ARİSTOTELES MANTIĞI
Çok ayrı alanlarda çok büyük olan Aristoteles’in etkisi mantıkta hepsinden büyüktür. Eski çağın sonlarında Platon, metafizikte hâlâ üstün olduğu sırada mantıkta Aristoteles otoritesi ortaçağların sonuna değin sürdü. Hristiyan filosofların Aristoteles’e metafizik alanda üstünlük sağlaması, XIII. yüzyılda olanaklı olmuştur ancak. Bu üstünlük Rönesanstan sonra büyük ölçüde yitirilmiş, fakat mantık alanındaki sürüp gitmiştir. Bugün bile, bütün Katolik felsefe öğreticileri ve daha pek çok kişi, modern mantığın buluşlarını dirençle reddeder ve kesinlikle Ptolemaeos gökbilimi gibi eskimiş olan Aristoteles sistemine tuhaf bir tutkunlukla bağlanır. Aristoteles’e tarihsel açıdan hakkını vermeyi güçleştirir bu. Onun günümüzde, açık düşünmeye karşı kötü etkisi, Platon dahil, kendinden önce gelenlerin ardından nasıl büyük bir adım attığını anımsamayı bile güçleştirecek ölçüde kötü olmuştur. Aristoteles mantığı 2000 yıldan uzun bir duraklamanın izlediği ölü bir son olmak yerine sürekli bir gelişmenin sahnesi olsaydı hayranlık duyardık ona. Ancak, bu mantığın yol açtığı kötülük, böyle bir duyguya engeldir. Aristoteles’ten öncekileri gözden geçirirken okuyucuya, onlardan etkilenmediğimizi anımsatmak gerekli değildir. Öğretilerini desteklediğimiz varsayılmaksızın, ustalıkları için övebiliriz onları. Aristoteles’se tersine, özellikle mantıkta hala bir savaş alanıdır ve salt tarihsel olmak açısından ele alınamaz.

ARİSTOTELES’İN EN ÖNEMLİ İŞİ
Aristoteles’in mantıktaki en önemli işi, ileri sürdüğü tasım (syllogismos) öğretisidir. Bir tasım, üç bölümden kurulan bir kanıttır:
1 – Büyük öncül,
2 – Küçük öncül,
3 – Vargı.
Tasımlar, her biri skolastiklerce verilmiş bir ad taşıyan ayrı türlere sahiptirler. En ünlüsü “Barbara” adı verilenidir:
Bütün insanlar ölümlüdür (Büyük öncül).
Sokrates insandır (Küçük öncül).
Sokrates ölümlüdür (Vargı).
Ya da:
Bütün insanlar ölümlüdür.
Bütün Grekler insandır.
Bütün Grekler ölümlüdür.
Bu iki biçim arasında bir ayrım gözetmez Aristoteles. daha sonra göreceğimiz gibi yanlıştır bu.
Öbür biçimler şunlardır: Hiçbir balık akılcı değildir. (“Celarent” adı verilir buna.)
Bütün insanlar akıllıdır. Kimi hayvanlar insandır. Böylece, kimi hayvanlar akılcıdır. (“Darii”.)
Hiçbir Grek siyah renkli değildir. Kimi insanlar Grek’tir. Sonuçla, kimi insanlar siyah renkli değildir. (“Ferio”)
Bu dört tasım, birinci tasım biçimini ortaya koyar, Aristoteles ikinci ve üçüncü bir biçim, ortaçağ öğreticileriyse (schoolmen) dördüncü bir biçim eklemiştir bunlara. Ancak son üç biçimin, çeşitli düzeneklerle birinciye indirgenebileceği gösterilmiştir.
Tek öncülden yapılan kimi çıkarımlar bulunmaktadır. “Kimi insanlar ölümlüdür”ü “kimi ölümlüler insandır”a indirgeyebiliriz. Aristoteles’e göre bu yalnız “bütün insanlar ölümlüdür”den çıkarımlanabilir. “Hiçbir tanrı ölümlü değildir”den “hiçbir ölümlü Tanrı değildir”i çıkarımlayabiliriz. Fakat, “kimi insanlar Grek değildir”den “kimi Grekler insan değildir” sonucu çıkmaz.
Yukarki türden çıkarımlardan ayrı olarak, Aristoteles ve onu izliyenler bütün tümdengelimsel çıkarımların, kesin olarak dile getirildikte, tasımsal olduğunu düşünmüştür. Tüm geçerli çıkarımların dökümünü yapmak ve ortaya atılan kanıtı tasımsal biçime aktarmakla, tüm yanlışlardan korunmak olanaklı olacak.

