmuştur. “Mesele ekmek kavgasıdır, mülkiyet ilişkisidir, fabrikadır!” der.
    • Adorno Bey: O daha çok “kafanın içine”, o meşhur **”Kültür Endüstrisi”**ne bakar. Der ki, “Sermaye sadece cebini değil, ruhunu da tabi kılmış (subsumption).” Yani Adorno için diyalektik, o her şeyi yutan “Aynılaştırma” mantığına karşı verilen bir zihin savaşıdır.
  3. Umut mu, Melankoli mi?:
    • Marks Paşa, elinde kızıl bayrağıyla istikbale ümitle bakar.
    • Adorno Bey ise melankoliktir. “Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır” diyen adamdan ne beklersiniz efendim? O, umudun bile pazarlanabilir bir meta haline geldiği bu “yanlış hayat”ın içinde, sadece “Hayır!” diyebilmenin onurunu taşır.

Hasılıkelam…

Sizin o meşhur notunuza bağlarsak: Marks Paşa o belirsizliği “devrimle” çözmek ister; Adorno Bey ise “O belirsizliği, o anksiyeteyi tolere edin, sakın ola sizi rahatlatacak sahte cevaplara (sentezlere) kanmayın!” diye uyarır.

Aman efendim, bu felsefe deryası adamı yutar! Şimdilik bu kadar mukayese yeter sanırım.