Lilith Kompleksi

Lilith Kompleksi

Günümüzde kadından Lilith gibi gözükmesi ama Havva gibi davranması istenmektedir. Havva cinsel olarak pasifliği, monogamiyi, kendini kurban eden bir anneliği, mutfağı ve çocuk odasını temsil ederken, Lilith eşit değer ve hakları, cinsel olarak aktif olmayı, hazzı ve çocuğu istememe hakkını temsil etmeye başlamıştır.

1. Kutsal ve fahişe…

İsmim Lilith. Tanrı’nın Adem’le aynı anda yarattığını unutmak için tüm kutsal kitaplardan adını utanmazca sildiği ve cennetinden kovduğu, buna karşılık ölümsüzlükle ödüllendirdiği ve yalnızlıkla cezalandırdığı, yalnızlığını şeytanla düşüp kalkarak gideren, şeytandan olma bebekleri Tanrı tarafından katledilen, Adem’in ilk karısı Lilith’im. Tanrı’ya başkaldıran ilk kadınım…
Lilith, S.12, Esra Pekin. Sel Yayıncılık

Tanrı Adem ve Lilith’i aynı çamurdan yarattı, dolayısıyla her ikisi de aynı değerdeydi. Ama onlar ilişkilerinde hiçbir zaman huzur bulamayıp sürekli bir güç savaşı içinde oldular. Lilith Adem’e boyun eğmedi. Durmadan misyoner pozisyonunda sevişmeyi reddetti ve cinsellik oyununa aktif olarak katılmak, kendisi de zaman zaman üstte olmak istedi. Kadının boyun eğmeyi reddetmesi Adem’in güvenini sarstı ve onu kızdırdı, kavga Lilith’in cennetten kaçmasıyla sonuçlandı.

Boyun eğmemesi ataerkil Tanrı tarafından hoş karşılanmadı ve cezalandırıldı. Sonsuza kadar şeytani çocuklar doğurmaya, şehvet düşkünü bir baştan çıkarıcı olarak yaşamaya ve çocuk katili olmaya mahkum edildi. Adem Lilith’in kaçışından hoşnutsuzluğunu belirtip cennet gibi güzel bir yerde yalnız kalmak istemediğini söyleyince Tanrı onun kaburgasından Havva’yı yarattı. Havva, kaburgasından yaratıldığı Adem’e boyun eğdi ve onun isteklerini kayıtsız şartsız yerine getirmeye “Evet,” dedi. Havva kutsandı, Lilith’se şeytanla eş tutularak tabulaştırıldı.

ANNE VE BABANIN ÇOCUK İÇİN ANLAMI

Anne, hayatın başlangıcında çocuk için en önemli kişidir. Hamilelik, doğum ve emzirme süresi boyunca anneyle yaşanılan yakın ilişki içinde edinilen deneyimler, bireyin varoluşunu nasıl şekillendireceğini, kendisinden ne yapacağını belirler. İyi anne çocuğa, nasılsa öyle var olmasının hakkı olduğunu hissettirir, temel güven duygusunu, kendilik bilgisini verir. Güvenilir ve stabil duruşuyla çocuğun emniyet, güven ve korunma duygusu edinmesini sağlar, güvenli bağlanma deneyimleri yaşantılamasına olanak verir ve çocuğunun en önemli haz kaynağı olarak ruhsal bir doyum yaşamasını sağlar.

Emzirme ve doğurma gücü olmayan babaya anneden daha önemsiz bir rol düşmez. O anne ve çocuk arasındaki, başlangıçtaki simbiyotik ilişkide ortaya çıkması kaçınılmaz olan çatışmaları yönetir ve dış dünyayı keşfetmeye çalışırken anneden uzaklaşmasının tedirginliğini yaşayan çocuğa destek olur. Baba anneden kopmayı, macerayı, bağımsızlığı, yeniyi ve yabancıyı temsil eder. Böylece çocuk birbirinin içinde erime ve bir olma, bağımlılık, koşulsuzca almak, korunmak ve güvenlik duygu ve durumlarının karşı kutbuna yaklaşmaya başlar, bu iki kutuplu hayatın dinamiği konusunda ilk yeti ve becerileri edinir. Baba çocuğa, dış dünyadaki ikincil narsistik haz kaynaklarına ulaşma konusunda yardımcı olur.