TASIMLAMADAKİ EKSÎİKLER
Bu sistem, biçimsel mantığın başlangıcıydı ve bu yönden hem önemli hem de değerliydi. Ancak, biçimsel mantığın başlangıcı değil sonu olarak görüldüğünde, üç tür eleştiriye yol açıyor:
1 – Sistemdeki biçimsel eksikler.
2 – Tümdengelimsel kanıtın öbür biçimlerine bakıldığında, tasımlamaya aşırı değer verilmesi.
3 – Bir kanıt biçimi olanak tümdengelime aşırı değer verilmesi.
Bu eleştirilerden her biri konusunda söylenecekler vardır:
1 – Biçimsel eksikler: “Sokrates insandır” ve “bütün Grekler insandır” anlatımlarıyla başlıyalım. Bunlar arasında Aristoteles mantığınca yapılmıyan kesin bir ayrım yapmak gereklidir. “Bütün Grekler insandır” anlatımı genel olarak “Grekler vardır” anlatımını içerir biçimde yorumlanır. Bu içerik olmaksızın, Aristoteles tasımlarından kimi geçerli değildir. Sözgelimi, “bütün Grekler insandır. Bütün Grekler beyazdır. Öyleyse kimi insanlar beyazdır” tasımını düşünelim. Grekler varsa geçerlidir bu. Başka türlü değildir.
Eğer “bütün altın dağlar vardır; bütün altın dağlar altındır: dolayısıyla kimi altın dağlar altındır” demiş olsaydım, öncüllerinin bir bakıma doğru olmasına karşın vargım yanlış olacaktı. Açık konuşacaksak “bütün Grekler insandır” anlatımını “Grekler vardır” ve “Eğer bir şey Grekse o insandır” anlatımlarına bölmeliyiz. Son anlatım salt varsayımsaldır ve Greklerin olduğunu içermez.
“Bütün Grekler insandır” anlatımı, böylece, “Sokrates insandır” anlatımından biçimsel olarak daha karmaşıktır. “Sokrates insandır” özne olarak “Sokrates”i; “bütün Grekler insandır”, “bütün Grekler”i içerir; fakat “bütün Grekler insandır” özne olarak “bütün Grekler”i almaz. Çünkü, “Grekler vardır” anlatımında olsun “herhangi bir şey Grekse insandır” anlatımında olsun, “bütün Grekler”le ilgili bir şey yoktur.
Bu salt biçimsel yanlış, metafizik ve bilgi öğretisindeki yanlışın kaynağıdır. “Sokrates ölümlüdür”, “bütün insanlar ölümlüdür” önermeleri karşısında, bilgimizin durumunu gözden geçirelim. “Sokrates ölümlüdür” önermesinin doğruluğunu bilmek için çoğumuz, tanıklara dayanmakla yetiniriz. Eğer tanıklara güveneceksek, onlar bizi, Sokrates’i tanımış ve onun var olduğunu görmüş birine geri götürmeli. Kavranılmış bir olgu (Sokrates’in na’şı), bu na’şa “Sokrates” adı verildiği konusundaki bilgiyle birlikte Sokrates’in ölümlülüğünü sağlamaya yeterdi. Fakat, “bütün insanlar ölümlüdür” önermesinde iş değişir. Böyle genel önermeleri bilmemizle ilgili soru çok güçtür. Bu tür önermeler, kimi kez yalnızca sözeldir: “Bütün Grekler insandır” önermesi, insan olmadıkça bir şeye Grek adı verilmediği için bilinir. Bu tür genel anlatımlar, sözlükten sağlanabilir. Onlar bize, sözcüklerin nasıl kullanıldığı dışında, dünyayla ilgili hiçbir şey söylemez. “Bütün insanlar ölümlüdür” önermesi böyle değildir. Ölümsüz bir insan konusunda, mantıksal yönden çelişmeli bir şey yoktur. Tümevarım temelinde inanırız “bütün insanlar ölümlüdür” önermesine. Çünkü, sözgelimi 150 yıldan uzun bir zaman yaşayan bir adam konusunda iyice sınanmış bir örnek yoktur. Yalnız bu durum, önermeyi kesin değil, olasılı yapar. Kişioğlunun yaşadığı süre içinde kesinlenemez o.
