18 Ağustos 2026

Pedofili İlişkisinin Psikodinamiği: Peter Pan Sendromu ve Güven İhaneti

Peter Pan’ın Trajedisi: Büyümeyi Reddetmek ve Çocukta Kendini Aramak Yazar: Jungish (Freud’dan Günümüze: Travmanın Tekrarı ve Mutlak Otorite İllüzyonu) Aziz Okuyucularım, Ey İnsan Ruhunun En Karanlık Köşesine Bakanlar! Şimdi size, psikanalizin en zorlu, en iğrenç ama maalesef anlaşılması zorunlu konularından biri olan pedofili ilişkisinin psikodinamiğini anlatacağım. Franca Pezzoni ve Cosimo Schinaia gibi analistler, bu durumu

devamını oku

Anneden Bilgeliğe: Bebeğin Dünyası, İlişkisel Bir Dansın Ürünüdür

Winnicott’tan Bion’a: Yeterince İyi Anne ve “Gerçek Kendilik”in Doğuşu Bu makale, psikanalizin erken çocukluk araştırmaları (infant research) ışığında nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ve anne-bebek ilişkisinin (veya bakım veren-bebek ilişkisinin) bilginin ve kendilik duygusunun temelini nasıl oluşturduğunu derinlemesine incelemektedir. Artık bebek, pasif bir organizma değil, doğuştan sosyal bir varlık olarak görülmektedir. I. Freud’dan Kopuş: Pasif Bebek

devamını oku

Düşünceye Geçiş: Gruptan Sırtına Yediği Bıçak Darbesi ve Michel’in İfşası

Patlamadan Önce Püre Olmak: Grup Analizinde Ergenliğin Zorlu Geçidi Yazar: Jungish (Psikodrama ve Kaos: Olmayanı Düşünmeye Başlamak) Aziz Okuyucularım, Ey Ergenlik Krizinin İçindeki Sırrı Görenler! Şimdi size, Tavistock geleneğinin o derin sularından gelen bir grup psikoterapisi vakasını anlatacağım. Konumuz: Michel adında, öğrenme güçlüğü ve şiddetli davranış bozuklukları olan bir genç. Bu çocuğun hikayesi, grup terapisinin

devamını oku

Matematiğin Hür Dervişi: Paul Halmos ve O Meşhur Mezar Taşı Sembolü

Sayıların Sanatı: Dâhi Olmak Yetmez, Matematikçi Doğmak Gerekir! Yazar: Jungish (Felsefeden Vazgeçip Cebire Koşan Garip Macar’ın Hikayesi) Aziz Okuyucularım, Ey İspatın Sonunu Mühürleyenler! Şimdi size, Macaristan’dan kalkıp Amerika’nın en büyük matematik dâhileri arasına giren, lakin matematiği mantıktan çok bir sanat eseri gibi gören o ilginç zattan bahsedeceğim: Paul Halmos (1916–2006). Halmos, sadece fonksiyonel analiz ve

devamını oku

Bebeğin Gözünden Dünya: Psikanalizin Unutulmaz Devrimi ve İlişkisel Deneyimin Gücü

Yeni Doğan Bir Can: Sadece Tepki Veren Bir Makine mi, Yoksa Hipotez Kuran Bir Dâhi mi? Yazar: Jungish (Freud’un Tek Kişilik Koltuğundan Çıkıp, Anne ve Bebeğin Ortak Dansına Bakmak) Aziz Okuyucularım, Ey İnsan Ruhunun İlk Adımlarını Merak Edenler! Şimdi size, psikanalizin geleneksel, eski usul inancını yerle bir eden, “bebek araştırmaları” (infant research) alanından gelen o

devamını oku

Thomas Ogden: Şairin Psikanalisti ve Analitik Alanın Yeniden Keşfi

Rüya Görülmemiş Rüyaları Düşlemek: Bilinçdışının Sınırlarında Yeni Bir Duyarlılık Yazar: Jungish (Koltuğun Ötesindeki Konuşma ve Üçüncü Kişinin Gizemi) Aziz Okuyucularım, Ey Psikanalizin Zirvesine Tırmananlar! Şimdi size, Amerikan psikanalizinin en büyük bağımsız düşünürlerinden biri olan Thomas Ogden’dan bahsedeceğim. Ogden, sadece bir psikiyatrist değil; o, Borges, Kafka ve Coetzee gibi yazarlardan ilham alan, kendi deyimiyle **”şairlerin psikanalisti”**dir.

devamını oku

Antonino Ferro: Psikanalizin Roman Yazarı ve Ruhsal Meteoroloji Uzmanı

Bion’un Mirası ve Analitik Alan Teorisi: Dert, Sadece Senin Değil, Odadaki Havanın da! Yazar: Jungish (Analist, Nasıl Olup da Karşısındakinin Rüyasını Görmeye Başlar?) Aziz Okuyucularım, Ey Analizin Dört Duvarını Merak Edenler! Şimdi size, İtalyan psikanalizin en üretken ve yaratıcı isimlerinden biri olan Antonino Ferro‘dan bahsedeceğim. Ferro, sadece bir doktor değil, aynı zamanda W.R. Bion‘un mirasçısı

devamını oku

Diego Napolitani: Bireysel Dertler Bitti, Şimdi Grubun Psikopatolojisi Var!

