Alesandr Puşkin’in ölümsüz şiirsel romanı, Yevgeni Onegin – Fyodor Dostoyevski

“Yevgeni Onegin hayallerle oynayan bir şiir değil, gerçekçi bir gözle yazılmış, ayağı yere sapasağlam basan bir eserdir. Bu şiirin gerçek Rus hayatını dile getiren yaratıcı gücüne, eserin sanat mükemmelliğine Puşkin?den önce kimse ulaşamamıştı, belki ondan sonra da kimse ulaşamadı.
Onegin, Petersburglu?dur. Başka türlü olamazdı ki! Şiir için gerekli bu. Kahramanının gerçeğe en uygun yanlarından biri olan bu özelliğe şair gözlerini yumamazdı. Bir daha söyleyeyim, Onegin, Aleko?nun ta kendisidir, hele şiirin ortalarında acı içerisinde: Tula mal müdürü gibi. Niye ben de inmeli değilim? diye haykırırken.
Ama şiirin başlarında henüz yarı yarıya bir züppe, bir dünya adamıdır. Hayâl kırıklığına uğrayıp tepe taklak umutsuzluk kuyusuna yuvarlanacak kadar yaşamamıştır, daha, ne ki:
Gizli bıkkınlığın o süregen şeytanı belâ kesilmiştir çoktan başına..
Kendi ana yurdunun göbeğinde, ırak köşelerde yaban çevrelere düşmüş bir sürgündür Onegin. Ne yapacağını bilemez bir türlü, ne aradığını ancak belli belirsiz sezmektedir. Sonraları yurdunu ve yabancı toprakları gezerken nereye gitse kendini yabancılarla çevrili görür, hattâ kendi kendine de yabancı olduğunu anlar. Yurdunu sever, ama yurduna güveni yoktur. Ulusal emellerden söz edildiğini duymuştur, ama hiçbirine inanmaz. İnandığı tek şey kendi yurdunda hiçbir şey yapılamayacağıdır. Bir şey yapılabileceğine inananları da – bunların sayısı o zaman da bugünkü kadar azdı – küçük görür, hattâ bir yerde acır öylelerine Lenski?yi de can sıkıntısından öldürmüştü. Evrensel bir ülkü ardında koşmanın doğurduğu can sıkıntısıydı bu. Tıpkı bizim hâlimize benziyor..

Tatyana öyle mi ya? Tatyana,?nın çok daha güçlü bir kişiliği var. Kökleri sağlam Tatyana?nın. Kaç Onegin?i cebinden çıkarır, öylesine derin, öylesine akıllı. Kendi soylu içgüdüsüyle gerçeğin nerde yattığını, ne olduğunu çoktan sezmiştir. Puşkin şiirine Onegin değil, Tatyana adını vermeliydi. Hiç çekinmeden söyleyebiliriz, şiirin ger çek kahramanı Tatyana?dır. Tatyana olumlu bir tip, olumlu. ve güzel bir tip. Tam anlamıyla Rus kadını. Şair eserinde dile getirmek istediği düşünceyi Tatyana ile Onegin arasındaki son karşılaşmayı anlatan ünlü sahnede genç kadının ağzından anlatır. Diyebiliriz ki, o zamandan beri edebiyatımızda Rus kadınını böylesine olumlu, böylesine güzel görmedik – Turgenyev?in İyi İnsanlar Yuvası?ndaki Liza, belki… Fakat kıyı bucak bir köşede Tatyana ile ilk karşılaştığında Onegin bu temiz yüzlü, içten, utangaç kızı ilk başta anlamadı bile. Çünkü halkı kendinden aşağı görmeye alışagelmişti: Kızcağızın benliğinde saklı duran bütünlüğü, mükemmelliği göremedi; belki sahiden sandı ki genç kız ilerde varacağı olgunluk yolunda daha ilk adımlarını atmaktadır, bir çeşit tomurcuk, bir oğulcuktur. Bir düşünün, Tatyana bir oğulcuk, ha? Onegin?e yazdığı o mektuptan sonra! Şiirde bir oğulcuk arayacaksak, Onegin?den alâsı mı olur? Onegin, Tatyana?yı anlamıyor. İnsan ruhu nedir bilmiyor ki! Bütün hayatı boyunca soyut bir katta yaşadı: hayâl peşinde koşmaktan, âvârelikten kurtulâmadı. Üstelik Tatyana?yı sonradan Petersburg?da dillere destan bir hanımefendi olduğu zaman da; anlamadı. Tatyana?ya yolladığı mektupta ?onun eriştiği katın yüceliğini gönlünde çoktan sezmiş olduğunu? söylüyor ama bir sürü laf bunlar. Onegin, Tatyana?yı hiçbir zaman anlamamış, değerini vermemiştir. Aralarındaki sevginin trajik yanı buradadır…