Metafizik yanlışlar “bütün insanlar”ı, “bütün insanlar ölümlüdür” önermesinin öznesi saymaktan doğar. “Sokrates”i “Sokrates ölümlüdür” önermesini saymaya benzemez bu. Sonuçta “bütün insanlar”ın, “Sokrates”çe gösterilen varlığın aynı olan bir varlığı gösterdiğini, dolayısıyla, türün bir bakıma töz olduğunu ileri sürme sonucuna varılır. Bu anlatımı niceleme konusunda onu izleyenler, özellikle (Porphyrios), Aristoteles ölçüsünde dikkatli davranmamıştır.
Aristoteles’in bu yanlış dolayısıyla düştüğü başka bir yanlış, bir yüklemin yükleminin, kök öznenin yüklemi olabileceğini sanmasıdır. “Sokrates bir Grektir, bülün Grekler insandır” dersem, Aristoteles “insan”ın “Grek”e; “Grek’in de “Sokrates’le ilişkin bir yüklem olduğu ve açıkça “insan”ın “Sokrates’le yüklem verilebileceğini sanır. Fakat, gerçekte “insan”, “Sokrates”in yüklemi değildir. Adlarla yüklemler arasındaki, ya da metafizik dilde dendikte, tikellerle tümeller arasındaki ayrılık böylece, felsefe için yıkıcı sonuçlarla bulanmıştır. Sonuçta ortaya çıkan karışıklıklardan biri, tek üyeli bir sınıfın, tek üyesiyle özdeş tutulması olmuştur. Bir sayısıyla ilgili doğru bir kuram ortaya koymayı olanaksız kılar bu ve bir konusunda sonsuz kötü bir metafiziğe yol açmıştır.
2 – Tasımlamaya aşırı değer verilmesi: Tasımlama, tümdengelimsel kanıtların yalnız bir türüdür. Bütünüyle tümdengelimsel olan metametikte tasımlama pek az görülür. Doğallıkla, matematiğin kanıtlarını tasımlama biçiminde yeniden yazmak olanaklıdır. Ancak bu, çok yapmacık olur, kanıtları artık tutarlı olmaktan çıkarır. Aritmetiği alalım sözgelimi. Eğer 4,63 dolar değerinde mal alır, 5 dolar verirsem, geriye ne kadar bozuk para alırım? Basit toplamayı tasımlama biçimine sokmak saçma, kanıtın gerçek yapısını gizlemeye yol açtığından, saçma olur. Mantıkta, tasımsal olmayan çıkarımlar da bulunmaktadır. Sözgelimi “at bir hayvandır; öyleyse, at başı bir hayvan başıdır.” Geçerli tasımlamalar gerçekte geçerli tümdengelimler arasından yalnız birtakımıdır ve öbür geçerli tümdengelimlere karşı, mantıksal üstünlüğe sahip değillerdir. Tümdengelimde tasımlamaya üstünlük verme çabası, matematik usavurmanın yapısı konusunda yanlış yöne götürmüştür filosofları. Matematiğin tasımlama olmadığını ayırt eden Kant, onun mantıküstü ilkeler kullandığını çıkarımlamış, yine de bu tür ilkeleri, mantık ölçüsünde kesin saymıştır. Kendinden öncekiler gibi Kant da, ayrı yolda bile olsa, Aristoteles’e karşı duyduğu saygı sonucu, yanlış yöne gitmiştir.
3 – Tümdengelime aşırı değer verilmesi. Grekler genellikle; bilginin kaynağı olarak, tümdengelime modern filosoflardan daha büyük önem vermişlerdir. Bu bakımdan Aristoteles, Platon’dan daha az suçludur. O, tümevarımın önemini, tekrar tekrar belirtmiş ve “tümdengelimin işe başlaması gereken ilk öncülleri nasıl biliyoruz?” sorusuna büyük ölçüde dikkat vermiştir. Bununla birlikte o da öbür Grekler gibi tümdengelime, yetersiz bir üstünlük kazandırmıştır. Bay Smith gibi bir kişinin ölümlü olduğunu kabul edeceğiz. Bunu, bütün insanların ölümlü olduğunu bilmemiz dolayısıyla bildiğimizi söyliyebiliriz üstünkörü. Fakat gerçekte bildiğimiz “bütün insanlar ölümlüdür” değil, “doğumları üzerinden 150 yıldan çok zaman geçmiş hemen bütün İnsanlar ölümlüdür” gibi bir anlatımdır. Bizim Bay Smith’in öleceğini düşünmemizdeki neden budur. Bir tümdengelim değil, ondan daha az bir tutarlığa sahip, kesinlik yerine belkilik (ihtimallik) sağlıyan bir tümevarım bu kanıt. Tümdengelimin kazandırdığı bilgiyi veriyor. Mantık, salt matematik hukuk ve tanrıbilim dışında bütün bilgilerimiz tümevarımsaldır. Son iki bilim dalı, ilk ilkelerini, tartışılmaz bir metinden yani yasa kitaplarından ya da kutsal yazıtlardan türetir.