Çocuğun hamilelik ve emzirme döneminde anneyle kurduğu cennetimsi, simbiyotik temel deneyimin zamanından önce sonlandırılması çocuk için sorunsuz olmaz. Çocuğun anneden temel bir sorun yaşamadan ve isteyerek ayrılması üç yaş civarında olur. Daha erken gerçekleşen her türlü ayrılık çocuk için stres ve travma kaynağıdır.

Kadınların toplumsal eşitlikle ilgili haklı ve acil mücadeleleri çocuğun hayatının ilk yıllarındaki anne işlevlerine duyduğu ihtiyacın birbiriyle çatışması söz konusudur burada. Bu nedenle, bu sürecin kadının aleyhine yürümemesi için azami özen gösterilmelidir. Kadınla ilgili sosyal politikalar, annelik nedeniyle ortaya çıkan dezavantajların ortadan kaldırılması yönünde olmalıdır. Anne olan kadının devlet tarafından korunması, desteklenmesi ve cesaretlendirilmesi gerekir. Kadının ataerkil toplumsal yapı içindeki özgürlük mücadelesi, erkeklerle eşit haklara kavuşması, çocuğun kaderi için bir tehlike olmaktan çıkarılmalı, kadının anneliğinin toplumsal yaşama angaje olması sağlanmalıdır.

‘Annelik’ten anlamamız gereken, kişinin karşısındakini dinlemeye, anlamaya, empati göstermeye ve duyguların ortaya çıkmasına izin vermeye hazır olmasıdır. Öte yandan, anneliğe özgü olarak vurguladığımız bu değerler aile hayatına mahsus ‘kadınsı’ özellikler olmaktan çıkarılmalı, toplum olarak birlikte yaşamamızın temel değerleri haline getirilmelidir.

Anneliğin somut olarak azalması, yani annelerin daha az annelik yapması ve bizzat anneler tarafından suistimal edilmesi uzun zamandır bütün toplumlarda ve her toplumsal katmanda gözlediğimiz bir olgudur. İyi anne artık yalnızca kurgusal bir ideal olarak var, çünkü anne olan her kadın aynı zamanda yetişkin bir bireydir. İlişkisini, cinselliğini, kariyerini düşünme hakkı ve isteği olan normal, ‘egoist’ bir insandır ve bu nedenle de annelik işlevlerini ideal olarak yerine getirmesi mümkün değildir. Öte yandan çocuğunun tek ve en önemli haz kaynağıdır. Anneliğe yüklenen kutsallık ve çocuk yetiştirmeyle ilgili idealizasyonla hayatın diğer gerçekleri arasında sıkışıp kalan kadın aşırı bir yük altındadır. Kaçınılması mümkün olmayan bu aşırı yük, çocuğa bir sorun olarak yansıtılmazsa patolojik bir etki yaratmaz. Çocuk eksik kalmak zorunda olan anneliği, duygusal olarak çalışma olanağına kavuşursa, abartılı annelik gösterileriyle kendisine bir yalan yaşatılmazsa ve normal annelik işlevleri çocuğun müteşekkir kalması gereken ve suçluluk hissetmesine yol açan edimler olarak yansıtılmazsa, duygusal ve ruhsal bir sorun ortaya çıkmaz.

KİMDİR BU LILITH VE NEDİR BU KOMPLEKS?

