Köroğlu Destanı – Pertev Naili Boratav

(*) Köroğlu 16. yüzyılda yaşamış aşk ve yiğitliği anlatan bir halk destanının kahramanıdır. Türk Destanları içinde en geç oluşan destanı olduğu bilinmektedir. Destana adını veren Köroğlu?nun asıl adı Ruşen Ali?dir.
Köroğlu destanının günümüze kadar gelmesini sağlayan çeşitleri nakilleri bulunmaktadır. Pertev Naili Boratav?ın çalışmasına göre, bunlar Azeri, Özbek, Topol ve çeşitli Anadolu nakilleridir. Boratav?ın çalışması bu alanda yapılmış en kapsamlı, en titiz çalışmadır. Yazar, çeşitli nakilleri kitabında toparlar ve bu nakilleri karşılaştırarak okuyucuyu bilgilendirir. Eserde yer verilen, Tobol rivayeti altı sayfayla en kısa, Paris rivayetiyse altmış sayfayla en uzun olanıdır. Paris rivayeti Chodzko tercümesi Paris Milli Kütüphanesi?nde bulunuyor ve asıl nüshası da 156 sayfadan oluşuyor.
Pertev Naili Boratav?ın kitabına aldığı ve bu rivayetlerden en tam olduğunu belirttiği Azeri rivayetine göre Köroğlu destanının ana olayı şöyledir: Ruşen Ali küçük bir çocukken Bey, babasından kendisi için iki tay seçmesini ister. Seyis Yusuf?un seçtiği tayları Bey beğenmez ve Seyis?in gözlerine mil çektirerek kör eder. Yusuf gözleri kör olarak iki tayla döner. Bundan sonra taylar Yusuf?un istediği gibi büyütülür. Bunlardan bir tanesi Köroğlu?nun Kır At?ı olacaktır. Kır At eşi bulunmaz bir küheylan olunca, Seyis Yusuf, ona oğlunu bindirir ve intikamını almak için dağ başlarına yollar. Ruşen Ali?nin adı dağlara çıkıp ayaklanmalara imza atmasından sonra Köroğlu olur.
Köroğlu Çamlıbel?e yerleşir; kahramanlığıyla ün salar. Bu şöhretiyle etrafına namlı yiğitler toplar. Bunların bir kısmını mağlup ederek kendine hayran bıraktıklarıdır. O tarihten sonra Köroğlu?nun vefalı ve fedakar yiğitleri olurlar. Bir kısmını da kaçırarak kendine yoldaş yapar. Kendi gibi kahraman bu adamlarıyla beylere, paşalara, hükümdarlara ferman okur; onları titreten bir kuvvet halini alır. Beylerin, paşaların zulmünden kaçan başkaları da gelip ona sığınır. Köroğlu, adi bir haydut olarak kalmaz. Zayıfların hamisi olur. Zenginlerin servetini alarak fakirlere dağıtır. Köroğlu Destanı?nın da kaynağı diğer destanlardır. Motifler hayaller, çevre ve adetler bütünüyle kendinden önceki destanlardan alınmış ve onların üzerine kurularak geliştirilmiştir. Bugüne kadar duyulan Köroğlu Destanı rivayetleri, Azerbaycan?dan Rumeli?ne kadar uzanan geniş sahada yirmi dört çeşitleme şeklindedir. Bunlar, birbirinden farklı gibi görünse de aslından tek bir çekirdeğin etrafında gelişen parçalar gibidir. Nitekim, hala halk arasında söylenen Köroğlu şiirleri de; ya birer olay anlatmakta, ya bir güzelleme ile destandaki olayların mekanını tespit etmekte; ya da bir koçaklama ile destan kahramanlarından birini çizmektedir. Bunun yanı sıra birinin macerasını vermekle beraber bazen de türküyle olaylar birbirine bağlanır. Köroğlu?nun adı yiğitlik mertlik ve aşkla anılmaya devam ederken, tüfek keşfedilir:
Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu.
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.
Dizeleri bu dönemde dökülür dudaklarından. Ve günümüze kadar anlamını yitirmeden nesilden nesile, ağızdan ağza değerini yitirmeden gelir.

Aşk diyarı çamlıbel
Beyin üstüne gittiği akınlardan birinde Köroğlu, Bey?in güzel bacısı Döne?yi görür. Gördüğü gibi Döne?ye aşık olur. Çamlıbel Köroğlu için aşkının alev alev yandığı bir yerdir artık… Ve bir gün bu aşka dayanamaz atına atladığı gibi varır Çamlıbel?e. Döne?yi Bey konağından kaçırır ve evlenirler. Bu evlilikten oğlu Hasan doğar. Akınlar akınları kovalar; birçok zalimin hakkından gelir. Akınlarının birinde tutsak olur Köroğlu. Yiğitlerinden Güdemen, Köroğlu?nu kaçırmak için görevlendirilir. Güdemen varıp Köroğlu?nu bulur. Kır atına atlar ve kır at surların üstünden kanatlanıp uçarak geçer ve Köroğlu?nu kurtarır. Bunun üzerine aşka gelen Köroğlu, Kır Atı övmeye başlar. Çamlıbel?e hasret kalmış, Dönesine hasret kalmış; yiğitlerine hasret kalmıştır. Uzaktan Çamlıbel?i görünce dayanamaz söyler:
Köroğlu tepelerden bakarım,
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim,
Bunca yıldır hasretini çekerim,
Arkam sensin, kalem sensin dağlar hey.
Bundan sonra Çamlıbel?e iyice yerleşir. Köroğlu?nun namı bütün yurdu, dört bir yandan tutar. Mertliği, mertçe kavgaları, düşkünlerin elinden tutuşu, düşkünü zalime karşı koruyuşu, hakkı ve adaleti sevişi Köroğlu?nu dillere destan eder. Her zaman haksızlığın karşısındadır ama adaletli Devlet gücüne karşı boynunun kıldan ince olduğunu da bilir. Din ve devlet uğrunadır yaptıkları biraz da. Urus üstüne, Acem üstüne de savaşlara katılır; bu savaşlarda yiğitlerine Mevla, şehitlik, kafire karşı üstünlük uğruna saf bağlatır.
(*) Rozerin Doğan, 16/10/2009 Tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki “Mertliğin adı: Köroğlu” Adlı Yazı