Ne ki Tatyana?yı köyde ilk gördüğü sırada Childe Harold ya da, olur a, Lord Byron kendisi İngiltere?den çıkagelseydi, Tatyana?nın o ürkek, gösterişsiz güzelliğini görüp Onegin?i uyarsaydı, hemen orada hayranlıktan dizlerinin bağı çözülmez miydi Onegin?in? Evrensel acının pençesinde oradan oraya koşturup duranlar işte bazen böylesine köle ruhlu oluyorlar! Fakat nerde Onegin?de o göz? Evrensel sevgi ardında onca yıl pabuç tüketen beyoğlu önce kızcağızı karşısına alıp bir güzel söylev geçer, sonra da şerefli bir adam gibi davranmanın gönül rahatlığı içinde alır başını gider. Evrensel acı hâlâ yüreğini dağlamaktadır; budalaca bir kızgınlık ânında döktüğü arkadaş kanı eline bulaşmıştır. Bundan böyle ana yurdunun bir ucundan öbür ucuna âvâre dolaşacak, bir kerecik olsun gözleri Tatyana?yı görmeyecektir. Kanlı canlıdır daha; kabına sığamaz, haykırır: Daha gencim, hayat güçlü kuvvetli damarımda.
Ya beni bekleyen ne? Hep acı, gine acı, gine acı!

Tatyana, Onegin?in bu hâlini çok iyi biliyor. İlk gördüğü andan beri gözünü kamaştıran fakat neyin nesi olduğunu bir türlü anlayamadığı adamın evine gelişi hikâyede ölümsüz mısralarla anlatılır. Mısraların eşsiz sanat güzelliğinden, derin anlamlarından söz etmek istemiyorum şimdi. Tatyana, Onegin?in çalışma odasında. Kitaplarını; eşyalarını gözden geçiriyor. Onlara bakıp Onegin?in kişiliğini anlamaya, kafasında çöreklenen sır düğümünü çözmeye uğraşıyor. Bir ara olduğu yerde taş kesiliyor, sırrın çözüldüğünü haber veren bir önsezi ile kendi kendine mırıldanır: Boş bir hayâl olmasın sakın?

Evet, Tatyana bunu ancak böyle yarım ağız açığa vurabilirdi. İlk baştan Onegin?in ne mal olduğunu anlamıştı çünkü. Çok sonraları Petersburg?da yeniden karşılaştıklarında artık onu iyi tanıyordu. Kim demiş saray hayatı, sosyete hayatı Tatyana?yı bozdu diye! Kim demiş biraz da gözde bir hanımefendi olduğu için, yeni fikirlere kapıldığı için Onegin?e sırt çevirdi diye! Doğru değil bu. Tatyana yine eski Tanya, köylerin, kırların Tanya?sı. Şımardı mı sanki? Hayır! Petersburg sosyetesinin gözalıcı hayatı gönlünü boğmakta, onu binbir acıyla kıvrandırmaktadır. Sosyete hanımı olmaktan nefret ediyor. Tatyana?yı başka gözle görenler Puşkin?in ne demek istediğini anlamayanlardır. Tatyana açık konuşuyor Onegin?le:
Bir başkasına bağlandım, ölene dek
Ona sadık kalmam gerek.

