Arap Baharı Aldatmacası / Ortadoğu’da Emperyalist Restorasyon – Yazarlar: Alper Birdal, Yiğit Günay

“Bu kitaba Tunuslu emekçi Buazizi’nin kendini yakmasının hikayesiyle başladık. Buazizi’nin eline benzin bidonunu neden aldığını anlamak için… Tahrir Meydanı’nı dolduran yoksulların üzerine salınan baltalı çeteleri anlattık. Ve Mübarek’in devrilmesinden sonra iktidara yerleşen orduya karşı mücadele ederken düşen bedenleri… Bütün bunlar bir devrime dönüşme potansiyelini barındıran bu süreçlerin yenilgisinin öyküsü. Bize göre bu öykü, bir yenilginin kısa tarihidir. Yenilgiden öğrenmek, sürecin nereye doğru seyrettiğini görmeye çalışmak, yeni bir devrimci dalganın yükselişinin, gerçek halk iktidarlarının kurulabilmesinin olmazsa olmaz koşuludur.

Bu kitabı baştan sona okuyan bir okurun “Ne yani, her şeyi emperyalizm mi planladı” diye sormayacağını umuyoruz. Emperyalizmin planlarının pek çok defa bozulduğunu anlatmaya çalıştık. Yalpaladılar, yön değiştirdiler, başarısız da oldular birçok örnekte… Ancak sonuç olarak Tunus’ta başlayıp bütün bölgeye yayılan süreci yönetme inisiyatifi, yine emperyalizmin eline geçti.”

Bu, her şeyin emperyalist merkezlerin istediği doğrultuda geliştiği anlamına gelmez. Yalnızca emperyalizmin çok boyutlu çıkarları açısından daha elverişli bir bölge yapılanmasının ortaya çıkmakta olduğu anlamına gelir. Bize göre sürecin bütününden çıkan budur. (Tanıtım Yazısı)

‘Bahar’ bitti! – E. Zeynep Güler
(21/09/2012, Radikal Kitap Eki)
Tunus ?ta başlayarak Mısır ?a, Libya ?ya ve Arap dünyasının diğer yerlerine uzanan, her ülkede farklılıklar gösteren ayaklanma zinciri 2012 sonlarına gelindiğinde harekete katılan geniş halk kesimleri ve işçi sınıfı için bir ?umut kırıklığı?na dönüştü. Yakında olmakla birlikte bu ülkelerde yaşanan gelişmeleri Batı basını ve tarafgir medya üzerinden izleyen Türkiye ?de yaşayanlar olarak olayların bütününe dair bir değerlendirme yapmak her zaman büyük güçlükler taşıyordu. Bu hareketleri yakından takip eden Alper Birdal ve Yiğit Günay?ın basında olaylarla ilgili çıkan haber ve yorumları değerlendiren ? Arap Baharı ? Aldatmacası: Ortadoğu ?da Emperyalist Restorasyon çalışması önemli bir başvuru kaynağı oluşturuyor. Bu güncel çalışma medyada yer alan tarafgir ve yüzeysel ?uzman? görüşlerinden farklı olarak Arap ülkelerinde yaşanan ayaklanmaları ve bunların Batı basınında yer alış biçimini, bu olayların emperyalist merkezler tarafından nasıl görüldüğü ve yönlendirildiği konusunda önemli veriler ve bir siyasi bakış açısı sunuyor. Bu çalışmada olgu ve olaylar, tarihsel gelişmeler bu siyasi tezi görünür ve anlaşılır kılmak için özetleniyor.
Bu ?gazetecilik kitabı?nı yüzeysel bir gazeteci çalışmasından ayıran özellikler mevcut. Türkiye ?de ana akım gazeteciler ve çoğu kez televizyonlarda izlediğimiz ?uzmanlar? topluluğu olayları ve gelişmeleri ya iktidar yandaşı devletlû ağızlardan ya da son derece yüzeysel, moda kavramlarla ve empresyonist ?muhalif? tonlarda değerlendirmelerle ele alıyor. Oysaki böyle önemli siyasal gelişmeler meselenin tarihsel ve güncel siyasi boyutlarının bir bütün olarak incelenmesini ve doğru bir siyasal perspektiften değerlendirme yapmayı zorunlu kılıyor. Bunun dışında Ortadoğu ve Arap ülkelerindeki gelişmeler bir bütünlüğü olmayan, birbirini tesadüfî olarak izleyen olaylar yığını şeklinde ele alınıyordu. Olaylar yığınından teoriye ulaşılamayacağı gibi teorik yaklaşımlar da yine benzer bir aktarmacılığı ve kolaycılığı tekrar etmekle yetiniyordu.