Tasımlamayı ele alan Birinci Çözümleme’den ayrı olarak, Aristoteles, felsefe tarihinde oldukça büyük öneme sahip başka yazılar da yazmıştır. Bunlardan biri deyiler (kategoriler) üzerine kısa bir yapıttır. Yeni Platoncu Porphyrios bu yapıt üzerine, ortaçağ felsefesini enikonu etkileyen bir açıklama kaleme almıştır. Porphyrios’u bir yana bırakıp Aristoteles üzerinde duracağız şimdi.

DEYİLER (KATEGORİLER)
“Deyi” sözcüğüyle, Aristoteles’in olsun, Kant’ın olsun, Hegel’in olsun neyi amaçladığını anlıyamamışımdır. Açıklıyayım: “Deyi” sözcüğünün, herhangi bir açık düşün’ü (idea’yı) temsil ederek felsefeye herhangi bir yararı olduğunu sanmıyorum. On deyi var Aristoteles’te: Töz, nicelik, nitelik, bağlantı, yer, zaman, konum, durum, eylem ve etkilenim. İleri sürülen tek tanımı şudur “deyi”nin: “Birleşik olmıyan anlatımlar”. Sonra, yukarıki liste geliyor. Anlaşıldığına göre, anlamı, başka sözcüklerin anlamlarından kurulmamış olan her sözcük bir töz ya da bir nicelik ya da öbür deyilerden birini belirliyor. On deyinin hangi ilkeye göre bir araya toplandığı konusunda hiçbir ipucu yok.
“Töz” önce, ne bir özneye yüklenebilen ne de bir öznede var olan şey. Bir şey, öznenin parçası olmamasına karşın, öznesiz var olamıyorsa, “Öznede vardır” denir. Bu konuda verilen örnekler, zihinde bulunan gramer bilgisinin bir parçası, bir cisimde bulunabilecek belirli bir beyazlıktır. Bu töz yukarıki birinci anlamda, bir birey ya da kişi ya da hayvandır. Fakat, ikinci anlamda bir tür ya da cins (sözgelimi, “insan” ya da “hayvan”) töz adını alır. Bu ikinci anlam, savunulmaz görünüyor. Daha sonraki yazarlarda, kötü bir metafiziğe yol açmıştır o.
İkinci çözümleme (analitik), büyük ölçüde, ilk öncüllerin nasıl elde edildiği sorunuyla. Bir yerden başlaması gerekli tümdengelimin. Gösterme yolundan başka türlü bilinmesi gereken, kanıtlanmamış, bir şeyle her şeyden önce. Özkavramına dayanan Aristoteles kuramını, ayrıntılı biçimde anlatacak değilim. “Bir tanım -diyor Aristoteles-, bir şeyin ana yapısı konusundaki anlatımdır’’. Öz kavramı, modern zamanlara değin, Aristoteles’ten sonra gelen her felsefenin ayrılmaz bir bölümüdür. Kanıma göre, tarihsel önemi, kendisinden söz etmemizi gerektiren, aşırı ölçüde karmaşık bir kavram bu.
Bir şeyin “özü” ile onun “özdeşliğini yitirmeksizin değiştiremeyeceği özellikleri” amaçlanır. Sokrates, kimi kez mutlu, kimi kez üzüntülü, kimi kez iyi, kimi kez sayrı olabilir. Sokrates, Sokrates olmaktan çıkmaksızın bu özelliklerini değiştirebildiğinden, Sokrates’in özünün bir parçası değildir onlar. Tin göçümüne (taransmigration) inanan bir Pythagorasçı kabul etmese de, insan olması, Sokrates’in özüyle ilgili sayılmıştır. Gerçekte “öz”, sözcüklerin kullanımıyla ilgili bir sorun. Aynı adı, değişik fırsatlarda, tek bir “şey” ya da “kişi”nin ortaya çıkışı saydığımız oldukça ayrı görüşlere uygulıyabiliriz. Bununla birlikte, gerçekte yalnız sözel bir uygunluk bu. Dolayısıyla Sokrates’in “öz”ü, yokluğunda “Sokrates” adını kullanacağımız özelliklerden kuruludur. Salt dilbilimseldir soru. Bir sözcüğün özü olabilir de bir şeyin özü olamaz.
