“Erdoğan Çınar’ın “Aleviliğin kayıp bin yılı: 325-1325” adlı kitabını okuduktan sonra tarih bilgilerimi bir kez daha sorguladım. Birinci çıkarım; Tarih Hipotezlerle doludur. Orta Çağ tarihinin iki yüzyılı Haçlı Seferleri ile dolu geçmiş. Avrupalı Hıristiyanların ‘Kutsal Topraklar’ı “Müslümanlar”ın kontrolünden geri almaya yemin ettikleri iddaa ediliyor. Oysa bazı tarihçiler, din baronlarının ganimet ve haraç almak uğruna uzak diyarlardaki güçsüz kabileleri vergiye bağlamak uğruna seferler düzenledikleri de bir hipotez olarak önümüzde duruyor.
Haçlı seferleri, 1095 -1096 yıllarındaki “Köylü Haçlılar”ı ile başlayıp 1248 – 1254 yıllarındaki Yedinci Haçlı Seferi’ne kadar toplam dokuz seferden oluştuğu söylenmektedir. Bu seferlerin en kanlı olanlarından biri de İstanbul’da gerçekleşmiştir. Nitekim 1056 yılından bu yana Katoliklerle Ortadokslar arasında bir türlü silinmeyen
cemalumit
Prof. Dr. M. Şehmus Güzel
Yazarın Yazıları Yazarın Kitapları Hakkında bilgi Gurbette Bile Bir Gökyüzü Varmış Abidin Dino 1913-1993 / 3 Cilt İnsan Yılmaz Güney Yılmaz Güney Hazinesi İşçi Tarihine Bakmak Kadın Sineması Paris: Gösteri-Kent Avrupa Birliği?nde Devlet ve Fransa?da Korsika Abidin Dino Hayat ve Sanat Söyleşiler: Vir-gül-üne Dokunmadan – M. Şehmus Güzel Fahri Petek: Bir Hayat, Üç Can Kadın, … Devamını oku
Mert Sarı
Yazarın Yazıları Martin Heidegger Düşününde Varlık Ve Zaman – Tüm Varoluş Olanaklarının Ufuk Çizgisi Ve Son Sınırı Olarak Zaman Kavramı Emmanuel Levinas’da Olağanüstü Karşılaşmanın Felsefesi Martin Heidegger’den Esinle Otantik Varoluş Olanağı Aranışı I İnci dizili kolyeli büyülü bir kadına Karl Jaspers Düşününde Sınır Durumlar Kavramı Kadının Toplumsal Ezilmişliğinin Tarihsel ve Ekonomik Arka Planı Özgeciliğe Adanmış … Devamını oku
Enternasyonal (L’Internationale) Türküsü / Şiiri / Marşı 120 Yaşında, Prof. Dr. M. Şehmus Güzel
“Cellâtların döktükleri kan
Kendilerini boğacak
Bu kan denizinin ufkundan
Kızıl bir güneş doğacak.
Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık
Enternasyonalle kurtulur insanlık.”
120 Yaşında ve yüzünde tek kırışık yok.
Yüz yirmi yaşında ve tek yorgunluk işareti vermiyor.
120 Yaşında ve hala vicdanlarımıza, gönüllerimize, beyinlerimize ve özetle kardeşlerim ?içimizdeki bize? ilk günün çoşkusuyla hitap ediyor.
Daha önceki dönemleri saymasak bile 19. yüzyıldan bu yana daha örgütlü ve daha düzenli bir biçimde savaş belasıyla mücadele ediliyor. Ve bu mücadelede Enternasyonal?in de önemli bir yeri var.
Sadece bu kadar da değil: Emekçilerin sömürülmesine, kadın, erkek ve çocuk işçilerin, sanayide ve tarımda ve hizmet sektöründe ahlaksızca ezilmelerine başkaldırıdır Enternasyonal.
