Geçmişin Gölgesinde Villette – Charlotte Bronte

Charlotte Bronte’nin kendi hayatından yola çıkarak yazdığı bu roman, hem yazarın en önemli kitaplarından biri hem de çağının gerçeklerini en iyi anlatan yapıtlardan biri olma özelliğini taşıyor.

Lucy Snowe, genç yaşta ailesini yitirince vatanı İngiltere’yi terk eder ve kıta Avrupası’ndaki Villette kentinde bir yatılı kız okulunda öğretmenlik yapmaya başlar. Lucy burada yalnızca geçmişin hayaletleriyle değil, geride bırakmayı arzu ettiği, kaçındığı duygularla da yüzleşecektir. Okulu sık sık ziyaret eden Doktor John’a karşı içinde yeşeren duygular, kendisine karşı hep zalimce davranan edebiyat öğretmeni Mösyö Paul ile Müdire Madam Beck ve Villette sosyetesiyle mücadelesi, okulun öğrencileriyle ilişkileri Lucy Snowe’un kendini ve dünyayı tanımasında büyük rol oynar. Protestan bir genç kadın olarak Katoliklerin dünyasında tek başına verdiği yaşam savaşı Lucy Snowe’u nereye götürecektir? Lucy Snowe’un her zorluğu göğüsleyen güçlü karakteriyle bu sorulara verdiği yanıt, mutlu sonla ilgili genel kabulleri altüst ediyor. Charlotte Brontë, çalkantılı ve sürprizli bir yolculuğu anlattığı son romanı Villette ile Jane Eyre’de ulaştığı edebi çıtayı yükseltiyor. Brontë’nin bu otobiyografik romanı, Viktorya dönemi Avrupası’nda, sesini henüz kimseye duyuramayan kadının tek başına ve dimdik ayakta durabileceğinin kanıtı.

“Tehlike, yalnız ve belirsiz bir gelecek, mutlaka kasvetli ve kötü olmak zorunda değildir, yeter ki karakter sağlam olsun ve yetiler kullanılabilsin; yeter ki Özgürlük bize kanatlarını ödünç versin, Umut bize yıldızıyla rehberlik etsin.”
(Arka Kapak)

