Bir halk kendini “özel”, “seçilmiş”, “haklı” görmeye başlarsa ne olur?

Toplulukların kendilerini “özel”, “seçilmiş” veya “mutlak haklı” olarak tanımlamaları, bireysel kimliğin ötesinde kolektif bir bilinç inşa eder. Bu bilinç, dayanışmayı güçlendirebildiği gibi, dışlayıcılık, ahlaki üstünlük yanılsaması ve sistematik şiddet üretme potansiyeli de taşır.

1. Kavramsal Çerçeve

Bir halkın kendini “özel” veya “seçilmiş” görmesi, sosyolojide kolektif üstünlük inancı olarak ele alınır. Bu, grubun diğerlerinden ahlaki, tarihsel ya da ontolojik olarak üstün olduğuna dair paylaşılan bir kanaattir.

Tajfel’in Sosyal Kimlik Kuramı, bireylerin benlik saygılarını ait oldukları gruplar üzerinden kurduklarını ileri sürer. İnsan, “ben”i “biz” aracılığıyla güçlendirir (Tajfel & Turner, 1979). Ancak bu süreç, karşıt bir “onlar” üretmeden işleyemez.

Bu noktada seçilmişlik algısı, yalnızca aidiyet değil, aynı zamanda hiyerarşi üretir.

2. Psikolojik Dinamikler

2.1. Kolektif Narsisizm

Kolektif narsisizm, grubun abartılı bir değer algısı geliştirmesidir. Bu algı, sürekli dış tehdit varsayımıyla beslenir (Golec de Zavala et al., 2009).

Seçilmiş olduğunu düşünen toplumlarda:

  • Eleştiri ihanet sayılır.
  • Mağduriyet söylemi kalıcılaşır.
  • Gerçeklik değil mitoloji merkeze alınır.

Bu yapı, grubun kendi eylemlerini sorgulamasını engeller.

2.2. Ahlaki Üstünlük Yanılsaması

Bandura’nın ahlaki çözülme (moral disengagement) kavramı, bireylerin ve grupların etik ihlalleri meşrulaştırma yollarını açıklar (Bandura, 1999).

Seçilmişlik algısı şunları üretir:

  • “Biz yapıyorsak doğrudur.”
  • “Karşı taraf zaten insan değil.”
  • “Zorunlu savunma.”

Böylece şiddet, suç olmaktan çıkarılıp görev haline gelir.


3. Politik Sonuçlar

3.1. Haklılık Mitolojisi

Bir halk kendini mutlak haklı görmeye başladığında siyasal söylem rasyonel olmaktan çıkar, teolojik veya kaderci bir dil kazanır. Carl Schmitt’in belirttiği gibi, siyaset bu noktada “dost–düşman ayrımı”na indirgenir (Schmitt, 1932).

Bu durumda:

  • Hukuk yerini kimlik sadakatine bırakır.
  • Eleştirenler “iç düşman” olur.
  • Devlet aklı mitolojik anlatıya bağlanır.

3.2. Kurumsal Şiddetin Meşrulaşması

Staub’a göre toplumsal şiddet, “biz iyiyiz – onlar kötüdür” ikiliği üzerine kurulur (Staub, 1989).

Seçilmişlik algısı:

  • Ayrımcılığı normalleştirir.
  • İstisna hukukunu kalıcılaştırır.
  • Güvenliği, özgürlüğün önüne koyar.

Bu yapı, totaliter eğilimleri besler.

4. Tarihsel Deneyimler

4.1. Nazi Almanyası

Nazizm, Alman halkını “üstün ırk” olarak tanımladı. Bu mit, sıradan insanları bile sistematik imhaya ortak etti. Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı burada önemlidir: insanlar kötülüğü ideolojik görev olarak içselleştirir (Arendt, 1963).

4.2. Sömürgecilik

Avrupa sömürgeciliği, “medeniyet götürme” söylemiyle milyonlarca insanın yok edilmesini meşrulaştırdı. Fanon’a göre seçilmişlik, sömürüyü etik bir görev gibi sunar (Fanon, 1961).

4.3. Modern Ulusalcılık

Bar-Tal, modern ulusların çatışma dönemlerinde sürekli mağduriyet ve seçilmişlik anlatısı ürettiğini belirtir (Bar-Tal, 2013). Bu anlatılar barışı değil, kalıcı kutuplaşmayı besler.

5. Sosyolojik Sonuçlar

Bir halk kendini özel ve haklı görmeye başladığında:

  • Empati kapasitesi düşer.
  • Gerçeklik yerini anlatıya bırakır.
  • Eleştiri ahlaksızlık sayılır.
  • Şiddet savunma olarak kodlanır.

Toplum, etik değil kimlik temelli karar vermeye başlar.

Bu süreç sonunda halk:

Haklı olmaktan çok, haklı olduğunu kanıtlamaya çalışan bir kitleye dönüşür.

6. Sonuç

Seçilmişlik algısı kısa vadede toplumsal birlik sağlar; uzun vadede ise eleştirel düşünceyi yok eder. Bilimsel literatür, bu tür kimliklerin:

  • Otoriterleşmeye,
  • Ahlaki çözülmeye,
  • Kurumsal şiddete

zemin hazırladığını göstermektedir.

Gerçek etik toplum, kendini “özel” değil, sürekli sorgulanabilir görebilen toplumdur.

Kaynakça

Arendt, H. (1963). Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil. Viking Press.

Bandura, A. (1999). Moral disengagement in the perpetration of inhumanities. Personality and Social Psychology Review, 3(3), 193–209.

Bar-Tal, D. (2013). Intractable Conflicts: Socio-Psychological Foundations and Dynamics. Cambridge University Press.

Fanon, F. (1961). The Wretched of the Earth. Grove Press.

Golec de Zavala, A., et al. (2009). Collective narcissism and its social consequences. Journal of Personality and Social Psychology, 97(6), 1074–1096.

Schmitt, C. (1932). The Concept of the Political. University of Chicago Press.

Staub, E. (1989). The Roots of Evil: The Origins of Genocide and Other Group Violence. Cambridge University Press.

Tajfel, H., & Turner, J. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. In The Social Psychology of Intergroup Relations. Brooks/Cole.