Eş Bağımlılığı Nedir ?

Bağımlılık, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır .(Ögel, 2018). Bağımlılığın gelişiminde biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler etkilidir. Genetik yatkınlık, beyindeki nörokimyada bozulmaların meydana gelmesi ve nörotransmitterlerdeki işlevsel bozukluklar bağımlılığın biyolojik faktörlerindendir. Psikolojik faktörler, kişinin yaşam deneyimleri, zihinsel sağlık durumu, stresle başa çıkma becerileri ve sosyal ilişkileri gibi etkenlerdir. Sosyal faktörler ise kişinin maruz kaldığı sosyal çevre, aile yapısı, kültürel özelliklerdir. Bağımlılık, bu faktörler sonucu ortaya çıkarak kronik bir seyir sürdürmektedir. (Uzbay, 2015). Bağımlılık, bireyin fizyolojik ve ruhsal sorunlar yaşamasına yol açarak önemli yaşam alanlarına zarar verebilir .(Evli ve Albayrak, 2020).

1989 yılında ulusal bir konferansta uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmada Eş bağımlılık;“güven, benlik değeri ve kimlik kazanmak için kompulsif davranışlara ve diğerlerinin onayına acı verecek şekilde bağımlı olma örüntüsüdür” şeklinde tanımlanmıştır. (Lancer, 2015). Diğer bir tanımla, bireyin başka insanlarının yaşantıları ve problemleriyle aşırı uğraş durumudur. (O’Brien and Gaborit,1992). Ançel’e göre; “eş-bağımlılığı rastgele bir sebeple bakım veren kişi ile bakımı alan kişi arasında olan, bireylerin bağımlılığı beraber sürdürerek geliştirdiği ve devamlı olan patolojik bir ilişkidir.” (Ançel,2012). Bu ilişkide bağımlı olan genellikle erkek iken bağımlılığı önleyen görevinde olan ise genellikle kadın olmaktadır. (Peled and Sacks, 2008).

Bu konuda yapılan çalışmalara rağmen eş bağımlılığı, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabında (DSM) henüz bir hastalık olarak yer almamaktadır. (Aka, P. ve Özok, H.İ ,2022)

Cermak (1986), eş-bağımlılığın psikolojik ve ilişkisel bir konsept olduğunu vurgulayarak DSM-III’te (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders/ Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) yer alması gerektiğini savunmuştur. Bu doğrultuda eş-bağımlılığı tanımlamak ve anlamak adına eşbağımlılık kriterlerini belirleyerek bir çerçeve sağlamayı amaçlamıştır. Eşbağımlılığın kriterleri şu şekilde belirtilmiştir:

A. Yetersizlik hissi ile başkalarının onayını ve kabulünü arama, kendisinin ve başkalarının duygu ve davranışlarını kontrol etme yeteneği aracılığıyla kendi benlik değerini belirleme.

B. Diğer insanların duygu, düşünce ve davranışlarıyla aşırı ilgilenme,
memnuniyetine ve mutluluğuna odaklanarak kendi ihtiyaçlarını göz ardı etme.

C. Yakınlık ve ayrılık durumlarında kaygılanma ve sınır koymada zorluk yaşama

D. Kişilik bozuklukları, madde bağımlılıkları ve dürtü bozuklukları olan kişilerle ilişkilerde iç içe geçme.

E. Aşağıdaki 3 veya daha fazla maddeyi yaşama,

a. Depresyon b. Aşırı uyarılmışlık c. Dramatik patlamalar d. Anksiyete e. Kompulsiyonlar (zorlantılar) f. Aşırı inkar g. Madde kötüye kullanımı h. Tekrarlanan fiziksel veya cinsel istismar i. Duygularını bastırma j. Strese bağlı hastalıklar k. En az 2 yıl süre ile madde bağımlısı bireyle destek almadan yakın ilişkide bulunma.

