İsmâilîlikte Yedi Döngü ve Neoplatonik Emanasyonun Ontolojik Paralellikleri

Yedi Döngünün Temel Çerçevesi

İsmâilîlikte yedi döngü doktrini, evrensel varoluşun evrelerini belirleyen bir kozmolojik yapı olarak işlev görür. Bu doktrin, altı konuşan peygamberin (nâtıḳ) her birinin yönettiği birer dönemden oluşur; her döngü, yedi imamın rehberliğinde ilerler ve yedinci imam, sonraki döngünün nâtıḳ peygamberi olarak rol alır. Altıncı döngünün son imamı, tüm yasaları iptal ederek Adem’in orijinal dinine dönüşü simgeleyen bir kıyamı başlatır. Bu yapı, varoluşun zahirî (dışsal) ve batınî (içsel) katmanlarını ayırır: zahirî unsurlar ritüeller ve yasalarla sınırlıyken, batınî boyut ilâhî birliğin doğrudan tanınmasını sağlar. Ontolojik açıdan, döngüler evrenin çokluluktan birliğe doğru ilerleyen bir sürecini yansıtır; her döngü, önceki birikimin üzerine eklenerek varoluş hiyerarşisini genişletir. Bu, ilâhî emrin (kelâm Allâh) sürekli yayılımını temel alır, ki bu emir tüm varlıkların özünü kapsar ve melekî aracıların (Cedd, Feth, Hayal) aracılığıyla peygamberlere ulaşır. Yedi sayısı, kozmik düzenin temel birimi olarak belirir: yedi gök katmanı, yedi kıta ve yedi delik gibi unsurlarla evrenin simetrik bir bütünlüğünü vurgular. Bu çerçeve, varoluşun zamansız bir akışını ima eder; döngüler, tarihsel bir ilerleme olmaktan ziyade ontolojik bir genişleme olarak anlaşılır, her aşama üst bir katmana bağımlı kalırken kendi bütünlüğünü korur.

Neoplatonik Emanasyonun Hiyerarşik Sırası

Neoplatonizmde emanasyon, Plotinus’un Enneadlar’ında tanımlandığı üzere, Tek’ten (to Hen) başlayarak evrenin tüm katmanlarını doğuran zamansız bir süreçtir. Tek, mutlak basitlikte, varlık ötesi bir ilke olarak durur; ne varlık ne de yoklukla tanımlanabilir, tüm niteliklerden arındırılmış bir kaynaktır. Bu kaynaktan taşan ilk hipostaz, Nous (Akıl) olarak adlandırılır: Nous, bilen, bilinen ve bilme eylemiyle tam bir bütünlük içinde, Formlar âlemini barındırır ve duyusal dünyanın arketiplerini oluşturur. Nous’tan Ruh (Psychē) yayılır; Ruh, akılla duyusal olan arasında aracıdır, birleşik bilgiyi çokluğa dönüştürerek zaman ve mekânı üretir. Ruh’un hareketi, maddeyi (hylē) doğurur; madde, belirlenmemiş bir alt tabaka olarak, formdan yoksun kaldığında eksiklik gösterir ancak kozmik uyum için gereklidir. Bu hiyerarşi, prohodos (yayılma) ile tanımlanır: her alt katman, üsttekinden ontolojik olarak bağımlıdır, mükemmellik üstten alta doğru azalır. Ontolojik olarak, bu süreç monistik bir bütünlüğü korur; çokluk, Tek’in içkin bir yansımasıdır ve epistrophe (geri dönüş) ile birliğe kavuşur. Zaman, yalnızca Ruh’un hareketinde ortaya çıkar; üst katmanlar ebedî ve hareketsizdir. Bu yapı, evrenin Tek’ten taşan bir görüntü olduğunu vurgular, ki bu görüntüde her unsur, kaynağının azalmadan çoğalmasını sağlar.

