“Hayatımın Tamamını Normal Olmaya Çalışarak Geçirdim”: Bir Otistik Yetişkinin Maskeleme İtirafları
Hatırlıyorum da, daha çok küçük bir çocukken bile bir şeyler farklıydı. Akranlarımın kolayca anladığı şakaları anlamazdım, gözlerinin içine bakmak garip gelirdi ve o ‘doğal’ akışta sohbetlere katılmak sanki bir yabancı dil konuşmak gibiydi. Kimse bana “otizm” kelimesini söylemedi o zamanlar. Sadece “tuhafsın”, “garipsin”, “niye böyle yapıyorsun?” derlerdi. Ben de tek bir şeyi anladım: Normal olmalıydım. İşte hayatımın geri kalanı, bu tek cümle etrafında döndü: “Hayatımın tamamını normal olmaya çalışarak geçirdim.”
Peki, bir otistik yetişkin için “normal olmaya çalışmak” ne anlama geliyor? Benim için bu, sürekli olarak, yorucu ve acımasız bir maskeleme tiyatrosu sahnelemek demekti.
Maskelemenin Anatomisi: Görünmez Bir Tiyatro Oyunu
Maskeleme, kendi otistik özelliklerimi gizlemek, bastırmak ve nörotipik (tipik gelişim gösteren) bireylerin sosyal normlarını taklit etmek için harcadığım bilinçli ve bilinçdışı çabalar bütünüydü. Her gün, her an, her sosyal etkileşimde:
- Sosyal İpuçları ve Senaryoları Çözmek: İnsanların yüz ifadelerindeki en ufak kırışıklığı, ses tonlarındaki en hafif değişimi analiz etmeye çalışırdım. Bir konuşmanın ne zaman başlayıp biteceğini, ne zaman gülmem gerektiğini, hangi konuda ne kadar konuşmam gerektiğini hesaplardım. Beynimde sanki sürekli bir Excel tablosu çalışıyor, her sosyal etkileşim bir algoritma çözmek gibiydi. İçimden ağlamak gelirken gülümsemem gerektiğini, bir konuya aşırı ilgimi hemen belli etmemem gerektiğini öğrenmek… sanki binlerce sayfalık, hiç bitmeyen bir kılavuzu ezberlemeye çalışıyordum.
- Duygusal ve Fiziksel Düzenleme: Duygusal aşırı yüklenme anlarında içimdeki kasırgayı kimseye belli etmemek için kendimi zorlardım. Stimming (otistik bireylerin kendilerini uyarmak veya düzenlemek için yaptığı tekrarlayıcı hareketler) benim için çok önemliydi, ama bunları kimse görmesin diye tırnaklarımı etime batırır, saçımı çeker veya sakince bir yere saklanırdım. Bedenimdeki o yoğun enerji veya rahatsızlık dışarıdan görünmez bir zırhın ardında kalırdı.
- Konuşma Tarzı ve Tonlama: Sesimin monoton çıkmaması, çok hızlı veya çok yavaş konuşmamam, ‘normal’ insanların mimiklerini kullanmam… Tüm bunlar, kendime dayattığım kurallardı. Bir şaka anlattığımda başkalarının nasıl güldüğünü gözlemler, sonra bir sonrakinde öyle yapmaya çalışırdım. Kendi doğal sesim ve ifadem hep ikinci plandaydı.
Normal Olmaya Çalışmanın Bedeli: Görünmez Yaralar ve Tükenmiş Bir Ruh
Bu sürekli performansın bir bedeli vardı. Ve bu bedel, ruhumun derinliklerine kazındı:
- Kronik Tükenmişlik (“Sosyal Jetlag”): Her sosyal etkileşimden sonra, sanki maraton koşmuş gibi hissediyordum. Ama kimse benim yarışta olduğumu bilmiyordu. Bir saatlik bir arkadaş buluşması bile, beni günlerce bitkin düşürebilirdi. Telefonu kapatır, odama kapanır, dünyayla tüm bağımı kesmek isterdim. Bu, sadece fiziksel bir yorgunluk değil, zihinsel ve duygusal bir boşluktu.