Eş bağımlılığa sahip kişiler, sağlıklı işlevsellik göstermeyen ya da kendi ihtiyaçlarını karşılamayan kişilere karşı bağımlı olurlar. Kendisini karşısındakinin ihtiyaçlarını gidermeye adamakta ve bu sebeple kendi ihtiyaç ve isteklerini aşırıya kaçacak şekilde görmezden gelmektedirler. Bu kişilerin, kendini feda etme ve ilişkiyi kontrol altında tutma eğilimleri, kendini güvende tutma arayışları ile yakından ilişkilidir .(McGrath ve Oakley, 2011; Wells ve ark, 2006) (https://jcbpr.org/storage/upload/pdfs/1732884776-tr.pdf)

Kişinin eş bağımlı olmasına zemin hazırlayan çeşitli faktörler mevcuttur, bunlardan bazıları:

• Herhangi bir bağımlılığın olduğu ortamda büyümek
• Alkol / madde / seks vb. bir bağımlılığı olan bireyle yaşamak
• Erken yaş travma öyküsü
• Duygusal açıdan baskılayıcı ortamda yaşamak
• Ailede veya içinde bulunulan sosyal sistemde sınırların net çizilmemiş olması şeklinde sıralanabilir.
Eş bağımlı olarak görülen bireylerle karakterize olan özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz;
• Kendini suçlu hissetmek
• Kendi hayatından ödün vermek
• Günlük hayattaki alışkanlıklarını eşinin yanında bulunmak için yapmamak
• Sosyal ve kendi yaşantısını kısıtlamaya başlamak
• Karşısındaki insanın ihtiyaçları için kendisini zorunlu hissetmesi
• Sevgisi ve merhametiyle insanları kurtarma isteği
• Çabaları kabul edilmediğinde veya görülmediğinde aşırı kırgınlık
• İlişkilerinin bitmemesi veya devam etmesi için sağlıksız şekilde bağlılık
• Bağımsız karar vermede güçlük çekme
• Başka kişilerin dediklerini aşırı önemseme
• Güven eksikliği
• Duyguları tanıyamama
• İnsanları kontrol altına almak için zorlayıcı davranış
• Sürekli onaylanma isteği

Eş bağımlılık genellikle alkol, madde veya davranışsal bağımlılığa maruz kalmış kişinin eşi, anne ve babası, kardeşi, arkadaşı veya arkadaşlarını etkileyebilir. Genellikle bireyin kişinin bakımı ve mutluluğu için kendi ihtiyaçlarını feda etmesidir.

Eş bağımlılıkla ilgili yapılan bir çalışmanın sonucuna göre; araştırmaya katılan ev kadınlarının 53’ü (%21,3) düşük, 151’i (%60,6) orta ve 45’i (%18,1) yüksek düzey eş-bağımlılık gösterdiği belirlenmiştir. (Tekin, 2020). Eş bağımlılık, kişinin bakımına muhtaç kişi ile bakım verici arasında gelişen ve bakım verenin bağımlılığı sürdüren davranış örüntülerine sahip olması durumudur. (Ançel, 2012). Eş bağımlı kişi kendi ihtiyaçlarından çok diğer kişiye yatırım yapar hayatının odak noktası kişi olur. Bu da bağımlılığı pekiştiren ve destekleyici bir tutumdur. Çünkü kişinin sorumluluklarını almasına izin vermeyen kurtarıcı ve takıntılı bir tutum kullanılır (Lindley, Giordano, Hammer, 1999). Böyle bir ilişkide eş bağımlı birey kendini feda eder, ikinci plana atar ve sorumlulukları diğerine bırakmaz. Bu davranışlar eş bağımlılığı olan bireyde ikincil kazançlara yol açar. Karşılıklı bağımlılık ilişkisi her iki birey için de bir var olma biçimi olarak devam etmektedir (Ançel, 2012).

Zerwekh ve Michaels’e göre eş-bağımlılık 5 gelişim aşamasından oluşmaktadır, bu aşamalar:

1. Başlangıç Aşaması; ailede işlev bozukluğu geliştiğinde başlar, başkalarına bakım sağlamak ile öğrenilir, kurtarıcı ve bakıcı rolüne bürünülür.

2. Korku ve Kontrol Aşaması; kişi herkesi ve her şeyi kontrol etmek için güçlü bir arzuya sahiptir, terk edilmekten ve yalnız kalmaktan korkar, kızgın ve hüsrana uğramıştır.

3. Takıntı Aşaması; kişi kendini eleştirir ve suçlu hisseder, yapılması gerekenler hususunda takıntılı olur, sosyal hayatı etkilenir ve kaygıları artar.

4. Duygu Donma Aşaması; duygular bastırılır, kendisi ve duyguları hakkında suçluluk hisseder, duyguları ile bağını keser ve neşe ile umuda veda eder.