Tek Kaynaktan Yayılma Sürecinin Ortaklığı

Her iki sistemde de ontolojik temel, mutlak bir kaynaktan (Tek veya Allâh) başlayan zamansız bir yayılma mekanizmasıdır. İsmâilîlikte, ibdâ’ doktrini (Kur’an 2:117’den türetilmiş), Allâh’ın “Ol!” emriyle ebedî var etme eylemini tanımlar; bu, kelâm Allâh’ın sürekli akışını başlatır ve Evrensel Akıl (‘Aḳl al-küll) olarak ilk yayılımdır. Neoplatonizmde ise Tek’in taşması, Nous’u üretir; her iki durumda da kaynak, yayılmadan etkilenmez ve alt katmanlar, üsttekinden türeyen bağımlı varlıklar olarak konumlanır. Bu yayılma, ontolojik bağımlılık zincirini oluşturur: İsmâilî döngülerde, her imam zinciri nâtıḳ peygamberin vahyini (ilham) taşır, ki bu vahiy Evrensel Ruh (Nefs al-küll) ve melekî aracılarla akar; Neoplatonik prohodos’ta ise Nous, Ruh’u ve oradan maddeyi doğurur. Benzerlik, çokluğun birliğe indirgenemez kökeninde yatar: İsmâilî kozmolojide tüm varlıklar, tek bir ruhta (nefs) birleşir ve Allâh’ı tanır; Neoplatonizmde ise her hipostaz, Tek’in içsel bir yansımasıdır. Bu paralellik, ontolojik monizmi güçlendirir; evren, kaynaktan taşan bir bütün olarak, ayrılık yanılsamasını aşar. Detaylı olarak, İsmâilî düşünür Ebû Ya’kûb es-Sicistânî’nin eserlerinde, Plotinus’un taşma kavramı ile ibdâ’ arasındaki uyum görülür: her ikisi de yaratılışın iradî değil, ebedî bir zorunlulukla gerçekleştiğini ima eder, ancak İsmâilî versiyonda Kur’anî emir, Neoplatonik taşmayı tevhidî bir çerçeveye uyarlar.

Varoluş Hiyerarşisinin Katmanlı Düzeni

Ontolojik hiyerarşi, her iki yaklaşımdaki en belirgin benzerliklerden biridir; üst katmanlar, altlara göre daha mükemmel ve birleşik olarak sıralanır. İsmâilî yedi döngüde, Evrensel Akıl en üstte yer alır ve Nur (ışık) olarak tezahür eder; imam, bu aklın yeryüzündeki odak noktasıdır (meẕher). Alt katmanlar, döngülerin zahirî yasalarıyla çoğalır, ancak batınî ta’vîl (içsel yorum) ile üst birliğe döner. Neoplatonizmde, Tek > Nous > Ruh > Madde sırası, mükemmellikten eksikliğe doğru iner: Nous, Formları bir arada tutarken Ruh, duyusal ayrılıkları üretir. Bu hiyerarşide, ontolojik öncelik üst katmanlara aittir; alt unsurlar, üsttekilerin gölgesidir. İsmâilî kozmolojide, on akıl zinciri (Ḥamîd ed-Dîn el-Kirmânî’nin uyarlamasında), Fârâbî’nin Aristotelesçi etkisini Neoplatonik emanasyonla birleştirir, ki bu da yedi döngünün her birini hiyerarşik bir basamak olarak konumlandırır. Benzer şekilde, Neoplatonik hipostazlar, ontolojik olarak birbirine bağlıdır: Ruh, Nous’un birleşik bilgisini dağıtır, tıpkı İsmâilî döngülerin Evrensel Akıl’ın nurunu peygamber zincirine yayması gibi. Bu düzen, evrenin simetrik bir bütünlüğünü sağlar; yedi sayısı, İsmâilîlikte kozmik katmanları (yedi gök) simgelerken, Neoplatonizmde sayı ötesi bir hiyerarşi, ama Proclus’un henadlar eklemesiyle (ara birimler) benzer bir aracı katmanlaşma getirir. Ontolojik olarak, bu hiyerarşi, varoluşun bağımlı bir zincirini vurgular: her katman, üsttekinden türeyerek kendi varlığını doğrular.