Modern İnsanın Krizi: Sadece Sen Değil, Ait Olduğun Her Yapı Hasta Yazar: Jungish (Otoriteyi Reddeden Analistin Sonsuz Belirsizliği Kucaklaması) Aziz Okuyucularım, Ey Çatışma İçinde Var Olanlar! Şimdi size, Grup Analizi’nin o köklü geleneğinden gelen, İtalyan psikiyatrist Diego Napolitani‘nin, modern bireye ve topluma dair sarsıcı tespitlerini anlatacağım. Napolitani, dertlerimize öyle basit bir “tek kişilik koltuk” meselesi

devamını oku

Düşüncenin İflası: Wilfred Bion’dan Sindirilemeyen Gerçeklikler

Beyin Nasıl Öğrenir? Duygusal Deneyimden Gerçek Hafızaya Geçişin Sırrı Yazar: Jungish (Hayatın Kitabını Sadece Yaşamak Yetmez, Onu Sindirmek Gerek!) Aziz Okuyucularım, Ey Günlük Koşturmacada Manayı Kaçıranlar! Şimdi size, o koca psikanalist Wilfred Bion’un, bizim modern hayatımızın en büyük derdini anlatan o çetrefilli kuramından bahsedeceğim: Düşünce. Bion diyor ki: “Hayatımızın büyük bir kısmı, önemli duygusal deneyimler

devamını oku

Yalnızlık Zincirini Kırmak: Grup Terapisini Düşünmeniz İçin 5 Neden

Kırılganlığın Gücü: Şifa, Sadece Bireysel Bir Çabayla Gelmez Yazar: Jungish (Aynı Derdi Çekenler Meclisi) Aziz Okuyucularım, Ey Kendi İçine Kapananlar! Terapinin yolu, çoğu zaman tek kişilik, mahrem bir koltukta başlar. Ancak psikolojinin en derin sırlarından biri şudur: En büyük şifa, bazen kapıyı açıp “biz” olmaya cesaret ettiğimiz yerde saklıdır. Bireysel terapi ne kadar kıymetli olsa

devamını oku

Wilfred Bion: Kaosun Mantığı ve Grubun Bil

Wilfred Bion: Savaş Alanından Ruhun Laboratuvarına Düşüncenin Anatomisi ve Grup Deneyindeki Kaosun Sırları Yazar: Jungish (Askeri Disiplinle Psişenin Karmaşıklığını Çözmeye Çalışan Dahi) Aziz Okuyucularım, Ey Kendi İçindeki Karmaşayla Boğuşanlar! Şimdi size, Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerinden çıkıp, insan ruhunun ve grup davranışının en derin sırlarına inen o koca İngiliz psikanalisti, Wilfred Ruprecht Bion (1897–1979)‘dan bahsedeceğim. Bion,

devamını oku

Foulkes’un Devrimi: Tek Kişilik Koltuktan Matrise Geçiş

Bireysel Nevroz Yoktur: Dert, Sadece Senin Değil, Koca Grubun Ortaklığıdır Yazar: Jungish (Psikanalizin Sınırları ve Sosyolojiyle Kurulan Kutsal Birlik) Aziz Okuyucularım, Ey Yalnızlığın Çözüm Olmadığını Görenler! Şimdi size, psikanalizin izole edilmiş dünyasını alıp, onu koca bir toplumsal alana fırlatan o bilge adamın, S. H. Foulkes (1898–1976)’un hikayesini anlatacağım. Alman-İngiliz psikiyatrist olan Foulkes, Grup Analizi’nin kurucusudur

devamını oku

Tek Kişilik Koltuktan Matrise: Psikanalizden Post-Foulkesian Grup Analizine Geçiş

Dert, Sadece Senin Kafanda Değil: Grup, Bireyin Gerçek Tedavi Alanıdır Yazar: Jungish (Grup Analizinin Evrimi: Kuramların Sınırları ve Canlı İlişkinin Gücü) Aziz Okuyucularım, Ey İnsan Ruhunun Yalnızlıkla Çözülemeyeceğini Bilenler! Şimdi size, psikanalizin kurallı, bireysel dünyasından çıkıp, grup ilişkilerinin karmaşık matrisine geçişin hikayesini anlatacağım. Bu devrimi başlatan isim, S.H. Foulkes’tur. Foulkes, psikanalizi alıp, onu sosyolojik ve

devamını oku

Dostoyevski’nin Bastırılmış Karanlığının Stavrogin’de Yankılanışı: Psikobiyografik ve Estetik Bir İnceleme