Lilith miti Hristiyan ve İslam kaynaklarından zamanla yok olup gitmiştir. Lilith’in yaratılan ilk kadın ve Adem’in ilk karısı olduğunu Yahudi kaynakları aracılığıyla öğreniyoruz. Tevrat’a da Sümer efsanelerinden girdiği düşünülmektedir.

Günümüzde kadından Lilith gibi gözükmesi ama Havva gibi davranması istenmektedir. Havva cinsel olarak pasifliği, monogamiyi, kendini kurban eden bir anneliği, mutfağı ve çocuk odasını temsil ederken, Lilith eşit değer ve hakları, cinsel olarak aktif olmayı, hazzı ve çocuğu istememe hakkını temsil etmeye başlamıştır. Havva kutsalı, Lilith fahişeyi simgeler.

Psikanalist H.J. Maaz, Lilith’in bu mutlak yadsınması ve sürgününe, yüzlerce yıldır toplumsal olarak kabul gören temel ‘kadınsı özellikler’in psikososyal olarak tabulaştırılması eklendiğinde ortaya çıkan duruma ‘Lilith Kompleksi’ adını verir. Ve bu durum bizim de içinde bulunduğumuz Batı kültürünü belirleyen önemli etkenlerden biridir. ‘Lilith Kompleksi’ni Maaz şöyle özetler:

” -Kadın erkeğin ne altındadır, ne de ona verilmiştir. Eşittir, aynı yerden köken alır ve aynı haklara sahiptir.

-Kendi haz alma becerisi vardır ve cinsel olarak aktiftir. Kendi cinselliğinin sorumluluğuna sahiptir.

-Kadın çocuğu reddedebilir ve çocuklar talepkârlıklarının aşırılığı anlamında ‘şeytani’ özelliklere sahiptir.

-Ve erkek bundan tedirgin olmakta ve oryantasyon sorunu yaşamaktadır.”

Anne olmak istemiyor olduğu için ve haz talepkârlığının aşırılığı nedeniyle çocuğu reddeden Lilith’in ataerkil Tanrı tarafından cezalandırılması, kadın tarafından çoğunlukla bilinç dışı olarak çocuğa aktarılarak sürdürülür. Çocuk tarafından derinden hissedilen, reddedilmiş, istenmemiş ve anlaşılmamış olmanın anne tarafından yadsınması çocuğu hasta eder ve davranış bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olur. Yadsınır, çünkü kutsal olan ve düzen tarafından kabul gören Havva’nın tam anlamıyla adanmış anneliğidir. Kimse Lilith olma hakkını kendinde görmez. Toplum gözünde fahişe olmayı kim göze alabilir ki!

Maaz burada erken anne-çocuk ilişkisindeki aksaklık ve travmalar nedeniyle ortaya çıkan erken dönem bozuklukların temel açıklamasını görür. Çünkü çocuğun gereksinimlerinin fark edilmesindeki eksiklik, çocuğun çok yönlü gereksinimlerinin doyurulmasının becerilememesi ve istenmemesi, anneden çoğunlukla erken ayrılma nedeniyle ortaya çıkan ‘eksik annelik’, bugün neredeyse her çocuğun deneyimlemek zorunda olduğu bir gerçekliktir. Bir de buna ‘yalancı ve suistimal eden’ bir annelik (anne zehirlenmesi), yani çocuk tarafından hissedilmeyen, abartılı olması nedeniyle sahte gibi duran bir sevgi eklenmektedir. Çünkü anne kendi muhtaç olduğu ilgi açlığını sevgiyle karıştırmakta ve çocuğa yalnızca, o kendisinin beklentilerini karşılar ve ihtiyaçlarını doyurursa sevgiyle yaklaşmaktadır. Böylece doğal olan tersine dönmekte, anne çocuk için orada var olacağı yerde, çocuk annesi için orada var olmaktadır.