- Kimlik Krizi ve Yabancılaşma: Sürekli rol yapmak, gerçek benliğimi kaybetmeme neden oldu. “Ben kimim?” sorusu, içimde sürekli yankılanan, cevabını bulamadığım bir çığlığa dönüştü. Aynaya baktığımda gördüğüm kişi, sosyal ortamlarda sunduğum ‘normal’ insanla aynı değildi. Kendimden uzaklaşmış, yabancılaşmıştım.
- Ruhsal Sağlık Sorunları: Yüksek anksiyete, kronik depresyon ve tükenmişlik sendromu hayatımın ayrılmaz bir parçası oldu. Sürekli bir performansın altında ezilmek, beni içten içe kemiriyordu. Her an hata yapma korkusu, yanlış anlaşılma endişesi, beni tetikte tutan bitmek bilmez bir kaygıya dönüştü.
- Yanlış Anlaşılmalar ve İlişki Zorlukları: Maskeleme o kadar ‘başarılı’ olmuştu ki, kimse benim özel ihtiyaçlarım olduğunu fark etmiyordu. ‘Normal’ göründüğüm için, sosyal zorluklarım, duyusal hassasiyetlerim veya iletişimdeki farklılıklarım anlaşılmıyordu. Bu da derin, otantik ilişkiler kurmamı engelliyordu; çünkü beni gerçekten tanıyan kimse yoktu.
- Geç Tanı ve Sonuçları: Yıllarca süren bu mücadele, ancak yetişkinlikte tanı aldığımda bir anlam kazandı. O an, hem bir rahatlama hem de büyük bir pişmanlık hissiyle doluydu. “Demek bir adı varmış! Ben arızalı değilmişim, bozuk değilmişim, sadece farklıymışım.” Keşke çocukken bilseydim, o kadar acı çekmek zorunda kalmazdım.
Otistik Kimliğin Keşfi ve Kabulü: Yeni Bir “Normal”
Tanı almak, benim için hayatımda bir dönüm noktası oldu. Maskemi yavaş yavaş düşürmek, zorlu ama aynı zamanda inanılmaz derecede özgürleştirici bir süreçti.
- Otistik Topluluklarla Bağlantı: Benim gibi düşünen, hisseden ve dünyayı deneyimleyen insanlarla tanışmak, ilk kez gerçek bir ait olma hissini yaşattı. Yalnız olmadığımı anladım.
- Nöroçeşitlilik Bakış Açısı: Kendimi “hastalıklı” veya “tedavi edilmesi gereken” biri olarak görmek yerine, nöroçeşitliliğin bir parçası, beyni farklı çalışan, kendine özgü yetenekleri ve zorlukları olan bir birey olduğumu kabul ettim.
- Kendi Otantik Normalliğimi Bulmak: Artık ‘normal’ olmaya çalışmıyorum. Kendi sınırlarımı, ihtiyaçlarımı ve iletişim tarzımı olduğu gibi kabul ediyorum. Belki hâlâ sosyal ortamlarda bazı zorluklar yaşıyorum, ama artık bu zorlukları maskelemek yerine yönetmeyi ve gerektiğinde kendimi korumayı öğrendim.
“Hayatımın tamamı ‘normal olmaya çalışarak’ geçti,” evet. Ama şimdi, en azından neye çalıştığımı ve bunun beni ne kadar tükettiğini biliyorum. Kendimi olduğum gibi kabul etmek, bana daha önce hiç tatmadığım bir iç huzuru getirdi.
Belki de dünya biraz daha ‘normal dışı’ olursa, biraz daha farklılıklara alan açarsa, biraz daha maskelerin düşmesine izin verirse, hepimiz daha otantik ve evet, daha normal olabiliriz. Normal olmak, kendin olabilmektir. Ve bu, benim için en büyük özgürlük.