Mısır ?dan Libya ?ya
Birdal ve Günay çalışmalarında Tunus ?ta başlayan, Mısır ?da 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarını deviren olayları, bunlarla bağlantılı olarak ve analitik bir yaklaşımla hiç ele alınmayan Libya ?daki gelişmeleri ve NATO müdahalesini, Suriye ?deki olayları ele alıyorlar. Çalışma bunun yanı sıra ve belki de en önemlisi Ortadoğu ?daki gelişmelerin Türkiye ?nin, AKP iktidarının dış ve iç siyaseti açısından incelenmesini içeriyor.
Bir diğer önemli nokta ise gelişmelerin emperyalist merkezlerin bölgeye müdahale ve düzenleme girişimleri açısından okunuyor olması. Bu inceleme alanı olayları anlama açısından önemli bir referans oluşturuyor. İç ve dış dinamiklerin günümüz dünyasında birlikte işleyişi sosyal bilimciler ve araştırmacıların dikkatle eğilmeleri gereken alanların başında geliyor. Ortadoğu ülkelerinin iç gelişme ve dinamiklerinin tek başlarına incelenmesi gelişmelerin anlaşılması açısından yeterli olmuyor. Bu Ortadoğu için hep böyleydi, ama günümüz küresel dünyasında daha da fazla böyle olduğu söylenmeli. Yazarların da belirttiği gibi bu vurgu her şeyin emperyalist merkezlerin istediği doğrultuda geliştiği anlamına gelmez. Ama incelenen alanlarda bu özgül müdahalelerin hesaba katılmaması saflık olur.
Arap dünyasındaki kalkışmalar, özellikle Tunus ve Mısır ?da halk kitlelerinin meydanları doldurması hepimizi heyecanlandırdı ve yüreklendirdi. Uzun sürmüş diktatörlüklerin sallanması, yerinden oynaması ve yıkılması bir heyecan dalgası uyandırdı. Emekçilerin kendilerini uzun yıllardır cendere altında tutan yönetimlerden ve askeri diktatörlüklerden kurtulmak amacıyla harekete geçmesi, yeni bir devrim dalgasının ortaya çıkması ihtimali, umudu canlandırdı. Ancak bu beklentinin gelişmelerin bütününü doğru değerlendirmenin önüne geçmesine izin vermemek gerekiyor. Umutlarımız Tunus ve Mısır ?da askeri yönetimlerin iktidarı devralmış, İslamcı partilerin süreçten güçlenerek çıkmış olmasını unutturmamalı.

Yiğit Günay ve Alper Birdal?la ?Arap Baharı Aldatmacası? üzerine
(7 Eylül 2012, http://haber.sol.org.tr)
?Arap Baharı Aldatmacası. Ortadoğu?da Emperyalist Restorasyon? kitabının yazarları Alper Birdal ve Yiğit Günay?la kitap ve Ortadoğu?daki gelişmeler hakkında sohbet ettik.

soL portal Genel Yayın Yönetmeni Alper Birdal ve 1 Ekim?de okurlarla buluşacak soL günlük gazete Yayın Kurulu Üyesi Yiğit Günay?la, hafta başında kitapçıların raflarına çıkan ?Arap Baharı Aldatmacası? üzerine sohbet ettik. Günay ve Birdal?a kitabın ana siyasi tezini ve son iki yılda Ortadoğu?daki gelişmelerle ilgili sık sık gündeme gelen bazı soruları sorduk.

Kitabınız için ‘Arap Baharı’ Aldatmacası başlığını seçmeniz, Arap coğrafyasında yaşanan süreci emperyalizmin bir oyunu olarak gördüğünüz anlamına mı geliyor?

Yiğit Günay: Olur mu öyle şey! Bu ?emperyalizmin oyunu? klişesi, birilerinin öyle göstermeye çalışmasına rağmen aslında emperyalizm karşıtlarının değil, liberallerin ağzındaki sakızdır. Hele ki Arap ülkelerinde yaşananlar gibi uzun ve karmaşık bir süreç, nasıl tek bir aktörün ?komplosuyla? açıklanabilir ki?

