Yazar: cemalumit

Narcissus ve Sosyal Medya

Narsisizm ve sosyal medyada beğeni alma arasındaki ilişki, insan ruhunun derinliklerinde yatan özsaygı arayışı, benlik algısı ve dış dünyanın onayı arasındaki karmaşık dansın bir yansımasıdır. Mitolojik figür Narkissos, kendi yansımasına âşık olup sudaki görüntüsüne dalarak kendini kaybetmişti. Günümüzün dijital aynası olan sosyal medya da bireyin benliğini sergilediği, hayranlık aradığı ve kendini yeniden inşa ettiği bir

okumak için tıklayınız

Post -Truth Çağı, Tiranlık ve Cehalet

Post-truth çağında, hakikatin gölgeleriyle dans eden bir insanlık, Platon’un mağara alegorisinin zincirlerine vurulmuş gibidir. Platon’un felsefesinde cehalet, idealar dünyasının berrak ışığından yoksun kalan zihnin gölgelerle yetinmesidir; post-truth ise bu gölgelerin kasten çarpıtıldığı, hakikatin öznel arzulara teslim olduğu bir çağdır. Tiranlık, bu cehalet zemininde filizlenir; zira Platon’a göre, demokrasinin özgürlük tutkusunun taşkınlığı, kitleleri manipüle eden bir

okumak için tıklayınız

Akadca Ölmedi Kalbimizde Yaşıyor

Akadca, çivi yazısı ile yazılan ilk dillerden biri olarak, insanlığın yazılı iletişimle düşünceyi organize etme biçimini kökten değiştirmiştir. Bu durum, modern toplumların dilbilimsel ve bilişsel yapılarına dolaylı yoldan etki etmiştir: Akadca, hukuk (Hammurabi Kanunları), ticaret, mitoloji ve bilim gibi alanlarda sistematik yazılı kayıtlar tutarak, soyut düşünceyi ve karmaşık kavramları ifade etme yeteneğini geliştirmiştir. Bu, modern

okumak için tıklayınız

Uranos’u Hadım Eden Cancel Kültürü

Kronos ile Uranos arasındaki çatışma, baba-oğul dinamiğinin arketipsel bir yansımasıdır. Uranos, özgür ruhu, yenilikçiliği ve kaosu temsil eder; gökyüzünün sınırsız enerjisiyle zincirlenemez. Kronos ise düzeni, kontrolü ve otoriteyi simgeler; zamanın katı sınırlarıyla her şeyi hakimiyeti altına almaya çalışır. Bu çatışma, içsel bir gerilim olarak kendini gösterir: Özgürlük arzusunun (Uranos) yerleşik yapılara ve sorumluluklara (Kronos) karşı

okumak için tıklayınız

Psyche’nin Yolculuğu ve Narcissus’un Trajedisi

Psyche’nin adı, Yunanca’da “ruh” anlamına gelir ve onun yolculuğu, bilinçaltının keşfi ve dönüşümü üzerine bir alegoridir. Jungcu psikolojide, Psyche’nin görevleri, bilinçaltındaki gölge (bastırılmış yönler) ve anima/animus (karşı cinsin arketipsel temsili) ile yüzleşmeyi sembolize eder. Her görev, Psyche’nin kendi psişik derinliklerine dalmasını ve bu derinliklerden daha bütünleşmiş bir benlikle dönmesini sağlar. Eros, Psyche’nin bilinçaltındaki animus figürü

okumak için tıklayınız

İkarus, uçarken çok yükseğe çıkarak güneşe yaklaştı ve bu yüzden düştü. İnsan hırsı ve sınırları aşma arzusu, ilerleme için gerekli midir, yoksa tehlikeli bir tuzak mıdır?

İkarus’un hikâyesi, insan ruhunun gökyüzüne, yani sonsuz olanaklara uzanan tutkusunun hem büyüleyici hem de trajik bir yansımasıdır. Balmumu kanatlarla uçarken, babası Daedalus’un uyarısını hiçe sayarak güneşe yaklaşan İkarus, hırsın ve sınırları zorlama arzusunun ikircikli doğasını gözler önüne serer. Bu mit, felsefi bir mercekle bakıldığında, insanlığın ilerleme ile yok oluş arasındaki ince çizgide dansını sorgular: Hırs,

okumak için tıklayınız

Sümerlerden Günümüze Ay ve Yıldız Sembolü

Sümer uygarlığında gök cisimleri son derece önemliydi ve tanrılarla ilişkilendirilmişti: Nanna/Sîn: Ay tanrısıdır. Sümer mitolojisinde büyük öneme sahiptir. Ur şehrinin koruyucu tanrısıdır. Inanna (İştar): Venüs (Sabah Yıldızı ve Akşam Yıldızı) ile ilişkilendirilir. Savaş, aşk ve bereket tanrıçasıdır. Bu iki tanrı, yani ay ve yıldız sembolleriyle ilişkilendirilen figürler, Sümer dini yapısında merkezi rol oynar.Sümerler zaman zaman

okumak için tıklayınız

Klesha Nedir ?