Maaz’ın neredeyse yalnızca ‘eksik annelik ya da anne zehirlenmesi’ sonucu ortaya çıktığını söylediği Lilith Kompleksi’nin oluşmasında ‘erken babalık bozuklukları’nın da rol oynadığını düşünüyorum. Çünkü annenin aşırı yüklenmesinin ve Lilith Kompleksi’nin ortaya çıkmasında babanın zayıflığı, yokluğu ya da zorbalığı da rol oynar. Anne-çocuk arasındaki simbiyotik ilişkisinin çözülmesi ancak babanın güçlü bir şekilde o ilişkiye dahil ve müdahil olması ve çocuğun ortaya çıkma olasılığı yüksek olan kaygılarını yatıştıran güçlü ve koruyucu bir figür olarak orada olmasıyla gerçekleşebilir. Çocuğu istemeyen, onunla zaman geçirmeyen, altını değiştirmeyen, gazını çıkarmayan, mamasını yedirmeyen baba, bu zayıflığıyla hem annenin omuzlarındaki yükü alamaz, hem de simbiyotik ilişkinin devam etmesine doğrudan neden olarak, çocuğun kişilik gelişimine zarar verir.

Bu anlamda çocuğun ilk 3-4 senesi, yani preödipal dönem çok önemlidir. Bu dönemde bilinç gelişir. Erken annelik kavramına analog olarak erken babalık diyebiliriz bu dönemde babanın oynadığı rolü anlatabilmek için. Anne-çocuk arasındaki ikili ilişkiden anne-baba-çocuk arasında daha ilk yıl kurulan üçlü ilişki çocuğun hayat hakikatiyle daha cesaretle yüzleşebilmesini sağlar. Zayıf ya da olmayan baba çocuğun risk almasını engeller, çocuk anneye yapışır kalır.

Zorba baba çocuğun rol modelini dışarıda aramasına, duygusal olarak anne ve babadan uzaklaşarak güven ve emniyet hissini başka gruplar içinde arayıp bulmaya, aidiyet ihtiyacını oradaki lidere tabi olarak doyurmaya çalışır. Babanın zorbalığıyla içe dönük ve güvensiz hale gelen çocuk kahramanlık fantezileri kurmak gibi grandiyöz savunma mekanizmalarına baş vurur.

2. Uygarlığın despotizmi…

“Ey Adem’in kanlı soyu, yaratılan tüm mahlukatın en soysuzu insan!
Döktüğünüz kanların suladığı yeryüzüne mahkum edildiğinizi bilmiyor musunuz?”
Lilith, S.47. Esra Pekin, Sel Yayıncılık

Bu makalede erken bozuklukların yol açtığı ağır psikiyatrik fenomenlere değil de, toplumsal gelişim bozukluklarının ortaya çıkmasında rol oynayan özelliklerine odaklanmak istiyorum.

Diktatörlükler ve baskıcı rejimler, halkın çoğunluğunun psikososyal olarak yanlış gelişiminin psikolojik etkilerinden bağımsız olarak ortaya çıkmazlar. Zamanımızın tüketim odaklı toplumlarındaki anormal eğilimler – yanlış beslenme, hareket azlığı, zevk düşkünlüğü, heyecan peşinde koşma, ilişki bozuklukları – erken dönem bozuklukların toplumsal sonuçları olarak ortaya çıkar. Erken annelik ve babalık bozuklukları (annenin fiziksel olarak eksik varlığı, empati ve doyum eksikliği, babanın zayıflığı ya da yokluğu veya zorbalığı) çocuğun güvensiz, muhtaç ve bağımlı olmasına neden olur. Yalan söyleyen ve suistimal eden anne de (anne zehirlenmesi) çocukta kafa karışıklığı, suçluluk duyguları ve illüzyon ortaya çıkarır. Yeteri kadar sevilmeyen ve doyurulmayan, anlaşılmayan çocuk güvensiz olur ve yeteri kadar emniyet duygusu geliştiremez, yeteri kadar doyum sağlayamayan çocuk muhtaç kalır ve daha sonra birçok hazır tüketim maddesine bağımlı hale gelir (tatlı, alkol, nikotin, uyuşturucu). Annesinin ihtiyaçlarının farkına varan ve bunları doyurmak zorunda olduğunu hisseden çocuk, anne memnunsuz kaldıkça suçu kendinde arar, sonuçsuz ve umutsuzca, annesinin sevgisini elde edeceği umuduyla çabalar durur. Oysa anne sevgisi kazanılacak bir şey değildir. Ya vardır ya da hiç yoktur. Bunun illüzyoner sonucu aşırı bir performans ve kendine zarar verecek düzeyde uyum çabasıdır.