Kitabın Künyesi
Köroğlu Destanı
Pertev Naili Boratav
Kırmızı Yayınları
2009
336 sayfa

Pertev Naili Boratav?ın Yaşam Öyküsü

Pertev Naili Boratav (1907-1998), Türkiye’de halkbilimi ve halk edebiyatı araştırmalarının akademik düzeyde kurucularındandır. 18 kitap ve 150’den fazla makaleye ek olarak, geride çok önemli bir arşiv de bırakmıştır.
Pertev Naili Boratav, daha bir lise son sınıf öğrencisi iken, sonraları Türkiye’nin önde gelen sosyal bilimcilerinden biri olacak olan öğretmeni Hilmi Ziya Ülken’in yönlendirmesi ile başladığı derleme çalışmalarını, kesintisiz bir biçimde 70 yıl devam ettirmiştir. Boratav’ın kendisinin ya da onun yönetiminde eşi Hayrünnisa Boratav’ın ve asistanlarının topladığı bu malzeme ülkemizde halkbilimi alanının en önemli arşivlerinden biridir. Arşiv, Türkiye’nin birçok yöresinde yapılmış masal, halk hikayesi, türkü, halk tiyatrosu, etnobotanik, halk tıbbı ve astronomisi, şarkı, tekerleme, şiir, fıkra, atasözü başta olmak üzere halkbiliminin hemen tüm alanlarına ait malzeme ile çeşitli incelemeleri kapsamaktadır. 1927 yılından itibaren toplanan bu malzemede Kerem ile Aslı’dan Köroğlu Destanı’na kadar uzanan 40 kadar halk hikayesinin yanı sıra, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Çukurova, Batı Karadeniz ve Güney Batı Anadolu’nun çeşitli illerinden derlenmiş 2 bin kadar halk masalı, yüzlerce çocuk oyunu, Batı Anadolu ve Trakya ağırlıklı destanlar önemli bir yer tutmaktadır. Bu özellikleriyle Arşiv ülkemizde sözlü kültürün son 100 yıl içindeki en önemli yazılı kaynaklarından birini oluşturmaktadır.

Pertev Naili Boratav’ın Çağrı Mektubu

Bu mektubu Türk halk bilimi ve halk edebiyatına ait zengin bir bilgi hazinesinin yeniden Türkiye’ye kazandırılması için bir çağrı olarak kaleme aldım. Destekleyeceğinizi umuyorum. Neredeyse yetmişbeş yıl önce bir lise öğrencisi iken halk bilimi ve halk edebiyatı malzemelerini doğrudan halktan derlemeye başladım. Sonraki yıllar bu çabaya öğrencilerim, asistanlarım, eşim, çok sayıda gönüllü araştırıcı da katıldılar. Halkımızın inançları, gelenekleri, görenekleri, masalları, menkıbeleri, türküleri, şiirleri, tekerlemeleri, oyunları üzerinde Türkiye’nin çok çeşitli yörelerini içeren zengin bir arşiv oluşturdum. Elli yıl kadar önce Türkiye üniversitelerinde kaynatılan bir cadı kazanı sonunda, bir TBMM kararı ile Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki görevimden uzaklaştırıldım. Bilimsel çalışmalarımı Fransa’da CNRS’te sürdürmek zorunda kaldım. Arşivimi Fransa’ya taşıdım. Fırsat buldukça Türkiye’ye gelerek, Balkanlardaki Türk topluluklarına, yurt dışındaki arşivlere ulaşarak halk bilimi ve halk edebiyatı derlemelerimi sürdürdüm. Doksan yaşındayım. Çeşitli araştırmalarımda, yayınlarımda bu arşiv malzemesinin sadece bir bölümünü kullanabildim. Arşivimin benden sonra yitip gitmemesi son yıllarımın ana sorunlarından biri olmuştur. Sonraki bilimsel kuşakların ve kamuoyunun yararlanmasını sağlamak üzere bu malzemeyi sahiplenecek Türkiye’den hiçbir kişi veya kurum uzun yıllar ortaya çıkmadı. On yıl kadar önce Paris Nanterre Üniversitesi’nden Prof. Dr. Altan Gökalp arşivimin kendi üniversitesine emaneten verilmesini önerdi. Üniversite yetkilileriyle “istek vukuunda arşiv malzemesinin Türkiye’ye kopyalanarak aktarılmasına müsaade etmeleri” koşuluyla anlaştık. Elimdeki dosyaların önemli bir bölümünü Nanterre Üniversitesi’ne devrettim. Türk halk bilimi ve halk edebiyatı üzerindeki bu çok zengin bilgi birikimi şu anda bir Fransız üniversitesinin tasarrufu altındadır. Üniversite ilgilenen araştırmacılara arşivi açabilmekle birlikte, kaynak kısıtları nedeniyle malzemenin tümünün katologlanmasını, bilgisayar ortamına geçirilmesini sağlayamamıştır. Bu arşive şu anda Türkiye’deki araştırıcılar, ilgililer fiilen ulaşamamaktadır. Önümüzdeki yıllarda durumun düzeleceğine ait herhangi bir belirti de yoktur. Sözünü ettiğim bilgi hazinesini, değişen ve modernleşen toplum koşullarında, çalışılan araştırmalar ile tekrar derlemek ve edinmek de imkansızlaşmıştır. Sorun, benim yarım yüzyılı aşan emeğimin heba olması değildir. Halk kültürümüzün tekrar ulaşılamayacak ürünlerinin heba olmasıdır. Yapılması gerekenler nelerdir? Birinci olarak, Nanterre Üniversitesi’ndeki arşiv malzemesinin tümünün tercihen scanning, olmazsa fotokopi yoluyla Türkiye’ye aktarılması gereklidir. İkinci olarak, malzemenin bilimsel normlara uygun bir biçim ve nitelikte sınıflanması ve katologlanması; bunun için de uzmanların bulunması ve bu işe tahsisi gerekir. Öncü olarak, arşiv bilgilerinin araştırıcıların kullanımına imkan verecek kurumsal mekanlarda ve koşullarda bulundurulması gereklidir. Ve sonuncu olarak da bu aşamaları üstlenebilecek, kısacası konuyu tümüyle sahiplenecek bir kurumun veya kurumların ortaya çıkması gereklidir. Tarih Vakfı’nın bu tür bir sahiplenmeye aday olmasını memnuniyetle karşılıyorum. En azından bir üniversite ile yapılacak işbirliğinin de çok yararlı olacağını düşünüyorum. Sözü geçen aşamaların hepsi, farklı boyutlarda finansal kaynak gerektirmektedir. Bu arşivin halen Fransa’da bulunmasının ana nedeni, neredeyse yarım yüzyıl önce beni Türkiye dışında çalışmaya zorlayan etkenlerdir; yani o dönemin devlet güçleridir. Belki de bugünün hükümetleri, Kültür Bakanlığı aracılığıyla, arşivin tekrar Türkiye’ye kazandırılmasına katkı yaparak bir “telafi” yükümlülüğü hissederler. Türkiye’ye, Türk halkına ait bir bilgi hazinesinin tekrar “sahibine” dönebilmesi için katkılarınızı, desteklerinizi bekliyorum. Saygılarımla…

