Etiket: Mert Sarı

Emmanuel Levinas’da Olağanüstü Karşılaşmanın Felsefesi – Mert Sarı

Bu yazımızda özneler arası aşkın iletişim olanağını en yetkin biçimde işleyen düşünürlerden birini ele alacağız. Emmanuel Levinas’ın felsefi metni, ötekiyle bir olağanüstü karşılaşmanın olanaklarını çözümler. Tıpkı Martin Buber’in anlatısındaki gibi Levinas’ta da benin karşısında bir başka ben, bir sen, bir öteki vardır. Öteki başka oluşuyla benden, benim gerçekliğimden ayrımlaşır. Ötekinin başka oluşu iletişimde hiçbir zaman

okumak için tıklayınız

Arthur Schopenhauer Felsefesinde Aşkın Metafiziği – Mert Sarı

Kısa tutulmak durumunda olan bir yazıda, bütünsel bir düşünceyi tümü ile ele alış yerine, ilgili düşünürün düşünce sistemindeki kimi öğeleri değerlendirmek çok daha akıllıca bir iletişim yordamı olsa gerek. Schopenhauer’ın başyapıtı kuşkusuz istenç ve tasarımlama olarak Dünya’dır (irade ve tasavvur olarak dünya). Bu kült yapıt pek çok konuda derinlik kavrayışla, iç görüler içermektedir. Ünlü aşkın

okumak için tıklayınız

Jean Paul Sartre da Özgürlük Metafiziği – Mert Sarı

Bendenizin felsefeye ilgisi, yönelimi yazın (edebiyat) üzerinden deneme üslubu iledir. Dolayısıyla ereğim akademik bir felsefeden çok yazınsal bir felsefeyi kotarmaktır. Felsefi gizemli, tuhaf insan gerçekliğinin yorumlamakta bir entelektüel araç olarak görmekteyim. Bu felsefi uğraşım varlığıma birazcık erdem katıyorsa o da işin cabası, kısa günün karı. Yine yazınla felsefeyi bireşime vardıran bir kişi olan Jean Paul

okumak için tıklayınız

Dr. Engin Geçtan’ın Ruh Biliminde Psikanalizin ve Varoluşçu Öğretilerin Bireşimi – Mert Sarı

İnsan mutlu olmak değil; haklı olmak, egemen olmak ister. Yine insan, gerçekte kısıdı olan yaşama süresini ve vital enerjisini yapıcılığa, sevişmeye, bilgilenmeye, seyahat ermeye değil; yıkıcılığa, savaşlara, anlamsız çabalara yatırır. Büyük bir kamusal alanın sahnesini doğa gezilerine ve sahici insanlarla iletişime yeğler. Bu gözlemler de psikanalizin insan ruhsallığının usdışı ve bilinçdışı itilimlerin basıncı altında devindiği

okumak için tıklayınız

Ludwig Wittgenstein Düşüncenin Odağında Dil ve Bilinç – Mert Sarı

Erkut Sezgine… Ludwig Wittgenstein, 20. yüzyılın üzerinde en çok tartışılan düşünürlerinden biridir. Onun bu denli ilgi çekici bulunmasında, ürettiği felsefi kavrayışın yanı sıra, hayli sıra dışı kişiliğinin de payı var. Bu nedenle, genel çizgileriyle Wittgenstein’m felsefi kavrayışını anlatmadan önce yaşam öyküsünden bahsetmek istiyorum. Wittgenstein 1889’da Musevi kökenli bir fabrikatörün oğlu olarak Viyana da dünyaya geldi.

okumak için tıklayınız

Türkiye?de Güzelin Biliminin Temelleri ve Prof. Dr. İsmail Tunalı – Mert Sarı

Güzelin bilimi Estetik, kendisini güzellik değerinin incelenmesine adamış bir felsefe disiplinidir. Ancak estetik disiplininin felsefe tarihindeki kurucusu ve isim babası Alexander Baumgarten, estetiği “güzelin bilimi” olarak nitelendirdiği için ben de onun tamlamasını alt başlık olarak kullanmakta sakınca görmedim. Baumgarten, estetik disiplinini estetik duyguyu ve estetik hazzı inceleyen bir bilim olarak tanımlamaktadır. Estetik çözümleme, estetik hazzı

