Yazar: cemalumit

Doğa Felsefesinden İnsan Üzerine Felsefeye Geçişin Felsefi Nedenleri

Doğa Felsefesinden İnsan Üzerine Felsefeye Geçişin Felsefi Nedenleri Felsefedeki bu değişime yol açan nedenler, felsefi, politik ve sosyal nedenler olmak üzere, üç başlık altında toplanabilir. Felsefi nedenlerin en başında ise doğa felsefesinin MÖ 5. yüzyılla birlikte gerçekleşen iflası olgusu gelir. Doğa felsefesinin iflası olgusu, bir yandan doğa felsefesinin aşağı yukarı söylenebilecek her şeyi söyledikten sonra gelişme

okumak için tıklayınız

Psikiyatrideki Üç Devrim Nedir?

20. yüzyılın son on yıllarında psikiyatride üç önemli devrim yaşanmıştır. Bu devrimler, psikiyatrinin hem teorik temellerini hem de pratik uygulamalarını şekillendirmiştir. Bu üç devrim şunlardır: 2. Hizmet Sunum Modelindeki Devrim: Bu devrim, zihinsel sağlık hizmetlerinin ağırlıklı olarak doktor tarafından yönetilen bir modelden, toplum odaklı, multidisipliner organizasyonlar olduğu modellere geçişi ifade eder. Daha da önemlisi, hizmetler

okumak için tıklayınız

Psikoterapi Felsefeden Ne Zaman Uzaklaştı?

Psikoterapi ve felsefe arasındaki derin bağ zaman içinde farklı evreler geçirmiştir: Özetle, psikoterapi temelde 19. yüzyılın sonlarından itibaren felsefeden ayrı bir disiplin olarak gelişmeye başladığında ondan uzaklaşmış ve kendi bağımsızlığını ilan etmek için felsefeyi reddetmiştir. Bu uzaklaşma süreci 20. yüzyıl boyunca devam etmiş ve günümüzde de bağ zayıf kalmış olsa da, 90’lardan sonra felsefeyle yeniden

okumak için tıklayınız

Kitap Tanıtımı : Klinik Felsefe

Klinik felsefe, genel olarak felsefe ile psikoterapi/psikiyatri arasındaki derin ve sağlam bağın yeniden kurulmasını ve bu bağın klinik uygulamalarda kullanılmasını konu alır. Kitabın kendisi de “Klinik Felsefe” başlığını taşımaktadır. Giriş bölümünde belirtildiğine göre, günümüzde psikoterapi ile felsefe arasındaki bu bağ neredeyse görünmez hale gelmiş, hatta her iki disiplin tarafından reddedilir olmuştur. Oysa aslında felsefe tarihi,

okumak için tıklayınız

Topal Bir Demircinin Sanatı mı, Mucizevi Bir Güzellik mi Yoksa?

Hephaistos ile Afrodit arasındaki ilişki, mitolojide güzelliğin ve yaratımın karmaşık dansını yansıtır. Hephaistos, demirci tanrı, ateşin ve zanaatın efendisi; kusurlu bedeniyle, ham maddeden sanat eserleri yaratır. Afrodit ise güzelliğin, arzunun ve estetiğin somutlaşmış hali; kusursuz, büyüleyici, herkesin hayranlığını çeken bir varlık. Bu ikilinin birleşimi, ilk bakışta çelişkili görünür: Biri, fiziksel kusurlarla anılırken diğeri, idealize edilmiş

okumak için tıklayınız

Yasak Meyve: Tanrısal Hakikati Arzularken Tanrıyı Kaybetmek…

Yunan mitolojisinde altın elmalar, Hesperidlerin bahçesinde, Gaia’nın Hera’ya düğün hediyesi olarak verdiği kutsal ağaçta yetişir. Bu elmalar, yalnızca maddi bir zenginlik değil, aynı zamanda ilahi bilgeliğin, ölümsüzlüğün ve tanrısal gücün sembolüdür. Herakles’in on ikinci görevi olan bu elmaların çalınması, insanın ilahi olanla mücadelesini ve yasaklanmış olana duyduğu arzuyu temsil eder. Altın elmalar, bilgelik ağacının bir

okumak için tıklayınız

Babil Kulesi’nde Dillerini Kaybedenler Adminlerle Aradıklarını Bulabilecek mi?

Babil Kulesi, insanlığın ortak bir dil ve amaçla gökyüzüne ulaşma arzusunun, tanrısal bir müdahaleyle dağılıp kaosa dönüştüğü kadim bir mit. Bu öykü, modern çağın iletişim ağlarıyla, dijital çağın kaotik ve çoksesli dünyasıyla yankı buluyor. İnsan ruhunun derinliklerinde, birleşme ve anlaşılma özlemi yatarken, Babil’in laneti modern iletişimde yeniden canlanıyor: Çokluk, çeşitlilik ve kopukluk. Babil Kulesi’nde insanlar

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung; Yoga ve Meditasyon Türlerini Nasıl Ele Alıyor ?