Pertev Naili Boratav Eylül 1997, İstanbul

Pertev Naili Boratav (1907-1998) en kısa tanımı ile folklor ve halk edebiyatıyla uğraşan bir bilim adamı idi. Bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan ve o yıllarda küçük bir Osmanlı kasabası olan ve babasının kaymakam olarak görev yaptığı Darıdere’de doğmuş, Fransa’nın başkenti olan Paris’te, 46 yıldır yaşadığı gönüllü gurbet kentinde ölmüş ve orada gömülmüştür.
Pertev Naili Boratav, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirmiş, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yetişmiş, bu fakültenin 20’li yıllardaki öğretim kadrosundan yararlanmış ve etkilenmiş, “iyi” bir öğrenci olmuştu. Üniversiteyi bitirmek için hazırladığı tez, başta Köprülü’nün yani Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’ın (1919) yazarının ve fakültenin diğer hocalarının eserlerini, dünyanın her yerinde Türkoloji ile uğraşanlarca takip edilen Türkiyat Mecmuası’nı yayımlayan Türkiyat Enstitüsü Yayınları arasından çıkacaktı. Hem de hocasının yazdığı bir sunuş yazısı ile.
Boratav’ın eski öğrencilerinden ve Türk folklorunun günümüzdeki önde gelen bilginlerinden İlhan Başgöz, bir yazısında o yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde görevli bulunan Georges Dumezil’den (1898-1986) de etkilendiğini ileri sürmüştür. Bilindiği gibi dinler tarihi, etnoloji ve filoloji uzmanı Dumezil, Türkiye’de Kafkas dil ve kültürleri üzerine birçok araştırmalar, az sayıda konuşanı bulunan dillerle ilgili derlemeler ve gramer çalışmaları yapmış ve ülkemizi çok sevdiğini birkaç kez ifade etmiştir.
Boratav, yetişmesi 1920’li yıllara rastlayan kuşağın iyi öğrenim görmüş olanlarını temsil ediyordu. Yabancı dil öğrenme imkânı bulması, iyi bir lise öğrenimi görmesi ve Türkolojinin iddialı hocaları yanında yetişmesi onun için şans olmuştur. Yetişmenin çok çalışmakla, yaptığı işi sevmekle ve olanak bulmakla da ilgisi olduğunu unutmamak gerekir.
Pertev Naili Boratav, II. Dünya Savaşı öncesinde devlet tarafından uzmanlık eğitimi alması için Almanya’ya gönderilir (1936). Bir süre sonra da “açık fikirliliği”, “Nazi karşıtlığı”, “demokrat bakış açısı” ile Türkiye’de tırmanış içinde bulunan “tutucu” çevrelerin dikkatini çeker, bursu iptal edilerek geri çağrılır. 1938’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne “Halk Edebiyatı Doçenti” olarak atandığı yıllarda bu geri çağrılmanın izleri birtakım beyinlerde yer edecek ve hayatı boyunca kendisini izleyecektir.
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi yılları hem sıkı çalışma hem de çok sayıda kitap ve makale yayınlama bakımından oldukça verimli geçti, ancak tam olgunlaşmaya ve asistanlarıyla, hevesli öğrencileriyle ve yurda dağılmış olan mezunlarla organize olmaya başlayacak olan kültür hareketi aynı üniversitede görev yapan iki bilim insanıyla, Niyazi Berkes ve Behice Boran’la birlikte “dersleri kaldırılmak suretiyle” engellendi (1948). Her üçü için de yeni bir dönem başlıyordu. Berkes yurt dışında öğretim üyeliğine devam edecek, Boran ise siyasete atılacaktı.
Boratav’a gelince, o, derslerine dönebilmek için büyük bir hukuk savaşı verecek, yargı önünde aklansa bile üniversiteye dönemeyecek, görev istekleri geri çevrilecek, “açığa alınmış” bir öğretim üyesi olarak bu sıfatını “emekli” oluncaya kadar koruyacaktı.
1952-1998 yılları arasındaki 46 yıllık Fransa dönemi, gurbette ama özgür bir akademik ortam sağladı. Ülkesine gidememek acı çekmesine, köklerinden kopuş ise bir süre eser verememesine sebep oldu ama çalışmalarını engelleyemedi. Fransızca ve Almanca Türk masalları bu yılların ilk dönemine ilişkin çalışmalardır. Bu dönemin Türkiye’deki yankıları Zaman Zaman İçinde (1958) ve Az Gittik Uz Gittik (1969) adlı masal kitaplarında bilgece kendini gösterdi. 1960 sonrasının bilim dünyamıza halk kültürü çalışmalarında yeniden canlanma ve bu konulara yeniden yönelme anlamında da katkısı oldu.
Bu dönemde amatör halk kültürü derleyicilerini ve üniversitelerde bu dalda yeniden uyanmaya başlayan çalışmaları olumlu yönde etkileyen iki kitaplık dizinin ilki yayımlandı: 100 Soruda Türk Halk edebiyatı (1969). İkinci kitap ise daha sonra yayımlanacaktır: 100 Soruda Türk Folkloru (1973).
