“Tüm Hayatım, Bana Uyan Etiketleri Bulma Süreciydi”: Kimlik Arayışı, Tanı ve Aidiyetin Psikanalizi

Otistik bir yetişkinin iç dünyasından yükselen bu sarsıcı ve bir o kadar da aydınlatıcı cümleyi ele almak istiyorum: “Tüm hayatım, bana uyan etiketleri bulma süreciydi.” Bu ifade, sadece bir kimlik arayışının değil, aynı zamanda kendini “farklı” hisseden bir bireyin, anlaşılma, ait olma ve kendi varoluşuna bir anlam verme çabasının da özeti niteliğindedir.

Benim Hayatım…

Daha küçük bir çocukken bile biliyordum; bir şeyler farklıydı bende. Oyun alanında diğerleri gibi “akmıyor”, sınıf içinde “normal” tepkiler vermiyordum. Göz teması, dedikodular, üstü kapalı şakalar… Sanki tüm dünya bilmediğim bir dilde konuşuyor, ben de sadece jestleri, mimikleri taklit etmeye çalışıyordum. Kimse bana otistik olduğumu söylemedi. Sadece “utangaç”, “tuhaf”, “fazla hassas” veya “çok zeki ama sosyal değil” gibi etiketler yapıştırdılar. Ben de bu etiketlerin neden bana tam uymadığını anlamadan, kendimi “arızalı” ya da “bozuk” hissederek yaşadım hayatımın büyük kısmını. İşte bu yüzden, “Tüm hayatım, bana uyan etiketleri bulma süreciydi.”


1. Etiketsiz Bir Varoluşun Yükü: “Arızalı Olma Hissi”

Tanı almadan önceki yıllar, bir çeşit sisin içinde yaşamak gibiydi. Kendinizi sürekli diğerleriyle kıyaslar, neden onların kolayca yaptığı şeylerin size dağ gibi geldiğini anlayamazdınız.

  • Erken Dönem Yabancılaşma: Çocukluktan itibaren gelen o “diğerlerinden farklı olma” hissi, derin bir yalnızlık ve yabancılaşma yaratırdı. Sosyal ipuçlarını kaçırmak, duyusal uyaranlara aşırı tepki vermek, farklı ilgi alanlarına sahip olmak… bunlar beni sürekli “dışarıda kalmış” hissettirirdi.
  • “Normal Olmaya Çalışma”nın Devamı: Bu farklılıkların nedenini bilmeden, tek çare “normal olmaya çalışmak”tı. Maskeleme (daha önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi) hayatımın her anına yayıldı. Sürekli rol yapmak, doğal davranışlarımı bastırmak, adeta bir senaryoyu ezberleyip sahnelemek gibiydi. Bu çaba, bana “toplumsal kabul” kazandırsa da, içten içe beni tüketti.
  • İçselleştirilmiş Negatif Mesajlar: Toplumdan, hatta bazen yakın çevreden gelen “sen neden böylesin?”, “biraz daha gayret et”, “garip davranma” gibi mesajlar, içimde “ben arızalıyım,” “ben bozuk bir şeyim” inancını pekiştirdi. Öz-değerim sürekli sorgulanır hale geldi.
  • Kimlik Bulanıklığı: Kendimi tanımlayamama, belirli bir gruba ait olamama hissiyle boğuştum. Ne oydum, ne buydu. Sürekli bir aidiyet arayışı içindeydim ama hiçbir yere tam olarak sığamıyordum. Okulda da, işte de, sosyal ortamlarda da hep bir “uzaylı” gibiydim.

2. Etiket Arayışı: Bir Anlamlandırma ve Kurtuluş Çabası

Yaşadığım zorluklara bir isim verme, bir açıklama bulma arzusu, beni sürekli araştırmaya, sorgulamaya itti.