Bir Bronte klasiği – A. Ömer Türkeş
(22/07/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Bu sıcak yaz günlerinde sıkılmadan okuyacak bir kitap arıyorsanız 19. yüzyıl klasiklerden birini tercih edin. Doğrusal bir zaman sıralamasını izleyen sıkı dokunmuş hikâyeleri, sağlam karakterleri, yazıldıkları dönemi ve toplumu kavrama çabalarıyla gerçek bir kurmaca dünyası sunar klasik romanlar. Öncelikle birey önemlidir, bireyi ?olduran? zaman da öyle. Zaman alınyazısının hem sebebi hem ölçüsüdür. Olaylar gibi tutkular da zamana bağlı gelişirler. İkinci olarak mekan ve eşyalar da önemlidir. Mülkiyet hakkı üzerine kurulu yeni düzeni anlatan roman mekânsal ayrıntılara girer, birey artık yaşadığı yer ve kullandığı eşyalar ile ilişkileri içerisinde anlatılır. Son olarak, romanın başlangıcında kullanılan dil, hiç bir edebi türde olmadığı ölçüde göstersel, güzelden öte gerçekçi bir düzyazıdır, akılcı bir düzendedir. Nesnelere bağlı, doğru ve evrensel mantığı insana güven verir.
Anlatının bütün teknik ögeleri -di?li geçmiş kipinin ve üçüncü şahsın özenle kullanımı, kronolojik akışa bağlılık, entrika örgüsü, tutkuların düzgün eğrisi, her eklentinin belli bir sonuca göre ayarlanması, vb. – bunların hepsi durgun, tutarlı, sürekli, tek anlamlı, açılıp çözülebilir bir dünyanın imgesini verir bize. Anlaşılabilir ve anlatılabilir bu dünyada roman kahramanlarının hayat hikâyelerine, aşklarına, umutlarına, yıkım anlarına, hayata tutunma mücadelelerine eşlik edersiniz. Zamanlar, mekanlar, eşyalar, giysiler, coğrafyalar çok farklı olsa bile klasiklerin kurmaca dünyasının bugünle tuhaf bir benzerliği, hüzünlü de olsa, tuhaf bir huzuru vardır.
Charlotte Bronte?nin -sanıyorum ilk kez Türkçeleştirilen- ?Villette: Geçmişin Gölgesinde? romanı yukarıda sözünü ettiğim klasik roman karakteristiğini çok iyi yansıtan bir örnek. Kimsesiz genç bir kızın İngiltere?den ayrılıp Fransa?da yeni bir hayat kurmasını anlatan ?Villette?, sadece kadın sorununu ele alışıyla değil, İngiltere?nin zihniyet yapısı ve Viktoryen ahlakla hesaplaşmasıyla da çağının sınırlarını aşıyor.
?Vilette?in, romanının yazarın hayat hikâyesiyle ilişkisi çok açık. Kendisini üne kavuşturan ?Jane Eyre? romanı da Bronte?nin, aslında Bronte ailesinin trajedisinden esinlenmişti. Hatta kızkardeşlerinin ?Emily Bronte?nin ?Uğultulu Tepeler? ve Anne Bronte?nin ?Agnes Grey?- romanları da dönüp dolaşıp lanetli aile tarihlerine bağlanıyorlardı. Bu öylesine bir lanet ki, Bronte kardeşler İngiltere?de bugün bile kendi yazdıklarıyla romanlarıyla tanınmakla kalmıyor, aile hakkında yazılan romanlar ve incelemelerle de gündeme geliyorlar. Bir örnek vereyim; Türkçeye de çevrilen ?Charlotte Bronte Cinayetleri?nde, asıl mesleği suç araştırmacılığı olan James Tully, Bronte kardeşlerin erken yaşta ölümlerinin hastalıktan değil korku, ihanet ve bir dizi cinayetten kaynaklandığını iddia ediyordu.
İngiliz romantik edebiyatının ve kadın yazarlar kuşağının üç önemli yazarı Bronte soyadı taşır; Charlotte, Emily ve Anne… 1816 yılında doğan Charlotte içlerinde en büyükleri ama ailenin üçüncü çocuğu. Annelerini çok küçük yaşta kaybedince -beşi kız biri erkek- altı çocuk İrlandalı Protestan bir rahip olan babaları tarafından büyütülürler. Sekiz yaşındayken ?iki ablasıyla birlikte- gittiği okul, Charlotte?un hayatında önemli bir rol oynar. Sağlıksız koşullara dayanamayan ablaları vereme yakalanıp ölür, Charlotte ise şimdilik uzun süreli bir tedaviyle kurtulmuştur. Ablalarının ölümü geride kalan kardeşleri çok etkileyecek ve ölüm teması romanlarında önemli bir yer tutacaktır. ?Jane Eyre? romanındaki ölüm sahnesinde Charlotte Bronte?nin doğrudan ablası Maria?nın ölüm anını aktardığı söylenir.

Eve Dönüş
Geride kalan ve birbirlerine sıkıca kenetlenen dört kardeş vakitlerini babalarının kütüphanesinde buldukları kitaplar sayesinde okuyarak geçirmeye başlarlar. Bir süre sonra okuma etkinlikleri hikâye ve şiir yazmaya dönüşecektir. Ancak eğitimlerini de aksatmazlar. Charlotte öğretmen olur ve mürebbiyeliğe başlar. 1842?de kardeşi Emily ile birlikte Brüksel?e gider, bir yandan Almanca ve işletme dersleri alır, bir yandan da geçimini temin etmek için İngilizce dersleri verir. Emily ise müzik öğretmenliğini üstlenecektir. Ancak teuzelerinin ölümü üzerine aynı yıl İngiltere?ye dönmek zorunda kalırlar. Okulun sahibi profesör Heger?e duyduğu aşkla ertesi yıl bir kez daha Brüksel yolunu tutar Charlotte. Ne var ki profesör evlidir ve kardeşlerinden uzakta kalan Charlotte çok mutsuzdur. Yeniden eve dönüş.
1846 yılında Emily ve Anne ile birlikte ama erkek isimleri kullanarak ortak bir şiir kitabı yayımlarlar. Sadece iki adet satan kitap büyük bir hayal kırıklığı yaratır ama yazma şevkleri kırılmaz. Nitekim 1947?de yayımlanan ?Jane Eyre? sayesinde. ?Currer Bell? ismiyle de olsa Charlotte?un yazarlığı onaylanacaktır. Ne var ki Bronte kardeşler yazarlığın ve kazandıkları paranın tadını çıkaramazlar. Ölümler başlamıştır; 1848 yılında önce kendileri gibi sanatkar bir ruha sahip erkek kardeşleri Patrick?i -kimilerine göre ruhi bunalım geçirmesi, kimilerine göre bronşit sebebiyle- kaybederler. Charlotte aynı yıl Emily?i, ertesi yıl Anne?i verem hastalığına kurban verecek ve büyük bir aileden geriye sadece baba-kız kalacaktır. Bu hüzünlü bağ nedeniyle Charlotte, artık kabul gören yazarlığı sayesinde bir çevre edindiği Londra?ya yerleşmez. 1854?te babasının yerine atanan rahip Arthur Bell Nicholls ile evlenir. Ancak kader bir kez daha kötü yüzünü gösterecek ve Charlette hamileliğinin son ayında, 31 Mart 1855?te bilinmeyen bir hastalık nedeniyle hayat veda edecektir.

