Ellinci sanat yılında Ataol Behramoğlu ile “şiir” dedik (söyleşi)

‘İç sesimin tınısı değişmedi’
Elli yılı devirmiş bir şair olarak gözünü açtığı, şiire başladığı, sürdürdüğü ve günümüzde vardığı dünyaları ortaya koyan bir toplam “Yarım Yüzyıldan Şiirler”. Duygusu, geçmişi, kültürü, motifi, coğrafyasından süzdükleriyle Türk Şiirinin ve direncin şiiri Behramoğlu’nunki. Bu bağlamda “Yarım Yüzyıldan Şiirler” kitabı; “1959’dan 1963’e…”, “1963’den 1965’e…”, “1965’den 1970’e…”, “1970’den 1974’e…”, “1974’den 80’e…”, “1980’den 1982’ye”, “1982’den 1984’e…”, “1984’den 1990’a”, “1990’dan 1994’e…”, “1994’den 2003’e…”, “2003’ten Günümüze…” şeklinde bir dönemsel sıralamayla sunuluyor okurlara. Behramoğlu’yla “Yarım Yüzyıldan Şiirler”i konuştuk.

– Şiire başladığınız ve günümüzde vardığınız “şiir dünyalarını” nasıl değerlendiriyorsunuz?
– İlk şiir kitabım “Bir Ermeni General” 1965’te Ankara’da Remzi İnanç’ın Toplum Yayınevi tarafından yayımlandı. Minicik, incecik bir kitap… Bu yayın tarihini yarım yüzyılı bulan yayın yaşamıma başlangıç alıyorum. Oysa bana kendimi şair olarak duyumsatan ve bugün de toplu şiirlerimin bütün basımlarında ilk şiir olarak yer alan “Melankoli” bir 17-18 yaş şiiri ve yazılış tarihi 1959. O günden bu güne “şiir dünyalarımda” neler olduğunu özetleyerek anlatmam olanaksız. Fakat değişen şeyler kadar değişmeyen şeyler olduğu da kuşkusuz. Ses tonum, iç sesimin tınısı sanki büyük ölçüde hep aynı… Yayınlanan en son şiir kitabım “Hayata Uzun Veda”da anlattığım “kulağı bütün tıkırtılarda/ ve gözleri/ ardına kadar açık/ ama sanki en çok/kendi içini dinleyen” çocuk pek değişmedi sanki…

– Her şiirin yaşı ve zamanı nasıl ayrı sizde?
– Şiirlerimi bu gibi kavramlara göre değerlendirmem pek. Homeros, Yunus Emre, Karacaoğlan sizce kaç yaşında?

“MELANKOLİ, ŞAİR OLDUĞUMU DUYUMSATAN İLK ŞİİRİM”

– İlk yazdığınız şiirler hangi duygularla yazıldı?
– “Melankoli” yazdığım ilk şiir değil, fakat belirttiğim gibi bana şair olduğumu duyumsatan ilk şiirimdir… Küçük bir taşra kentinde yaşanmakta olan ilk aşk duyguları, yanı sıra alıp başını gitme duyguları, sonraki “Bu Aşk Burada Biter”i hazırlayan bir şeyler… Biçim ve söyleyiş özellikleri bakımından, Orhan Veli’nin Mehmet Ali Sel takma adıyla yazdığı uyaklı vezinli şiirlerin etkilerini taşıdığını düşünüyorum…

– Dilde yitim… Bazen geri dönüşü de yok (mu?) Ne biçemler kuşatıyor zihinleri ve şiir buna nasıl bir deva?
– Sorunuzu şöyle anlıyorum: Yozlaşan, kalıplaşan, yüzeyselleşen konuşma ve medya diline karşı şiirin yapabileceği bir şey var mı? Var kuşkusuz. Dilde söz sanatları içinde en çok şiir derinleşir. Şiir okumak dil duygumuzu derinleştirir.

– Elbette başlıca Ataol Behramoğlu şiirinden pay biçerek yanıtlamanızı rica edersem Türk Şiiri ilk neyi alır hayattan? Kendine nasıl varır?
– Yanıtı kitap hatta kitaplar kapsamında olabilecek bir soru. Ben kısaca şunu söyleyebilirim: Bizim şiirimiz esas olarak lirik. Epiğimizde bile lirik parçaları daha çok severiz.

