Sahra’nın Derinliklerindeki Ölümcül Cazibe: Benoit’nın “L’Atlantide” Romanı ve Jung’un Anima Arketipi

Bir önceki yazımızda Rider Haggard’ın She (Ayişe) romanından yola çıkarak balta girmemiş ormanların derinliklerine inmiş ve erkek psikolojisinin en gizemli karanlıklarından biri olan “Anima” arketipini konuşmuştuk. Gelin şimdi rotamızı o yeşil ormanlardan kızgın Sahra çöllerine çevirelim. İngiliz edebiyatı için She ne ifade ediyorsa, Fransız edebiyatı için de aynı büyüleyici ve ölümcül temayı işleyen Pierre Benoit’nın 1919 tarihli klasik macera romanı L’Atlantide (Kraliçe Antinéa) onu ifade eder.

Peki, rasyonel Batılı erkeğin, Doğu’nun o gizemli ve karşı konulamaz “ölümcül kadını” (femme fatale) karşısında nasıl darmadağın olduğunu anlatan bu hikaye bize ne fısıldıyor?

Çölde Kaybolan İki Subay ve Gizli Bir Krallık

Yıl 1896… İki Fransız subayı, Yüzbaşı André de Saint-Avit ve aynı zamanda bir Trappist keşişi olan Yüzbaşı Jean Morhange, Cezayir Sahrası’nda gizemli bir şekilde ortadan kaybolan diğer subayların izini sürmekle görevlendirilir. Çölün amansız sıcağında ilerlerken Tuareg (Targui) savaşçıları tarafından uyuşturulup kaçırılırlar.

Gözlerini açtıklarında kendilerini Hoggar Dağları’nın (Tassili n’Ajjer) derinliklerinde, dağın içine gizlenmiş muazzam bir krallıkta bulurlar. Burası, efsanevi Atlantis medeniyetinin yeryüzündeki son kalıntısıdır! Bu görkemli vahanın ve krallığın mutlak hakimi ise Atlantis krallarının son torunu olan; olağanüstü güzel, acımasız ve baştan çıkarıcı Kraliçe Antinéa‘dır.

Kan Donduran Bir “Aşk Koleksiyonu”

Antinéa sıradan bir kraliçe değildir; onun, uğruna aklını ve hayatını feda eden erkeklerden oluşturduğu korkunç bir “aşk koleksiyonu” vardır. Kendisine esir olan her sevgilisini sonunda elektro-gümüş kaplama ile mumyalatıp özel bir mağaradaki nişlere yerleştirmektedir. Mağarada tam 120 niş bulunur ve kraliçe, bu nişler dolduğunda sonsuza dek tahtına oturup dinleneceğine inanmaktadır.

Çöl macerası, doğaüstü unsurlar ve ölümcül bir aşkla örülü bu roman; sadece bir fantezi değil, aynı zamanda güç, baştan çıkarma, ölümsüzlük arzusu ve sömürgecilik gibi çok derin temaları işler.

“She” İle Kesişen Yollar ve C.G. Jung’un Teşhisi

L’Atlantide, Rider Haggard’ın She romanı ile inanılmaz bir benzerliğe sahiptir. Her ikisinde de:

  • Çölde veya ormanda kaybolan, mantığı temsil eden Batılı erkekler,
  • Antik ve kadim bir medeniyetin son kalıntısı,
  • Ve hepsinden önemlisi ölümsüz, muhteşem, erkekleri köleleştiren bir kraliçe (Ayişe ve Antinéa) başroldedir.

İşte tam bu noktada, ünlü psikanalist C.G. Jung devreye girer. Jung, erkeklerin bilinçdışında yaşayan ve onların azınlıktaki dişil yönlerini temsil eden “anima” arketipini anlatırken, bu iki romana özel bir parantez açar. Jung bizzat şöyle der: “Rider Haggard’ın ‘She’ romanını ya da Benoit’nın ‘L’Atlantide’ adlı eserini bilip bilmediğinizi bilmiyorum. Bunlar kesinlikle anima tipleridir ve son derece belirgindirler. Onlar tam birer ‘femme fatale’dir”.

Jung’a göre, rasyonel dünyalarında son derece eğitimli ve iradeli olan bu Batılı subayların ya da profesörlerin, Kraliçe Antinéa veya Ayişe karşısında bir anda büyülenip “nöbet” geçirmelerinin ve tüm mantıklarını yitirmelerinin sebebi, aslında karşılarındaki fiziksel kadından ziyade kendi içlerindeki o karanlık, güçlü ve otonom anima arketipine esir düşmeleridir. Kraliçe Antinéa’nın mumyaladığı o gümüş kaplı bedenler, aslında erkeğin kendi içindeki dişil güce (animaya) boyun eğdiğinde kendi bireyselliğini ve iradesini nasıl yok ettiğinin trajik birer metaforudur.

Kısacası: Sahra’nın derinliklerinde Atlantis’in son kraliçesinin hüküm sürdüğü bu hem büyüleyici hem korkutucu macera, dışarıdaki bir çöl yolculuğundan çok, erkeğin kendi bilinçdışının o yakıcı ve tehlikeli vahasına yaptığı sarsıcı bir yolculuktur!

Sizce Antinéa’nın o karanlık mağarasındaki 120 boş nişten biri, modern insanın mantığıyla yüzleşmekten kaçtığı hangi zaafı için ayrılmış olabilir? Yorumlarınızı bekliyorum!