Erken yoksunluk yaşantılarından ataerkil toplumlarda tipik fenomenler olan, bağımlı (madde, alkol vs.) davranış örüntüleri ve kavgacı tutumlara yatkınlık ortaya çıkar. Böylece stres bozuklukları, bağımlılık ve şiddet eylemleri için gerekli temel atılmış olur. Sonuç olarak erken yoksunluk yaşantıları ‘erkekçil’ özelliklerle kompanse edilir.

Peki toplumda ‘erkekçil’ savunma mekanizmalarının öne çıkmasının nedeni nedir?

Psikoterapi pratiği bize erken dönem bozuklukları olan kişilerde hasta tarafından da fark edilmeyen, çoğunlukla bilinç dışı olan yoğun bir öfkenin birikmiş olduğunu gösterir. Erken dönemde yaşanan reddedilme ve incinmeye karşı ortaya çıkan bu anlaşılabilir ve haklı öfkenin ifade edilmesine ne yazık ki izin verilmez. Kötü muameleye öfkeyle tepki gösteren çocuk cezalandırılarak ve utandırılarak disipline edilir. Bu birikmiş, sıkışıp kalmış öfke, çıkışını ve kurtuluşunu belli semptomlar aracılığıyla bulur. Bunlar da yarışmacı ve performans odaklı toplumlarda çok çeşitli şekillerde ifadesini bulan agresif davranış ve yaşam biçimleridir – güçlü olmak, kendini kanıtlamak ve göstermek zorunda olmak, kazanan olmak istemek gibi. Bu da çevreye zarar verme, savaş çıkarma, şiddet eylemleri gibi sonuçlar doğurur.

Anne eksikliğinin acısının, kaybolan ilişkilerin kederinin üstü daima agresyonla örtülür – ‘muskuler agresyon’ erkeğe dair bir alandır. Maaz buradan şu hipotezi üretir: “Agresif Batı kültürü doyurulmamış erken ihtiyaçların ve özlemlerin erkekçil savunma biçimidir.”

Gelişimin erken evrelerindeki annelik ve babalık bozukluğunun doğrudan sonucu olan erken dönem bozuklukları Lilith Kompleksi nedeniyle tanınmadan kalır (annenin aşırı yüklenmesinin yadsınması ve tabulaştırılması ve çocuğun aslında her zaman ve doğal olarak var olan reddedilme durumu). Erken dönem bozukluklarının yol açtığı patolojik davranış biçimleri, erkekçil psikososyal savunma biçimlerinin kültürize edilmesiyle normalleştirilir.