“Töz” kavramı, “öz” kavramı gibi yalnızca aslında, uygunluk olarak nitelendirilecek şeyin metafiziğe aktarılmasıdır. Sokrates’in dünyasını tanıtlarken ortaya çıkan görüntüleri, Sokrates’in yaşamında geçen olaylar olarak; başka tür kimi olayları da “Bay Smith”in yaşantısında geçen olaylar olarak tanıtlamayı uygun buluruz. Bu bizi, ‘‘Sokrates” ya da “Bay Smith” sözcüklerinin, belirli yıllarda var olmuş, o sözcükleri temsil eden kişilerin başına gelen olaylardan daha “somut”, daha “gerçek” bir şeyi gösterdiği konusunda bir düşünceye götürür. Sokrates sayrıysa eğer, onun başka bir zaman iyi olduğunu ve böylece Sokrates olmanın, onun sayrılığından bağımsız bulunduğunu düşünürüz. Öte yandan, Sayrılık, bir kişinin sayrı olmasını gerektirir. Her ne kadar Sokrates’in sayrı olması gerekmezse de, onun var olması düşünülüyorsa bir şeyler olmalı ona. Böylece Sokrates, kendi başına gelenlerden daha “somut” değildir.
Ciddi olarak ele alındığında “töz”, karşımıza çıkardığı güçlüklerden kurtulması olanaksız bir kavram. Bir tözün, özelliklerinin konusu ve kendi kendinin özelliklerinden ayrı bir şey olduğu var sayılır. Özellikleri aradan çıkarıp, tözün kendisini imgelemeye çalıştığımızda, geriye kalan bir şey vardır. Sorunu başka biçimde dile getirirsek şöyle söyliyebiliriz: Bir tözü başkasından ayıran nedir? Özelliklerinden ayrılığı değildir bu. Töz mantığı özelliklerin ayrılığını ve tözler arasındaki sayısal ayrılığı önceden var sayar. Böylece iki töz, kendileri içinde herhangi bir biçimde ayırt edilebilir olmaksızın, tam iki töz olmalıdır. O halde, onların iki töz olduğunu nasıl çıkaracağız ortaya?
“Töz” gerçekte, sadece olayları kümeleştirmenin uygun bir yolu. Bay Smith hakkında ne bilebiliriz? Ona baktığımızda renk örnekleri görür, konuştuğunu dinlediğimizde ses dizileri işitir, onun bizim gibi düşünce ve duygulara sahip olduğuna inanırız. Fakat, bütün bu görünüşlerden ayrı olarak nedir Bay Smith? Görünüşlerin asıldığı varsayılan imgesel bir çengel. Çengeli, yeryüzünün yaslanmak için bir fiili gereksinmesinden daha çok gereksinmez onlar gerçekte. Coğrafi bir bölgeyle ilgili benzer durumda herkes sözgelimi “Fransa” gibi bir sözcüğün yalnız dilsel bir uygunluk olduğunu ve değişik bölümlerinin ötesinde “Fransa” diye bir şey bulunmadığını görebilir. Bay Smith konusunda da geçerlidir aynı şey. Değişik sayıda görüntülerin ortak bir adıdır o. Eğer Bay Smith’i daha çok bir şey olarak alırsak, bütünüyle bilinemeyen, ancak bildiğimizin dile getirilmesi için gerekli bir şeyi gösterir o.
“Sözün kısası, “töz”, bir özne ve bir yüklemden kurulu tümcelerin yapısının, dünya yapısına aktarılmasından doğan metafizik bir yanlış.
Şöyle bağlamak istiyorum sözlerimi: Ele aldığımız Aristoteles öğretileri, önemsiz biçimsel tasım kuramı dışında bütünüyle yanlıştır. Günümüzde, mantık öğrenmek istiyen herhangi bir kişi, Aristoteles’i ve onun ardıllarını okursa boşuna zaman yitirir. Onun büyük bir yeteneğin belirttiği olan mantıksal yazıları zekâsal özgünlüğün işlevli olduğu bir çağda ortaya çıkmış olsaydı, insanlığa yararlı olurdu. Üzüntüyle söyleyelim, Grek düşüncesinin yaratıcı çağının tam sonunda ortaya çıkmış ve böylece tam bir otoriteye sahip sayılmıştır onlar. Mantıksal özgünlüğün canlandığı çağda, 2000 yılın egemenliği, Aristoteles’in tahtından indirilmesini çok güçleştirmişti. Modern zamanlarda pratik olarak, bilim ya da felsefenin her ileri adımı, Aristoteles ardıllarının karşı duruşlarından kurtulmakla atılmıştır.

Bertrand Russell
Batı Felsefesi Tarihi 1
Çeviren: Muammer Sencer

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here