80’li yıllar, eski eserlerinin yeni basımlarının yapıldığı, 70 sonrasında yurt çapında yeniden yaygınlık ve canlılık kazanan halk kültürü araştırmalarının üniversitelerde de öne çıktığı bir dönem oldu. Folklor ve Edebiyat’ın eklerle zenginleştirilmiş yeni basımları; Köroğlu Destanı, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, Az Gittik Uz Gittik, Zaman Zaman İçinde, Pir Sultan Abdal, Ahmet Şükrü Esen derlemelerinden oluşturulan üç eser (Ağıtlar, Türküler, Destanlar) bu yıllarda yayımlandı. Nasreddin Hoca ise kendi elinden çıkan son çalışması oldu.
1997’de kamuoyuna yayımladığı açık mektup ile yaptığı “Çağrı” uzun yıllardan beri oluşturduğu arşivin hiç olmazsa bir kopyasının Türkiye’ye getirtilmesi ve burada bilim adamı ve araştırmacıların hizmetine açılmasına odaklanmıştı.
Bu çağrıya verilmiş en güven verici cevap Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı’ndan gelmiş olmalı ki üyesi bulunduğu bu kurumun arşiviyle ilgili çalışmalarda kendisine vekâlet etmesine karar verdi, bunu yasal yollarla belgeledi.
Ölümünden sonra yazılan ve peş peşe yayımlanan iki yazıda, toprağın derinliklerine kök salan ve dalları da kökleri kadar geniş bir alana yayıldığından gölgesi o ölçüde geniş bir alanı kapsayan ulu çınara benzetilmişti.
Çınarın yıkılmasının, daha doğru bir söyleyişle ayakta “kurumasının”, folklor ve halk edebiyatı araştırmalarımızın üniversite düzeyindeki gerçek öncüsü olan Boratav’ın 16 Mart 1998’de Paris’te ölümünün ardından, 70 yıl boyunca kendisinin ve öğrencilerinin derlemeleriyle oluşan ve eşi Hayrünnisa Boratav’ın yardımıyla ayakta duran arşivin ne olacağı tartışması yeniden gündeme geldi.
Arşiv, üç bölüme ayrılmıştı. Birinci bölüm İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesi’nde Arzu Öztürkmen’in gözetimi altında geçici olarak korunuyordu. İkinci bölüm derleme ağırlıklıydı ve Boratav tarafından Nanterre Üniversitesi’ne yıllar süren bir daktilo etme aşamasının ardından verilmişti. Üçüncü bölüm ise Paris’teki evinde bulunuyordu.
Arşivin birinci ve üçüncü bölümü orijinal durumu ile, ikinci bölüm ise mikrofilm olarak Tarih Vakfı’na Temmuz 1998’de ulaştı. Hazırlanan projeye göre 2 halkbilimci ve 1 arşivciden oluşan 3 kişilik bir ekip 15 Temmuzda göreve başladı. Projenin tam kapasiteyle hayata geçirilmesi ve destekçiler aranması için yapılan tanıtım çalışmaları büyük ilgi gördü. Destekleme ve Danışma kurulları yaptığı gönüllü çalışmalarla Tarih Vakfı’nın omuzladığı büyük işi kamuoyuna tanıtmak için özel bir gayret gösterdi.
Şu anda arşivin kaba tasnifi tamamlanmak üzere, bu arşivden yapılacak yayın hazırlıkları ise ilk ürünlerini Mayıs 1999’da verecek.
Boratav, masal kitaplarıyla ve diğer yayın ve etkinlikleriyle Türk halk kültürünü dünyada tanıtma gayreti içinde olmuş, bu gayretle elde edilen sonuçlar kültürel değerleri sevdirme bakımından büyük önem taşıdığı için, Türkiye’yi dış dünyada tanıtmaya yönelik etkinlikler yapmak zorunda olan resmî kurumların çalışmalarından daha büyük bir etki gücüne ulaşmıştır. Şimdi sıra geride bıraktığı arşiv malzemesinin sınıflandırılıp bilim adamlarının hizmetine sunulması ile yayımlanmamış ya da tükenmiş kitaplarının yayımlanmasına, kitaplaşabilecek dağınık yazılarının toparlanmasına geldi. 60 yıllık eşinden uzun gurbet yıllarında aldığı mektuplarla kendisinin yazdığı mektuplar; dostlarından, meslektaşlarından gelen mektuplarla bunlardan bazılarına verdiği cevaplar, yazılı ve yazısız kartpostallar büyük bir “mektup” külliyatı oluşturacak zenginlikte.
Çok azı yayımlanmış ikibinden fazla masal, elliye yakın halk hikâyesi, yazma ve nadir basmalardan derlenmiş binlerce halk şiiri, geleneklerle, geleneksel uygulamalarla ilgili sayısız derleme ve okuma notu, çalışma taslağı, Pertev Naili Boratav Arşivi’nin halk anlatı geleneğinden gelen eşsiz sözlü ve yazılı zenginlikler ile bilim insanı oluşunun verimleri arasındadır.
Toplumumuzun Boratav’ın arşivine ve eserlerinin yeniden yayımlanmasına ilişkin desteği, onun 70 yıllık emeğine vereceği küçük bir karşılık, geleneksel değerbilirlik ve kendi kendisine sahip çıkma olacak. Halk kültürümüzün açık deniz kaptanı ise çizdiği rotanın doğruluğundan emin olarak huzur içinde yatacaktır!

