Tolstoy’un Savaş ve Barış Romanında Mitolojik İzler
Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış romanı, edebiyat tarihinde çoğu zaman “tarihsel realizmin zirvesi” olarak sınıflandırılmıştır. Ancak bu sınıflandırma, eserin derin yapısında işleyen mitolojik, arketipsel ve kozmolojik unsurları görünmez kılma riski taşır. Tolstoy, modern tarihyazımının özne-merkezli, ilerlemeci ve rasyonalist varsayımlarını sistematik biçimde çözerken, anlatısını bilinçli olarak mit öncesi (proto-mitik) bir kavrayışa yaklaştırır. Bu bağlamda Savaş ve Barış, modernliğin mitleri reddetme iddiasına karşı, mitolojik düşüncenin geri dönüşünü temsil eden bir “karşı-modern epik” olarak okunabilir.
I. Tarih Felsefesi ve Mitolojik Kader Anlayışı
1. Modern Tarihyazımına Karşı Arkaik Mantık
Tolstoy’un tarih anlayışı, Aydınlanma sonrası tarih yazımının temel varsayımlarına doğrudan bir itirazdır. Romanda tarih, büyük adamların iradesiyle şekillenen doğrusal bir süreç olarak değil; sayısız küçük nedenin oluşturduğu, insan aklının kavrayamayacağı bir zorunluluk alanı olarak sunulur (Tolstoy, 1869/2007, s. 1321).
Bu yaklaşım, Mircea Eliade’nin tanımladığı mitolojik tarih kavrayışıyla yapısal bir benzerlik taşır. Eliade’ye göre mitolojik düşüncede tarih, insan iradesinin ürünü değil; kutsal ya da kozmik düzenin dışavurumudur (Eliade, 1954/2009, s. 21). Tolstoy’un “tarihi yapan kimdir?” sorusuna verdiği yanıt, modern nedensellikten çok mitolojik zorunluluğa yakındır.
2. Kader (Moira) ve İrade Yanılsaması
Tolstoy, bireysel iradeyi bir “yanılsama” olarak sunar. Bu, Antik Yunan tragedyasında kahramanın kader karşısındaki durumuna doğrudan paraleldir. Napoléon, kendisini tarihsel iradenin öznesi olarak görür; ancak romanda giderek bir trajik figüre, hatta neredeyse komik bir mit parodisine dönüşür (Tolstoy, 1869/2007, s. 915).
Isaiah Berlin’in belirttiği üzere, Tolstoy’un tarih anlayışı “kirpinin tek büyük gerçeği”ne yakındır: İnsanlar özgür olduklarını sanırlar, fakat tarihin zorunlu akışı içinde hareket ederler (Berlin, 1953/2013, s. 59). Bu anlayış, modern determinizm kadar, mitolojik kader fikrinin sekülerleşmiş bir biçimi olarak da okunabilir.
II. Epik Kahramanlığın Çözülüşü: Anti-Mitolojik Epik
1. Homeros’tan Tolstoy’a: Epik Formun Dönüşümü
Savaş ve Barış, biçimsel olarak epik bir anlatıyı andırır: geniş zaman dilimi, çok sayıda karakter, savaş sahneleri ve kolektif kader. Ancak içerik düzeyinde Tolstoy, epik mitin temel koşulunu —kahramanın yüceltilmesini— bilinçli olarak bozar.
Homeros’un İlyada’sında savaş, kahramanlık ve ölümsüzlük alanıdır. Tolstoy’da ise savaş, anlamın çözüldüğü, bireyin silindiği bir kaostur. Savaş alanında kahramanlık, mitolojik bir erdem değil, epistemolojik bir yanılgıdır (Tolstoy, 1869/2007, s. 304).
2. Napoléon: Sahte Tanrı ve Mitin Parodisi
Napoléon figürü, romanda mitolojik bir tanrının karikatürü olarak işlev görür. Kendisini tarihin merkezinde konumlandıran Napoléon, olayları yönettiğine inanır; oysa Tolstoy’un anlatısı, onun emirlerinin çoğu zaman anlamsız ya da etkisiz olduğunu gösterir.
