“Mehmed Uzun, Kürt dili için bir tarih” Yaşar Kemal

Bu haftanın kitaplarını Kürt yazarların metinlerine ayırınca, Kürt edebiyatının tarihine değinmek, hiç tanımadığımız bu edebiyatın -hiç değilse- aynı coğrafyada yaşadığımız yazarların elinden çıkan ürünlerine bir göz atmak yerinde olur. Niyetimiz böyle olunca, Mehmed Uzun’un “Kürt Edebiyatına Giriş”i, en önemli, hatta tek başvuru kaynağı olarak çıkıyor karşımıza. Mehmed Uzun, 1953 Siverek doğumlu. 1977 yılından beri İsveç’te yaşıyor. Kürtçe, Türkçe ve İsveççe olarak ürettiği kitapları yirmiye yakın dilde yayınlanmış. 1985 yılından bu yana yazdıklarıyla, modern Kürt romanının kurucusu olan ve bir tarih başlatan Uzun, son yıllarda Türkiye’de de tanınmaya başlandı.
Yakın zamanda -kısa bir süre için- toplatılan “Kürt Edebiyatına Giriş” ve “Bir Dil Yaratmak” adlı kitaplarında, Kürtçe yazılmış romanların ve Kürt dilini canlandırma çabalarının tarihini aktaran Mehmed Uzun, bir boşluğu doldurma, bir kültür hareketi başlatma çabası içerisinde. Hem romanlarında hem de diğer yapıtlarında ağırlıklı olarak Kürt aydınlarını ve tarihini konu ediniyor. “Entelektüel çaba ve uğraş her zaman tarihin önündedir. Tarih çoğu zaman bu entelektüel çaba ve uğraşın boyutu, derinliği ve gücüne göre biçim alır” diyen Uzun, Kürt dilinde yazmasını modern Kürt edebiyatının inşa çalışmalarına bir katkı olarak görüyor.

Kayıp bir tarih
Kürt dili ve edebiyatının Anadolu’daki tarihine kısaca göz atarsak, Mehmed Uzun’un anlatısından anlaşılacağı gibi; 1923 yılına kadar Kürt dili ve edebiyatının merkezi durumunda olan Osmanlı topraklarının -ve İstanbul’un-, Cumhuriyetin ilanından sonra derin bir sessizliğin içine gömüldüğünü fark ederiz. Kürt isyanları ile birlikte Kürtçe yasaklı bir dil olur ve bu yasaklar 1960 yılına kadar katı bir biçimde sürer. Bu yıllarda Anadolu’dan kaçan Kürtler’in sığındığı Suriye, yeni kültür merkezidir.

Bedirhan kardeşlerin dil çalışmaları Hawar ve Ronahi dergilerine taşınır. Türkiye’de Kürtçenin yeniden matbu ve yasal olarak gün ışığına çıkışı ise, 1960’larda Musa Anter’in Kımıl adlı kitabında yer alan bir kaç halk türküsü dizesiyle olur; Ape Musa tutuklanır. Anter, 1965 yılında Brina Reş adlı bir de oyun kitabı yayınlar. 1970’lerde Mehmed Emin Bozarslan’ın ölüm temalı öyküleri, İsveç’te yaşayan Mehmut Bakşi’nin 80 sonrası öykü ve romanları, Türkiye’den Suriye’ye göç eden yeni kuşak yazarlardan Şahine Sorekli’nin sürgünlüğü ve aydınları sorguladığı metinleri, yine Türkiye’den İsveç’e göçen ve dünya klasiklerini Kürtçeleştiren Hesene Mete’nin çalışmaları, Kürt dili ve edebiyatını konu edinen Nudem dergisini yayımlayan Firate Ceweri’nin gayretleri, ne yazık ki bir edebiyat kanonu yaratmak için yeterli olamamıştır.