Carl Gustav Jung’un Yoga ve Meditasyon Psikolojisi üzerine verdiği seminer notlarından derlenmiş olan Yoga ve Meditasyon Kitabı, Doğu ve Batı’daki çeşitli yoga ve meditasyon türlerini ele almakta ve bunları birbiriyle karşılaştırmaktadır. Kitapta bahsedilen ve karşılaştırılan başlıca yoga ve ilgili pratik türleri şunlardır: ◦Kaynaklara göre bu, Doğu meditasyonunun başta gelen bir örneği ve yoga üzerine yazılmış

okumak için tıklayınız

Psikanalitik Terapilerin Ortak, Tanımlanabilir Yedi Bileşeni Nedir ?

Bu bileşenler, psikanalitik terapinin ne olduğunu tanımlama çabasında önemli bir rol oynamakta ve mesleki kimlik, eğitim ve uygulama stratejileriniz için temel oluşturabilir. Shedler (2010) tarafından tanımlanan ve psikanalitik/psikodinamik terapilerin ortak noktalarını gösteren yedi temel unsurdan bahseder…. Bu unsurlar, analitik camia için ortak bir zemin oluşturma ve geniş bir yelpazeye yayılan psikanalitik terapileri kucaklama potansiyeli taşımaktadır.

okumak için tıklayınız

Psikanalizin “Altın Çağı”

Psikanalizin “altın çağı” genellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllar ve 1950’ler boyunca Amerika’daki dönemi ifade eder…. Bu dönem, psikanalizin egemen psikanalitik çevre tarafından psikiyatrinin bir alt uzmanlığı olarak kabul edildiği ve psikoterapiden ayrı tutulduğu bir “mutabakat dönemi” olarak tanımlanır…. Bu dönemin “altın çağ” olarak nitelendirilmesinin temel nedenleri ve özellikleri şunlardır: 1. Yüksek Prestij ve Popülerlik:

okumak için tıklayınız

Psikanalizin “şibbolet”leri nelerdir?

“Şibbolet” kelimesinin kökenini ve psikanaliz tarihindeki kullanımına dair Halk İçin Psiktoerapi kitabında açıkça ortaya konmaktadır. “Şibbolet” kelimesi, İbranice kökenlidir ve Eski Ahit’te geçen bir hikâyeden gelir…. Bu hikâyede, farklı bir etnik grubun üyeleri, belirli bir kelimeyi (“şibbolet”) doğru telaffuz edemediklerinde düşman oldukları anlaşılır ve bu durum onların öldürülmesine yol açar…. Bu bağlamda “şibbolet söyleyebilmek”, sadece

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung Batılı insanın-zihnin neden yoga ve meditasyon pratiklerinde zorlanacağını düşünmektedir ?

Bu zorluklar temel olarak Doğu ve Batı kültürleri arasındaki temel psikolojik ve kültürel farklılıklardan kaynaklanır: 1.Dışa Yönelim vs. İçe Yönelim: Batı zihni, din ve ruhani uygulamalarında genellikle dışa doğru yönelimlidir…. Batı, nesneleri ayırt eden, dış dünyaya odaklı bir bakış açısına sahiptir…. Doğu ise içe doğru yöneliktir ve uygulayıcılar dış dünyayı salt görünüş olarak reddedebilir…. Yogik

okumak için tıklayınız

İlişkisel Psikanaliz Hangi Kavramları Merkeze Alır ?

İlişkisel psikanaliz, özellikle klasik psikanalizin tarihsel olarak inşa ettiği katı “ikilikleri” ve “kutuplaşmaları” sorgulayan ve aşmayı hedefleyen modern psikanalitik yaklaşımlardan biridir… Psikanalizin tarihsel süreçte, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan psikanalizinin “altın çağı” olarak adlandırılan dönemde, kendisini psikoterapiden ayırmak amacıyla çeşitli ikili karşıtlıklar üzerine tanımlar…. Bu dönemde psikanaliz derin değişim, asli değişim, içgörü, özerklik, beyaz

okumak için tıklayınız

Psikanaliz ve Psikoterapi Karşıtlığı ve İkililiği Üzerine

Psikanaliz ve psikoterapi arasındaki ayrım, modern psikolojik uygulamaların tarihinde önemli bir yer tutar ve çeşitli toplumsal, kültürel ve mesleki dinamiklerle yakından ilişkilidir. Okuduğum kaynaklarda psikanaliz ile psikoterapi arasındaki ilişkinin basit bir farklılıktan öte, tarihsel olarak derin bir kutuplaşma… ve ikili karşıtlık… üzerinden kurulduğunu göstermektedir. Psikanaliz, tarihinin başından itibaren kendini “öteki” olarak gördüğü bir şeye göre

okumak için tıklayınız

Psikanaliz bir Yahudi bilimi midir?

