İnsanlar her gün enerji tarihindeki en önemli icatla karşı karşıya geldiler ama bunu fark edemediler

Bu uzun bin yıllar boyunca, insanlar her gün enerji tarihindeki en önemli icatla karşı karşıya geldiler ama bunu fark edemediler. Ne zaman bir ev kadını veya hizmetkar çay yapmak için su kaynatsa veya ocağa bir tencere patates koysa bunu görebiliyorlardı.

Su kaynadığında kabın veya tencerenin kapağı fırlıyor, yani ısı harekete dönüşmüş oluyordu. Fırlayan kapaklar insanlar için baş belasıydı, özellikle de tencereyi ocakta unuttuklarında ve su her yere taştığında. Kimse gerçek potansiyeli göremedi.

Isıyı harekete çevirme konusunda kısmi bir gelişme, 9. yüzyılda Çin’de barutun icadından sonra gerçekleşti. Başlangıçta barutu bir şeyleri fırlatmak için kullanma fikri o kadar akla aykırı geliyordu ki, barut yüzyıllar boyunca sadece patlayıcı olarak kullanıldı; en sonunda —belki bir bomba uzmanı barutu havan gibi bir şeyin içine koyup da havanın uzaklara doğru büyük bir güçle fırladığını görünce— tüfekler ortaya çıktı. Kısacası, barutun icadıyla etkili topların kullanılması arasında altı yüz yıl geçti.

O zaman bile ısıyı harekete çevirme fikri o kadar sıradışıydı ki, insanların ısıyı harekete çeviren makineleri icat etmeleri için üç yüz yıl daha geçmesi gerekmişti. Bu yeni icat, İngiliz kömür madenlerinde ortaya çıktı. İngiliz nüfusu arttıkça büyüyen ekonomiyi beslemek, evlere ve tarlalara yer açmak için ormanlar kesiliyordu, bunun sonucunda İngiltere’de ciddi bir odun sıkıntısı başlamıştı ve nihayet ormanlar iyice azalmaya yüz tutunca, oduna alternatif olarak kömür kullanılmaya başlandı. Kömürlerin büyük kısmı sel arazilerindeydi ve su baskınları madenlerin daha alt tabakalarına ulaşılmasını engelliyordu; sorun bir çözüm bekliyordu. 1700’lerde İngiliz maden kuyularının etrafında tuhaf bir gürültü duyulmaya başlandı. Sanayi Devrimi’nin doğuşunu müjdeleyen ve ilk başta belli belirsiz duyulan bu gürültü, geçen her yılla birlikte daha da güçlü hâle gelerek en sonunda tüm dünyayı ele geçirdi. Bu gürültünün kaynağı buhar makinesiydi.

Pek çok buhar makinesi tipi vardır ama hepsi tek bir ortak ilke üzerinden çalışır. Kömür gibi bir yakıtın yakılmasıyla ortaya çıkan ısı, suyu kaynatır ve buhar oluşturur, buhar genleşince pistonu iter, piston hareket edince de ona bağlı olan şey harekete geçer. İşte, böylece ısıyı harekete çevirmiş olursunuz! 18. yüzyılda İngiltere’deki kömür madenlerinde piston, madenlerin dibinden su çıkaran bir pompaya bağlanmıştı. İlk motorlar son derece verimsizdi, küçücük bir su birikintisini dışarı pompalamak için devasa miktarlarda kömür yakılması gerekiyordu. Madenlerde kömür hemen el altında ve çok fazla olduğundan kimse bunu sorun etmiyordu.

İlerleyen yıllarda İngiliz girişimciler buhar makinesinin etkinliğini artırarak, makineleri kömür madenlerinden kurtardılar ve dokuma tezgahlarıyla çırçır makinelerine bağladılar. Bu yeni durum, tekstil üretiminde devrim niteliğinde bir gelişime yol açarak daha önce üretilmemiş miktarlarda ucuz tekstil üretebilmenin önünü açtı; göz açıp kapayıncaya kadar İngiltere dünyanın tekstil atölyesi olmuştu. Bundan daha da önemlisi, buhar makinesinin madenlerden çıkarılması önemli bir psikolojik bariyerin aşılmasını sağladı. Eğer dokuma makinelerini çalıştırmak için kömür yakabiliyorsanız, aynı yöntemi neden diğer şeyler, örneğin araçları hareket ettirmek için de kullanmayasınız?