– Dağarınızdaki sayısız şairlerin belli başlıca hangilerinden nasıl etkiler aldınız?
– Hececiler , Orhan Veli, Dağlarca, Attila İlhan, Nâzım Hikmet ve yanı sıra bütün bir Türk ve dünya şiiri… Etkilerin nasılını düşünüp sıralamaya çalışmak çok zaman alır. Zaten şairin işi de değil.

VAR OLUŞ VE YOK OLUŞ SORUNSALI

– 1959-1963 dönemi şiirleriniz şiirde nasıl ilk adımlar?
– Bu dönemin şiirlerine topluca baktığımda, belki de bir arayışın, arayışların şiirleri denebileceğini düşünüyorum. O dönemin son şiiri olarak aldığım “Bir Gün Aşk Geçilmelidir”, “Melankoli”de söylenenin daha da hüzünlü bir tonda ve daha da somut yaşantılar sürecinde tekrarlanması gibi geliyor şimdi…

– 1963-1965 dönemi şiirleriniz ise bireyselden toplumsala varışın ilk izlerini taşıyor diyebilir miyiz? Yanı sıra da hayat sorgulamaları ve karanlık, daha da yoğunlaştırıyor anlamları, imgeleri derinleştiriyor. Tökezleyen kalp, sevgilinin yokluğu, aşkın “müphemliği” yaşantılardan dizelere sökün ediyor öte yandan…
– Bunlar yerinde saptamalar… Daha çok “Kör Bir”den söz ediyorsunuz… Var oluş yok oluş sorunsalında, belki de Turgut Uyar’la, Rilke’yle, şiirde adı geçen Kafka’yla yakınlaşan bir şeyler… Bireyselden toplumsala varış ise (ilk şiirlerimde de izleri olmakla birlikte) biraz daha sonra.

“ARAGON’LA TANIŞIKLIĞIMIZ AYAK ÜSTÜ!”

– 1965-1970, gerçekçi ve toplumcu şiiri içselleştirdiğiniz dönem değil mi?
– Doğru… “Bir Gün Mutlaka”yla başlayan atılım, Guevara ve “Yıkılma Sakın”la sürer.

– 1970-1974… Paris’te Aragon ve Neruda’yla tanıştığınız, Moskova’da Rus Edebiyatı üzerine çalışmalar yaptığınız bu dönemi nasıl anıyorsunuz?
– “İki Ağıt”in ilk bölümünde söz ettim o dönemden… Aragon’la tanışıklığımız ayak üstü… Fakat dergisi Les Letters Françaises’de Abidin Dino çevirisiyle “Bir Gün Mutlaka”dan bir bölüm yayınlanması önemli kuşkusuz. Aragon çok önemli bir şair, fakat beni pek etkilediğini söyleyemem. Buna karşılık Pablo Neruda’nın şiirini liseli yıllarımda Enver Gökçe çevirileriyle okumuş ve etkilenmiştim. Onunla Şili’nin Paris’teki (yine Dino’yla gittiğimiz) büyük elçiliğindeki tanışmamızı, sohbetimizi unutamam. Ne yazık ki o sırada cep telefonu diye bir şey yoktu. Şimdi o buluşmanın bir fotoğrafına sahip olmayı ne kadar isterdim. Aynı dönemde Sovyet Yazarlar Birliğinin sağladığı bir bursla Moskova’da kaldığım bir buçuk yıl hem yaşamım hem şiirim bakımından çok önemli. “Beyaz, İpek Gibi Yağsı Kar”, “Kardeşim Aylardır Hapiste”, “Mozart, Mayakovski, Peynir, Ekmek, Karanfil v.s”, “Salvadore Allende’yi Dinlerken” adlı şiirlerimi o dönemde yazdım.

– 1974-1980 aralığında art arda şiir kitaplarınız yayımlanıyor. Şiir üzerine en yoğun zamanlarınızdan biri ve şiirinizde anne sevgisi ve öz benliğe dönüşlerle de yoğrulmuş, bireyselliği ve doğayı biraz daha öncelemeye çalıştığınız ve şiirsel yapı üzerine en kafa yorduğunuz bir dönem denilebilir mi?
– Denilebilir, evet… Zaten şiir üzerine, daha sonra “Şiirin Dili-Ana Dil”, “Yaşayan Bir Şiir” adlı kitaplarımda toplanacak yazılarımın da çokça yazılıp yayınlanacağı dönem bu. Yeni kuşakları çok etkileyecek olan “Militan” dergisi de bu zaman aralığında yayınlanmıştı.