Ama emperyalizm çözümlemesini duydukça kara kedi görmüş batıl inanç sahibi gibi tüyleri diken diken olup üç kere işaret parmaklarının orta büklüm kemiğini tahtaya vuranlar, siyasi vakalarda emperyalizmin rolüne işaret edenlerin argümanlarını bu şekilde saçmaya indirgemeye bayılıyorlar.

Aslında haklılar, başka türlü, örneğin olgularla karşı çıkmaları zor. Bizim de başımıza geldi, kitapla ilgili çıkan ilk haberlerden birisi, kitabın Arap ülkelerindeki eylemleri ?emperyalizmin oyunu? olarak gördüğünü iddia ediyordu. Üstelik de, şahsen tanıdığım için biliyorum, haberi yazan muhabir kitabı okumak bir yana, görmemişti bile!

Kitabınızın ana tezi emperyalizmin Ortadoğu’da bir restorasyon çabası içerisinde olduğu. Ne demek bu? Neden böyle bir ihtiyaç var? Bin Ali, Mübarek, hatta Kaddafi gibi isimler emperyalizmle işbirliği yapmıyor muydu?

Alper Birdal: Evet. Aslında bunu kitapta uzun uzun anlatmaya çalıştık. Kitabı bu tezin etrafında örmeye çalıştık ve bu nedenle kitabın alt başlığını ?Ortadoğu?da Emperyalist Restorasyon? koyduk. Mümkün olduğunca tarihsel süreçle, güncel durum arasındaki bağlantıları ortaya koymaya çalıştık.

Yaygın ve çok yanlış bir algı, emperyalizmin belirli bir coğrafyaya yönelik politikalarının, kabaca, bir takım değişmez rasyonellere dayandığı yönünde. Örneğin ?her şey petrol için yapılıyor? argümanı böyle. Bu argüman, kuşkusuz bazı açılardan gerçeklik payına sahip. Yani bir şeyler de petrol için yapılıyor, doğru… Fakat bu, gerçekliğin ancak çok küçük bir kısmını ifade ediyor. Dolayısıyla barındırdığı doğruluk payına rağmen çarpık bir siyasal algıyı besliyor. Doğru, enerji kaynaklarının daha sıkı bir denetim altına alınması, emperyalist tekellerin daha rahat koşullarda bu kaynakları yağmalama çabası da restorasyon girişiminin bir boyutu. Ama buradan bakarsak, emperyalizmin iktisadi hegemonyasını sağlamlaştırmasının yolunun da politikadan geçtiğini yadsımış oluruz. Üstelik bu yaklaşım, emperyalist merkezler açısından daha az zahmetli yolların da olabileceğini gözden kaçırıyor. Kaddafi örneğin, Batı açısından can sıkan özelliklerinin yanı sıra özellikle son dönemde AB ve ABD ile daha fazla işbirliği yapmaya zorlanabilecek bir pozisyona sahipti. Kitapta Kaddafi ve Esad’ın Batı’yla maceralarını ana hatlarıyla anlatmaya gayret ettik bu nedenle.

Kitapta emperyalizmin Arap coğrafyasında başlayan olayları kontrolü altına almayı başarması halinde, bu tür yollardan elde edebileceğine kıyasla farklı ve daha gelişkin olanaklar yakalayabileceğini gördüğünü anlatmaya çalıştık. Evet, Kaddafi?yi daha fazla işbirliğine zorlayabilirlerdi. Ama Kaddafi?nin böyle bir süreçle devrilmesi, emperyalizme Suriye?nin kapılarını açtı. Evet, işbirlikçi Mübarek ve Bin Ali rejimlerini desteklemeyi sürdürebilirlerdi. Ama tersini yapmaya karar vererek, bütün bölge dengelerini yeniden şekillendirme olanağı yakaladılar. Evet, Suriye?ye yönelik bu çapta bir müdahaleyi devreye sokarak belirli riskler almak yerine örneğin havuç-sopa politikalarına başvurabilirlerdi. Ama bu müdahaleyle İran merkezli ekseni bölgeden kalıcı bir şekilde sökme olanağını yakaladılar.

Emperyalizmin değişmez siyasi rasyonelleri yok. Bin Ali, Mübarek gibi şahsiyetler ise işbirlikçiliğin olabilecek yegane adayları değillerdi. Zira emperyalizm, her şeyden önce siyasi rasyonellerle hareket ediyor.