Kaynaklara ve konuşma geçmişimize dayanarak “Psikanaliz bir Yahudi bilimi midir?” sorusunu detaylı bir şekilde ele alalım. Kaynaklar, psikanalizin tarihsel olarak “Yahudi bilimi” olarak adlandırıldığına dair önemli kanıtlar sunmaktadır, ancak bu adlandırmanın anlamı ve bağlamı karmaşıktır ve hem olumlu hem de olumsuz, hatta antisemitik çağrışımlar içermiştir…. 2. “Yahudi Bilimi” Teriminin Kullanımı: “Yahudi bilimi” tabiri psikanaliz için

okumak için tıklayınız

Psikoterapide Bakım ve Tedavi Tarihsel Süreç İçinde Birbirinden Nasıl Ayrıldı ?

Halk İçin Psikoterapi Kitabında özellikle bu konuda tartışılır. “Bakım” ve “tedavi” kavramlarının nasıl ayrıldığını anlamak; tarihsel, kültürel ve mesleki arka planını ortaya koymamızı, psikanaliz ve psikoterapi alanındaki etkilerini anlamanıza yardımcı olacaktır. Bakım ve tedavi arasındaki ayrım, modern tıp ve psikolojik uygulamaların gelişiminde önemli bir yere sahiptir ve bu ayrım, cinsiyetçi ve hiyerarşik toplumsal yapıları yansıtmıştır….

okumak için tıklayınız

Şibbolet Kavramı ve Psikanalizdeki Anlamı

“Şibbolet” kelimesi, İbranice kökenli olup, Eski Ahit’te Hakimler Kitabı’nda geçen bir hikâyeden gelir…. Gileadlılar, kaçan Efraim kabilesini tespit etmek için Ürdün Nehri geçitlerinde bir “sınav” uygular. Efraimlilerin “Şibbolet” kelimesini doğru telaffuz edememesi (yani “Sibbolet” demesi), kimliklerini ele verir ve öldürülmelerine neden olur…. Bu hikâyede “şibbolet söyleyebilmek”, yalnızca dile değil; kimliğe, aidiyete, dahil olup olamama sınırına

okumak için tıklayınız

Labirentler Bastırılmış Arzular mıdır? Gerçekliği Sorgulamak mıdır?

Girit’teki Minotor labirenti, Yunan mitolojisinde kaosun, korkunun ve insan doğasının karanlık yönlerinin bir yansımasıdır. Minotor, insan ile hayvan arasındaki bölünmeyi temsil eder; labirent ise bu kaotik doğanın hapsedildiği, ancak aynı zamanda çözülmesi gereken bir bilmece gibidir. Minotor, bastırılmış arzular, korkular veya içsel çatışmalar olarak görülebilir. Labirent, bu karanlık yönlerle yüzleşmek için girilen zihinsel bir yolculuktur.

okumak için tıklayınız

Gılgamış’tan Günümüze Ekolojik ve Varoluşsal Kriz

Gılgamış, Uruk’un yarı tanrı kralı, insanlığın sınırlarını zorlayan bir kahramandır. Ejderhüvva ise Sedir Ormanı’nın koruyucusu, tanrılar tarafından görevlendirilmiş doğanın kutsal bir bekçisidir. Gılgamış’ın Huwawa’yı öldürmek için ormana gitmesi, sadece fiziksel bir mücadele değil, aynı zamanda insanın doğaya, bilinmeyene ve kendi içindeki kaosa karşı verdiği varoluşsal bir savaşın temsilidir. Huwawa, korkutucu görünümüne rağmen, doğanın düzenini koruyan

okumak için tıklayınız

Midas ve Tüketim

Kral Midas’ın altın arzusu, her dokunduğunun altına dönüşmesini dileyen bir kralın hikâyesidir; bu, insanın sınırsız arzusunun ve hırsının sembolüdür. Midas, bereket tanrısı Dionysos’tan aldığı bu güçle önce zenginliğin doruklarına ulaşır, ancak kısa sürede fark eder ki, dokunduğu ekmek, su, hatta sevgili kızı bile cansız altına dönüşür. Bu lanet, onun ruhunu kemiren bir açlığa dönüşür; çünkü

okumak için tıklayınız