“ZİNDANDA YAZDIKLARIM KENDİME VE ÜLKEME TUTULMUŞ BİR AYNA”

– 1980’ler…. Kitabınızın toplatılması, göz hapsi, tutuklanmalar… Yurt dışı… Direnci artmış, başı dik bir şiir yine okuduğumuz.
– 1980 darbesi her vicdanlı, bilinçli insanın yaşamını az çok etkiledi. 1982’de Maltepe zindanında (gerçek bir zindandı) yazdıklarım ve sonrasındaki “Kızıma Mektuplar” o yıllarda kendimin ve ülkemizin yaşamına tutulmuş bir ayna. Fakat ne yazık ki bu konudaki yazınsal değerlendirmelerde pek de sözleri edilmez. Buna karşılık 1990 başlarından beri, yirmi yılı aşkın süredir ülkemizin her yöresinde gerçekleştirdiğim şiir dinletilerinde , “Hapishanede Bir Sabah Türküsü”, “Görüşme Günü”, “Strati Korakas’a Mektup” vb. başlıklı o dönemin ürünü şiirlerimi, ya da “Kızıma Mektuplar”dan bölümler okuduğumda, yazınsal dünyamızdaki züppelikler, modalar, özentilerle ilgisi bulunmayan izleyicinin coşkulu, duygu dolu karşılığı görülmeye değer… 1984’le başlayıp 1990’a kadar süren yurt dışı sürgününde ise belirleyici temalar, ister istemez, gurbet ve yurt özlemi olmuştu. (Paris Şiirleri, Helsinki’ye Bir Şiir, Avustralya’dan Ayrılırken Uçakta Düşünceler, Geçmiş Yaz, Leningrad 1988, Kızıma Mektupların son bölümü vb.)

“ŞAİR, YETENEĞİNİ GÜNCEL SORUNLARA YANIT İÇİN DE KULLANMALI”

– Ve 2003’ten günümüze… Kıran vuran memleketin halleri… Hakan olan zalimler… Aklın, bilimin, aydınlığın tutsaklığı Ve çaresi isyan diyen bir şiir… Son soruda bugünü değerlendirir misiniz? Zaman ve gün neleri daha katıyor ve işliyor dizelerinize?
– Gazetemizdeki köşemde yayınladığım “Kara Bir Rüzgâr”, “Halk Ozanı Gibi”, “Yunus Gibi”, “Ne Çok Hain” başlıklı şiirler ise bu dönemlerin aynası oldular ve çok ses getirdiler, getirmekteler… Onlar, tıpkı “Sivil Darbe”, “Yalancının Ampulü” adlı kitaplarımda topladığım yazılar gibi “militan” işlevleri olan şiirlerdir. Yeri ve zamanı geldiğinde, şair, olduğu kadarıyla yeteneğini, güncel sorunlara yanıt için de kullanır, kullanmalı. Fakat gerçekten şairse eğer, o dizeler eskimez, güncele sıkışıp kalmaz, tam tersine, ölümsüzleşir. Tıpkı “yedikleri yoksul eti/içtikleri kan olmuştur” diyen Yunus’un, “kısa çöp uzundan hakkın alacak” diyen Serdari’nin, “ferman padişahın, dağlar bizimdir” diyen Dadaloğlu’nun, “Vatan Kasidesi”nin yazarı Namık Kemal’in, “Millet Şarkısı” ya da “Sis”in yazarı Fikret”in, bu alanda da pek çok şiiriyle Nâzım Hikmet’in, gelmiş geçmiş pek çok Türk ve dünya şairinin dizeleri, şiirleri nasıl ölümsüzleşmişse.

Gamze Akdemir
http://www.cumhuriyet.com.tr/, 20 Ocak 2015

Yarım Yüzyıldan Şiirler/ Ataol Behramoğlu/ Tekin Yayınevi/ 312 s.

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları, Söyleşi
“Kalakalan, artakalan birileri hep var” Yetersiz Bakiye – Karin Karakaşlı

Üst üste usta yazarların kitaplarının yayımlandığı bugünlerde uzun, dokunaklı, sarsıcı ve edebiyatın tüm lezzetleriyle dolu bir yolculuğa çıkmak isterseniz size...

Kapat