Her şeye rağmen
Charlotte Bronte?nin ?Jane Eyre?, ?Shirley?, ?Villette? ve ?The Professor? adlı dört romanı var. Aslında ?The Professor? hepsinden önce yazılmış ama yayınevleri tarafından kabul edilmemiş ve Charlotte Bronte?nin ölümünden sonra kitap haline getirilmişti. Bu romanların hepsinde de hayat hikâyesinin değişik yansımalarını buluruz. Ama ?değişik? sözcüğüne vurgu yapmakta yarar var. Ne ?Jane Eyre?de ne de ?Villette?de başından geçenler doğrudan aktarılmıştır. Romanlardaki hikâyelerin yazarın hayatıyla ilişkisini kuran öne çıkan temalardır. Kendi hayat hikâyesinden, toplum ve insan gözlemlerinden, elbette ki acı ve ölümlerden esinlenen, buna rağmen sonlarında insana dair bir umut barındıran romanlarıyla Charlotte Bronte, romantik akımın ve kadın edebiyatının en önemli temsilcileri arasına girmiştir.
?Villette? kısaca şöyle özetlenebilir; Lucy Snowe, kimsesiz bir genç kızdır. Bir süre vaftiz annesinin yanında yaşar, oradan ayrıldığında hayının yaşlı kadınlara bakıcılık yaparak sürdürür. 24 yaşına geldiğinde İngiltere?de kendisine farklı bir gelecek kurmasının mümkün olmadığını fark ederek aniden ?ve cesaretle- deniz alırı bir seyehate çıkmaya karar verir. Fransa?nın Villette kentine gelen ve rastlantılar sonucu yatılı bir kız okulunda öğretmenlik yapmaya başlayan Lucy?nin hayatı hem kendi iradesi hem kaderin cilveleriyle bambaşka bir seyir izleyecektir. Okulu sık sık ziyaret eden Doktor John?a karşı içinde yeşeren duygular, kendisine karşı hep zalimce davranan edebiyat öğretmeni Mösyö Paul ile Müdire Madam Beck ve Villette sosyetesiyle mücadelesi, okulun öğrencileriyle ilişkileri Lucy Snowe?un kendini ve dünyayı tanımasında büyük rol oynar. Ancak duygularını tanıması kolay olmayacaktır…
?Villette? romanında Bronte?nin karakteristik temalarının hemen hepsini bulacaksınız: Ayakları üzerinde durmaya çalışan yoksul, kimsesiz ve ışıltısız bir kız, babaya duyulan özlem, kader, seyehat, özgürlük arayışı, tutuculuk, mürebbiyelik, eğitimin önemi, protestan-katolik karşılaştırması, umutsuz aşklar, sınıf farklılıkları, evlilik kurumunun bozukluğu, ölüm, vb… Bütün bu temaları mükemmel bir uyum, gerçekçi gözlemler, sürükleyici bir hikâye ve zaman zaman farklı anlatım yöntemleri deneyerek bir araya getirmiş Bronte; eşitsizlik üzerine kurulu düzene, gözünmez katı kurallara, kendisine biçilen rollere boyun eğmeyen genç bir kız özelinde kadın kimliğine sahip çıkarken kuşkusuz Viktorya dönemi İngilteresinin zihniyet yapısını sergiliyor ve eleştiriyor.

Kitabın Künyesi
Geçmişin Gölgesinde Villette
Orjinal isim: Villette
Charlotte Bronte
Kırmızı Kedi Yayınevi / Çağdaş Klasikler Dizisi
Çeviren: Nevhiz Aksunkur
2011,
560 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Yüreğiyle yaşayan, pijamalı bir yürek işçisi, Rıfat Ilgaz “Pijamalılar”

Yaşama ve yaşamın getirdiklerine sitemkar olan, ama hiçbir şey için pişman olmayan kendi deyişiyle, "Yürek İşçisi" Rıfat Ilgaz'ın, en çok...

Kapat