  • Parça Parça Tanılar: Hayatımın farklı dönemlerinde çeşitli psikolojik etiketler yapıştırıldı: “Depresyon”, “Anksiyete Bozukluğu”, “Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)”, hatta “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)”. Evet, bu tanılar yaşadığım zorlukların bir kısmına açıklık getiriyordu. Kaygımı, takıntılarımı, odaklanma sorunlarımı açıklıyorlardı. Ama hep bir şeyler eksik kalıyordu. O sosyal tuhaflıklar, duyusal hassasiyetler, özel ilgi alanlarına duyduğum takıntılı bağlılık… onlar bu etiketlerin hiçbirine tam olarak sığmıyordu. Sanki bir yapbozun sadece birkaç parçası elimdeydi, resmin bütününü göremiyordum.
  • Uyan Etiketi Bulma Anı: Otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı aldığım an, hayatımın dönüm noktası oldu. Sanki beynimdeki tüm dağınık parçalar, o an nihayet yerine oturdu. Tüm o anlaşılamayan, açıklanamayan, beni “arızalı” hissettiren şeyler, aniden bir anlam kazandı. Bu bir “hastalık” etiketi değildi; bu, bir “açıklama” etiketiydi.

3. Etiketin Gücü: Anlam, Kabul ve Aidiyetin Yeniden İnşası

Doğru etiketi bulmak, benim için bir özgürleşme süreci oldu. O an, kendime olan bakış açım değişti:

  • Öz-Kabul: Kendimi “arızalı” değil, “farklı” olarak görmeye başladım. Otistik kimliğimi sahiplendim. Bu, yıllarca taşıdığım ağır bir yükü omzumdan atmak gibiydi. Kendimi olduğum gibi sevmeye giden yol açıldı.
  • Aidiyet Hissi: Otistik topluluklarla bağlantı kurmak, benim gibi düşünen, hisseden, dünyayı farklı bir lensle deneyimleyen insanlarla tanışmak, yıllarca süren yalnızlık hissimi sona erdirdi. İlk kez gerçekten ait olduğum bir yer buldum.
  • Savunuculuk ve Öz-Yönelim: Artık neye ihtiyacım olduğunu biliyordum, çünkü nedenini biliyordum. Bu etiket, hem kendime hem de başkalarına ihtiyaçlarımı daha net ifade etmemi sağlayan bir araç oldu. Maskeleme yüküm azaldı; artık kendimi sürekli kanıtlama ve “normal” görünme baskısından kurtulmuştum.
  • Yeni Bir Dil: Otistik deneyimlerimi tanımlayacak bir dile sahip oldum: Stimming, aşırı yüklenme, özel ilgi alanları, ekolali… Bu kelimeler, hem kendi iç dünyamı anlamamı hem de başkalarıyla iletişim kurmamı kolaylaştırdı.

4. Etiketin Gölge Yönleri ve Topluma Çağrı

Etiketler her zaman kolay değildir. Hâlâ toplumun “hastalık çerçevesi” nedeniyle damgalama riski taşırlar. Bir etiket, bireyi bir kutuya sokma ve onun tüm kimliğini tanımlama tehlikesini barındırabilir. Ancak nöroçeşitlilik bakış açısıyla, etiket bir araçtır; bireyin tüm varlığını tanımlayan bir etcüme değil.

Hayatımın tamamı “bana uyan etiketleri bulma süreciydi,” evet. Ama şimdi, en azından bu etiketlerin ne anlama geldiğini ve benim kim olduğumu açıklamakta bana nasıl yardımcı olduğunu biliyorum. Artık “normal” olmaya çalışmıyorum; kendim olmaya çalışıyorum. Ve bu, benim için en büyük özgürlük.

Topluma bir çağrım var: Lütfen etiketleri bir damgalama aracı olmaktan çıkarın. Onları, anlaşılma, erişim ve kapsayıcılık aracı olarak görün. Farklılıkları yargılamak yerine kabul edin ve kutlayın. Çünkü belki de en büyük özgürlük, size uyan etiketi bulduğunuzda değil, o etiketle birlikte otantik benliğinizle var olmayı seçtiğinizde başlar. Ve unutmayın, hepimiz kendi benzersiz etiketlerimizle birer hikayeyiz.