Restorasyondan kastımız, işte emperyalizmin karşısındaki bu olanaklar silsilesi. Ve bu bir süreç. Henüz devam ediyor. Emperyalizmin Ortadoğu?da yenilenmiş bir egemenlik kurduğunu söylemedik kitapta. Bunu yapmaya çalıştığını söyledik. Başardıklarını değil?

Ülkemizde ve Batı’da bazı solcu aydın ve akademisyenler, Arap coğrafyasında yaşananları halk ayaklanması, devrim gibi kavramlarla açıklıyorlar. Siz süreci hangi kavramlarla açıklarsınız?

Yiğit Günay: Dediğim gibi, bu karmaşık, çok değişkenli bir denklem, çok aktörlü bir süreç. Ama bütününe ve gelinen noktaya baktığımızda bir tek kapsayıcı kavram kullanmamız gerekirse ne olurdu sorusunu zaten kitabın alt başlığında yanıtlıyoruz. Bizce yaşanan süreç, Alper?in anlattığı gibi, emperyalist bir restorasyona denk düşüyor.

Alper Birdal: Bazı sol çevrelerin, aydınların vesaire kullandıkları kavramlarla ilgili anlayamadığım hususlar var. Örneğin Suriye?de, Libya’da bir halk ayaklanması olduğu tezi? Tunus için, Mısır için bu söylenebilirdi. Halk gerçekten de bu ülkelerde sokaklarda, meydanlardaydı. Sonra bazı entelektüeller bu durum Libya ve Suriye için de geçerliymiş gibi yaklaştılar olaylara.

Burada iki sorun var. Birincisi halkın sokağa çıkması, ayaklanması, isyan etmesi tek başına değer taşımıyor. ?Halk diktatörlüklere karşı ayaklandı? deniliyor. Bana göre bu bile tek başına bir değer taşımıyor. Diktatörlüğe karşı isyan edip, islamcı rejimlere fit olan bir halk, başlangıçtaki özlemleri, niyetleri ne olursa olsun yenilmiş demektir. Kaldı ki hiçbir yerde kitleler olmadan, dolayısıyla belirli açılardan kitlelerin özlemleriyle bağ kurulmadan bu çapta dönüşümler gerçekleştiremezsiniz. Elbette halk ayaklanacaktı. Niye ?ne için ayaklandı ve ne elde etti? diye sormuyoruz?

İkinci sorun, dediğim gibi, Tunus?ta ve Mısır?da geçerli olanın Libya?da ve Suriye?de de geçerli sayılması. Bu iki ülkede halkın ne istediğini, neyi desteklediğini objektif olarak söyleyebilecek kimse var mı? Baas?a destek mitinglerindeki kitleler ?bindirme kıtalar? mıydı yalnızca? Bu ülkelerde halkın Kaddafi ve Esad yönetimlerine karşı meşru mücadeleleri, islamcı militanların süreci kendilerine yontmaları nedeniyle ezilmedi mi? Peki, bu ortamda bu ülkelerde gerçekten emekçi sınıfların tarihsel çıkarlarına denk düşen bir mücadeleyi yükseltmek daha mı kolay daha mı zor bu şartlarda?

Ortalıkta boğaz kesen çember sakallılar dolaşacak, ajanlar cirit atacak ve siz işçi sınıfının, yoksul köylünün eşitlik, adalet, özgürlük taleplerini yükselteceksiniz? Küçücük bebeler bile ?devrim yapıp alevileri keseceğiz? diyecek, siz geleceği kurmaktan bahsedeceksiniz. Hangi mücadeleye zarar veriyor bu tablo?

Her şey emperyalizmin istediği gibi mi gidiyor peki? Genel olarak Batı, ama özellikle de İsrail islamcı güçlerin yükselişinden hiç rahatsızlık duymuyor mu? Veya Suriye’nin uzun süre bir iç savaşla boğuşması ihtimali, Türkiye’yi ve diğer bölge ülkelerini endişelendirdiği için bu güçlerin inisiyatif almaya çalıştıkları söylenemez mi?

Alper Birdal: Evet, süreç şu ana kadar emperyalizmin istediği gibi gidiyor. Ancak bu, Yiğit’in de dediği gibi, emperyalist merkezlerin hiçbir sürtünme yaşamadığı, her şeyi kontrol ettiği anlamına gelmez. Çökertmek istedikleri, değiştirmek istedikleri direnç unsurlarına büyük bir basınç uyguluyorlar. Bazılarını çökerttiler, bazıları ise uygulanan kuvvet arttıkça daha şiddetli tepki veriyor.