5. Çaresizlik Aşaması: Kişi fiziksel ve ruhsal olarak çaba sarf etmez, her şeyi kendi haline bırakır, kontrolünü kaybeder, günlük yaşamla baş edemez hale gelir ve stresli duyguların neden olduğu fiziksel sorunlarla uğraşır.

Bu aşamalardan geçen bazı kişilerde, daha ileri düzeyde sorunlar görülebilir. İleri düzeyde eş-bağımlılıkta; depresif ruh hali, uyuşukluk hissi, intihar düşünceleri, obezite veya anoreksiya, şiddet eğilimi, günlük rutini yerine getirmede zorlanma ve sorumluluklarını ihmal etme görülebilir. Bu düzeyde olan bireyler profesyonel yardım almalıdır. (Akt. Ançel, 2017).

Lancer’in eş-bağımlılık gelişim aşamaları

İlk Aşama: Eş-bağımlılığın ilk aşamasında, bireyler başkalarının ihtiyaçlarını karşılayarak kendilik değerlerini belirlemeye ve benlik saygılarını kazanmaya çalışırlar. Aile içerisinde yaşanan sorunlar gibi olumsuz deneyimler bu aşamada rol oynayabilir. Bağımlı kişi aşırı kontrol arayışında olabilir ve her zaman başkalarının ihtiyaçları ile meşgul olabilir.

Orta Aşama: Eş-bağımlılığın orta aşamasında, birey kendini yargılayıcı bir tutum geliştirip kendini arka plana atarak karşı tarafın ihtiyaçlarına odaklanır. Benlik saygısında düşüş gözlemlenebilir. Kaygı, izolasyon ve obsesif-kompulsif davranışlar gibi belirtiler gelişerek bağımlı kişi durumu inkar edebilir ve öfke, hayal kırıklığı gibi duygusal tepkiler gösterebilir (Lancer, 2017).

Son Aşama: Eş-bağımlılığın son aşamasında, bağımlı kişinin benlik saygısı ciddi şekilde düşüp depresif duygular, öz bakım eksikliği ve başka bağımlılıklar gelişebilir. Aynı zamanda fiziksel sağlık da olumsuz etkilenip bedensel işlevlerde bozulmalar görülebilir. Bu aşamada kişinin öfkesini kontrol etmekte zorlanmasıyla karşısındaki kişiyi kontrol etme eğilimi artar ve ilişkisini sonlandırmakta güçlük yaşar. (Lancer, 2017)

Lancer’in (2017) eş-bağımlılığı açıklamak adına ortaya attığı bu model, eşbağımlılığın kişinin olumsuz erken yaşam deneyimlerinin etkisiyle ortaya çıktığı ve zaman içerisinde kişinin sağlığını ve ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür.

Spann and Fischer eşbağımlılığı kişinin kendi gücüne dair inancı azken başkalarıyla kurulan ilişkide onlara fazlaca bir kişisel güç atfetmeyle ilgili olarak değerlendirmiştir Haaken, işlevsiz ailelerden gelen çocukların ebeveynlerinin yetersizliklerini telafi etmeye alışkın olduklarından başkalarının ihtiyaçlarına karşı aşırı bir duyarlılık geliştirdiklerini düşünmektedir

Literatürdeki çalışmalar eş bağımlılık geliştiren bireylerin kişilik özelliklerinin benzer noktalarda kesiştiğini göstermektedir. Bu kişilik özellikleri arasında diğerkamlık, boyun eğicilik, benmerkezci davranma, sınır koymada güçlük çekme gibi birtakım ortak kişilik özelliklerinin varlığı dikkat çekmektedir. (Beattie 1992, McDaniel ve Yates 1994, Panaghi ve ark. 2016). Eş bağımlı bireylerin özellikleri davranışsal perspektiften ele alındığında, bu bireylerin ya çok sorumlu olduğu ya da son derece sorumsuz tutum ve davranışlara sahip olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra yapılan övgüleri reddetme, öz kontrolünü kaybetmekten korkma, başkalarının yaptığı hatalardan dolayı kendini değersiz hissetme, hayır deme becerisinde zayıflık ve sürekli olarak birilerini memnun etme çabası gözlemlenmiştir. (Beattie 1992).

