Hasan Hüseyin Korkmazgil’e dair – Metin Günaydın

Kolay değildir, yıllar boyunca göz ardı edilmiş olan toplumcu ürünler vermiş olan bir sanatçıyı tanıtmaya, daha doğrusu hatırlatmaya çalışmak. Eğer tanıtacağınız şairle bir birlikteliğiniz olmuşsa, onun dünyasına girmeyi başarmışsanız, onu, eserlerinden çok, onunla yaşadığınız anıların ışığında anlatabilirsiniz. Ama eğer böyle bir şansa sahip olamamışsanız, onu en iyi tanıtabileceğiniz araç olan ?eserlerine? yöneleceksiniz. 26 Şubat 1984 yılında yitirdiğimiz Hasan Hüseyin?i ürünlerinden hareket ederek, ?genelleme? mantığıyla sanat anlayışını anlatmaya çalışacağız.
Hasan Hüseyin Korkmazgil, sosyalist bilinciyle algıladığı, yorumladığı gündelik olayları ?soyutlama? tekniğini kullanarak şiire taşımayı başarmış olan bir şairdir. Gündelik olayları, kahramanları veya gelişmeleri ile birlikte olduğu gibi yansıtmak yerine, olayların arkasındaki küçük ayrıntılardan hareket ederek, yaşanmış bir olayı, ?genel bir olgu? halinde sunmayı tercih eder. Bu onun, şiirde, ?dolaylama? yöntemini bolca kullanma isteğinden kaynaklanmaktadır. Birçok kişi Hasan Hüseyin?in şiirini, açık, direkt ve olumsuzlamak için ?sloganist? olmakla suçlarken, o, dolaylama yöntemini kullanmayı tercih etmiştir.
Hasan Hüseyin?in şiirlerinde karşımıza çıkan bu tarz, onun ?halka yönelme? konusundaki tutumuyla bağlantılıdır. Şöyle ki, Nâzım Hikmet, herkes tarafından anlaşılmayı hedefleyip, bu doğrultuda ürünler verme yoluna gitmişken, Hasan Hüseyin, ?Ben şiirin, geniş halk yığınlarınca anlaşılır olması gerektiği görüşüne hiçbir zaman katılmadım. Böyle bir sanat yapıtı da düşünmedim? sözleriyle açıklamıştır, bu konudaki yönelimini.
Onun dolaylama yöntemini kullanması, halkın yaşamını, sorunlarını işlemesine engel olmamıştır kuşkusuz. Ancak Hasan Hüseyin?in halkı ele alış tarzında, hiçbir zaman ?popülist? bir yaklaşımın olmadığını belirtmek gerekiyor. O, hiçbir zaman halkı olduğu gibi ?kabullenme? yoluna gitmemiş, tam tersine, kimi yanlışlarından dolayı sitem veya öfkesini duyurmuştur şiirlerinde. Bunun bir örneğini ?Şapka? adlı şiirde bulabiliriz. Halkın ezilmesi, aldatılması, aşağılanmasına rağmen sesini çıkarmaması, her şeye boyun eğmesi, sert bir dille ve tabii ki ?imge?yle eleştirilir, ?Şapka?da. Halkı gerçekten çok sever, halkın kötü koşullardan bir an önce kurtulmasını ister, ama bu, halkı değiştirmek için yapacağı eleştiriyi ortadan kaldırmaz.
Şiirlerinde en vurucu eleştirileri, eşitsizliğin ve baskıların asıl kaynağını oluşturan burjuvaziye yöneltir. Bunu yaparken kuru bir şekilde, sloganları kullanmaz, insanlar üzerindeki etkilerinden yola çıkarak, insanların yaşadıklarından örnekler vererek, sistemi ?teşhir? etme yöntemini kullanır.