23 Temmuz 1888?de Lille kentinde ilk kez okunuşundan bu yana tamı tamamına 120 yıl geçti ama bu şiir, bu türkü, bu marş gücünden ve etkisinden, güncelliğinden, güzelliğinden ve yiğitliğinden hiç bir şey evet hiç bir şey yitirmedi. Hem en sıkı ve en sahici
Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler, Denis Diderot
Aydınlama döneminin değerli düşünürü Denis Diderot’un Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler adlı yapıtı, bir anlamda insan hakkında aykırı düşüncelerin bir yansımasıdır. Çünkü ünlü Fransız tiyatro adamı Louis Jouvet?nin belirttiği gibi: “İkilik, ikileşme, insanın kendisini aynı zamanda hem başkaları yerinde, hem de kendi kendisi olarak hissetmesi, yalnız komedyene vergi bir ayrıcalık değildir; herkes yapar bu işi.” Ama Diderot salt bu fikirle yetinmez; itibarlı bir toplumsal konum kazandırmak istediği aktörün ve genelde sanatın toplumla ilişkisine, ustası olduğu diyalog türü içinde cevaplar arar.
*Diderot’nun aktörlük üzerine düşünceleri artık daha çok dile getirildikleri için aykırı sayılmasalar bile, bugün de süren oyunculuk yöntemlerine ilişkin tartışmalara ışık tutacak nitelikte. Diderot, kitabını ‘birinci’ ve ‘ikinci’ kişinin diyaloglarıyla kaleme almış ve böylece karşıt düşünceleri bir tartışma ortamında ve açıklayıcı sorularla yalın bir dille sunmuş.
Diderot, aktörlerin duyarlılıktan uzak bir oyunculuk ortaya koymaları, akıl, zekâ, derinlemesine bir inceleme sonucunda karakteri canlandırması gerektiğini
Bizi Kendilerine Hep Yabancı, Hep Aykırı Gördüler. Cezmi Ersöz
Kapım önce açılıyor, sonra kapanıyor… Merdivenlerden inişini, ayak seslerini duyuyorum. Yüreğindeki sıkıntıyı, o ürkek yorgunluğunu, birazdan kentin o karanlık akıntısına bırakacağın ruhunun telaşlı sancısını duyuyorum buradan. Bizi gözeten o büyü hızla eksiliyor hayatımızdan. Artık aşkımız bizi korumuyor, sevgili, biliyorsun. Eksik, kaçak, korkak yaşıyoruz kim bilir ne zamandır, birbirimizden gizlice…
Aşklar sahiplerine, onların yazgılarına, öykülerine benzer sevgili. Bizim de aşkımız ürkek, yaralanmış çocukluğumuz gibiydi: Hoyratlıklardan, kabalıklardan, duygusuz dalgınlıklardan sonsuz alınganlıklara kapılıp hep arka odalara çekilen…
Bu hayat, bize nasıl acımasız ve hoyrat davrandıysa biz de kendimize ve aşkımıza öyle davrandık sevgili. Birbirimize yaptıklarımızı nasılsa bir gün unuturuz, unutulur sandık. Zamanın bağışlayıcı olduğunu ve her şeyi yoluna koyacağına inandık. Ne çok yanılmışız! Meğer zaman aşkların en acımasız
Kayıp Bir Alevi Efsanesi, Erdoğan Çınar
“Erdoğan Çınar’ın 3. kitabı ?Kayıp Bir Alevi Efsanesi?ni okuduğumda Pir Sultan Abdal efsanesinin kayıtlara geçmiş haliyle karşılaştım. Etkilenmedim desem yalan olur. Çeşitli kaynaklara referans verilerek aktarılan bilgiler efsanede anlatılan coğrafyada, Yıldız Dağı eteklerinde aynı efsanede anlatılan biçimiyle yaşanmış bir olaydan ve olayın kahramanlarından söz ediyordu. Zaten öteden beri Pir Sultan Abdal adında hiç isim geçmediğini üç ismin de sıfat olduğunu düşünürdüm. Şimdi anladım ki Aleviler kadim bir bilgiyi isimleri ortadan kaldırarak her döneme uygun bir hale getirmişler ve bu sıfatları aktarımın Anadolu?nun Türklerin egemenliğine girmesinden zarar görmeden yapılabilmesinin bir yolu olarak kullanmışlar. Bugün artık efsaneyi gizlice anlatmak için uygulanan yöntemin gerçeğin kendisi haline gelmesi ise işin trajik yanı. Yazar bu duruma gerçeğin etrafına bağlanmış kabuk adı veriyor ve kabuğu kaldırarak özü gösteriyor.
