Richard McKane, Kahvehane Şiirleri

İngiliz şair ve çevirmen Richard McKane (1947) yeni kitabı Coffeehouse Poems / Kahvehane Şiirleri’nde “bir iki istisna dışında Kahvehanelerde yazılmış” şiirler yer alıyor.
Şiir yazmaya 1967’de özellikle Türkiye izlenimlerinin etkisiyle (“Şiirlerimin beşiği Türkiye’dir”) başlayan McKane, başta Nâzım Hikmet olmak üzere Oktay Rıfat?ın, Hatıraların Sesi, Can Yücel pek çok şairi İngilizceye çevirdi.
Coffeehouse Poems/ Kahvehane Şiirleri McKane’in 1998-2003 arası yazdığı şiirlerden yapılmış “Türkçeye özel” bir seçme.
Rusça?dan çevirilerini yaptıkları arasında Anna Ahmatova, Mandelstam, Nikolay Gumilyov, Olga Sedakova, Lenoid Aronzon ve Azeri Şair Nigâr yer almaktadır. Şair, halen Rusça ve Türkçe çevirmen olarak da çalışmaktadır.

Bir İşçi Öldü Uykumda
Elimden yere düştü karanfil
Düşen karanfil değil çekiçti
Buldozerin üstüne konmuş
Geceyi sabırsızca içti
Yanımda çalışan bir kuş
Düşen karanfil değil çekiçti

Sahilde kaldı postalları
Bir işçi öldü uykumda
Martılar karanlığın martıları
Beyazlıkları hala kumda
Bir şiir sessizliği kadar uzun
Bir işçi öldü uykumda

Richard McKANE

UYKUSUZLUK I

Uykusuzluk – saat üçte tamamen uyanığım.
Kapılar kilitli, pencereler sürgülü.

Pek çok koyun sürüsü saydım,
ama hâlâ gevşeyemedim.

Bende eksik olan bir şeyi arıyorum,
gecenin siyahında beyazı bulmaya çalışıyorum:

şafaktaki saldırıdan beri bu ilk şiir –
kırıldı kanatlarım uçaksavar ateşinde.

Havalanıyorum bu gece bataryaların üstüne,
geri dönüyor yitirdiğim şiirler.

Yok kimse yatağımda,
ama hâlâ kendimi yatağa atamıyorum –

ah-vah etmiyor, sızlanmıyorum artık
bak işte, dizeler yine girdi yoluna.

20 Kasım 2001

Çeviren: Coşkun Yerli

ŞİİR OLAN BİR ADAMIN ÖLÜMÜ

acılardan bin umut
okyanusta bir gemi
pırıl pırıl bir bulut
şiir yaptı gövdemi

hem siyah hem beyaz dut
yeni günlerin demi
dün ölmüş gibi unut
havva ile ademi

ey dört çivili tabut
sil gözlerinden nemi
tut elimi sıkı tut
geri getir annemi

GÖMLEĞİMDEKİ KAN BEMBEYAZ OLUYOR

Kimi alırsam alsam seni alsam yanıma
Öptükçe bal oluyor o güzel dudağından
Sıcaklığın kar yağıyor kanıma
Kıyılar kurtuluyor dalgaların kundağından

Gözlerim seni ne zaman arasa
Yanımda sen yoksun diye üşümüyorum
Geceye bir tuhaf giriyor yarasa
Artık hep böyle sebepsiz gülüşüyorum

Ellerimi ayaklarımı bağdaş kurup bağlasam
Kış olunca ardından yaz oluyor
Ben ne zaman oturup ağlasam
Gömleğimdeki kan bembeyaz oluyor.