Pertev Naili Boratav: Halk Kültürü Öncüsü, M. Sabri KOZ
Öğrencilik yıllarımda 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı (1969) hem dersler için hem de bu alanda çalışmak isteyen bir heveskâr olarak “el kitabı”m idi. Daha sonra yayımlanan dizinin ikinci kitap da öyle oldu: 100 Soruda Türk Folkloru (1973) Bu kitaplarının açtığı kapıdan geçince, konuyla ilgili pek çok yenilikle ve dünyanın değişik ülkelerinde yapılmış çalışmaların kendi kültürümüze uygulanıp uyarlanmasıyla tanış oldum. Satır satır çizilmiş bu ilk baskı kitabı, gözden geçirilmiş son baskılarıyla birlikte değerli bir anı olarak saklarım.
Türk Dili dergisinin “Halk Edebiyatı Özel Sayısı”nda (S. 207, Aralık 1968) Bilge Karasu’nun çevirileriyle yayımlanan, toparlansa bir kitap olabilecek yazıları da bu yıllarda birkaç sığınıktan biriydi bizler için. Bu yazıları okuduktan sonra, geniş bakış açısıyla kavranıldığında Türk halk edebiyatı konularının nasıl ele alınacağını, kaynak kullanmanın ve bunları araştırmaya iyi yerleştirmenin önemini, eski bilgileri yenileriyle karıştırarak sonuca gitmenin yollarını sezmeye, öğrenmeye ve ufak ufak uygulamaya başlamıştım.
Artık belleğimde bir yaşamöyküsü, bir bilimsel kimlik de belirginlik kazanmaya başlamıştı. O bir bilim adamları kuşağının bize ulaşmış temsilcilerindendi. Lise yıllarında (İstanbul Erkek Lisesi) öğrencisi olduğu Hilmi Ziya Ülken’in yüreklendirmesiyle halk kültürü derlemeleri yapan Boratav, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde M. Fuat Köprülü’nün önde gelen öğrencilerinden biri idi. Diğer hocaları, sınıf ve üniversite arkadaşları arasında Türk edebiyatına, halk kültürüne ve tarihine değerli hizmetlerde bulunmuş pek çok bilim adamı vardır. Bende oluşan kimliğin gittikçe açılan kanatları bir yere kadar özgürce çırpınıyor, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki derslerinde ve yurt çapında yürüttüğü derleme çalışmalarında aldığı başarılı sonuçlar dikkati çekiyordu.Hoca’nın DTCF’deki çalışmaları, dünyada soğuk savaşın hız kazanmaya başladığı yıllarda siyasal sebeplerle verilen kararlar sonucu kesintiye uğrayıncaya kadar çağdaş yöntemlerle Türkiyeli bilim adamları yetiştirmeye yönelik bir kültür hareketi olarak tarihteki yerini alıyordu. Bu yıllarda Boratav’ın öğrencisi olmuş öğretmen kökenli halk kültürü araştırmacıları, 40’lı yılların sonlarından itibaren günümüze kadar etkili olmuşlardır.
1950’li yılların başından itibaren onu Fransa’nın seçkin bilim kurumlarında bilimsel çalışmalarına devam eder buluruz. Sessiz, güvenli, gururlu, biraz buruk ama küskün ve kırgın değildi insanına, yurduna, kültürüne… Onu yakından tanıyanların kendisini “melek-haslet” diye nitelemeleri boşuna değildi… Görevini ölünceye, beyni artık ben yokum deyinceye kadar sürdürdü; bugün ise eserleri ve Tarih Vakfı Bilgi-Belge Merkezi’nde korunan “ünlü” arşivi ile yol göstermeye devam ediyor.
Onu ilk kez İstanbul’da Bayezit Sahaflar Çarşısı’nda 70’li yılların başında gördüm… Konuşmadık, tanışmadık; yalnızca uzaktan gösterildi bana.
Asıl tanışıklığımız I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi sırasında gerçekleşti. Galatasaray Lisesi’nde yapılan kongreye, Türk halk kültürünün iki önemli ismi P. N. Boratav ve İlhan Başgöz de çağrılmışlardı. Bildirilerinin özetleri bu amaçla çıkarılan kitapta da yer almıştı. Ne yazık ki ilk gün, şimdi artık ayrıntısı üzerinde kafa yormanın gereksizliğine inandığım sebeplerle kongre kapsamı dışına çıkarıldıkları açıklanmıştı. Bu açıklama ve sonuç ilk kongrenin havasına, heyecanına ve temelinde sevgi ve hoşgörüye yer veren Türk halk kültürüne pek yakışmamıştı… Kongre’ye bildiriyle katılan bilim adamlarından bir grup bildirilerini çektiler, benim de adım sonradan yazılan kimi yazılarda, bildiri sahibi olmadığım halde bunlar arasında anıldı.