Çınar?ın kullandığı yan delillerle birlikte efsanede anlatılan olayların 7. yy da yaşandığı konusunda bir kuşku yok. Burada önemli olan aktarılan tarihin aktarıcılarının güvenli kaynaklar olup olmaması sorunudur. Referans verilen kaynaklar arasında yer alan Bizanslı tarihçi Sicilyalı Peter?in aktardıkları dönemle ilgili
Sonsuza Tanıklık, Emmanuel Levinas
Fransız felsefesinin öndegelen düşünürü Levinas’ın 1930’lardan 1990’lara kadar süren felsefe yolculuğunun başlıca anlarını bir araya getirdik bu seçkide… Ben ve başkası, yüz yüze ilişki, öznelik, varlık, felsefe, aşk ve eros, etik ve adalet, Tanrı ve Sonsuz üzerine bilgece metinler ve yanı sıra kendisiyle yapılmış söyleşiler okuyacaksınız bu kitapta.Başkası’yla ilişkinin filozofu olarak tanınan Levinas’ın, bütün yapıtı boyunca, nasıl, “insanın insan için olduğu bir dünya”nın peşine düştüğüne tanık olacaksınız.
*”Bu seçki, çağdaş Fransız felsefesinin önemli düşünürlerinden biri olan Emmanuel Levinas’ın hiçbir eserinin dilimizde yayımlanmamış olduğu koşullarda, Türkçe’de Levinas’ın dilini kurmak, 1930’lardan 1990’lara kadar süren bir felsefe yolculuğunun fikrimizce kayda değer anlarını öne çıkararak bu düşüncenin birinci elden alımlanmasının yolunu açmak ve eserin bütünü hakkında okuyucuda en azından bir ön fikir yaratmak amacıyla hazırlandı. Metinler, Levinas’ın felsefesiyle ilgilenen yüksek lisans öğrencileri ve akademisyenler tarafından çevrildi, çeviriler pek çok kez elden geçirilerek düzeltildi ve aralarında dil birliği
68 Afişleri – ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesinin Öyküsü, Yılmaz Aysan
?68?in devrimci ruhunun en önemli parçası, üniversitede, sokaklarda, grev ve işgallerde kendini afişlerle ifade etmesiydi. Devrimci afiş atölyesi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi?nde, ilk deneyimlerini Mimarlık Balosu afişlerinin basılmasından edinmiş bir grup öğrencinin inisiyatifiyle ortaya çıktı. Kısa zamanda devrimci kampanyalar yazmaya, tasarlamaya girişti. El yordamıyla baskı teknikleri geliştirdi. Sonunda yüz binlerce afiş üreterek Türkiye?nin dört bir köşesine dağıtan bir organizasyona dönüştü…Yılmaz Aysan, atölyenin kuruluşunda ve gelişmesinde rol oynamış, orada bizzat çalışmış Ahmet Sönmez, Ali Artun, Ertuğrul Kürkçü, Hasan Barutçu ve Sait Kozacıoğlu?nun tanıklıklarını ve 68-70 döneminin afişlerinden bulunabilen örnekleri bu kitapta bir araya getirdi.
