
Aidiyet, bir grup ya da toplum tarafından kabul edilme ve onaylanma duygusu olarak tanımlanmaktadır. (APA Dictionary of Psychology, 2018). İlişkiler, fiziksel ve zihinsel sağlıkta meydana gelen değişiklikleri açıklamak için önemli araştırma alanları haline gelmiştir. Yaygın bir insan kaygısı, başkalarıyla ilişki kurmak ve bu ilişkileri sürdürmektir. (Akt., Hagerty vd., 1996). İnsanlar, kişiler arası etkileşimler yoluyla hayatta kalır, gelişir ve büyürler.
Öğrenme literatürü, öğrenmenin ilişkisel ve kültürel olarak sosyal uygulamalarda yerleşik olduğunu belirten durumlu öğrenme kavramından hareketle, aidiyetin öğrenmeye davet edilme, katılım sağlama, bağlantı kurma ve dahil olma olasılıklarını etkilediğini savunmaktadır. (Akt., Filstad vd., 2019;Teoman, 2025)
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre, insanların temel ihtiyaçları sırasıyla fizyolojik ihtiyaçlar (yemek, su, barınma gibi), güvenlik ihtiyaçları (sağlık, istihdam, aile ve sosyal beceri, mülkiyet), sevgi ve aidiyet ihtiyacı (arkadaşlık, aile, yakınlık, bağlantı kurma), özsaygı (güven, başarı, başkalarının saygısı, benzersiz bir birey olma ihtiyacı) ve kendini gerçekleştirmedir (ahlaki değerler, spontanlık, yaşamda anlam ve amaç) (Maslow, 2017, s. 12-35). Sevgi ve aidiyet bireylerin başkalarıyla ilişkiler kurma, kabul edilme ve topluluklarına ait olma arzusunu ifade etmektedir. Bu ihtiyaç, Maslow’un hiyerarşisinde önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü bireyler, sosyal bağlar kurmadıkları sürece daha üst düzey ihtiyaçlarını ( özsaygı, kendini gerçekleştirme) karşılayamazlar. Bu nedenle, sevgi ve aidiyet ihtiyacı, kişisel gelişim ve psikolojik sağlık için temel bir aşama olarak kabul edilmektedir. Toplumda, sevgi ve aidiyet ihtiyacının engellenmesi, uyumsuzluk ve daha ciddi psikolojik sorunların temel sebeplerinden biridir.
Psikanaliz literatüründe, “ego” terimi sıklıkla benlik kavramının eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır. Freud’un yapısal modeline göre, ego, id’in istek ve arzularını dışsal gerçeklik ile uyumlu hale getirmeye çalışmaktadır. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, ego, id ve süperego arasında denge sağlayan bir işlevi yerine getirmektedir. Freud’a göre kişiliğin geliştirilebilecek son bileşeni olan toplum ve ahlak gibi değerleri kapsayan süperego beş yaş gibi şekillenmeye başlamaktadır. Id, ego ve süperego, insan davranışlarını şekillendiren karmaşık bir etkileşim süreci oluşturmaktadır. Ancak, karmaşık görünmelerine rağmen, bireyin sağlıklı bir şekilde var olabilmesi için id, ego ve süperego arasındaki denge büyük bir öneme sahiptir. (Akt., Nurdan, 2024). Ego, bireyin toplumsal bağlamda kabul edilme ve başkalarıyla uyum içinde olma arzusunu yönlendirmektedir; aynı zamanda toplumun değerleri ve ahlaki standartlarıyla çatışmaktan kaçınmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda ego, bireyin ait olduğu gruptan kabul görmek ve bu grubun bir parçası olarak değerli hissetmek için gerekli dengeyi kurmaktadır.