O günlerde bir basın toplantısı yapmıştı hocamız ve ilerlemiş yaşına rağmen göz yaşlarını tutamamıştı konuşurken. Her yıl dünyanın en saygın üniversitelerinden ve diğer bilim kuruluşlarından davetler aldığını ve birçoğuna katılma imkânı bulduğunu söyleyen Boratav, Fransa’dan bu ülkelere bir Türk olarak gittiğini ve her zaman Türkiye’yi temsil ettiğini, bir uluslararası kongre geleneği olarak Türk bayrağı asılmasına özen gösterdiğini söylemiş; ardından da kendini tutamayarak ağlamaya başlamıştı… Demek ki 30’larda başlayan “süreç” devam ediyordu…
İşte bu gelişmelerle açılan yara hiç kapanmadı nedense, ileri geri konuşmalar, yazışmalar ve yakınmalar çok oldu. Beş yılda bir yapılan bu kongelerin altıncısını da geçtiğimiz yıl yaptık ve olayın gerçekten unutulmadığını, unutulacak gibi olmadığını belki de farklı biçimlerde hâlâ sürüp gittiğini ibretle gördük…
Ama hoca, yaşarken çoktan unutmuştu bile bunları ya da en azından olanları yeniden deşmenin gereksizliğini düşünmüştü.
Bu olayların ardından Türkiye’de 70’li yılların başından itibaren gelişen, yayılan ve yeniden önem kazanan halk kültürü hiçbir zaman gündemden düşmeyen bir olgu haline dönüştü. Üniversiteler (İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi vd.), çeşitli devlet kurumları (Konservatuvarlar, TRT, Milli Folklor Enstitüsü [> Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü], Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın değişik birimleri) ile Türk Ocakları, Halk Bilgisi Derneği, Halkevleri, Türk Dil Kurumu ve başta öğretmenler olmak üzere değişik meslek gruplarından heveskâr araştırmacılar halk kültürü araştırmalarının bugünlere gelmesinde görev aldılar. Resmî ve özel arşivler oluşturuldu, kitaplar ve dergiler yayımlandı.
AKM’de yapılan Pertev Naili Boratav’a Saygı Sempozyumu’nda kendisine söz verildiğinde, kulaklarının çok az işittiği, belleğinin neredeyse bütün gücünü yitirdiği o günlerde (1997) salonda bulunanlara “Yoldaşlar!” diye seslenmesini, “Türk halk kültürü için yaptıklarının gençler eliyle devam ettirilmesini” isteyişini hiç unutamam. 1975’te hissettiklerimle o konuşmayı dinlerken hissettiklerim hemen hemen aynı doğal tepki ile kendini ifade ediyordu: Kızgınlık ve titreme.
Boratav Hoca, 16 Mart 1998’de aramızdan ayrıldı. Geride bıraktığı yayımlanmış kitap ve makaleler ile koca bir arşiv onun 91 yıllık ömrünün 70 yıllık dönemini nasıl geçirdiğini gözler önüne serecek durumdadır. Onu saygıyla, sevgiyle ve rahmet dilekleriyle anıyor; yurdunu bu kadar çok seven birçok kişi gibi onun da gurbet elin topraklarında kalmış olmasını bize o kendine özgü gülücüklerle verdiği ve hak edilmiş bir ceza olduğunu da düşünmüyor değilim.
Ölümünden sonra yazdığım iki yazıda onun için “Koca Çınar” ve “Açık Deniz Kaptanı” sıfatlarını kullanmıştım. Bu yazıda ise öncülüğünü ve iyimserliğini öne çıkararak andım onu.
Boratav’ın öncülüğü, diğer öncülerden biraz farklıdır. Pek çok öncüde görülen karmaşa ve acemilik onda görülmez. Bakış, değerlendirme ve bilgi eksikliğinden kaynaklanan kimi yanılmalar bir yana 1931’de yayımlanan Köroğlu Destanı adlı mezuniyet tezini 1984’te ana metne dokunmadan bazı küçük eklerle yayımlaması da bunun bir göstergesidir. 1988’de yayımlanan Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği’nin (ilk bs., 1946) ikinci basımına yazdığı şu satırlar onu anlamamız için önemli bir ip ucudur:
“… Ben, bilimde gerçeklere erişmek için en sağlam ve verimli yöntemin, birlikte yürütülen ya da birbirini izleyen ortak çalışmalar olduğuna inanırım. Yarım bıraktığım işi, nöbeti benden devralacak olanların tamamladığını görmek, göremesem bile bunun bir gün nasıl olsa gerçekleşeceğini bilmek beni sadece mutlu kılar…” Bu mutluluğu bizler de onu yetiştiren dil ve kültür ortamının mensupları olarak tattık, tadıyoruz; yaşadık, yaşıyoruz. Boratav adı halk kültürü tarihimizde bir “öncü” ve “solmayan bir bahar dalı” olarak hep kalacak…