Kaynaklara göre klesha, genellikle Doğu felsefesi ve yogada önemli bir kavramdır. Kaynaklar klesha’yı şöyle tanımlar: • Klesha, Yoga Sutra pratiğiyle üstesinden gelinmesi veya hafifletilmesi amaçlanan bir durumdur. • Zorlanımlı dürtüler olarak tercüme edilebilir. • İçgüdüsel bir tepidir veya insanın kaçamadığı bir mekanizmadır. • İnsanın maruz kaldığı şeylerdir. • Daha spesifik olarak, insanın ve dünyanın varlığı

okumak için tıklayınız

Doğu’da Bilinçsizlik Nasıl Yorumlanır?

Doğu’da bilinçsizlik genellikle “cehalet” (avidya) kavramıyla ilişkilendirilir ve oldukça olumsuz bir durum olarak görülür. İşte kaynaklardaki temel noktalar: • Cehalet (avidya), tüm diğer ıstırapların (kleshalar) zeminidir. Eğer cehalet olmasaydı, diğer ıstırapların bir etkisi olmazdı. Cehalet, baş düşmandır. • Bu anlayışa göre cehalet, ebedi olmayanı ebedi olarak, acıyı haz olarak ve Kendilik-olmayan’ı Kendilik olarak almaktır. Bu,

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung, Simya ile Neden İlgilenmiş ?

Carl Gustav Jung – Yoga ve Meditasyon Psikolojisi kitabında simya ile neden bu kadar ilgilendiğine dair görüşlerini anlatmaktadır. Kitap, Jung’un simya felsefesi üzerine yaptığı seminer notlarından derlenmiş olup, bu konu Batı’nın ruhani ve psikolojik gelişiminin anlaşılması bağlamında ele alınır…. Jung’un simyaya olan ilgisinin temel nedenleri ve simyaya bakış açısı: 1. Batı’nın Ruhani ve Psikolojik Geleneklerinin

okumak için tıklayınız

Jungiyen Psikoloji ve Simya

Carl Jung’un simya hakkındaki görüşleri, Batı’nın ruhani ve psikolojik geleneklerini Doğu’nunkilere paralel olarak ele alma bağlamında sunulmaktadır. İşte kaynaklara dayanarak Jung’un simya hakkındaki temel görüşleri: 2. Simyanın Doğası ve Amacı: Simya, dışarıdan bakıldığında “aşağılık” veya “saçma” görünse de…, içeriden bakıldığında çok daha ilginçtir. Simyacılar, çalışmalarının ana noktasının görünüşte altın yapımı olduğunu sansalar da, bu sadece

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung; Doğu İle Batı’yı Hangi Açılardan Karşılaştırdı ?

Carl Jung Yoga ve Meditasyon Psikolojisi kitabında özellikle Batı ile Doğu’yu zihin-anlam-insan-doğa vb gibi konularda karşılaştırır. Burada ele aldığı temel noktaları şu şekilde özetleyebiliriz; 2. Spiritüel Uygulamaların Doğası: ◦ Batı Dinleri/Spiritüelliği: Özellikle Hristiyanlık dışa doğru yöneliktir (komşuyu sevmek, cennetteki Tanrı vb.). Batı’da spiritüel veya dini uygulamalar genellikle akıldan değil, insandan bir bütün olarak bahseder. Simyanın

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Yoga ve Meditasyon Sembolizmini Yorumlama Şekli

Carl Jung’un metinlerdeki sembolleri nasıl psikolojik olarak yorumladığını ve bu psikolojik sembol okumasını nasıl yaptığını şu şekilde anlayabiliriz: Carl Jung, Doğu mistisizmindeki (Yoga, Budizm, Tantra) ve Batı hermetik geleneklerindeki (özellikle simya ve Hristiyan mistisizmi) sembollerin ve kavramların derin birer psikolojik anlam taşıdığına inanıyordu. Bu metinleri “spiritüalist metinler” olarak tanımlar ve bunların bilinçdışı psikolojisini anlama konusunda

okumak için tıklayınız

Schopenhauer’ın “irade” kavramı bağlamında: Emily Brontë’nin “Uğultulu Tepeler” romanındaki Heathcliff karakteri, tutkularının esiri mi yoksa bilinçli bir kötülük faili mi?