Kahvehane Şiirleri / Coffeehouse Poems
Çevirmen: Coşkun Yerli – Nazmi Ağıl – Güven Turan – Tuğrul Tanyol – Selahattin Özpalabıyıklar

Richard McKANE’nin Yaşam Öyküsü

1947’de Avustralya’da doğdu. Üç yaşındayken ailesi İngiltere’ye döndü. Kaderin bir cilvesiyle, ünlü sözlükçü Henry Hony’nin Oxford Turkish Dictionary’yi (“Oxford Türkçe Sözlüğü”) tamamlamakta olduğu yerin yakınında bulunan Marlborough College’de Rusça ve klasik eserler okudu. University College Oxford’da Rusçaya devam etmeden önce (1966-69) Türkiye üzerinden Ortadoğu’ya gitti. 1967’de, özellikle Türkiye izlenimlerinin etkisiyle, şiir yazmaya başladı: böylece Türkiye kendi sözleriyle “şiirlerinin beşiği” oldu.
1969’da Oxford’dan mezun olduğu sırada, ana tarafından Tatar soyundan gelen Rus şairi Anna Ahmatova’dan yaptığı çevirilerden oluşan ilk kitabını yayımladı; yirmi yıl sonra Ahmatova’nın yüzüncü doğum yıldönümü için Moskova’ya çağrıldığında kitabın genişletilmiş baskısını hazırladı. 1972-74 arası katıldığı “Mavi Yolculuk”larda, sonraları Penguin Book of Turkish Verse (Haz. Nermin Menemencioğlu, 1978; “Penguin Türk Şiiri Kitabı”) ve Modern Turkish Poetry (Haz. Feyyaz Kayacan Fergar, 1992; “Modern Türk Şiiri”) için çeviriler yapacağı Türk şairlerle tanıştı. 1985’te bir 20. yüzyıl Rus şiiri antolojisi hazırladı. 1988’den başlayarak bohem şair Hüseyin Avni Dede, Nâzım Hikmet, Andrey Voznesenski ve Can Yücel’den yaptığı şiir ve deneme çevirilerini kitaplaştırdı. Oktay Rifat’tan Ruth Christie ile birlikte çevirdiği şiirler Voices of Memory; “Belleğin Sesleri” 1993’te İngiltere’de yayımlandı; ilk şiir kitabı Amphora for Metaphors (“Metaforlar İçin Amfora”) da aynı yıl çıktı. 1994’te Türkiye ve Türk şairleri üzerine şiirlerinin yer aldığı Türkiye Şiirleri  yayımlandı. 1998’de kendi şiirlerinden ve Türkçe ve Rusçadan en sevilen çevirilerinden oluşan bir antoloji hazırladı (Poet for Poet; “Şair İçin Şair”; yeni basımı 2001).
2002’de Ruth Christie ile birlikte Nazim Hikmet Beyond the Walls,”Duvarların Ötesinde Nâzım Hikmet” başlıklı bir Nâzım Hikmet seçkisi hazırladı ve genç Azeri şairi Nigâr’dan yaptığı şiir çevirilerini On Wings Over the Horizon (“Uçarken Ufuklarda”) adıyla kitaplaştırdı. Son olarak Ten Russian Poets (2003; “On Rus Şairi”) başlıklı seçkisi yayımlandı.