1825’de İngiliz bir mühendis, buhar makinesini kömür dolu vagonlara bağladı, makine vagonları madenden 20 kilometre uzaklıktaki en yakın limana kadar taşıdı; bu, tarihteki ilk buharlı lokomotifti. 15 Eylül 1830’da ilk ticari demiryolu hattı Liverpool ile Manchester arasında açıldı. Trenler, daha önce buhar makinelerinin su pompalamak ve dokuma tezgahlarını çalıştırmak için kullandığı buhar gücüyle hareket ediyordu. Sadece yirmi yıl sonra, İngiltere’nin binlerce kilometrelik demiryolu ağı vardı.[104]

O andan itibaren insanlar makinelerin ve motorların bir enerjiyi başka bir enerjiye dönüştürebileceği fikrini takıntı haline getirdiler, eğer doğru makineyi icat edersek dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir enerji ihtiyacımız olan şeye dönüştürülebilirdi. Örneğin fizikçiler atomların içinde olağanüstü miktarda enerji bulunduğunu fark edince hemen bunun nasıl açığa çıkarılıp elektrik üretmek, denizaltıları çalıştırmak ve şehirleri yok etmek için kullanılabileceğini düşünmeye başladılar. Çinli simyacıların barutu keşfiyle Türk toplarının Konstantinopolis surlarını yıkması arasında altı yüz yıl geçmişti. Buna karşılık Einstein’ın herhangi bir kütlenin enerjiye çevrilebileceğini bulmasıyla (E=mc2 bu anlama gelir), iki atom bombasının Hiroşima ve Nagasaki’yi yerle bir etmesi ve nükleer enerji santrallerinin dünyanın her yanında mantar gibi bitmesi arasında sadece kırk yıl geçmişti.

Çok önemli başka bir icat da, bir nesilden biraz daha uzun bir sürede tüm ulaşım ve taşımayı baştan aşağı değiştirerek petrolü siyasi bir güç haline getiren içten yanmalı motordu. Bin yıllardır bilinen petrol, çatıların su sızdırmasını önlemek ve baltaları yağlamak için kullanılıyordu; bununla birlikte daha yüz yıl önce, kimse petrolün başka kullanım alanları olabileceğini düşünmüyordu. Hele petrol için kan dökmek kulağa delilik gibi geliyordu. Toprak, altın, biber ve köleler için savaşılırdı ama petrol için değil.

Elektriğin serüveni de şaşırtıcı ve ürkütücüydü. İki yüz yıl önce, en fazla birtakım bilimsel deneyler ve sihirbazlık gösterilerinde kullanılan elektriğin ekonomide herhangi bir rolü yoktu. Bir dizi icat, elektriği tüm dünyada lambanın sihirli cinine dönüştürdü. Bugün elektrik, kitaplar basıyor, kıyafetler dikiyor, sebzelerimizi taze tutuyor, dondurmamızın erimesini engelliyor, yemeğimizi pişiriyor, katillerimizi öldürüyor, kayıtlarımızı tutuyor, gülümsemelerimizi kaydediyor, gecelerimizi aydınlatıyor ve bizi sayısız televizyon programıyla eğlendiriyor. Çok azımız elektriğin bütün bu şeyleri tam olarak nasıl yaptığını anlıyoruz, ama hiçbirimiz onsuz bir yaşamı hayal bile edemiyoruz.

Yuval Noah Harari
(Mutfaktaki Sır)

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi
Kolektif Kitap
İstanbul, 2015
Çeviri : Ertuğrul Genç

Yorum yapın

insanokur.org’u

bilgiyle tutsaklıktan özgürlüğe…
“yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…”