O anda Tatyana Rus kadının ta kendisidir. Bu sözleri söylemekle hayatının doruğuna eriyor, şiirin dokunduğu gerçekleri dile getiriyor. Onun dini inançları, evliliğin kutsallığına inancı üzerine tek kelime söylemeyi gereksiz sayarım. Öyleyse niye Onegin?le kaçıp gitmedi? Kendi ağzıyla ona ?seni seviyorum? dememiş miydi? Bir Rus kadını olduğu için Güneyli bir kadın ya da bir Fransız kadını gibi hayatta cüretkâr bir adım atmayı beceremediğinden mi? Haysiyetinden, parasından, toplum içindeki yerinden, anlamsız erdem iddialarından vazgeçmeye gücü yetmediğinden mi? Hayır! Rus kadını inandığı şeyden gözünü esirgemez. Tatyana?nın bütün hayatı bunu doğrulayan bir hikayedir. ?Bir başkasına bağlı şimdi; ölene dek ona sadık kalacak? Kime sadık kalacak? Neye sadık kalacak? Dünya bir araya gelse sevemeyeceği, anası yaşlı gözlerle önünde diz çöküp yalvar yakar olmasaydı dünyada evlenmeyeceği o paşa eskisine mi? Yaralı yüreğinde bütün umut kıvılcımları söndü mü yoksa? Ağır bir umutsuzluk çökeleğinden başka birşey kalmadı mı gönlünde? Evet, Tatyana o paşaya, yani kocasına, onu seven, onu sayan, onunla övünen dürüst insana hainlik etmemeye kararlıdır. Anası önünde dize gelip yalvardı yalvarmasına, ama kararı veren kendisiydi. Kocasının sadık eşi olmaya söz veren oydu, Tatyana?ydı. Başka çıkar yol .bulamadığı için evlendiği adam ne olursa olsun şimdi kocasıydı. Atacağı yanlış bir adım kocasının onurunu ayaklar altına alacak, adamcağızı yerin dibine batırıp sonunda öldürecekti. Bir başkasının kara günleri üzerine mutlu bir hayat kurabilir mi? Mutluluğu doğuran yalnız sevginin insana tattırdığı hazlar değildir; aynı zamanda gönlün huzura kavuşmasıdır. Ardında şerefsiz, merhametsiz, insanlığa uymayan bir davranışın hâtırası yatan gönül nasıl kendi kendinden hoşnut olabilir? İnsanın kendi mutluluğu için kaçıp gitmesi yeter mi insanın mutlu olmasına? Ne biçim mutluluktur o ki, bir başkasını bahtsız kılmadan var olamıyor? Diyelim ki bütün insanlığı sevindirecek, bütün insanları barışa, esenliğe kavuşturacak bir amaç ardında koşmaktasınız. Diyelim ki bu amaca ulaşabilmek için tek bir insanı işkenceler içinde öldürmek gerekli, hattâ kaçınılmaz bir şarttır. Büyük bir insan, meselâ bir Shakespeare olmasın bu adam, sıradan namuslu ihtiyarın biri olsun; körükörüne inandığı, pek öyle derinden tanımadığı, fakat sevip saydığı, başının tacı ettiği, yanında yaşamaktan sevinç duyduğu genç bir kadının kocası olsun. Bütün yapacağınız bu adamı rezil etmek, yerin dibine batırmak, işkencelere salmaktır. Adamın ayaklar altına alınan onuru, sevdiğinden ayrı düşmesinin ıstırabı üzerine siz bütün insanlığın geleceğini, mutluluğunu kuracaksınız. Yapar mısınız? Buna razı olur musunuz? İşte meselenin can damarı! Diktiğiniz yapının temellerinde bu acı yattıkça, diktiğiniz yapının temellerinde önemsiz bir insanın, ama haksız yere, kör kör parmağım gözüne hayatı paralanmış bir insanın üzüntüsü yattıkça, yapıda oturacak olanların kendilerine sunduğunuz mutluluğu sizin elinizden almaya yanaşacaklarını aklınızdan geçirebilir misiniz? Hepsi dünyanın sonuna dek o mutluluk içinde yaşayacak olsa bile, onlardan bunu bekleyebilir misiniz?