Eş bağımlı kişiler, sevgiyi fedakarlık olarak algılar ve sevdiği kişi için kendisini feda etmesi gerektiğine inanırlar. Sadece diğeri odaklı olarak yaşar, onun ihtiyaçlarını karşılamak için kendi günlük hayatının akışını değiştirir, sosyal hayatını kısıtlar. Bu yüzden karşıdakinden onay almadığında, çabası görülmediğinde kırgınlık yaşar. Genellikle bir hastalık ya da bağımlılık olan ailelerde, bu kişi kurtarıcı rolündedir ve o kişiyi bulunduğu durumdan kurtarmak için her şeyi yapar. Ayrıca eş bağımlı kişilerde, karşı tarafa dair abartılmış bir sorumluluk duygusu olduğu için, onun durumundan kendisini suçlu tutarak davranışlarını haklı görme eğilimi de olmaktadır. Örneğin, alkol bağımlısı olan eşinin alkol kullanımı konusunda kendini suçlu hissederek, bir şeyleri eksik yaptığını düşündüğü için kendisi yüzünden kullandığına inanarak, alkol kullanımına dair haklı bahaneler bulmaya çalışır.

Eş bağımlı kişiler, genellikle kendine güven sorunu olan, yalnız kalmaktan korkan kişilerdir, sevgi ve merhamet duygusunu aşırı bir şekilde göstererek karşı tarafın kendisine muhtaç olmasından beslenirler. Bu nedenle kişinin iyileşmesi ve bakım ihtiyacının azalması durumunda ne yapacaklarını bilemedikleri için mevcut durumu sürdürecek ve besleyecek davranışlarda bulunurlar. Tabiki bu her zaman bilinçli bir şekilde yapılmamaktadır, çoğu kişi bu davranış örüntüsünü bilinçsiz bir şekilde sürdürür.

Eş bağımlılığın ortaya çıkmasında sağlıksız kök aile ilişkilerinin rol oynadığı bilinmektedir. (Knudson ve Terrell, 2012). Literatür verileri incelendiğinde, çocukken uğranılan ihmal ve istismarın eş bağımlılık ile ilişkili olduğu görülmektedir. (Reyome ve Ward, 2007). Yapılan araştırmalarda, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmemiş ebeveynlerle büyüyen çocukların, yetişkinlik döneminde kişiler arası ilişkilerde bağımlı hale gelme riskinden söz edilmektedir .(Fuller ve Warner, 2000). Ek olarak, belirgin rollere sahip olmayan, sıcaklık ve destekleyicilikten yoksun, duyguların ve düşüncelerin uygun şekilde ifade edilmediği ailelerde de eş bağımlılığın gelişme riski söz konusudur. (Cullen ve Carr, 1999). Kök aile problemlerinin yanı sıra düşük öz saygı ve terk edilme korkusu da eş bağımlılığın ortaya çıkmasında etkili olan diğer unsurlardır. (Marks ve ark, 2012; Morgan, 1991).

Ebeveynleşme ile aralarında negatif yönde bir ilişki bulunan benliğin ayrımlaşması kavramının da eş bağımlılığın gelişmesindeki önemli risk faktörlerinden biri olduğu bilinmektedir .(Jankowski ve ark, 2013; Shih ve ark, 2010; Chang, 2012; Fagan Pryor ve Haber, 1992) (https://jcbpr.org/storage/upload/pdfs/1732884776-tr.pdf)

Eşbağımlı yetişkinlerin hayatlarındaki olaylar çocukluk yaralarını tetiklediğinde, bu kişiler eskiden hissettikleri utanç ya da üstünlüğü yeniden tecrübe eder ve olgun olmayan, disfonksiyonel tepkiler verirler.

Eş bağımlılık puanı yüksek kadınların MMPI profillerini inceleyen bir çalışmada ise bu kadınların ağır stres yaşadıkları ve depresyon, anksiyete gibi semptomların uzun süreli ve kronikleşmiş olduğu belirtilmekte, alınganlık, kafa karışıklıkları ve aileleriyle kopma yaşadıkları ve sosyal ve duygusal yönden yabancılaştıkları, tüm bunlardan ötürü yardıma ihtiyaç duyduklarına işaret edilmektedir .(Walfish, Stenmark, Shealy ve Krone, 1992).