Anlaşılabilir bir şekilde erkekler özel hayatlarında, özellikle de ilişki ve cinsellikte bu gerilimi dengelemeye çalışırlar. Ama bu çaba da Lilith Kompleksi nedeniyle karşılığını bulamaz. Erken dönem annelik ve babalık bozuklukları tanınmadan ve hissedilmeden kaldığı için, daha çok sevgi, anlayış ve onay umudu ilişkiye taşınır ve erkek zorunlu olarak hayal kırıklığına uğrar, çünkü hiçbir kadın, ‘en iyi’ olanı dahi annenin eksik bırakmış olduğunu daha sonradan tamamlayamaz. Böylece sık sık o aynı trajik kader gösterir yüzünü: Özlemlerle dolu bir aşk evresini gerçekliğin acı yüzü ve hayal kırıklığı takip eder ve seyrek olmayarak nefretle sonuçlanır. Erkek partnerini yetersiz olmakla suçlar ve aynı şekilde sonuçlanacak olan o mutsuz oyuna baştan başlar. Erkekler sıklıkla annelerinin ilgisini kazanmak için sarf ettikleri o nafile çabayı ilişkilerinde de sürdürürler. Ebediyen kaybolup gitmiş olan onayı elde etmek için ilişkilerinde büyük bir çaba ve özen gösterirler ve böylece tüketen, bitiren bir illüzyon içinde takılıp kalmış olurlar. Anne eksikliği sonucu ortaya çıkan güven yokluğu ve anne zehirlenmesinin ürettiği suçluluk duyguları her ilişkide tekrarlanarak güçlenir. Böylece Lilith Kompleksi sonucu ortaya çıkan gelişim bozukluğu bireye ve topluma damgasını vurmuş olur.

LILITH KOMPLEKSİ’NİN SONUÇLARI

Bu koşullarda yaşanan ilişkilerde cinsellik de tutku ve şehvetini yitirir ve rahatlatıcı bir haz kaynağı olmaktan çıkar. Lilith Kompleksi, Havva’yla ilişkideki kaybolup giden haz ve Lilith’den duyulan korkuyla cinselliği de olumsuz etkiler. Bir kadının aynı değerde olması, bireyselliği ve aktif olarak haz alma isteği ve hakkı, ancak erkeğin anne fiksasyonundan kurtulması durumunda ilişkiyi zenginleştiren ve canlı tutan bir unsur olabilir.

Bunun yerine birçok erkek Lilith özlemlerini fahişelerle yaşanan ilişkisiz aşklara aktarırlar. Bu ilişkisiz sevişmelerde agresyonlarını da belli bir ölçüde söndürebilirler (satın alınmış renkli aşk yaşantısına paralel, fahişenin aslında sosyal olarak yok sayılıyor olması Lilith Kompleksi’nin önemli bir belirtisidir).

Lilith Kompleksi’nin komponentlerinin tabu olmaktan çıkarılması toplum gelişimi için temel önemdedir. Yani her iki cinsiyetin aynı değerde olması, cinsel olarak aktif olmanın ve hazzın önemi, kadının çocuklar nedeniyle kaçınılmaz bir şekilde aşırı yük altında kalmasının ve bundan dolayı çocuğa karşı gelişen agresif duyguların varlığı. Bu üç madde bütün sosyal politikaların merkezinde olmalıdır.

Agresif erkek toplumunda kadının mağduriyeti kabul edilebilir bir durum değildir.

Bizim gibi ülkelerde baba zayıflığı veya yokluğundan daha ziyade zorba babalar daha fazladır. Şiddetin kuşaktan kuşağa aktarılmasının altında, Lilith’ten korkan erkeklerin yetersizlik duyguları sonucu ortaya çıkan narsistik öfkeleri yatar. Şiddet yalnızca kuşaktan kuşağa aktarılmaz, toplum içinde normalleşerek yaygınlaşır da. Böyle bir durumda küçücük kızların erkekleri tahrik ettikleri de, mini etek giymenin, kırmızı ruj kullanmanın ceza indirimine yol açması da doğal hale gelir. Sonra gün gelir, kendini hayat boyu engellenmiş hisseden erkek, bilmem hangi saçma nedenle bir Rus jeti düşürüldüğünde, içinde tanımlayamadığı garip bir rahatlama ve huzur hisseder. Ardından sigarasını yakar…

Alper Hasanoğlu
Not: Bu makalenin yazımında H.J. Maaz’ın ‘Lilith Kompleksi’ kitabından yararlanılmıştır.

30 Haziran, 2017 gazeteduvar.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here