Normalleşmenin Negatif Diyalektiği

Aman efendim, şimdi düşünün; mahallenin gedikli bir “akıl danesi” çıkmış, elinde bir cetvel, herkesin kafasını ölçüyor. “Senin göz temasın az, sen biraz fazla el çırpıyorsun, sen de amma takıntılısın… Hadi gelin sizi bir güzel ‘normal’ yapalım, sizi topluma sentezleyelim!” diyor.

İşte tam o sıra, Adorno Bey masaya yumruğunu vurur! “Dur bakalım efendi!” der, “Senin o ‘normal’ dediğin şey, aslında bir tek tipleştirme fabrikasıdır!

1. Sentez mi? O da Ne? “Ben Uyum Sağlamak İstemiyorum!”

Marks Paşa ne diyordu? “Kavga edelim, sonunda bir yere varalım.” Ama Adorno Bey temkinli: “Eğer vardığın yer, o azınlıkta kalmış, o biricik, o nev-i şahsına münhasır otistik ruhun ‘yok edilmesi’ ise, ben o devrime de, o senteze de gelmem!” der.

Negatif diyalektik burada devreye giriyor efendim. Adorno diyor ki: “Uyum sağlamayı reddetmek, bir ahlak borcudur!” Yani toplum seni “iyileştirmek” (aslında kendine benzetmek) istediğinde, senin “Hayır, ben böyleyim ve bu halimle bir hakikatim!” demen, işte o en saf negatif diyalektiktir.

2. “Normal” Denilen O Sahte Cennet

Kuzum, bu modern dünya her şeyi bir “ürün” gibi paketlemek istiyor. Otizm aktivizmi yapan kardeşlerimiz de bazen bu tuzağa düşüyor; “Efendim biz de çok zekiyiz, biz de çok verimli çalışırız, bizi de işe alın!” diye pazarlık ediyorlar.

Adorno Bey ise bıyık altından güler: “Kendi kıymetinizi neden sermayenin ‘verimlilik’ terazisiyle ölçüyorsunuz? Sizin o ‘uyumsuz’ haliniz, bu bozuk dünyanın suratına çarpılmış en büyük hakikattir!” der. Yani negatif diyalektik, sisteme “faydalı” olmaya çalışarak değil, sistemin o saçma sapan kurallarını “bozarak” özgürleşmektir.

3. Anksiyete: Bir Arıza Değil, Bir İşarettir!

“Duygusal olgunluk, anksiyeteyi tolere etmektir.”

Adorno bunu görse takdir ederdi efendim! Çünkü ona göre bu dünyada anksiyete duymayan kişi, aslında sistemin içinde tamamen erimiş, kendi ruhunu teslim etmiş biridir.

  • Adorno Tarzı Olgunluk: “Bu dünya çok yanlış, çok sahte; bu yüzden içim daralıyor. Ben bu daralmayı (anksiyeteyi) hemen bir ilaçla, bir sahte ‘olumlama’ mesajıyla susturmayacağım. Bu huzursuzluğu taşıyacağım, çünkü bu huzursuzluk benim insan kalma direnişimdir.”

Hasılıkelam Efendim…

Negatif diyalektik, bir nevi “kabul etmiyorum kardeşim!” felsefesidir. Otizm aktivizmi de tam burada Adorno ile el sıkışır. Bizim meselemiz “topluma kabul edilmek” değil, toplumun o taşlaşmış, o “normal” denilen zalim duvarlarını esnetmektir.

“Normal” olup kaybolmaktansa, “negatif” kalıp parlamak evladır!

Siz ne dersiniz efendim?