Amerikalı şair Ezra Pound’un faşizmi desteklemesi

ezra_pound1Amerikalı şair Ezra Pound 1930’ların başında faşizme “meyletti” ve 1935-1945 yılları arasında, Roma radyosunda, çoğu Amerika, Roosevelt yönetimi ve Yahudi aleyhtarı yüzlerce konuşma yaptı. İtalya’nın teslim olmasının ardından önce birkaç ay Pisa’nın kuzeyindeki Birleşik Devletler Ordu Disiplin Eğitim Merkezi’ndeki bir hücreye, “vatana ihanet” suçlamasıyla yargılandıktan sonra da on üç sene boyunca (1958’e kadar) Washington, D.C.’deki St. Elizabeths Hastanesi’nin cezaevi koğuşuna hapsedildi.

(Emre Ayvaz, http://t24.com.tr/)

***
Faşizm ise, Pound için, eski bir geleneğin doruk noktası oluyordu; bu noktada ise Mussolini, Hitler ve Sir Oswald Mosley gibi kişileri görüyordu. Pound 1920’den itibaren etnolog Frobenius’un doktrinlerini incelemiş, mistik bir ırk yorumuna varmıştı. Pound için kültürler ırkların ürünüdür ve her birinin kendine özgü ruhu, paideum u vardır; bunun bekçisi ise sanatçıdır. Pound için Mussolini, plutokrasiyi deviren bir devlet adamı olmanın da ötesinde, politikayı bir çeşit sanat haline getiren insandı: Pound, Mussolini, halkına, şiirin bir devlet davası olduğunu söyledi ve bu şekilde, Roma’da, Londra ve Washington’dan daha yüksek bir medeniyet seviyesini dile getirdi diyecek kadar ileriye gitti. Pound, 1935 yılında yazdığı Jefferson ve/veya Mussolini adlı eserde izah ediyor: Mussolini’nin mahkemesi, eğer yaratıcılığı, kuruculuğu göz önünde bulundurulmazsa geçerli olamaz. Bir sanatçı olarak muamele edin, tüm detayların yerli yerine oturacağını görürsünüz… Faşist devrim, bazı özgürlüklerin muhafazası, belirli bir kültür seviyesinin ve hayat kurallarının korunması içindi …

Pound, karısı Dorothy ile 1924’de İtalya’ya yerleşirler. 1933’de Mussolini’yle karşılaşır ve moneter bir reformla ilgili fikirlerini iletir. İngiliz faşist Mosley’le 1936’da tanışır ve sahibi olduğu British Union of Fascists dergisinde yazar ve 1959 yılına kadar yazışırlar. 1930 yılından itibaren Hitler Almanya`sının ekonomisi ile ilgilenir ve Berlin-Roma Aksının Lincoln’dan bu yana tefeciliğe karşı ilk hücum olarak görmeye başlar.

1940’da, Aks ülkelerine karşı savaşa muhalefet gruplarına yardım için gittiği ABD turundan döndüğünde, İtalya’da radyo çalışmaları yapar. Ameikan saati adlı programları 1941’de başlar. Pound kendisini bir Amerika yurtseveri olarak gördüğünden, Japonların Pearl Harbour hücumundan sonra ABD’ye geri dönmek istese de Amerikan Başkonsolosluğu buna mani olur. Hiçbir geliri olmadığından, radyo çalışmalarına devam eder ve tüm gücüyle Roosvelt yönetimine hücum eder; hücumları ekonomik olmakla beraber, belirli bir sanat ve kültür eleştirisini de içerir.

Mussolini’nin katledilmesinden iki gün sonra, Pound, Amerikan askeri güçlerine teslim olmaya çalışmasına rağmen İtalyan partizanlar tarafından tutuldu. Büyük bir ihtimalle, kendisinin de katledileceğine inanmış olmalı; cebine Konfüçyus’la ilgili bir kitap alır. Bunun yerine, Pisa’da bulunan bir Amerikan kampında, tabanı betondan, tüm gece aydınlanan, demir bir kafes içerisine hapsedilir. Pound fiziken yıkılır ve bir sağlık merkezine yollanır; burada Pisan Cantos ları üzerine çalışmak için izin elde eder. Aynı yıl Washington’a yollanır ve hapsedilir. 1943’de Pound, ABD’ye ihanetten suçlanır. Hemingway, eski dostunun, savaştan sonra, geleceğinden endişe ederek, delilik savunması yapmanın mümkün olduğunu ileri sürer; bu fikir, Pound’un, Amerikan hükümeti nezdinde ilişkileri olan yakın dostları tarafından kabul edilir. Diğer bir grup ise Pound’un ölümle cezalandırılmasından yana idi . Fakat daha sonra deli olduğu kabul edilerek, St Elizabeth katiller için akıl hastahanesine kapatılır. Bu yerde edebi çalışmalarına devam eder; çevirdiği 300 Çin şiiri 1954 yılında Harvard’da yayınlanır.

1950’li yılların ortasına doğru, birçok etkin sanatçı ve aydın, serbest bırakılması için kampanya başlatmışlardı. 1953 yılında, Pound henüz kesin ve yasal bir teşhise tâbi tutulmamıştı. Adalet Bakanlığının yaptığı tetkiklere göre, sadece kişilik sorunları vardı. 13 yıl hapis yattıktan sonra, 18 Nisan 1958 yılında, vatan hainliği ile ilgili suçu terkedildi. Aynı yıl, 30 Haziran’da İtalya’ya geri döndü ve Napoli’ye vardığında gazetecilere faşist selamı verirken, Tüm Amerika bir timarhaneden ibaret dedi. Cantos eserine devam ederken, eski faşist dostlarıyla ilişkilerini sürdürdü. Amerikan diplomasisinin tüm kınamalarına rağmen, radyo ve gazetelere verdiği her söyleşide Amerikan sistemini eleştirdi. 1972 yılında Venedik’te hayata gözlerini yumdu.
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Jorge_Luis_Borges)

Ezra Pound, sanatçıların, yönetmek için doğan bir sosyal seçkinler grubu teşkil ettiklerini, bunun için ise demokratik bir seçime ihtiyaç olmadığını savunuyordu. Sanatçılar ırkın antenleridirler fakat toplum hiçbir zaman büyük sanatçılarına güven duymaz. 1914’den itibaren, Pound sanatçı, yeteri kadar sağduyuya sahip olduğundan, insanlığın çekilmez derecede aptal olduğunu anlamıştır . Buna rağmen, onu idare etmeye, eğitmeye, ikna etmeye, kendinden kurtarmaya çalışmıştır diyordu. 1922’de ise kitleler uysaldır, yoğrulabilirler ve onları şekillendiren kalıpları yaratan ise sanattır neticesine varıyordu.

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Roman Gibi – Sabiha Sertel

Roman Gibi, hayatı bu adı fazlasıyla hak eden bir kadının, Sabiha Sertel’in hayatını anlatıyor. 1895’te Selanik’te başlayan yolculuğu 1968’de Sovyetler...

Kapat