Tatyana, yüreğinin tâ derinlerinde ıstırabın dik alâsını bilen Tatyana başka, türlü davranamazdı. Hayır. Kendini bilen kişi, bir Rus, kararını şöyle verir: mutluluktan nasibim olmasın benim. Çektiğim acı bu ihtiyarın çektiklerinin yüz katı, bin katı olsun. Kimse bilmesin, bu ihtiyar adam da bilmesin benim nelere katlandığımı. Kimseler bilmesin benim neyi göze aldığımı. Başkasını paralamakla olacaksa, ben mutluluğu istemiyorum! İşte trajedi burada. Tatyana çizginin ötesine geçemeyeceğini bilir, bunu bildiği için de Onegin?e kapıyı gösterir. Diyeceksiniz ki Onegin de bedbaht şimdi. Tatyana birini kurtardı, ötekinin yüreğini paraladı. Ama bu başka mesele, belki de şiirin en önemli meselesi. Yalnız geçerken söyleyeyim: Tatyana neden Onegin?le kaçmaya yanaşmadı? Edebiyatımızda öteden beri tartışılan bir konudur bu. Onun için üzerinde bu kadar durdum. Meselenin en dikkate değer yanı çözüm yolunun şimdiye kadar anlaşılmayıp tartışma konusu edilmiş olmasıdır. Bana kalırsa Tatyana serbest olsaydı, yaşlı kocası ölseydi de Tatyana dul kalsaydı, gine de Onegin?le kaçıp gitmezdi. Tatyana?nın kişiliğini iyi anlamamız gerek. Onegin?in nasıl bir adam olduğunu apaçık görüyor Tatyana. Ezeli âvâre, bir vakitler yüz vermediği kadını şimdi bambaşka bir ortamda, ulaşılmaz bir varlık gibi görmektedir. Meselenin can alıcı noktası bir bakıma bu değil mi zaten? Ortamın yeniliği… Onegin?in umursamayıp yüzüstü bıraktığı genç kız şimdi bütün sosyetenin sevgilisidir. Sosyete ise, bütün evrensel emellerine rağmen Onegin?in önünde boyun eğdiği tek kuvvettir. Onun için gözleri kamaşır, genç kadının ayaklarına kapanır. İşte ne zamandır ardından kovaladığım ülkü, der, işte kurtuluş yolu, işte acılarımdan beni kurtaracak varlık. O zamanlar gözüm görmedi onu; ?mutluluk elimi uzatsam benim olacakmış meğerse?. Nasıl daha önce Aleko acılarından kurtulma yolunu Zemfira?da gördüyse, şimdi de Onegin heveskâr imgeleminin yeni bir dönüşüyle Tatyana? ya sarılır. Ama Tatyana anlamıyor mu sanki bunu? Tâ ne zamandan beri bilmiyor mu Onegin?in bu hâlini? İki kere iki dört eder gibi biliyor ki, Onegin karşısındaki kadını, eski günlerin alçak gönüllü Tatyana?sını sevmiyor, kendi yeni hevesini seviyor. Biliyor ki onun gözünde Tatyana, Tatyana değil bambaşka bir varlıktır. Tatyana değil Onegin?in sevdiği; belki de kimseyi sevmiyor. Onegin?in kimseyi sevmeye gücü yok; ne kadar acı çekerse çeksin, kimseyi sevmeye gücü yok. Sevdiği, bir heves sade; zaten kendisi bir heves, Onegin! Bugün Tatyana?nın peşinden geldiğini görse yarın hayâl kırıklığına uğrayacak, gönlünün taşkınlığını alaya alacak. Onegin rüzgârın önünde oradan oraya savrulup duran bir ot parçasıdır. Tatyana öyle mi ya? Umutsuzluğun en koyu katında bile, hayatının paramparça olduğunu sezdiği anda bile gönlünün uzanacağı sağlam, sarsılmaz bir tutanağı var. Çocukluk hâtıraları, gösterişsiz, basit hayatının ilk yıllarını yaşadığı kırlar, köyü, Dadısının mezarı başında Dalların ördüğü gölgelikler.
Evet, bütün bu hâtıralar, geçmiş günlerin hayâli… elinde kalan en değerli şeyler şimdi bunlar. En kara umutsuzluk çukurundan bunlar kurtarıyor onu. Az değil. Çok bile. Onu kendi öz toprağına, halkına, halkının kutsal bildiklerine bağlayan, sarsılmaz, parçalanmaz bir temel. Oysa Onegin? Onegin?in nesi var? Kim Onegin? Hiçbir şey! Tatyana mı gidecek Onegin?in peşinden ona acıdığı için, onu eğlendirmek için; sevgisinin sonsuz merhamet kaynağından ona bir anlık mutluluk yalgını armağan etmek için?.. Tatyana mı yapacak bunu? Yarın Onegin?in kendi sevinci ile alay edeceğini şimdiden, bilmiyor mu sanki? Hayır! Bunlar öyle derin, öyle sarsılmaz gönüllerdir ki, sonsuz bir acıma duygusuyla da olsa, kutsal bildiklerini öyle göz göre göre harcansın diye sunmazlar adama. Hayır, Tatyana, Onegin? in peşinden gidemezdi.

