İdeolojik Sağduyu: Bizi ‘Ego’ Hapishanesine Kapatan Gizli Tuzak

Günlük hayatta sıkça başvurduğumuz ve doğru olduğuna inandığımız “sağduyu”, her zaman bizim kendi deneyimlerimizden süzdüğümüz pratik bilgeliğimiz değildir. Psikanaliz ve eleştirel psikolojiye göre; kendi ürettiğimiz yaratıcı sağduyu ile bize dışarıdan aktarılan, çarpıtılmış ve bizi pasifleştiren “ideolojik sağduyu” arasında çok net bir fark vardır.

Peki, bizi adım adım sisteme uyumlu hale getiren bu ideolojik sağduyu tam olarak nasıl işler?

1. Sorunu Sadece Sende Gösterir İdeolojik sağduyu, hissettiğimiz yabancılaşmayı ve acıyı toplumsal kökenlerinden kopararak basit bir kişisel başarısızlık veya “uyumsuzluk” gibi sunar. Bizi “sorun senin içinde, düşünce yapını değiştirirsen her şey çözülür” diyerek yanlış yönlendirir. Gerçekte kapitalist sömürüden kaynaklanan yapısal sorunların üzerini örterek, isyan etmemizi sistematik olarak engeller.

2. Bizi ‘Öteki’ne Düşman Eder Bu sağduyulu düşünme biçimi, bizi toplumdan tamamen yalıtılmış, izole bireyler olduğumuza inandırır. Bu yanılsama içinde “öteki” olan herkes (farklı kültürler, kimlikler, cinsiyetler) bize dışsal, itici veya düşmanca görünmeye başlar. Bizi diğer ezilenlerle birleşmekten alıkoyarak kolektif bir kurtuluş ihtimalini zayıflatır.

3. Sahte Bir ‘Öz Farkındalık’ Satar İdeolojik sağduyu, kapitalizm ve ataerkinin yarattığı sorunları çözmek için bize basit fikirli bir “öz farkındalık” (kendini bilme, mindfulness vb.) pazarlar. Ancak bu sahte farkındalık, bizi yabancılaşmadan kurtarmak yerine, egomuzun hapishanesine daha da sıkı kilitler. Bizi birbirimize bağlayan asıl gerçeği unutturarak, toplumsal ve insan eylemlerinin doğası hakkında bizi yanıltır.

Sonuç olarak; Kurtuluşumuz bireysel bir içe dönüşle değil, ancak kolektif bir mücadeleyle mümkündür. Gerçek bir değişim yaratmak istiyorsak, bize “hayatın doğal kanunu” gibi sunulan bu ideolojik sağduyu masalını reddetmeli ve kendi eylemlerimizin sorumluluğunu hep birlikte elimize almalıyız.