*Aradan kırk yıl geçti ama o yaşlanmadı. Kâğıdı sarardı, yırtıldı ama 1968?lerden kalan bu afişteki sol yumruğu havada, haykıran, isyankâr genç hâlâ gepgenç, hâlâ özgür ve hâlâ yakışıklı. Bazılarınız bu kitaptaki afişlerin hiçbirini görmedi, görünce ve hikâyelerini okuyunca, olan bitene çok şaşıracak. Bazılarınız ise hiç unutmadı. Bu afişler, herkesi eski günlere götürecek, o günlerin ruhunu; eşit, kardeşçe ve özgür ruhunu,
Yılmaz Aysan ‘ın Hayatı
Yılmaz Aysan çalışmalarını İstanbul?da sürdüren bir sanatçı ve grafik tasarımcıdır.
Sanat çalışmaları: 1983?te İstanbul Sanat Bayramı kapsamında düzenlenen Sanatta Yeni Eğilimler yarışmasında ?Yalnızım? isimli yapıtıyla Bronz Madalya aldı. 1982-83 yılları arasında Ankara?da güncel sanata odaklanan ?Dost Sanat Ortamı?nı kurdu ve güncel sanat sergileri düzenledi. İlk kişisel sergisini, 1985 yılında Ankara Siyah Beyaz Sanat Galerisi?nde ?Akdeniz Soyutlamaları? enstalasyonu ile açtı, daha sonra aynı galeride ?Dansözlerin Gizli Tarihi? (1986), ?Gölgeler? (1987) , ?Gaea? (1989), ?Boxes of Curiosities? (1990) ve ?Exanimis? (1996) adlarıyla özgün baskı, kolaj ve akrilik resimler, assemblage?lar içeren enstalasyonlar gerçekleştirdi. 1987?de döndüğü İstanbul?da sanat ve tasarım çalışmalarını sürdürdü, 1988-97 yılları arasında sanatçı arkadaşlarıyla ?Koridor Gönderi Yapıt?ları hazırladı, Atatürk Kültür Merkezi?nde ?Özel Şeyler? adıyla kişisel bir sergi gerçekleştirdi. Istanbul Sanat Fuarı
Aforizmalar, Halil Cibran
Hakikat parçalanamaz. *** Her tohumda bir tutku gizlidir. *** Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz. *** Kıskancın suskunluğu çok gürültülüdür. *** İlham daima mırıldanır, asla açıklamaz. *** Aşk, aşık ile maşuk arasında bir maskedir. *** Arzu hayatın yarısıdır. Kayıtsızlıksa ölümün. *** Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş bir özgürlük. *** Sosyal (beşeri) kanunları yalnızca iki kişi … Devamını oku
Timsah gözyaşları ve Sırtlan’ın gülüşü, Halil Cibran
Lübnanlı filozof Halil Cibran?ın (1883-1931) anlattığı bir öykü oldukça anlamlıdır:
Suların yükseldiği sırada Nil kıyısında bir sırtlan ile bir timsah karşılaşırlar; durup selamlarlar birbirlerini.
Sırtlan konuşur ve derki:?Günleriniz nasıl geçiyor efendim??
Timsah cevap verir: ?Kötü geçiyor. Gün oluyor acılarım ve hüznüm içinde ağlıyorum ve yaratıklar diyorlar ki: Bunlar yalnızca timsah gözyaşları. Bu beni her sözün ötesinde yaralıyor.?
Sırtlan, Timsah’ın bu sözleri üzerine ise şunları söyler: ?Acınız ve hüznünüzden söz ediyorsunuz; ama bir an için beni düşünün. Dünyanın güzelliğine, harikalarına, mucizelerine bakıyorum ve
Tımarhaneye sığınmış bir gencin hikâyesi, Halil Cibran
Bu, tımarhanenin bahçesinde oldu: Solgun benizli, yakışıklı, hayranlık uyandıran bir delikanlıya rastladım. Yanına oturdum ve sordum:
– Niçin buradasın?
