Dostoyevski’nin Budala Romanında Rogojin’in davranışları obsesif kişilik özellikleriyle ilişkilendirilebilir mi?

Fyodor Dostoyevski, insan ruhunun karanlık yönlerini ve bilinçdışı çatışmalarını derinlemesine ele alan romanlarıyla modern psikolojik edebiyatın öncülerinden biri kabul edilmektedir. Özellikle Budala adlı eserinde yer alan Rogojin karakteri, yoğun tutku, kıskançlık, sahip olma arzusu ve yıkıcı aşk ekseninde şekillenen psikolojik yapısıyla dikkat çeker. Rogojin’in davranışları modern psikoloji bağlamında değerlendirildiğinde obsesif eğilimler, patolojik kıskançlık ve dürtü kontrol problemleriyle ilişkilendirilebilir.

Obsesif Kişilik ve Saplantılı Davranış Kavramı

Psikoloji literatüründe obsesif eğilimler, kişinin belirli düşünce, duygu veya nesnelere karşı kontrol edemediği zihinsel yoğunlaşmalar geliştirmesiyle açıklanır. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanımladığı obsesif-kompulsif kişilik yapılanmasında kontrol ihtiyacı, katılık, zihinsel takıntılar ve ilişkilerde sahiplenici tutumlar önemli yer tutmaktadır (APA, 2013).

Rogojin’de görülen davranışlar klasik obsesif-kompulsif bozukluktan ziyade “obsesif aşk” ya da “patolojik bağlanma” çerçevesinde okunabilir. Çünkü karakterin merkezinde tekrar eden düşünceler kadar, sevilen kişiyi mutlak biçimde sahiplenme arzusu bulunmaktadır. Bu durum Erich Fromm’un “olgun sevgi” ile “sahip olucu sevgi” ayrımıyla da açıklanabilir. Fromm’a göre sahip olucu sevgi, bireyin karşısındakini bağımsız bir özne olarak değil, kendi benliğinin nesnesi olarak görmesine dayanır (Fromm, 1956).

Rogojin’in Saplantılı Aşkı

Rogojin’in Nastasya Filippovna’ya duyduğu ilgi sıradan romantik bir bağ değil, yok edici bir saplantıdır. Karakterin duyguları sevgi ile nefret arasında sürekli gidip gelir. Dostoyevski, Rogojin’in aşkını doğrudan sahip olma dürtüsüyle ilişkilendirir:

“Onu ya benim olacaksın ya da hiç kimsenin.”
(Dostoyevski, Budala)

Bu yaklaşım obsesif bağlanmanın temel özelliklerinden biridir. Sevilen kişinin özgürlüğünü kabul edememe, bireyi bağımsız bir özne olarak görememe ve ilişkiyi mutlak kontrol altında tutma isteği Rogojin’in davranışlarının merkezindedir.

Psikanalitik açıdan bakıldığında Rogojin’in aşkı eros (yaşam dürtüsü) ile thanatos’un (ölüm dürtüsü) birleştiği bir yapı sergiler. Sigmund Freud, yoğun sevgi ile yıkıcılık arasındaki ilişkinin nevrotik kişiliklerde iç içe geçebileceğini belirtmektedir (Freud, 1920). Rogojin’in sevgisinin sonunda cinayete dönüşmesi bu dürtüsel birleşmenin edebi bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Patolojik Kıskançlık ve Paranoyak Eğilimler

Rogojin’in davranışlarında dikkat çeken bir diğer unsur yoğun kıskançlıktır. Özellikle Prens Lev Nikolayeviç Mişkin ile Nastasya arasındaki ilişkiye karşı geliştirdiği düşmanlık, paranoid düşünce biçimlerini andırmaktadır. Rogojin sürekli olarak kaybetme korkusu yaşamakta, çevresindeki insanları tehdit olarak algılamaktadır.

Psikiyatri literatüründe bu durum “Othello sendromu” olarak bilinen patolojik kıskançlık kavramıyla ilişkilendirilebilir. Patolojik kıskançlıkta birey, gerçek kanıtlardan bağımsız biçimde terk edilme veya aldatılma korkusuna saplanır (Shepherd, 1961). Rogojin’in Mişkin’i öldürmeye teşebbüs etmesi, bu obsesif kıskançlığın şiddete dönüşen biçimini göstermektedir.

Mekânların Psikolojik İşlevi

Dostoyevski’nin Rogojin’i karanlık evler, loş odalar ve kapalı mekânlarla birlikte sunması da karakterin obsesif iç dünyasını yansıtır. Rogojin’in evi adeta bilinçdışının fiziksel temsilidir. Kasvetli atmosfer, karakterin zihinsel sıkışmışlığını sembolize eder.

Mihail Bahtin, Dostoyevski romanlarında mekânların karakter psikolojisinin bir uzantısı olduğunu belirtir (Bahtin, 1984). Rogojin’in yaşadığı alanların karanlık yapısı, onun ölüm ve saplantı eksenli ruhsal dünyasını görünür hale getirir.

Cinayet ve Obsesyonun Son Noktası

Romanın sonunda Rogojin’in Nastasya Filippovna’yı öldürmesi, obsesif aşkın en uç noktasıdır. Sevilen kişiyi kaybetmektense yok etmeyi seçmesi, sahip olma dürtüsünün ölümle birleştiğini gösterir. Bu durum modern psikolojide “if I can’t have you, no one can” (“Sana sahip olamayacaksam kimse olamaz”) mantığıyla açıklanan yıkıcı bağlanma örüntüsüne benzemektedir.

Cinayet sonrasında Rogojin’in yaşadığı ruhsal çöküş ise obsesif kişilik yapılarında görülen boşluk hissini ortaya koyar. Saplantının nesnesi ortadan kalktığında birey, kendi benliğinin de çözüldüğünü hisseder. Rogojin’in finalde Mişkin’le birlikte sessiz biçimde beklemesi, bu psikolojik çöküşün simgesel bir görünümüdür.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM-5). Washington DC: APA Publishing, 2013.
  • Mihail Bahtin. Dostoyevski Poetikasının Sorunları. İstanbul: Metis Yayınları, 1984.
  • Fyodor Dostoyevski. Budala. Çeşitli Türkçe çeviriler.
  • Sigmund Freud. Haz İlkesinin Ötesinde. 1920.
  • Erich Fromm. Sevme Sanatı. 1956.
  • Shepherd, M. “Morbid Jealousy: Some Clinical and Social Aspects of a Psychiatric Symptom.” The Journal of Mental Science, 1961.