“Türkiyeli Kürtlere gelince, bunlar da ancak 1980’lerde roman yazmaya başladılar. Ve yazarların tümü sosyalist hareketlerden, düşüncelerden yoğun biçimde etkilenmiş durumdadır… Bu yakın tarihsel gelişmeye bakıldığında sosyalist düşüncelerin bir anlamda Kürt entelektüel hareketine çok yararı olduğu görülür” diyor Uzun. Ancak, Türk sosyalist hareketinin edebiyatla ilişkisi de sancılıdır. Nitekim Mehmed Uzun; “Kürtlerin sanat ve edebiyata ilişkin sürekliliği olan bir gelenekten yoksun olmalarından dolayı, çoğu zaman sanat ve edebiyat yapıtıyla diğer alanların yapıtları birbirine karıştırılıyor.. Hem sanatçı ve yazarlar bunu yapıyor hem de sanatçı ve yazarların kitlesi” diyerek edebiyat-siyaset ilişkisinin sorunlarının altını çizmektedir. Faik Bulut da benzer bir tehlikeye işaret eder; kültür ve sanatı “ilk kurşun“ edebiyatıyla dar bir alana sıkıştırmanın Kürt edebiyatına ve düşünce tarzına sığlıktan ve kısırlıktan başka bir şey getiremeyeceğini belirtir. “Bu yarı üniformalı kültür-sanat, kapsayıcı olamamanın dışında, başka kusurlarla da malul olacaktır”.

Mehmed Uzun’un romanları
1985’den bu yana, romanlarını Kürt dilinde yazarak bu dili hareketlendirme yönünde büyük bir çaba içerisinde olan Mehmed Uzun, ardı ardına ürettiği romanlarının estetik düzeyiyle de, hem Kürt romanının hem de Kürt dilinin meşruiyetini kanıtlıyor. Yaşar Kemal’in, Mehmed Uzun’un “Siya Evine”(Yitik bir Aşkın Gölgesinde) romanına yazdığı şiirsel takdim yazısı, usta bir romancının bir başka roman yazarının hakkını teslim etmesinin güzel bir örneği; “Mehmed Uzun’un romanını okuduğumda çok şaşırdım, bir dilin ilk romanı böylesine ustalıkla, böylesine zengin bir dille, üstelik de gelişmiş bir roman dili yaratılarak nasıl yazılmış, diye. Mehmed, önce Kürt dilini ve edebiyatını iyi biliyor, Türk dilini ve edebiyatını da iyi biliyor. Sonra dünyaya açılıyor, dünya kültürünü ve edebiyatını da özümsüyor. Mehmed, Kürt dili için bir tarih oluyor böylece” demiş Yaşar Kemal.

Mehmed Uzun, kendisi bir tarih olmasının ötesinde, romanlarında Kürt halkının/aydınlarının tarihini işlemeye öncelik vererek, bir başka misyonu da üstleniyor. Bilinçli bir faaliyet içerisinde olan Uzun, Kürtlerin tarihlerini bilmeleri gerektiğine inanıyor; “Ters yüz edilmiş, unutulmuş bir tarih söz konusudur. Tarihini bilmeyen, tarihini kendisine göre yorumlamayan bir entelektüel hareketin, bir siyasi hareketin başarı şansı yoktur”. Hikayelerinde tarihi kişiliklere ve bu kişiliklerin dramatize edilmiş yaşantılarına ağırlık vermesi, tarihsel fantezilerin tarihin pırıltılı yüzeyine sarılmalarından farklıdır. Unutulan bir geçmişi ve o geçmiş içerisinde Kürt halkı ve kültürü adına bütün bir ömürlerini feda etmiş insanları yeniden hatırlatması bir yana, anlattığı dönemlerdeki duygu ve düşüncelerin, trajedi ve felaketlerin, çatışma ve çelişkilerin bugünün sorunsalı olmasıyla da, Mehmet Uzun’un romanları bir edebiyat kanonun öncüleridir. “ Siya Evine’deki Memduh Selim ya da Bira Quadere’deki Celadet Ali Bedir-han, biraz da günümüzdeki Kürt aydınları değil mi? Unutmayalım, bu romanları yaratan bilgi, duygu ve ruh hali günümüzündür. Dünü edebi olarak yeniden yaratmaya çalışan bilgi ve uğraş, günümüzün ortamında elde edilmiştir ve yaratılanların tümünde bugünün ruh hali, bazen açık bazen de sözcük ve tümcelerin ardına gizlenerek, kendini hissettirmektedir”. Mehmed Uzun’un romanlarında, 80’lerden sonra yükselen Kürt hareketinin siyasi ve askeri mücadelesinin eksik yanlarına ve Kürt aydınların tavırlarına dair incelikli bir eleştirinin varlığı da göze çarpar; geçmişteki hatalar, günümüzde de tekrarlanmaktadır.

Yaşar Kemal’in temennisi ile bitireyim; “Bu görkemli başlangıçtan sonra, bu Mezepotamya’nın yaşayan en eski zengin dilinden büyük bir edebiyat, özellikle büyük romanlar çıkacaktır”….!

A. Ömer Türkeş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here