Eş bağımlı bireyler, stresle baş etme biçimi ve kişilik özellikleri bakımından da farklı görünmektedirler. Bu bağlamdaki çalışmalar eş bağımlı bireylerin kaçınmacı bir baş etme tarzına sahip olduklarını belirtmektedir. Ayrıca klinik bağlamda değerlendirilebilecek kadar yüksek seviyede olmasa da bu bireylerin pasif-agresif ve bağımlı kişilik özellikleri sergiledikleri öne çıkan karakteristik yapıları arasında yer almaktadır .(Loughead, Spurlock ve Ting, 1998; Rohling ve Gaumond, 1996). Bununla birlikte eş bağımlılık, narsistik kişilik özellikleri ile negatif düzeyde ilişkilidir. (Marks ve ark., 2012; Rohling ve Gaumond, 1996)

Eş bağımlılık ile ilişkili olduğu araştırmalarca sıklıkla ortaya konulan bir diğer kavram benlik saygısıdır. Çalışmalar, eş bağımlılığın utanç temelli olduğunu ve düşük benlik saygısı ile ilişkili göründüğünü rapor etmektedir. Buna göre eş bağımlılık puanı yüksek bireylerin altta yatan yetersizlik ve değersizlik hisleri düşük benlik saygısı taşımalarında rol oynamaktadır. (Marks ve ark., 2012; Wells, GlickaufHughes ve Jones, 1999)

Adsız Eş-Bağımlılar (Co-Dependents Anonymous – CoDA), 1986 yılında Arizona’da Ken ve Mary Richardson adlı iki kişi tarafından kurulmuştur .(Irvine, 1995). CoDA’ya üye olmak için yalnızca “kendisiyle ve başkalarıyla sağlıklı ve sevgi dolu ilişkiler geliştirme arzusu” olması yeterlidir. (Beattie, 1990). CoDA toplantıları; özgüven sorunları, problem çözme ve iletişim becerileri, atılganlık becerileri ve değerlerin netleştirilmesi gibi başa çıkma mekanizmalarının yeniden yapılandırıldığı on iki adımlık programdan oluşmaktadır. (Akt. Bruno, 1990). On iki adımlı iyileşme programının adımları şu şekildedir (Irvine, 1999):

1. Adım: Eş-bağımlılığın varlığını kabul ederek güçsüz olduğunu kabullenmek.
2. Adım: İyileşmenin mümkün olduğuna inanıp değişim için umut beslemek.
3. Adım: Kendi gücünü aşan bir güce (yaratıcıya) güvenip teslim olmak.
4. Adım: Kendi davranışlarını ve ilişkilerini dürüstçe gözden geçirmek.
5. Adım: Kendi hatalarını kabul etmek ve başkalarıyla paylaşmak.
6. Adım: Kendini olduğu gibi kabul etmek ve değişime hazır olmak.
7. Adım: Kusurları gidermesi için yaratıcıya niyetini ifade etmek.
8. Adım: Yapılmış hatalar için insanlardan ve yaratıcıdan af dileyip telafi etmeye istekli olmak.
9. Adım: Hataları telafi etmek için harekete geçmek.
10. Adım: Davranışları düzenli olarak gözden geçirmek ve hataları kabul etme alışkanlığı geliştirmek.
11. Adım: Dua ve meditasyon yolu ile yaratıcıyla teması geliştirmek.
12. Adım: İyileşme sürecinde başkalarına destek olmak ve deneyimleri paylaşmak.

Haydi kendimizi değerlendirelim..

Romantik İlişkilerde Bağımlılık Ölçeği (RİBÖ)

Ölçek Türü: Öz Bildirim
________________________________________
Kimlere Uygulanabilir: 18 yaş üstü bireyler,
________________________________________
Derecelendirme: 4’lü likert (1=Hiçbir zaman, 2=Bazen, 3=Sıklıkla, 4=Her zaman)
________________________________________
Ölçek Puanlaması: Ölçekten alınan puan 13-52 arasında değişmektedir. Ölçekte ters madde bulunmamaktadır.
________________________________________
Ölçek Değerlendirmesi: Ölçekten alınan puan arttıkça ilişki bağımlılığı artmaktadır.