Pertev Naili BORATAV
(Darıdere [bugün Zlatograd, Bulgaristan], 2 Eylül 1907-Paris, 16 Mart 1998)
Asıl adı: Mustafa Pertev’dir. Kaymakam Abdurrahman Naili Bey ile Sıdıka Hanım’ın oğludur. İlköğrenimini Arapsun (Gülşehri), Develi ve Mudurnu’da (1912-1919); ortaöğrenimini Kumkapı Fransız Koleji (1919-1924), Gelenbevî ve İstanbul Lisesi’nde (1924-1927) tamamladı. İstanbul Lisesi’nde sosyolog Niyazı Berkes’le sınıf arkadaşı idi. Lisede Hilmi Ziya Ülken’den psikoloji ve sosyoloji, Hasan li Yücel’den de edebiyat dersleri aldı. Halk kültürü ve halk edebiyatı araştırmalarına lise son sınıf öğrencisiyken Hilmi Ziya Ülken’in verdiği ödevle, babasının kaymakamlık yaptığı Mudurnu ve yöresinden yaptığı derlemelerle başladı.
1927’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Şubesi’ne girdi. M. Fuat Köprülü başta olmak üzere Ragıb Hulûsi, Yusuf Şerif, O. Rescher, Ali Ekrem, Ferid Kam ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve Gerges Dumezil’in öğrencisi oldu. Burayı Köroğlu Destanı başlığını taşıyan bir tez hazırlayarak 1930’da bitiren ve aynı yıl Yüksek Muallim Mektebi’ni de bitiren Boratav, bir süre M. Fuad Köprülü’nün Türkiyat Enstitüsü’nde asistanlığını yaptı. Konya Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine atandı. Bu görevdeyken 1935’te Almanca Öğretmeni Hayrünnisa Hanımla evlendi.
1936’da eşiyle birlikte Almanya’ya giden Boratav, burada bazı Türklerle, Yahudi aleytarlığı ve ırkıçılık ortamı içinde ters düştüğü için ihbar edildi ve bir yıl sonra yurda çağrıldı. Bir yıl süreyle Siyasal Bilgiler Okulu’nda “İdare memuru” ve “Kütüphaneci” olarak görev yaptıktan sonra 1938 Martında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne atandı. 1941’de Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği adlı teziyle doçent oldu, 1946’da profesörlüğe yükseltildi.
İlk sayısı Ocak 1941’de yayımlanan Yurt ve Dünya dergisinde 21. sayıdan itibaren “imtiyaz sahibi” olarak görülen Boratav, burada siyasal tavrını, kültür ve sanata, özellikle de folklor ve halk edebiyatı konularına bakışını belirleyen yazılar yayımladı.Bu yazılar üzerine, resmi ve gayriresmi tepkiler, eleştiriler, ihbarlar ve yönetici kadrolarca alınan önlemler yoğunlaştı. Boratav, 12 Temmuz 1948’de Behice Boran ve Niyazi Berkes’le birlikte açığa alınarak ders verdiği kürsü kapatıldı.
Üniversite dışında kalınca 1948-1952 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin Stanford Üniversitesi’ndeki Hoover Kütüphanesi’nin “Türkiye Bölümü”nün kuruluşunu Türkiye’den yönetti. 1952’de Fransa’ya gitti ve 1972’ye kadar Centre National de Recherche Scientifique’te uzman olarak çalıştı. 1976’ya kadar da Ecole Pratique des Hautes Etudes’de “Türk folkloru seminerleri” verdi. Daha sonra Centre National de Recherche Scientifique’te “fahri araştırma uzmanı” olarak çalıştı, Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sosiales’de “Osmanlı Arşiv Belgeleri” üzerine seminerler yönetti.
Halk Kültürü ve halk edebiyatıyla ilgili ilk yazıları Halk Bilgisi Haberleri ve Atsız Mecmua’da yayımlanmıştır. Sonraki yıllarda, İslâm Ansiklopedisi’nin Türkçe ve Fransızca baskılarında yazılar, maddeler yayımladı. Türkiye’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Ar, İnsan, Milliyet Sanat, Oluş, Türkiyat Mecmuası, Ülkü; Avrupa’da Fabula, Oriens ve Turcica sıkça yazı yayımladığı dergiler arasındadır.
Boratav’ın çalışmalarına topluca bakıldığında Türk folklor ve halk edebiyatı araştırmaları bakımından birçok konuda yerel ve uluslar arası anlamda öncülük ettiği görülecektir. Özellikle Türk destanlarının incelenmesi konusunda oldukça erken sayılabilecek bir dönemde ortaya koyduğu Köroğlu Destanı adlı çalışmasıyla, kimi görüşleri daha sonra değişmiş olsa da, örnek bir araştırma ortaya koyduğu dikkati çeker.
Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, onun destandan halk hikâyesine geçiş döneminin sözlü-yazılı-basılı anlatıları olan Türk halk hikâyeleri ile ilgili çalışmalarının topluca sergilendiği bir kitaptır.
Le Tekerleme (1963) ile bu alanda çalışacaklara yol gösteren Boratav, yazılı ve sözlü metinlere yalnızca onları çözümleyen bir araştırmacı gözüyle yaklaşmaz, kalıplaşmış söz değerlerinin incelenmesine katkı sayılacak denemeler ortaya koyar.
“Türk Halkbilimi” başlığı altında topladığı 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı (1969) ve 100 Soruda Türk Folkloru (1973) adlı kitapları ilk basımlarından günümüze kadar araştırmacıların, öğrencilerin ve meraklı okurların el kitabı olarak büyük ilgi gördü. Bu kitaplarda uyguladığı tasnif yöntemi ve konulara bakış açısı bu bilim dalının gelişip yaygınlaşmasında çok etkili oldu.
Boratav’ın kitap, makale, bildiri ve ders notları dışında Türk halk kültürü ve halk edebiyatına bir armağanı da kısaca “Boratav Arşivi” diye anılan yetmiş yıllık birikimidir. Yaklaşılan 1927-1997 arasında oluştuğu varsayılan bu arşivde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde çalıştığı yıllarda kendisinin ve eşinin çalışmaları; öğrencileri, asistanları ve dostlarının katkısıyla oluşturulan “Halk Edebiyatı Arşivi”, ders verdiği kürsü kapatılınca henüz resmi bir kimlik kazanmamış olduğundan kişisel arşiv haline getirilmişti. Daha sonraki çalışmalarla bu arşiv oldukça zenginleştirilmiş ve ölümünden sonra, daha önce kamuoyuna yaptığı çağrı ve vasiyeti doğrultusunda dağılmış olduğu yerlerden orijinal ya da kopya olarak derlenip toplanmış ve Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı’nın Bilgi Belge Merkezi’nde koruma altına alınmıştır. Burada 2000’den fazla masal, 50 kadar halk hikâyesi, sözlü ve yazılı kaynaklardan derlenmiş âşık metinleri, araştırmalarının çeşitli aşamalarına ilişkin el yazısı notlar, daktilo edilmiş metinler ve kişisel belgelerle ses bantları, fotoğraflar bulunmaktadır.
1993’te Kültür Bakanlığı tarafından “Türk Folkloruna Üstün Hizmet Onur Ödülü”, 1997’de Truva Folklor Araştırmaları Derneği’nin ödülü verildi. Boratav için Türkiye Yazarlar Sendikası ve Truva Folklor Araştırmaları Derneği’nce kendisinin de bir konuşma yaptığı ve oturumlar boyunca hazır bulunduğu “Pertev Naili Boratav’a Saygı Sempozyumu” düzenlenmiş ve 16 bildiri sunulmuştur. Sağlığında kendisi için biri Fransa’da, diğeri Amerika’da iki armağan yayımlanmıştı. Ölümünden sonra ise Türkiye’de Pertev Naili Boratav’a Armağan (Haz. Metin Turan, Ank., 1998) yayımlandı.