Bu durum, Roland Barthes’ın modern mit tanımıyla uyumludur: Napoléon, modern çağın ürettiği sahte mitlerden biridir; anlamın değil, iktidar söyleminin taşıyıcısıdır (Barthes, 1957/2016, s. 142).
III. Arketipsel Figürler ve Mitolojik Tipoloji
1. Kutuzov: Bilge İhtiyar ve Kozmik Sezgi
Kutuzov, romanın en güçlü mitolojik figürüdür. Jung’un tanımladığı “bilge ihtiyar” arketipi, Kutuzov’da neredeyse eksiksiz biçimde cisimleşir. O, eylemde bulunmaktan çok sezgisel olarak “doğru zamanı bekleyen” bir figürdür (Jung, 1969, s. 217).
Kutuzov’un bilgeliği, modern stratejik akıldan değil; mitolojik bir teslimiyetten kaynaklanır. Taoist wu wei (eylemsizlik) ilkesine benzer biçimde, Kutuzov “yapmamanın gücü”nü temsil eder (Lieven, 2009, s. 101).
2. Prens Andrey: Kahramanın Çöküşü ve Gökyüzü Sahnesi
Austerlitz sahnesinde Prens Andrey’nin gökyüzüne bakışı, romanın mitolojik merkezlerinden biridir. Gökyüzü, burada tanrısal ya da kozmik düzenin sessiz ama mutlak simgesidir. Andrey’nin bireysel kahramanlık ideali, bu sessizlik karşısında anlamsızlaşır (Tolstoy, 1869/2007, s. 312).
Bu sahne, mitolojik “aydınlanma” anının tersine çevrilmiş hâlidir: Bilgi, güç değil; hiçlik farkındalığı üretir. Bu, modern çağın anti-miti olarak okunabilir.
IV. Doğa, Zaman ve Kutsal Döngüsellik
1. Doğa Bir Arka Plan Değil, Etkin Bir Güçtür
Tolstoy’da doğa, insan eylemlerine pasif bir sahne sunmaz; aksine, mitolojik anlatılardaki gibi etkin ve belirleyici bir güçtür. 1812 Seferi’nde kış, Fransız ordusunu yok eden neredeyse tanrısal bir fail olarak resmedilir (Tolstoy, 1869/2007, s. 1044).
2. Moskova’nın Yanışı: Arketipsel Yıkım ve Yeniden Doğuş
Moskova’nın yanışı, tarihsel bir olay olmanın ötesinde, mitolojik bir katarsis sahnesidir. Eliade’nin belirttiği gibi, mitlerde yıkım, her zaman yeniden kuruluşun ön koşuludur (Eliade, 1954/2009, s. 67). Moskova’nın yok oluşu, Rus kolektif kimliğinin yeniden doğuşunu simgeler.
Sonuç: Modern Romanın Mitolojik Bilinçdışı
Savaş ve Barış, modern romanın mitolojik bilinçdışını açığa çıkaran bir yapıttır. Tolstoy, mitleri doğrudan yeniden üretmez; onları çözer, tersyüz eder ve sekülerleştirir. Ancak tam da bu çözüm süreci, mitolojik düşüncenin modern edebiyatta hâlâ ne kadar etkin olduğunu gösterir.
Bu bağlamda Savaş ve Barış, ne tam anlamıyla mitik ne de bütünüyle demitolojik bir metindir; modernliğin mit-sonrası miti olarak konumlanır. Tolstoy’un başarısı, tarihi anlatırken mitolojik düşüncenin kaçınılmazlığını ifşa etmesinde yatar.
Kaynakça
- Barthes, R. (2016). Mythologies. Hill and Wang. (Orijinal eser 1957).
- Berlin, I. (2013). The Hedgehog and the Fox. Princeton University Press. (Orijinal eser 1953).
- Campbell, J. (2004). The Hero with a Thousand Faces. Princeton University Press. (Orijinal eser 1949).
- Eliade, M. (2009). Myth and Reality. Waveland Press. (Orijinal eser 1954).
- Jung, C. G. (1969). The Archetypes and the Collective Unconscious. Princeton University Press.
- Lieven, D. (2009). Russia Against Napoleon. Penguin Books.
- Tolstoy, L. (2007). War and Peace (R. Pevear & L. Volokhonsky, Çev.). Vintage Classics. (Orijinal eser 1869).