Bu çalışma, Fyodor Dostoyevski’nin Cinler (Besy, 1872) romanındaki Nikolay Stavrogin karakterini, yazarın kişisel tarihindeki travmalar, bastırılmış karanlık temaları ve metafizik arayışlarıyla ilişkilendirerek inceler. Psikobiyografik veriler, roman defterleri ve eleştirel literatür üzerinden yapılan analiz, Stavrogin’in Dostoyevski’nin “içsel şeytanlar”ını temsil eden en yoğun kurgusal figür olduğunu göstermektedir. 1. Giriş Dostoyevski’nin romanlarında insan ruhunun çelişkileri, ahlâkî çöküş ve

devamını oku

Stavrogin’in Suç Psikolojisinin Dostoyevski’nin Yaşamındaki Kökenleri

Cinler (1872) romanındaki Nikolay Stavrogin, Dostoyevski’nin en karanlık, en yozlaşmış ve etik açıdan en muğlak karakterlerinden biridir. Stavrogin’in suçluluk, boşluk, kayıtsızlık ve kendine yönelik tiksintiyle örülü psikolojisi, eleştirmenler tarafından çoğu zaman “kişisel ve tarihsel etkilerin sentezi” olarak değerlendirilmiştir. 1. Dostoyevski’nin Suçlularla Yakından Yaşama Deneyimi Dostoyevski’nin 1849–1854 arasında Omsk katorgasında geçirdiği yıllar, suç psikolojisini yakından deneyimlediği

devamını oku

Dostoyevski’nin Romanlarındaki Olayların Gerçek Hayattaki Kökeni

Fyodor Dostoyevski’nin romanlarının ayırt edici özelliği, kurgu ve gerçeklik arasındaki geçirgenliktir. Yazarın kişisel deneyimleri, yaşadığı travmalar, politik atmosfer ve çağdaş Rus toplumunun yapısal sorunları, neredeyse tüm eserlerinde doğrudan ya da dolaylı biçimde kurgusal olaylara yansır. Joseph Frank’a göre Dostoyevski’nin romanları, “yaşanmışlıkların estetik olarak dönüştürülmüş formudur” (Frank, 2010). 1. Sürgün ve Hapishane Deneyiminin Kurguya Yansıması 1.1.

devamını oku

Lizaveta ve Sonya: Dostoyevski’nin Kadın Karakterlerinde Saf İyilik ve Toplumsal Etki

Fyodor Dostoyevski’nin roman evreninde kadın karakterler, çoğunlukla erkek kahramanların vicdanını ve ahlaki yönelimini şekillendiren figürler olarak öne çıkar. Özellikle Prens Mışkin’in (Budala) çevresindeki Lizaveta Prokofyevna ve Raskolnikov’un (Suç ve Ceza) hayatındaki Sonya Marmeladova, yazarın “saf iyilik” ve “kurtarıcı etki” kavramlarını somutlaştırdığı örneklerdir. 1. Saf İyilik ve Psikolojik Temsil Lizaveta, Budala romanında Prens Mışkin’in hayatında pasif

devamını oku

Prens Mışkin ve Alyoşa Karamazov: Dostoyevski’nin “İdeal İnsan” Arayışının İki Aşaması

Fyodor Dostoyevski’nin roman evreni, modern bireyin inanç, ahlak ve özgürlük sorunlarını çeşitli psikolojik tipler aracılığıyla tartıştığı geniş bir düşünsel laboratuvar niteliğindedir. Bu laboratuvarda Prens Lev Nikolayeviç Mışkin (Budala, 1869) ile Aleksey Fyodoroviç Karamazov (Karamazov Kardeşler, 1880), yazarın “Hristiyan ideal insan tipi”ni en doğrudan biçimde temsil eden iki karakter olarak öne çıkar. Eleştirmenlerin sıkça vurguladığı üzere,

devamını oku

Köklü Bir Deneyimle Yaşam Alanlarınızı Güzelleştiren Marka: Kervan

Evlerimiz, sadece içinde yaşadığımız fiziksel mekanlar değil, aynı zamanda huzur bulduğumuz, kendimizi ifade ettiğmiz ve sevdiklerimizle en değerli anıları biriktirdiğimiz yaşam alanlarıdır. Bu alanları güzelleştirmek ve kişiselleştirmek ise ancak doğru dokunuşlarla, kaliteli ve şık ürünlerle mümkün olur. Tam da bu noktada, 1977 yılından beri Türkiye ev tekstili, ev aksesuarları ve mobilya sektörüne değer katan köklü

devamını oku

Dostoyevski’de Radikal Bireycilik: Yeraltı Adamı ve Kirillov

Fyodor Dostoyevski’nin eserlerinde modern bireyin “aşırı bilinç”, “radikal özgürlük” ve “Tanrı’nın yokluğu” karşısındaki konumu, en yoğun biçimde Yeraltı Adamı (1864) ile Kirillov (1872) karakterlerinde cisimleşir. Bu iki figür, Dostoyevski’nin 1860–1870 döneminde geliştirdiği ahlaki-felsefi tartışmaların iki aşamasını temsil eder. Yeraltı Adamı, aklın aşırılaşmasıyla kendini felç eden modern bireyin içsel monologunu oluştururken, Kirillov, bu monoloğun “eyleme dönüşmüş

devamını oku