*”Nâzım Hikmet?in İngiliz okuyucu ile buluşmasına önemli katkılarınız oldu. Neden Nazım?ı çevirdiniz?
Aslında ben, Rusça?dan çeviriler yapıyorum. 1966?da, bir okul arkadaşımla Şam?da buluşmak üzere yola çıktım ve Türkiye?den geçtim. İran ve Irak?a gittikten sonra İstanbul?a geri döndüm ve birkaç kitapçıya uğradım. Türk şairlerinin eserlerini almak istedim ve orada Nazım?ı almaya karar verdim. O zamanlar Türkiye?de Nazım?ı okumak oldukça zordu ve yasaklı yıllardı sanırım. Okumaya başladım ve Nazım?ın ne kadar önemli bir şair olduğunu düşündüm. Nazım?ın mutlaka İngiliz okurlarla buluşması gerektiğine karar verdim. O dönem, Oxford?dan mezun oldum. Rus Dili ve Edebiyatı?nı okudum. Sık sık Türkiye?ye gitmeye başladım. 1970?de de Türkiye?ye gittim ve Türk şairlerini daha çok okumaya başladım. Oktay Rıfat ve yine Nazım Hikmet?i okudum. Ve Nazım?ı çevirmeye karar verdim. O zaman bir arkadaşla birlikte ?Saman Sarısı?nı çevirdim. Fakat İngiliz okurlara ulaştırmayı başaramadım. O dönem birkaç yıl Türkiye?de kaldım. 1970?lerde, bir çok şairi İngilizceye çevirdim. 70?lerde İstanbul?dayken, şiir yazmaya başladım. Benim için İstanbul bereketli bir yer ve 70?ler de bereketli bir zaman oldu. Türkiye?de beni şair olarak bilirler, fakat İngiltere?de çok fazla tanınmıyorum. Türkiye?de bir de kitap çıkardım, Yapı Kredi tarafından basıldı. Türkiye benim şiirlerimin beşiği oldu. Bu süre içinde hep Nazım kafamdaydı. İlk fırsatını bulduğumda da çevirmeye başladım.
Nazım?ı çevirmeye karar verdiğinizde, onun düşünceleri, hayata bakış açısı ve eserleri ile Türkiye?de edindiği yer mi etkili oldu, yoksa bir şair çevirmek istediniz ve Nazım?a mı karar verdiniz?
Düşüncelerinden çok, Nazım?ın eserleri beni etkiledi. Bir de, Türkiye?de çok değerli şairler var ve bunların çoğu İngiltere?de bilinmiyor. İngiliz okurlara Türk şairlerinin önemli eserlerini tanıtmak istedim. Bu eserlerin en önemlileri arasında Nazım?ın eserleri yer alıyor. İngiliz halkının, Türkiye hakkında ciddi bir bilgiye sahip olduğunu düşünmüyorum. Türkiye denince akla plaj, kebabçı ya da dönerciler geliyor. Ama bence Türkiye?de çok daha önemli şeyler var. Türkiye?de büyük şairlerin de olduğunu herkes bilsin. Her yıl Türkiye?ye binlerce İngiliz tatile gidiyor ama şiire fazla bir ilgileri yok, Türkiye?de ise şiirle uğraşan, yazan, okuyan oldukça fazla kişi var. Bildiğim kadarıyla Türkiye?de insanların yüzde 25?i şiir yazmayı deniyor. Bu durum İngiltere?de sözkonusu değil.
Daha çok Rus şairlerini çeviriyorum. İngilizim, fakat ben bazen, ne İngiliz ne de Rus bir şair olduğumu düşünüyorum. Daha çok Türk bir şair olduğumu düşünüyorum. Çünkü ben Türkiye?de şiirle tanıştım ve orada yazmaya başladım. Nazım?ı, daha çok onun büyük ve etkileyici eserlerinin İngiliz okurlarla buluşması gerektiğine inandığım için çevirmeye karar verdim.
Nazım Hikmet?in 100. doğum günü vesilesiyle birçok etkinlik düzenleniyor ve bir etkinlik de Londra?da düzenlendi. Bu etkinliğin komitesi içinde siz de yer aldınız. Hedefiniz neydi?
Hedefimiz sahneye bir şair koymaktı. Hem düşüncesiyle hem de şiirindeki cazibeyle. Bu etkinliğe birçok aktörün yanında çoğu Türkiyeli bine yakın insan katıldı. Hedefimiz daha çok İngilizlerin katılmasıydı. Salonun ancak üçte biri İngilizdi. İngilizler Nazım?ı okumuş olsalardı onlar da katılacaktı. İşte böyle etkinliklerle Nazım?ı daha iyi tanıtma fırsatımız oluyor. Çünkü Nazım, çağdaş sorunlardan bahsediyor. 70?lerde Nazım kitaplarını raflarda bile tehlikeli gören bir mantık vardı. Bu konuda biraz ilerlenilmiş olsa bile Nazım?ın tanıtılması için yeterince uğraş verilmiyor. Biz Nazım?ın bir dünya şairi olduğunu ve önemli eserler bıraktığını anlatmaya çalışıyoruz. Daha fazla etkinlik yapmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türk şiiri gerçekten dünya edebiyatı içinde önemli bir yer tutuyor.