ESERLERİ:
Masallar: Contes turcs, [Türk Masalları, Fransızca], Paris, 1955; Zaman Zaman İçinde. Tekerlemeler, Masallar, İst., 1958 (yb. İst, 1992; Benli Bari [Türk masalları, Macarca], Budapeşte, 1960; Türkische Volksmärchen, [Türk Halk Masalları, Almanca] Berlin, Akademie-Verlag, 1967; Az Gittik Uz Gittik, Ank., 1969 (yb. İst., 1992); Uçar Leyli. Masallar I (Haz. Muhsine Helimoğlu Yavuz), İst., 2001.
1992); Uçar Leyli. Masallar I (Haz. Muhsine Helimoğlu Yavuz), İst., 2001. İnceleme-Antoloji: Köroğlu Destanı, İst., 1931 (yb., İst., 1984); Folklor ve Edebiyat [I], İst., 1939 [genişletilmiş yb.: Folklor ve Edebiyat I (1982), İst., 1982]; Bey Böyrek Hikâyesine Ait Metinler, 1939; Halk Edebiyatı Dersleri I, Ank., 1942 (yb. İst., 2000); İzahlı Halk Şiiri Antolojisi ( Halil Vedat Fıratlı ile), Ank., 1943 (yb. İst., 2000); Pir Sultan Abdal (Abdülbaki Gölpınarlı ile), Ank., 1943 (genişletilmiş yb., İst., 1991); Folklor ve Edebiyat [II], Ank., 1945 [genişletilmiş, yb.: Folklor ve Edebiyat (1982) II, İstanbul, 1983]; Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, Ank., 1946 [yb. İst., 1988]; Typen türkischen Volkmärchen (W. Eberhard ile), Wiesbaden, 1953; Jeux de force et d’adresse des provinces de France, Paris, 1959; Le “Tekerleme”. Contribution á l’étude typologique et stylistique du conte populaire turc, Paris, 1963 (eklerle genişletilmiş çevrisi: Tekerleme. Türk Halk Masalının Tipolojik ve Stilistik İncelemesine Katkı, Çev.: İsmail Yerguz, Eklerle bs. hz.: M. Sabri Koz, İst., 2000); Er-Töshtük, Paris, 1965; Türk Halkbilimi I. 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İst., 1969 (sürekli basılıyor); Türk Halkbilimi II, 100 Sourda Türk Folkloru. İnanışlar, Töre ve Törenler, Oyunlar, İst., 1973 (yb. var); Mahtumkul Firaqui. Poéme de Türkmenie (Louis Bazin ile), Paris, 1975; Nasreddin Hoca, Ank., 1996; Üniversitede Cadı Kazanı. 1948 DTCF Tasfiyesi ve Pertev Naili Boratav’ın Müdafaası (Yayına Hazırlayan: Mete Çetik), İst., 1998,
Yayına Hazırlama: Ahmet Şükrü Esen, Anadolu Ağıtları (Rémy Dor’la), Ank., 1982 (yb. İst., 1997); Ahmet Şükrü Esen, Anadolu Türküleri (A. Fuat Özdemir’le), Ank., 1986 (yb. Ank., 1999); Anadolu Destanları (A. Fuat Özdemir’le), Ank., 1991 (yb. Ank., 1999).
Çeviriler: Folklor (A. Van Gennep), Ank., 1939 (yb., Halk Edebiyatı Dersleri ile, İst., 2000); Euthyphron (Platon), Ank., 1942; Küçük Hippias (Platon; O. Apelt-M.Croiset ile), Ank., 1943; Danton’un Ölümü (G. Büchner), Ank., 1944; Seyahat Tabloları (H. Heine; Hayrünnisa Boratav ile), 1945-1948; Toprak Arabacık (Şûdraka; W. Ruben ile), Ank., 1946. MSK.

Yorum yapın

Daha fazla Destanlar
Koçyiğit Köroğlu, Ahmet Kutsi Tecer, ezilen halkın bir derebeyine, yani feodal düzene karşı koyuşu.

Ahmet Kutsi Tecer'in "Koçyiğit Köroğlu" adlı eseri, 1 Ekim 1941 -1 Mart 1942 tarihleri arasında Ülkü Mecmuasında tefrika edilmiş ve ilk...

Kapat