Birlik-Çokluk Dinamiğinin Dönüşümü

Birlikten çokluğa geçiş ve tersine dönüş, her iki ontolojide merkezi bir dinamiktir. İsmâilî döngülerde, her döngü çokluğu (zahirî yasalar) üretir, ancak yedinci imamla birliğe (kıyam) döner; ma’âd (geri dönüş), velâyet (imama bağlılık) yoluyla ruhları Allâh’la birleştirir. Neoplatonizmde, prohodos çokluğu doğurur (Ruh’un ayrışması), epistrophe ise henosis (birleşme) ile Tek’e kavuşmayı sağlar; ruhlar, tefekkür ve arınma ile yükselir. Bu dinamik, ontolojik olarak, çokluğun birliğin içkin bir modu olduğunu gösterir: İsmâilîlikte, tüm varlıklar tek bir nefste birleşir ve Allâh’ı bilir; Neoplatonizmde, madde bile Tek’in dolaylı bir yansımasıdır. Detaylı inceleme, Nâsır-ı Hüsrev’in eserlerinde görülür: Neoplatonik apofatik teoloji (Allâh’ın nitelik ötesi oluşu), kataphatik ayetleri (olumlu isimler) Evrensel Akıl’a atfeder, tıpkı Plotinus’un Tek’i özniteliksiz bırakıp Nous’a bilgelik yüklemesi gibi. Eksiklik (kötülük), her ikisinde de form yoksunluğundan kaynaklanır: İsmâilî batınî yorumda zahirî ritüellerin ötesinde, Neoplatonik maddede form eksikliğinde. Bu dönüşüm, ontolojik kurtuluşu sağlar; ruh, alt katmanlardan üstlere yükselerek bütünlüğe erişir, ki bu da İsmâilî ta’lîm (öğreti) ve Neoplatonik tefekkürün paralelliğini ortaya koyar.

Işık ve Akıl Kavramlarının Emanasyonî Rolü

Işık (nur) ve akıl (‘aḳl), her iki sistemde yayılmanın aracıdır ve ontolojik birliği simgeler. İsmâilîlikte, imametin nuru Evrensel Akıl’dır; peygamberler, bu nuru vahiy ile alır, melekî aracılar (Cibrîl) gibi bir ayna görevi görür. Neoplatonizmde, emanasyon ışık taşması olarak betimlenir: Tek’ten Nous’a akan ışık, Formları aydınlatır ve Ruh’u canlandırır. Bu rol, ontolojik olarak, bilginin yayılımını sağlar: İsmâilî kozmolojide, Evrensel Akıl tüm varlıklara Allâh bilgisini ulaştırır; Neoplatonik Nous, evrenin arketipini taşır. Ebû Ya’kûb es-Sicistânî’nin Plotinus’la karşılaştırmalarında, her ikisi de aklı ilk yayılma olarak görür: akıl, kaynağın mükemmel görüntüsüdür ve alt katmanlara bilinci indirger. Işık metaforu, ontolojik hiyerarşiyi aydınlatır; İsmâilî yedi döngüde nur, döngüleri birbirine bağlar, Neoplatonik hipostazlarda ise ışık, prohodos’u görselleştirir. Bu kavram, varoluşun birleşik bir akışını vurgular: her unsur, üst ışıktan türeyerek kendi aydınlığını kazanır, ki bu da kozmik bilincin evrensel birliğini doğrular.

Ruhun Çöküşü ve Yükseliş Mekanizması

Ruhun ontolojik yolculuğu, her iki doktrinde de çöküş (inme) ve yükseliş (dönüş) olarak çift yönlüdür. İsmâilîlikte, ruhlar cennetten inmeyi (nüzûl) yaşar, döngülerde zahirî dünyaya karışır; ta’vîl ve imam rehberliğiyle ma’âd’a döner, birliğe kavuşur. Neoplatonizmde, ruhlar Nous’tan ayrılarak maddeye iner, okhema (araç) ile reenkarne olur; arınma ve tefekkürle epistrophe yapar. Bu mekanizma, ontolojik olarak, ruhun ikili yapısını (üst rasyonel, alt irrasyonel) temel alır: İsmâilî velâyet, ruhu batınî birliğe yükseltir; Neoplatonik henosis, ruhu Tek’e taşır. Ḥamîd ed-Dîn el-Kirmânî’nin on akıl sisteminde, ruhun eylemdeki eksikliği Neoplatonik Ruh’un maddeyle bozulmasına benzer; her ikisi de kurtuluşu üst akla bağlı kılar. Detaylı olarak, reenkarne (İsmâilîlikte sınırlı, Neoplatonizmde Plotinus’ta hayvanlara kadar) ruhun arınması, ontolojik mükemmelliği geri getirir: alt katmanlardaki ayrılık, üst birliğin dolaylı bir ifadesidir.