Nazım, işçi sınıfı ve sosyalizm yanında yer almış bir şair. Fakat, Nazım?ı farklı tanıtma çabaları da sürüyor. Türk devleti Nazım?ı ehlileştirme uğraşı verirken, bazıları da romantik olarak değerlendiriyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nazım, sosyalist bir şairdir fakat aynı zamanda gayet romantiktir de. Tabi ki asıl olarak işçi sınıfı için mücadele eden bir şairdir. Nazım?ı kimse değiştiremez. Devlet onu nasıl görürse görsün, Nazım Nazım?dır. Nazım hiç birimizden uzak kalmıyor. Nazım bizim şairimizdir. Nazım?ı yanlış tanıtsalar da, biz Nazım?ı biliyoruz ve o gerçek bir şairdir. Onlar ne yaparsa yapsın bir şey değişmeyecek. Nazım?ı okuyan insanlar, onu daha iyi tanıyacaklardır. 60?larda olduğu gibi yasaklanmaması da olumlu bir şeydir. Herkesin okuma fırsatı oluyor. Bu da okuyucuların Nazım?ı yanlış tanıtmak isteyenlere, güvenmemesine yol açar. Ama bizlerin çabası, Nazım?ın daha çok okunmasını sağlamak olmalı. Kim ne derse desin, okuyucu kendi kararını verir.
Türkçeyi de oldukça iyi biliyorsunuz. Nazım?ın şiirleri Türkçede bıraktığı etkiyi İngilizcede de bırakıyor mu? İngiliz okurların yaklaşımı nasıl?
Bence benzer bir etki bırakıyor. İngiliz halkı için yeni bir şair diyebiliriz. Son çıkan kitaplar, bazı dergilerde tanıtıldı. Küçümsenemeyecek oranda satışlar oluyor. Romantik komünist Ruth Christie ve Talat Sait Halman?la birlikte çevirdiğim Beyond The Walls oldukça önemli etkiler bırakıyor. Bazı şiirlerde olmasa da çoğu şiirde benzer etkiler bırakıyor. Nazım evrensel bir şair. Sürekli gezen bir şairdi. Küba, Moskova, Avrupa, İstanbul. Nazım her zaman seyahatteydi. Hapiste de sürekli volta atardı, orada da gezerdi Nazım. Yani anlatmak istediğim, Nazım?ın şiirleri, Türkçede bıraktığı etkiyi tam olarak İngilizcede bırakmasa da, şiir okunduğu zaman okuyucu bir anlam çıkartabiliyor ve oldukça da etkilenebiliyor. Bu çevirileri yaparken para için yapmıyoruz. Bu çevirileri fener gibi taşımaya çalışıyoruz evlere. Türkiye?nin bu muazzam şairini tanıtmak asıl hedefimizdir.
Nazım dışında çevirmeyi planladığınız şair var mı?
Evrensel Kültür dergisinin Londra?da düzenlediği bir etkinlikte Can Yücel ile bir kez daha bir araya gelmiştim. Türkiye?ye her gidişimde ziyaret ediyordum. Bu yaz yine gidip, Datça?da yapılacak bir etkinliğe katılacağım. Can Yücel?in İngilizce eserleri var, fakat diğer eserlerini de İngilizceye çevirmek istiyorum. Oktay Rıfat?ı Ruth Christie?le birlikte çevireceğiz. Türk şiirini, hiçbir zaman bırakmayacağım. Yaşadığım sürece Türk şairlerini ve değerli eserlerini çevirmeye devam edeceğim.
Türk edebiyatının dünyada önemli bir yer tutacağını düşünüyorum ve dünyada yeni bir ışık olacak. Fakat bu durum ancak daha çok çevirmenin işin içine girmesiyle mümkün. Niye daha çok çevirmen yok diye bazen sitem ediyorum. Dil bilen insan sayısı çok olmasına rağmen çeviren fazla yok. Nazım gibi şairler bizim için mücadele ettiler, neden biz onların eserlerini daha geniş kesimlere ulaştırmıyoruz? Biz de onların eserlerini tanıtmak için mücadele etmek zorundayız. Ben Nazım?ı çevirdim ve şimdi benim kızım en çok Nazım?ı seviyor. Tanıttığımız sürece bu tür örnekler çoğalacaktır.”
*RİCHARD MCCANE: SOSYALİST, ROMANTİK, ŞAİR, Söyleşi: Arif Bektaş, Evrensel Kültür

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Ellinci sanat yılında Ataol Behramoğlu ile “şiir” dedik (söyleşi)

'İç sesimin tınısı değişmedi' Elli yılı devirmiş bir şair olarak gözünü açtığı, şiire başladığı, sürdürdüğü ve günümüzde vardığı dünyaları ortaya...

Kapat