Spartaküs – Kemal Burkay
Spartaküs Hayat bir türküdür Spartaküs Avutucudur geçicidir Güneş tepeler üstünde yükselirken Ve kıyıları döverken mor dalgalar Hayat bir türküdür Spartaküs Köylü kadınların küçük çocukların söylediği Orda Trakya ovalarında Özgürlük uçan kuşlara benzer Ağaç yaprağına yağmur damlasına benzer Varinia’nın gözyaşlarına Spartaküs O Britanyalı köle kadının, o kır çiçeğinin Bir gladiyatörün acı gülüşüne benzer Kanları toprağa belenirken … Devamını oku
Halil Cibran’ın (Kahlil Gibran) Hayatı.
Halil Cibran ressam, filozof ve şairdir. Kahlil Gibran ve Khalil Gibran olarakta bilinir. 6 Ocak 1883 yılında Lübnan’da doğdu. 1931 yılında, uzun süredir yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak yalnızlık ve yoksulluk içinde öldü. Arzusu üzerine, doğduğu yer olan Bsharri köyüne gömüldü.
20. Yüzyıl?ın ikinci yarısında Lübnanlı Halil Cibran (Gibran Khalil Gibran) Batı dünyasının en çok sözünü ettiği Doğulu şair ve düşünür olmuştur. İngilizce ve Arapça yazdığı eserleri, Japonca ve Sanskritçe de içlerinde olmak üzere birçok dile çevrilmiştir; Avrupa?da, Arap ülkelerinde, ABD?de her sınıftan milyonlarca kişi tarafından sevilerek okunmuştur. Çağının sosyal çalkantılarla dolu günlerinde düşünceleri Lübnan?daki işçi, öğrenci ve aydın kesimlerince benimsenmiş, bunun kaçınılmaz sonucu olarak da eserlerinin okunması yasaklanmış, kitapları meydanlara yığılarak yakılmıştır.
Fethi Naci’nin Hayatı. Eleştirinin emekçisini saygıyla anıyoruz.
Eleştirmen, yazar ve yayıncı İsmail Naci Kalpakçıoğlu, Fethi Naci adını 1953’ten sonra yazdığı eleştirilerde kullanmaya başladı. 3 Nisan 1927 tarihinde Giresun?da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Giresun ve Erzurum?da tamamlayan Naci, 1949 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldu. 1940 yılından itibaren çeşitli ve dergilerde, şiir ve öyküleri yayımlandı. Çok sevdiği babaannesinin ölümü üzerine kaleme aldığı ilk yazısı 1943 yılında Erzurum gazetesinde yayımlanan Naci?nin Behçet Necatigil?in ilk kitabı “Kapalı Çarşı” üzerine yaptığı ilk eleştiri yazısı, 1945-46 kışında Aksu dergisinde yayımlandı.
Kurucuları arasında bulunduğu Yüksek Tahsil Gençlik Derneği yöneticiliğinden dolayı 1951 yılında tutuklanan Naci, 1,5 ay kadar Sultanahmet Cezaevinde kaldıktan sonra salıverildi. Naci, Dost dergisinin düzenlediği soruşturmada 1960?ın en beğenilen eleştirmeni seçildi. 1962’de Türkiye İşçi Partisi’ne giren
Semenderlerle Savaş – Karel Capek
Karel Capek, Semenderlerle Savaş‘ı 1936 yılında, ölümünden iki yıl önce kaleme aldı. Eser, 1930’lardan itibaren üzerinde düşündüğü ve eser verdiği tek konu olan “Avrupa”yı saran faşizm dalgası” hakkındadır. *”Karanlık bilimkurgular ve alegorik, fantastik öykü, romanlar yazan Capek, insanın ve doğanın gelecekteki sosyal evrimini faşizmin gölgesi altında düşlemiş, toplama kamplarını, atom bombasını, soğuk savaşı öngörmüş. Almanca … Devamını oku
Leonardo da Vinci ‘nin Hayatı
Leonardo da Vinci (d. 15 Nisan 1452 – ö. 2 Mayıs 1519) Rönesans dönemi İtalyan mimarı, mühendisi, mucidi, geometricisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı ve ressamıdır. En tanınmış yapıtları Mona Lisa (1503 – 1507) ve Son Yemek?tir (1495 – 1497). Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapıtlarıyla değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından biridir.
