Treni Durdurun: Otizm Aktivizminde “İlahi Şiddet” ve Büyük Öteki’nin Sonu
Mevcut aktivizm, sürekli bir yerlere dilekçe veren, birilerinden onay bekleyen bir “ilerleme treni” ise, bu yazı o treni durdurma çağrısıdır.
Bugün engelli hakları savunuculuğu, rayları önceden döşenmiş bir trende ilerliyor: Daha fazla rapor, daha fazla komisyon, daha fazla “farkındalık” videosu… Žižek’in ve Dean’in perspektifinden bakarsak, asıl devrimci eylem bu treni daha hızlı sürmek değil, acil durum kordonunu çekip o treni durdurmaktır.
1. “Büyük Öteki”nin Düşüşü: Devlet Artık “Baba” Değildir
Psikanalizde “Büyük Öteki”, her şeyi bilen, düzeni sağlayan ve taleplerimizi ilettiğimiz o yüce otoritedir (Devlet, Bilim, Tanrı). Otizm aktivizminde Büyük Öteki, “Devlet”tir. Aileler ve aktivistler yıllardır şuna inanıyor: “Eğer sesimizi yeterince duyurursak, yukarıdaki o makam (Büyük Öteki) bizi duyacak ve gereğini yapacaktır.”
Oysa hakikat şudur: Büyük Öteki yoktur. Büyük Öteki’nin düştüğü an, bakanların, bürokratların veya o “uzman” heyetlerin aslında her şeyi bilen kutsal figürler olmadığını, onların da sistemin dişlileri arasında sıkışmış, bazen vizyonsuz, bazen de sadece “bilmiyormuş gibi yapan” sıradan insanlar olduğunu anladığımız andır. Lider artık “bilginin sahibi” değildir. O da en az bizim kadar çaresizdir veya sistemin kölesidir.
2. Acil Durum Kordonunu Çekmek: İlerlemeyi Kesintiye Uğratmak
Siyasetçiler bize hep şunu söyler: “Gelişiyoruz, yeni merkezler açıyoruz, sabredin, tarih ilerliyor.” Žižek’e göre doğru siyasi eylem, bu “ilerleme” yalanına bir çomak sokmaktır.
- Örnek: Her yıl düzenlenen “Dünya Otizm Farkındalık Günü” bir ilerleme trenidir. Eğer o gün binaları maviye boyamak yerine, tüm otizmli aileler ve bireyler hayatı bir günlüğüne durdursa, eğitime gitmese, sosyal medyada o sahte neşeyi paylaşmasa ve hayatın akışını kesintiye uğratsa, işte bu “ilahi şiddet” olur.
- İlahi Şiddet burada fiziksel zarar değil, sistemin işleyişini imkansız kılan radikal bir duruştur. Taleplerimizi sisteme sunmak yerine, sistemin bizsiz işleyemeyeceğini göstermektir.
3. “Duyulmayı Beklemekten” Vazgeçmek
Mevcut aktivizm, Büyük Öteki’ne (devlete) “Beni gör, beni duy” diye yalvarır. Bu, çocuğu tarafından onaylanmayı bekleyen bir evladın tavrıdır. Žižekçi bir eylem ise şunu söyler: “Beni duymanla ilgilenmiyorum, çünkü senin de duyacak bir kulağın veya verecek bir cevabın olmadığını biliyorum. Ben buradayım ve bu düzeni senin lütfunla değil, kendi varlığımla durduruyorum.”
4. Aktivizmde “Aptallığın” Eşitliği
Liderin veya bürokratın “Bilgi” ile olan imtiyazlı ilişkisi koptuğunda, masada artık “yüce bir otorite” ve “muhtaç bir tebaa” kalmaz. Herkes aynı ontolojik boşluğun içindedir.
- Aktivizm Örneği: Bir bakanla görüşmeye gittiğinizde, ona “uzman raporları” sunup ikna etmeye çalışmak yerine; sistemin nasıl çöktüğünü, onun da bu enkazın altında kaldığını ve artık bu oyunun bir parçası olmayacağınızı ilan etmek, masadaki güç dengesini yıkar.
Sonuç: Sahnelemeyi Bırak, Gerçeği Yaşa
Jodi Dean’in uyardığı gibi; sürekli “anlaşmazlığı sahneleyerek” (eylem yaparak, bağırarak) zevk almayı bırakmalıyız. Bu, bizi o kapalı devrede (dürtüde) tutar.
Gerçek eylem; Büyük Öteki’nin (devletin, tıbbın, otoritenin) bizi kurtaracağı fantezisinden uyanmaktır. Kurtarıcı yoktur. İlerleme treni bizi uçuruma götürüyor olabilir. O kordonu çekin. Sistemin sizi “görmesi” için takla atmayı bırakın; sistemin sizin yokluğunuzda nasıl kör kaldığını onlara gösterin.
Çünkü siyaset, birilerinin size hak vermesi değil; hakkın zaten size ait olduğu gerçeğiyle hayatı durdurabilme gücüdür.