Evrimsel psikoloji, aidiyetin önemini hayatta kalmakla açıklamaktadır. Evrimsel süreç, doğal seçilim yoluyla işler ve bu seçilim, “en uygun” olanların daha fazla hayatta kalmasını ve üremesini sağlar. Eğer evrimsel rekabet yalnızca türler arasında yaşanıyorsa, Darwin’in “varlık mücadelesi” kavramı çerçevesinde, bireylerin, tüm türün hayatta kalması için fedakarlık yapmaya zorlanması gerektiği varsayılabilir. Bu noktada, grup seçilimi teorisi devreye girer. Grubun üyeleri, kendi bireysel çıkarlarını bir kenara koyarak, grubun refahı için kendilerini feda etmeye istekli olduklarında, bu türler, bireysel çıkarlarını ön planda tutan rakip gruplara kıyasla daha düşük bir yok olma riski taşır. Bu durumda, evrimsel süreçte, kendini feda eden bireylerden oluşan gruplar, daha hayatta kalabilir ve çoğalabilir. Grup içindeki bu tür fedakarlıklar, türlerin evrimsel başarısını artırarak, grubun varlığını sürdürmesini sağlayan bir strateji haline gelir. (Dawkins, 1990, s. 14; Akt. Teoman, 2025)
Bağlanma teorisi, bireylerin doğuştan gelen bir motive edici sisteme (bağlanma davranışsal sistemi) sahip olduklarını ve bu sistemin, gerçek veya sembolik tehdit anlarında etkinleştiğini öne süren bir yaşam boyu yaklaşımıdır. Bu sistem, bireyleri sıkıntıyı hafifletme ve güvenlik duygusu elde etme amacıyla belirli başkalarına yakınlık aramaya yönlendirir (Akt., Sheimbaum vd., 2015). Bağlanma stilleri genel olarak güvenli ve güvensiz olarak ikiye ayrılabilir. Duygusal olarak erişilebilir ve hassas bir şekilde tepki veren bağlanma figürleriyle tekrarlanan etkileşimler, güvenli bağlanma stilinin gelişimini destekler; bu stil, olumlu içsel çalışma modelleri ve sıkıntıyla başa çıkmak için etkili stratejilerle tanımlanır. Ancak, tepkisiz ya da tutarsız figürlerle etkileşimler, güvensiz bağlanma stillerinin gelişme riskini artırır; bu stiller, bireylerin kendileri ve/veya başkaları hakkında olumsuz içsel çalışma modelleri ve daha az optimal duygusal düzenleme stratejilerinin kullanılmasını içerir. (Akt., Sheinbaum vd., 2015). Yapılan bir araştırma, güvenli bağlanma stiline sahip katılımcıların, kaygılı ve kaçınan bağlanma stiline sahip katılımcılara kıyasla daha güçlü bir yakınlık hissi bildirdiğini ortaya koymuştur. Kaygılı bağlanmaya sahip bireyler ise, güvenli bağlanmaya sahip olanlardan daha fazla, başkalarının onlarla olmak istemediği için yalnız kaldıklarını (yani, algılanan sosyal reddedilme) belirtmişlerdir. (Sheinbaum vd., 2015). Başka bir deyişle, bağlanma stilleri, bireylerin sosyal ilişkilerdeki güven ve aidiyet hissini şekillendirirken, güvenli bağlanma stillerinin, bireylerin daha olumlu sosyal değerlendirmeler yapmalarına ve güçlü aidiyet duyguları geliştirmelerine olanak tanıdığı, kaygılı ve kaçınan bağlanma stillerinin ise bu duyguları olumsuz etkileyebileceği görülmektedir. (Teoman, 2025)
Sonuç olarak, her bir teori, aidiyetin bireyin gelişimi, sağlığı ve sosyal bağlarını oluşturmadaki merkezi rolünü ortaya koyarak, bu duygunun evrensel ve temel bir insan deneyimi olduğunu pekiştirmektedir. Bu bulgular, aidiyetin insan doğasının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve farklı teorik çerçevelerle anlaşılabileceğini göstermektedir.