Leonardo, genç bir noter olan Ser Piero da Vinci’nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina’nın evlilik dışı çocuğu olarak Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano’da dünyaya geldi. Avrupa’daki modern isimlendirme kurallarının yerleşmesinden önce dünyaya tam ismi, “Vincili Piero’nun oğlu Leonardo” manasına gelen “Leonardo di Ser Piero da Vinci”dir. Eserlerini “Leonardo” ya da “Io, Leonardo (Ben, Leonardo)” olarak imzalamıştır.
Somut kanıtlar bulunmasa da, Leonardo’nun annesi Caterina’nın, babası Piero’ya ait Ortadoğulu bir köle olduğu tahmin ediliyor. Babası, Leonardo?nun doğduğu yıl,
Geç Kapitalizm, Ernest Mandel
Ernest Mandel?in Geç Kapitalizm?i, Marx`ın Kapital`de geliştirdiği kapitalist üretim tarzının hareket yasalarının genel teorisini 20. yüzyıl kapitalizminin somut tarihine uygulayan ilk büyük Marksist sentezdir. Mandel, çözümlemesine kapitalist ekonomilerin nasıl incelenmesi gerektiğine dair Bauer, Grossman, Luxemburg ve Buharin`in yaklaşımlarının eleştirel bir değerlendirmesini de içeren bir tartışma ile başlıyor. Daha sonra yazar dünya pazarının yapısını ve artı-kârın çeşitli biçimlerini özetliyor. Yazar ayrıca Napoleon Savaşları`ndan bu yana kapitalist gelişmenin “uzun dalga”larının bir şemasını sunuyor. Mandel son uzun dalganın Avrupa`da faşizmin zaferi ile başladığını ileri sürüyor ve bu dalganın 1970`lere gelindiğinde neden geri çekilmek zorunda olduğunu anlatıyor. Yazar, geç kapitalizm teriminin kapitalizmin niteliğinde bir değişim ima etmediğini ve Lenin`in emperyalizm çözümlemesini değiştirmediğini vurguluyor. Kitap geç kapitalizmde devlet ve ideoloji üzerine bölümler de içeriyor.
*”Yirminci yüzyılın şüphesiz en önemli Marksist iktisatçılarından olan Mandel?in bu çok önemli eseri, bazı kavramlarına çokça atıfta bulunulmasına karşın
Altın Saçlı Kız, Grimm Kardeşler
Grimm Kardeşler (Jacob Grimm-Wilhelm Grimm), eski Alman şiirlerini, efsanelerini ve masallarını derleyip, edebi bir üslupla yeniden yazıp, 1812’den sonra Çocuk ve Yuva Masalları (Kinder und Hausmarchen) adı altında yayımlamışlardır. Altın Saçlı Kız da Grimm Kardeşler ‘in yazdığı masallardan biridir.
Altın Saçlı Kız
“Zamanın birinde, bundan çok yıllar önce. Saraylarda padişahların yaşadığı, meydanlarda okların atıldığı, pazarlarda altın sikkelerle alış veriş yapıldığı zamanın birinde? Güzel bir bahçenin tam ortasına kurulu bembeyaz bir ev varmış. Bu evde altın sarısı saçları olan güzel mi güzel, alımlı mı alımlı; al yanaklı, gül dudaklı, boylu poslu, Bukle adında bir genç kız anneciği ile beraber otururmuş.
Güzeller güzeli Bukle her sabah, babaannesinden kalma bir