Schopenhauer’ın “İrade” Kavramı Bağlamında Heathcliff: Tutkuların Esiri mi, Bilinçli Kötülük Faili mi? Arthur Schopenhauer’ın felsefesindeki “irade” (Wille) kavramı, insanın temel itkilerinin ve bilinçdışı arzularının onun eylemlerini belirlemesi üzerine kuruludur. Schopenhauer’a göre irade, akıldan bağımsız, kör ve amansız bir güçtür; insanı sürekli bir tatminsizlik ve acı döngüsüne mahkûm eder. Uğultulu Tepeler’deki Heathcliff karakteri, bu bağlamda trajik bir örnek olarak karşımıza

okumak için tıklayınız

En el contexto del concepto de “voluntad” de Schopenhauer: ¿es el personaje Heathcliff de la novela “Cumbres Borrascosas” de Emily Brontë un prisionero de sus pasiones o un agente consciente del mal?

Heathcliff en el contexto del concepto de “voluntad” de Schopenhauer: ¿prisionero de las pasiones o agente consciente del mal? El concepto de “voluntad” (Wille) en la filosofía de Arthur Schopenhauer se basa en el hecho de que los impulsos básicos y los deseos inconscientes del hombre determinan sus acciones. Según Schopenhauer, la voluntad es una

okumak için tıklayınız

Im Kontext von Schopenhauers Begriff des „Willens“: Ist die Figur Heathcliff in Emily Brontës Roman „Wuthering Heights“ ein Gefangener seiner Leidenschaften oder ein bewusster Agent des Bösen?

Heathcliff im Kontext von Schopenhauers Konzept des „Willens“: Gefangener der Leidenschaften oder bewusster Agent des Bösen? Der Begriff des „Willens“ in der Philosophie Arthur Schopenhauers basiert auf der Tatsache, dass die Grundimpulse und unbewussten Wünsche des Menschen sein Handeln bestimmen. Laut Schopenhauer ist der Wille eine blinde und unerbittliche Kraft, die unabhängig von der Vernunft

okumak için tıklayınız

In the context of Schopenhauer’s concept of “will”: Is the character Heathcliff in Emily Brontë’s novel “Wuthering Heights” a prisoner of his passions or a conscious agent of evil?

Schopenhauer’s Concept of “Will” in the Context of Heathcliff: Prisoner of Passions or Conscious Agent of Evil? The concept of “will” (Wille) in Arthur Schopenhauer’s philosophy is based on the fact that man’s basic impulses and unconscious desires determine his actions. According to Schopenhauer, will is a blind and relentless power independent of reason; it

okumak için tıklayınız

Dans le contexte du concept de « volonté » de Schopenhauer : le personnage de Heathcliff dans le roman « Les Hauts de Hurlevent » d’Emily Brontë est-il prisonnier de ses passions ou un agent conscient du mal ?

Heathcliff dans le contexte du concept de « volonté » de Schopenhauer : prisonnier des passions ou agent conscient du mal ? Le concept de « volonté » (Wille) dans la philosophie d’Arthur Schopenhauer est basé sur le fait que les impulsions fondamentales et les désirs inconscients de l’homme déterminent ses actions. Selon Schopenhauer, la

okumak için tıklayınız

İstanbul su kaçağı bulma

Çözüm tesisat olarak İstanbul genelinde kameralı su kaçağı tespiti ve tamiri hizmeti sunmaktayız. Alt kata belirsiz bir şekilde akıntı sızıntı var ise bizi arayarak cihazlarla su kaçağı kontrolü yapabilirsiniz. Kendi dairenizde de küflenme veya nemlenme olabilir bu durumda da bizi arayarak su kaçağı kontrolünü yaptırabilirsiniz. Cihazlarımız son teknoloji dinleme ve görüntüleme sistemleridir. Temiz su kaçağı

okumak için tıklayınız

Ehmedê Xanî’nin eserinde trajik son; Mem ile Zîn’in ölümü, absürd bir son mu, yoksa aşkın ölümle taçlandığı romantik bir katharsis mi?

Mem û Zîn’in Ölümü: Absürd mü, Katharsis mi? Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’indeki trajik son, felsefi açıdan iki temel perspektifle okunabilir: Albert Camus’nün “absürd” kavramı ile yüzleşen bir anlamsızlık çıkmazı mıdır, yoksa Hegelci diyalektiğin “aşkın ölümle yüceltilmesi” (Aufhebung) olarak mı görülmelidir? Bu soru, insan varoluşunun temel çelişkilerini (anlam/absürd, özgürlük/yazgı) derinleştirir. 1. Camus’nün Absürdü Bağlamında: “Anlamsız Bir Direnç” Camus’ye göre absürd, insanın

okumak için tıklayınız