Konu ile ilgili ölçek çalışması
Genel Aidiyet Ölçeği (GAÖ)
Genel Aidiyet Ölçeği, Malone, Pillow ve Osman (2012) tarafından genel aidiyeti değerlendirmek için geliştirilmiştir. Kabul ve Reddetme olmak üzere iki alt boyut içermektedir. Ölçek, toplam 12 madde içermekte olup ilk 6 madde Kabul/Dahil alt ölçeğini temsil ederken, son 6 madde Reddetme/Dışlanma alt ölçeğini temsil etmektedir. Sorular, tamamen katılmıyorumdan tamamen katılıyorum şeklinde olan 7 puandan oluşan Likert ölçeğine dayanmaktadır. Toplam puanı bulmak için reddetme/dışlanma alt ölçeği tersine çevrilmelidir. Toplam puanın yanı sıra reddetme/dışlanma puanları ters çevirilmeden Kabul Edilme ve Reddedilme alt boyutları için ayrı ayrı da kullanılabilir. Ölçeğin iç tutarlılığı .94 olarak bulunmuştur. Ölçekten elde edilen yüksek puanlar, güçlü bir aidiyet duygusunun göstergesi olarak kabul edilmektedir. (Duru, 2015).
Genel Aidiyet Ölçeği (GAÖ) GENEL AİDİYET ÖLÇEĞİ
Bu ölçek, insanların diğer insanlarla ilişkilerinde kendilerini nasıl hissettiklerini belirlemek amacıyla geliştirilmiştir. Ölçekte bulunan ifadelere ne ölçüde katıldığınızı, size en uygun seçeneği işaretleyiniz.
1.Kesinlikle Katılmıyorum 2. 3. 4. 5. 6. 7.Tamamen Katılıyorum
1. İnsanlarla bir arada iken, onlarla birlikte olduğumu hissediyorum. 1 2 3 4 5 6 7
2. Ailem ve arkadaşlarımla yakın/samimi bağlarım var. 1 2 3 4 5 6 7
3. Başkaları tarafından kabul edildiğimi hissediyorum. 1 2 3 4 5 6 7
4. Aidiyet duygusuna sahibim. 1 2 3 4 5 6 7
5. İlişkilerimde ve paylaşımlarımda kendimi diğer insanlara eşit görürüm. 1 2 3 4 5 6 7
6. Çevremdeki insanlarla bağlarım olduğunu hissediyorum. 1 2 3 4 5 6 7
7. Ailem ve arkadaşlarım beni planlarına dâhil etmezler. 1 2 3 4 5 6 7
8. Kendimi dışlanmış hissediyorum. 1 2 3 4 5 6 7
9. Sanki insanlar beni önemsemiyor/umursamıyor gibi. 1 2 3 4 5 6 7
10. Diğerlerine bağlanamadığım için onlardan uzak duruyorum. 1 2 3 4 5 6 7
11. Kendimi dış dünyadan soyutlanmış hissediyorum. 1 2 3 4 5 6 7
12. İnsanlarla birlikteyken kendimi yabancı gibi hissediyorum. 1 2 3 4 5 6 7
Kaynakça
Duru, E. (2015). Genel aidiyet ölçeğinin psikometrik özellikleri: Geçerlik ve güvenirlik çalışması. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 5(44), 37-47.
Dawkins, R. (Ed.). (1990). The selfish gene. Oxford University Press.
Maslow, A. H. (1943). A theory of human motivation. Psychological Review, 50(4), 370–396. https://doi.org/10.1037/h0054346 Maslow, A. H. (2017). A theory of human motivation. Dancing Unicorn Books. (Orijinal çalışma 1943 yılında yayımlanmıştır)
Nurdan, G. T. (2024). “Yalnızlar için çok özel bir hizmet” romanında bilincin üç katmanı: id-ego-süperego. Avrasya Uluslararası Araştırma Dergisi, 12(38), 80-90. https://doi.org/10.33692/avrasyad.1361121
Sheinbaum, T., Kwapil, T. R., Ballespi, S., Mitjavila, M., Chun, C. A., Silvia, P. J. ve Vidal Barrantes, N. (2015). Attachment style predicts affect, cognitive 124 appraisals, and social functioning in daily life. Frontiers in Psychology, 6, 296. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2015.00296
Teoman, B.A. ( 2025) Yetişkin Bireylerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Özellikleri ile Genel Aidiyet Hissi Arasındaki İlişkide Şema Başa Çıkma Biçimlerinin Aracı Rolünün iİncelenmesi Yüksek Lisans Tezi Tezi T.C. İstanbul Beykent Üniversitesi Klinik psikoloji bilim dalı istanbul,