Bahsettiğimiz sürtünmeleri burada tek tek açmak mümkün değil. Vaktimiz yetmez buna. Ama ?İsrail?le yeni islamcı yönetimlerin ilişkisi ne olacak? sorusunun bu başlıklardan bir tanesi olduğu söylenebilir. İşte Sina?da yaşananlar gibi örnekler var önümüzde?

Bu gidişat emperyalizmin bölgedeki en önemli payandalarından olan İsrail?i endişelendiriyor mu sorusuna ise bence net bir ?hayır? yanıtı verebiliriz. Pürüzler var kuşkusuz. Ama Netanyahu, önce Tahran?daki Bağlantısızlar Hareketi toplantısında, sonra Arap Birliği zirvesinde ?Esad gitmeli? diye yırtınan, hem Katar?ın kucağında oturan ama hem de İran?la müzakere masasına oturabilen Mursi?yi gördüğünde herhalde kıs kıs gülüyordur. Kürecik’teki radar üssünün yanında, Katar’ın, Suud’un çöle yerleştirdiği Patriotları gördüğünde keyfi iyice yerine geliyordur.

?İsrail, Suriye?deki Baas statükosuyla mutlu? türü iddiaları ise fazlasıyla gayri ciddi buluyorum. İsrail?i en fazla mutlu edecek şey, bölgedeki Siyonizm karşıtı direncin kırılması. Baas?ın devrilmesiyle geriye Hizbullah ve İran kalacak. Tabi bölge solunu saymazsak? Yani devletler düzeyinde aktörler içerisinde. Baas?ın devrilmesi, Siyonizm karşıtlığına siyasi mevzi kaybettirmekle kalmayacak, bu ideolojinin meşruiyetine de darbe vuracak. İsrail, dengelerin bu doğrultuda değişmesinden niye rahatsız olsun ki!

Türkiye?nin ?endişelerine? gelince?

Bölgede ABD?nin politikalarıyla aynı paralelde hareket eden geniş bir koalisyon var. AKP Türkiye?si bu koalisyon içerisinde kendisini farklı bir konuma yerleştirmeye çalışıyor. Bu konuda da başarılı olduğu söylenebilir. Zaman zaman bu aynı paralelde hareket eden ortakların, taktikler ve zamanlama konusunda uyumsuzluklar yaşadıklarını görüyoruz. AKP Türkiye?sinin bir endişesi varsa, kaynağında üstlendiği rolü yitirme, yani çektiği silahın geri tepmesi olasılığı var. Yoksa bu büyük saldırıda en ön safta yer aldığı için kaygılı değil.

Önsözde “bu kitap bir gazetecilik kitabı değil” diyorsunuz. Ne kastediyorsunuz?

Yiğit Günay: Bir süredir çeşitli kampanyalara imza verirken isminin yanına meslek olarak “gazeteci” yazmak zorunluluğunu hisseden ve bundan pek hazzetmeyen biri olarak yanıtlayayım. Burjuva anlamında “gazetecilik”, bizim yaptığımıza denk düşmüyor. Burjuva anlamıyla “tarafsızlık”, “nesnellik”… Hepsi bizden uzak olsun.

Biz habercilik yapıyoruz, evet, ama biz devrimciyiz. Sadece olguları sunmuyoruz, bunları bir perspektif etrafında sunuyoruz. Kitapta bunu iyice öne çıkartmaya çalıştık. Evet, gerçekten çok fazla sayıda olguya yer verdik. Olgularla desteklemediğimiz hemen hemen hiçbir şey söylemedik diyebilirim kitapta.

Ama olguların düzenlenişi de öznel ve dolayısıyla siyasal bir süreçtir. İşte burada bizim kitabımızı, piyasada kullanılan anlamıyla, bir gazetecilik kitabından ayıran, bu olguları merkezi bir tez etrafında inşa etmemiz ve bu tezi de kitabın önsözünden itibaren okura açık açık söylememiz.

Kitabın Künyesi
“Arap Baharı” Aldatmacası – Ortadoğu’da Emperyalist Restorasyon
Yazarlar: Alper Birdal, Yiğit Günay
Yayıncı : Yazılama Yayınevi
Eylül 2012
315 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Pantagruel – François Rabelais

Rönesans'ın başlangıcını müjdeleyen yazarlardan biri olan François Rabelais, baba-oğul iki dev olan Gargantua ve Pantagruel'in maceralarını anlattığı beş ciltlik eseriyle...

Kapat