Hasan Hüseyin?in şiirlerinde ?toplum? öyle bir yer tutar ki, kendi bireysel yönelimlerini anlatmaya çalışırken bile halkın yaşam tarzından söz etmiştir. Bu, onun da, halkın içinde bulunduğu çetin koşullar altında yaşamış olmasıyla ilgilidir. Çünkü öğretmenlik görevine son verildikten sonra, trenlerde, kahvehanelerde, otellerde karakalem portreler çizmiş, tabelacılık, arzuhacilik, hayvan bakıcılığı, toprak işçiliği yapmıştır. Bu durumu, en iyi örnekleyecek şiir, ?Azimeli Temmuz Bildirisi? adlı şiirdir. Hasan Hüseyin karanlıklar içerisinde gergin bir bekleyiş içerisindeyken, Azime?yle karşılaşır ve ortalık aydınlanır. Çünkü Azime yalnız Hasan Hüseyin?in eşi değil, umudun, özgürlüğün kavga ve devrimin bir temsili olarak da sunulur: ?(…) Sen geldin ey benim özlemim ülkem-kadınım devrim-biçimim / Yıkıldı ölülerin öğle sonu sarılıkları (…)?
Hasan Hüseyin?in eserleri incelendiğinde, geleneksel yapı içerisinde değerlendirilebilecek ?destanlar? ve Nâzım Hikmet?in yazmış olduğu ?destansı şiir?lerden ayrılan farklı bir türde örneklerin de var olduğu görülecektir. Üstelik bunlar, tek başına bir tek konuyla sınırlandırılmış şiirler de değildir. ?Nehir şiir? olarak adlandırılabilecek olan bu şiirler (Kızılırmak, Ağlasun Ayşafağı), Hasan Hüseyin?in diyalektik bakış açısını çok iyi özümsediğini ve bunu estetik kaygının göz ardı edilemeyeceği bir tür olan şiirde kullanabildiğini kanıtlamaktadır. Çünkü Hasan Hüseyin?in bu şiirlerde, bir coğrafyanın tarihsel serüvenini yansıtırken, ilk bakışta birbirinden tamamen bağımsız gibi görünen birçok olguyu, ?taşıdıkları çelişkiler?den yola çıkarak ?bilinç süzgecinden? geçiriyor, ?ortaya çıkma ihtimali yüksek olan? dağınıklığın önüne geçmeyi başarıyor. Onun bu konudaki başarısını algılamak için, 380 sayfalık ?Ağlasun Ayşafağı? adlı kitabını incelemek yeterli olacaktır.
Hasan Hüseyin?in şiirini çözümleme çalışmasında, yararlandığı kaynaklardan söz etmemek olmaz. Onun şiirlerinde, ?İkinci Yeni? biçimsel kelime oyunlarından, halk şiirinin ahenk unsunlarına kadar çok geniş yelpazedeki öğelere rastlamak mümkün. Bu da, onun şiirinde var olan ?araştırma? yönünü açıklar. Hasan Hüseyin?in şiirleri okunduğu zaman ilk fark edilen, şiirlerin sadece ?duygu, ilham? ile yazılmadığıdır. Bunların yanı sıra, büyük bir birikim, duyarlılığın temelini oluşturan bilginin izleri hemen anlaşılır.
Hasan Hüseyin?den söz edildiğinde unutulan bir diğer yönünü de vurgulamak gerekiyor. Kimi şiirlerinde ?sitemle karışık? bir şekilde kullandığı ?mizahi? yönünden söz ediyoruz. Hasan Hüseyin?in mizahi yönü, sadece bazı şiirlerindeki mısralarla sınırlı kalmamıştır. Onun mizahi öykülerinin yer aldığı iki kitabı vardır. ?Made in Turkey? ve ?Bıyıklar Konuşuyor? adını taşıyor bu kitaplar. Bunların yanı sıra, çocuk kitapları, Bedrettin Cömert?in şiirlerini ve eleştiri yazılarını topladığı iki derleme kitabı ve gezi yazılarını topladığı ?Bağdat Basra Yolları?nda adlı bir eseri bulunmaktadır.
Metin Günaydın (www.evrensel.net / 06.03.2000)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Augusto Boal’ı sonsuzluğa uğurladık. ‘Hepimiz birer aktör, yani aktif oyuncuyuz: vatandaşlık toplumun içinde yaşamak değil, onu değiştirmektir.’

"Ezilenlerin Tiyatrosu" kavramının yaratıcısı, kuramcısı ve uygulayıcısı, muhalif tiyatrocu Augusto Boal, 2 Mayıs 2009 tarihinde yaşama veda etti. Ve onu...

Kapat