Hiçbir zaman… Bazen… Sıklıkla… Her zaman


1.Ona aşırı derecede ihtiyaç duyuyorum. (1) (2) (3) (4)
2.Ona ulaşamadığım zamanlar mutsuz ve huzursuz oluyorum. (1) (2) (3) (4)
3.Onu kıskanıyorum. (1) (2) (3) (4)
4.Onun yalnızca bana ait olmasını istiyorum. (1) (2) (3) (4)
5.Onun her hareketini kontrol ediyorum. (1) (2) (3) (4)
6.Onu memnun etmek için kendi değerlerimi önemsemiyorum. (1) (2) (3) (4)
7.İlişkilerimde problem yaşamamak için partnerimin istediklerini yapıyorum. (1) (2) (3) (4)
8.İlişkilerimde problem yaşamamak için hayır demek istememe rağmen evet diyorum. (1) (2) (3) (4)
9.İlişkilerimde fedakar olanın ben olduğunu düşünüyorum. (1) (2) (3) (4)
10.İlişkilerimde yüzde elliden fazlasını veriyorum. (1) (2) (3) (4)
11.Ondan ayrı kalmaya dayanamıyorum. (1) (2) (3) (4)
12.Onsuz yaşayamayacağıma inanıyorum. (1) (2) (3) (4)
13. Ona bağımlı olduğumu düşünüyorum. (1) (2) (3) (4)
Romantik İlişkilerde Bağımlılık Ölçeği (RİBÖ)

Örnek Maddeler ve Madde Sayıları: 3 faktörlü 13 maddeli bir yapı oluştu. Ölçeğin faktör yapıları kendini adama (6, 7, 8, 9, 10), yoksunluk (1, 2, 11, 12, 13) ve takıntı (3, 4, 5) olarak tanımlandı.

Kaynakça

Ançel G, Kabakçı E (2009). Psychometric Properties Of Turkish Form Of Codependency Assessment Tool. Archives of Psychiatric Nursing, 23(6): 441-453
Ançel G (2012). Karşılıklı Bağımlılık Kavramı: Hemşirelikle İlişkisi ve Karşılıklı Bağımlılığı Belirleme Araçları. Hemşirelikte Araştırma ve Geliştirme Dergisi, 1: 70-78.
Ançel, G., (2017). Kişilerarası İlişkilerde Bağımlılık (2nd ed.). Alter Publications, Ankara. 15-20
Ançel, G. (2017). Kişilerarası ilişkilerde bağımlılık. Alter Yayıncılık. Ankara. Ançel, G., ve Kabakçi, E. (2009). Psychometric properties of the Turkish form of codependency assessment tool. Archives of psychiatric nursing, 23(6), 441-453.
Atlam, D., Akyel-Göven, B., & Yüncü, Z. (2023). Addiction in Romantic Relationships Scale development: Validity and reliability study. Addicta: The Turkish Journal on Addictions, 10 (1), 52-58. Doi: 10.5152/ADDICTA.2023.23027
Beattie M (1992) Codependent No More: How to Stop Controlling Others and Start Caring for Yourself. Center City, MN, Hazelden Publishing.
Beattie, M. (1992). Codependents’ Guide to the Twelve Steps: New Stories. Simon and Schuster.
Cermak, T. L. (1986). Diagnostic Criteria for Codependency. Journal of Psychoactive Drugs, 18(1), 15–20.
Haaken J. From Al-Anon to ACOA: Codependence and the reconstruction of caregiving. Signs (Chic) 1993; 18: 321-345
Irvine, L. (1995). Codependency and Recovery: Gender, Self, and Emotions in Popular Self‐Help. Symbolic Interaction, 18(2), 145-163. Irvine, L. (1999). Codependent forevermore: The invention of self in a twelve step group. University of Chicago Press. Irwin, H. J. (1995). Codependence, narcissism, and childhood trauma. Journal of clinical psychology, 51(5), 658-665.
Lancer, D. (2015). Codependency for dummies. John Wiley & Sons.
Lancer, D. (2017). Codependency addiction: Stages of disease and recovery. Global Journal of Addiction & Rehabilitation Medicine, 2(2), 21-22.
Marks, A.D. G., Blore, R. L., Hine, D. W., ve Dear, G. E. (2012). Development and validation of a revised measure of codependency. Australian Journal of Psychology, 64, 119–127.
O’Brien PE, Gaborit M. (1992) Codependency: A Disorder Separate From Chemical Dependency. J Clin Psychol, 48: 129-136
Spann L, Fischer JL. Identifying co-dependency. The Counselor 1990; 8(27): 27-31.
Tekin, H. (2020). Ev Kadınlarında Psikolojik İyi Oluşun Yordayıcıları Olarak Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Eş- Bağımlılık, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, (Danışman: Prof. Dr. Gülsüm ANÇEL)
Wells, M., Glickauf-Hughes, C. ve Jones, R. (1999). Codependency: A grass roots construct‟s relationship to shame-proneness, low self-esteem, and childhood parentification. The American Journal of Family Therapy, 27(1), 63-71
(https://npistanbul.com/esbagimlilik)