Psikoloji Tarihinin En Karanlık Aşk Üçgeni: ‘Biri Temelim, Diğeri Kokum!

C.G. Jung’un eşi Emma Jung ile eski hastası ve asistanı Toni Wolff arasındaki ilişki, psikoloji tarihinin en karmaşık, zorlu ve acı verici aşk üçgenlerinden birini oluşturur. Hem tarihsel kayıtlara hem de Morris West’in kaynaklarda yer alan Fanus adlı romanındaki yansımalarına göre, bu ilişki keskin bir rekabet, büyük fedakârlıklar ve mecburi bir kabulleniş üzerine kuruluydu.

Tarihsel Kayıtlarda: Temel ve Koku Emma, Jung’un yasal karısı ve beş çocuğunun annesiydi; ailesine finansal güvenlik sağlayan, Jung’un çalışmalarına yardım eden saygın bir eşti. Toni Wolff ise 1910 yılında ağır bir depresyonla Jung’un analizine girmiş, daha sonra onun en parlak öğrencisi, entelektüel işbirlikçisi ve sevgilisi olmuştu.

Jung’un Toni ile olan bu yoğun ilişkisi, başlangıçta evliliğinde büyük bir gerginliğe neden oldu. Ancak zamanla üçü arasında sıra dışı ve tuhaf bir “anlaşmaya” varıldı; Jung, ne karısı Emma’dan ne de “ikinci eşi” olarak adlandırdığı Toni’den vazgeçmeyeceğini fazlasıyla açık hale getirmişti. Toni Wolff, Jung ailesinin evini sık sık ziyaret eden, hatta Pazar öğle yemeklerine bile katılan ayrılmaz bir parça haline geldi. 1916’daki Zürih Psikoloji Kulübü’nün açılışı gibi etkinliklere Jung, hem Emma hem de Toni ile birlikte katılıyordu.

Her ne kadar Jung bu durumu kendi “çok eşli bileşenlerini” tatmin eden doğal bir düzen olarak görse de, bu evlilik düzeni hem Emma’nın hem de Toni’nin öz saygısını zedelemiş ve her iki kadına da çok büyük miktarda acı vermiştir. Jung, hayatının sonlarına doğru bu iki kadının kendi dünyasındaki yerini şu ünlü sözle ayırmıştır: Emma hayatının “temelini”, Toni ise hayatının “kokusunu” (ilhamını) sağlamıştır.

“Fanus” Romanındaki Yansımaları: Çatırdayan Sınırlar Morris West’in Fanus kitabında bu gergin dinamik çok daha dramatik bir güç savaşı ve çekişme olarak resmedilir. Romanda Jung, Emma ile olan yasal evliliğinden çok daha sağlam bir bağı Toni ile paylaştığını, ancak Emma’nın kıskançlıktan kudurduğunu ve Toni’nin evdeki varlığına dayanamadığını itiraf eder.

Romanda iki kadın arasında Jung’un çalışma odasında ya da mutfakta geçen sert ve iğneleyici tartışmalara yer verilir. Bu tartışmalarda iki kadının Jung’un hayatındaki rolleri açıkça çarpışır:

  • Toni’nin Bakış Açısı: Toni kendini Jung’un zihinsel sağlığını koruyan, onun karanlık bilinçdışı dünyasına inebilen ve dehasını ayakta tutan yegane kişi olarak görür. Romanda Toni, Jung’un yaşamını “küçük dilimlere” bölüp karısı ve kendisi arasında paylaştırmasına isyan eder ve bu duruma katlanmanın işkence olduğunu söyler.
  • Emma’nın Bakış Açısı: Emma ise kendini parçalanmakta olan bir aileyi ve çocuklarını korumaya adamış, sınırları çizen bir eş olarak konumlandırır. Romanda Emma, evdeki gerilimden yorulmuş bir halde Toni’ye açıkça şöyle der: “Ben ailemi elden geldiğince bir arada tutmak zorundayım. Sizinle savaşamam… Lütfen bu oyunu benim evimin dışında oynayın. Benim tek isteğim bu.”.

Özetle; Emma Jung ve Toni Wolff arasındaki ilişki, tek bir dahi erkeği paylaşmak zorunda kalan iki farklı kadın arketipinin (Aileyi/Temeli kuran eş ile İlham veren/İyileştiren sevgili) yıllar boyu süren sessiz, yorucu ve karşılıklı yaralarla dolu savaşıdır.