Puşkin, Onegin?de, o sessiz, o ölümsüz şiirde katına erişilmez bir ulusal şair olduğunu ortaya koydu. Onun gibisi daha gelmemişti. Halkın tepesinde oturan bir toplum katının iç yüzünü bir anda, eşine az rastlanır bir sezgi gücüyle ve kesinlikle açığa vurdu. Önceki çağların, çağımızın Rus serserisi tipini gözler önüne serdi. Rus serserisinin gönlünde yatanı ilk sezen, tarih içerisinde kaderini ilk izleyen, bizim kaderimizdeki yerini ilk görüp anlatan Puşkin olmuştur. Tatyana?da, bir Rus kadınının hayatında tam anlamıyla olumlunun ve güzelin gerçek örneğini yarattı.”

Şair ve yazar Alesandr Sergeyeviç Puşkin’in başyapıtı kabul edilen ‘Yevgeni Onegin, “bir roman değil, şiir-roman yazıyorum; cehennemi bir fark aralarında!” diyerek yazmaya başladığı eserini 7 yıl, 4 ay ve 17 günde tamamlayabildi. Sekiz bölümlü roman, 366 kıta ve yaklaşık 5200 dizeden oluşuyor. Puşkin’in, daha sonra edebiyat tarihçileri tarafından ‘Onegin Kıtası’ olarak adlandırılan yepyeni bir şiir kıtası yarattığı romanının dünya dillerine çevrilme hikayesi ise ayrı bir zorluk. Bazı edebiyatçıların düşüncesine göre yalın bir Rusça ile yazılan romanı başka bir dile çevirmek imkânsız. Nitekim Rus asıllı ünlü yazar Nabokov, romanın İngilizce’ye çevirisinin altından ancak 15 yıllık bir çalışma ve 1100 sayfalık bir yorumla altından kalkabilmiş ve manzum romanla ancak düzyazıya dönüştürerek başa çıkabilmiş. Kitabın sunuş bölümünde Ahmet Necdet ve Kanşaubiy Miziev, uzun süren ortak çalışmalarının ürünü olan çeviride, ‘Onegin Kıtası’ uyak şemasına sadık kaldıklarını ve Puşkin ruhunu ellerinden geldiğince vermeye çalıştıklarını söylüyor.
Yevgeni Onegin, Puşkin?in epik şiirler dizisi içinde olgunluğuyla doruk oluşturan başyapıtı. Yazılması 8 yıl süren bu şiir-roman, erken 19. yüzyıl Rusya?sının toplumsal ve entelektüel yaşamı üzerine gerçekçi bir açılımdır. Belinski?nin deyimiyle Puşkin, Yevgeni Onegin?de Rus yaşamının bir ansiklopedisini yaratmıştır. Şairin tüm yaşamı, sevgisi, duyguları ve görüşleri bu yapıttadır.
?Yevgeni Onegin? şiir-romanını yazmaya sürgünlüğünde, 1823?te başladı. 1824?te, ateizmden söz ettiği bir mektubunun resmi makamların eline geçmesi üzerine, çarın buyruğuyla memuriyetten çıkarıldı, yeni bir sürgün kararıyla, ayrılmamak üzere, ailesinin mülkü olan Mihaylovskoye köyüne gönderildi. Şair, iki yılı aşkın süre tam bir yalnızlık içinde burada kaldı. Mihaylovskoye köyüne kapatılmışlığı olağan ötesi ürünler getirdi. Yarım yapıtlarını tamamladı, ?Yevgeni Onegin?e devam etti.


TATYANA’NIN ONEGİN’E MEKTUBU
Size yazıyorum ?daha ne denir?
Hem daha ne söyleyebilirim ki?
Şu an, biliyorum, elinizdedir
Hor görüp cezalandırmanız beni.
Bu benim mutsuz kaderimdir,
Bir damla acıyı koruyarak siz,
Elbette beni terketmezsiniz.
Susmayı tercih ettim ben önce;
İnanın: şu rezil yaşamımdan
Haberiniz olmazdı hiçbir zaman,
Bir ümide kapılmış olsam bile
Nadiren, haftada bir sözgelimi
Bizim köyde görebilseydim sizi,
Yalnız sizi duyarak, işiterek,
Size bir sözcük söyleyerek ve
Düşünmek, aynı şeyi düşünmek işte
Sizinle yeniden görüşünceye dek.
Ama derler ki, ürkeğin tekisiniz;
Sıkılırsınız ıssız ve köylük yerden,
Bizlerse… pek gösterişli değiliz
Gerçi hoşnutuz o yalın halinizden.

Hem niye ziyaret ettiniz bizi?
Terkedilmiş köyün ıssızlığında
Ben hiçbir zaman tanımazdım sizi,
Tanışmış olmazdım orda acıyla.
Acemi gönlümün heyecanını da

Zamanla dize getirip (kim bilir?),
Belki kalbime göre bir dost bulurdum;
Onun için sadık bir eş olurdum
Ve erdemli bir anne, ne denir.

Başkası!.. Hayır, düyada kimim var,
Hiç kimseye kalbimi vermezdim ben!
O yüksek bir kurulda alınan karar,
O göğün dileği: sana aitim ben!
Bütün hayatımın güvencesiydi
Sana bağlı kalışı bir buluşmanın;
Biliyorum, Tanrı gönderdi seni,
Mezara kadar beni koruyansın…
Bana rüyalarımda gelmiştin sen,
Görünmesen de yakındın canıma,
Bakışların baygınlık verirdi bana,
Bir ses duyulurdu gönlümde senden
Çoktan beri hayır, rüya değildi bu!
Sen ancak girdin, tanıdım o an,
Kendimi kaybettim, bendim yanan,
Düşünerek fısıldadım: ta kendisi!
Doğru değil mi? Duymuştum seni:
Benimle sessizce konuşmuştun,
Fakire elimi uzattığımda
Veya duayla rahatlattığımda
Hüznünü bu heyecanlı ruhumun?
Ve sen o sırada gözüme değdin,
Bu şirin görüntü sen değil miydin,
Saydam bir karanlıkta sönüp yanan,
Ve usulca başucuma yaslanan?
Sen değil miydin sevgiyle, hazla
Ümidin sözünü bana fısıldayan?
Kimsin sen, koruyucu bir melek mi,
Veya yoldan çıkaran sinsinin biri?
Kuşkularımı çöz, ortadan kaldır.
Belki de hepsi boşa gidecek
Acemi bir gönlün aldanışıdır:
Ve bambaşka bir şeye hükmedilecek…
Ama ne olursa olsun! Ben yazgımı
Bak senin ellerine veriyorum
Karşında dökerek gözyaşlarımı
Beni savun diye yalvarıyorum,
düşün bir: Ben burda ne çok yalnızım,
Kimse beni anlamak istemiyor,
Aklın gücünü yitirmiş demiyor,
Ve benim sessizce can vermem lâzım.
Seni bekliyorum: Bir tek bakışla
Şu kalbin ümidine canlılık ver
Veya bu ağır rüyayı kesiver,
Heyhat, o hak ettiğim sızlanışla!

Kesiyorum! Tekrar, dehşet vericidir…
Utanç ve korkuyla donakalıyorum.
Ama onurunuz benim güvencimdir,
Ve ona yiğitçe teslim oluyorum…

Türkçesi: Kanşaubiy Miziev / Ahmet Necdet

*”Dostoyevski, Puşkin Üzerine Konuşma, çeviren: Tektaş Ağaoğlu, Bilim/ Felsefe/ Sanat Yayınları

Alesandr Puşkin’in ölümsüz şiirsel romanı, Yevgeni Onegin – Fyodor Dostoyevski” üzerine 3 yorum

  1. Ben bu hayatın benzerini biliyorum. Bu eseri de çok severım. Güzel yazınız için teşekkürler.

  2. Çok çok güzel bir yazı ve çok güzel tesbitler,elinize gönlünüze saglık

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Flann O’Brien’in Ağaca Tüneyen Sweeny’i üstkurmacanın en incelikli eserlerinden biri.

Öyle kolay bir kitap beklemeyin. Çok akıcı, bir çırpıda okunuyor gibi sözler söylememi de. Ağaca Tüneyen Sweeny, sizi yoracak zihninizin...

Kapat