okumak için tıklayınız

Frankfurt Okulu’nda Aydınlanmanın Diyalektiği – Mert Sarı

20. yüzyılın ilk yansında Almanya’nın Frankfurt kentinde, özerk bir kurum olan Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü bünyesinde gelişen eleştirel sosyal felsefe üzerinde temelleri atılan Frankfurt Okulu düşünü, 20. yüzyılın ve günümüzün temel düşünce akımlarından biridir. Modernitenin olumsuzlanmasından doğan postmodern düşüncenin pek çok temsilcisi, kendisini Frankfurt okulu eleştirisinin sürdürücüsü saymaktadır. Örneğin Michel Foucault, Jacques Derrida gibi adlar, sık

okumak için tıklayınız

Kısa Felsefi Antropoloji Notları – Mert Sarı

Felsefi antropoloji başlığı çok boyutlu ve geniş oylumlu bir konudur. Böylesi bir başlığı, kısa bir yazının sınırlılıkları içerisinde tüketebilmek, dahası işleyebilmek olası olmasa gerektir. O bakımdan bu geniş çevrene(ufka) ancak kimi kısa notlar halinde değineceğim. Antropoloji terimi eski Yunanca bir sözcük olan antrophos sözcüğünden türemiştir. Antropoloji teriminin özleşmiş karşılığı ?insan bilimi?dir. Antropoloji, insan varlığını olgusal

okumak için tıklayınız

Sorgulanmamış Bir Yaşam, Yaşamaya Değer Değildir – Mert Sarı

İnsanların büyük çoğunluğu kolaycılık eğilimindedir. Her şey için kısa ve rahat anlaşılır reçeteler isterler. Oysaki yaşama sanatı, kolaycılıktan nefret eder. Çünkü hazır kalıplar, yaşama sanatını indirger ve katılaştırır. Anlamlı bir felsefi kavrayışı edinmek yaşamsal bir önemdedir. Deyim ye­rindeyse bu durum, can alıcı bir sorundur. Kimi insanlar bu yargıya, dudak kenarla­rındaki istihza kıvrımlarıyla küçümseye­rek gülebilirler. Ancak

okumak için tıklayınız

Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Afşar Timuçin, yetkin bir seçicilikle, çağdaş yazında yoğunlaşılması gereken yazar ve yapıtlara çekiyor dikkatimizi. İlgili okurların, burada ancak başlıklarını sıralayabildiğim üç ciltlik yapıtta çok daha fazlasını bulacağından hiç kuşkum yok. Tür bilinci kavramı, tüm insansal ol­guları, insanlık tarihinin gelişimi ekseninde görebilme bilincini anlatın İn­sanlık tarihinin gelişiminin öyküsüdür tür bilinci. Bütünsel insan kavrayışı ise, bireyin bilimsel,

okumak için tıklayınız

Sokrates’in ve Erdemin Yenilemezliği Üzerine – Mert Sarı

Sokrates Son Hamlesiyle Atina Kitle Demagoglarının Yasallaştırılmış Nasıl Cinayet Sorumluluğu Altında Bıraktı? Kent soylu aydınlanmasının değerli düşünürü John Stuart Mill ? doyumsuz bir Sokrates olmak,doyumlu bir domuz olmaye yeğdir?der. Toy ilk gençlik yıllarından bu yana bir düşünce iyice yer etmişti bilincinde. ?küçük bir davanın kazananı olmaktansa, çok büyük bir davanın yitireni olmak yeğdir.? Friedrich Wilhelm

okumak için tıklayınız

Düşünce Tarihinde Hayvanlar ve Doğa – Mert Sarı

Bu kısa yazıda sınırlı tümcelerle felsefi bir yaklaşımla hayvanların varlığını ve doğa sorunsalını ele almak istiyorum. Konunun önemi karşısında bu kısa yazı kaçınılmaz olarak yetersiz, kifayetsiz kalacaktır. İleride belki bu felsefi sorunsalı daha geniş tartışma sözkonusu olabilir. Kadim Hint düşüncesinde önde gelen bir öğreti olan Jainizm özellikle doğa dostu bir anlayış taşıyordu. Jainizm?e göre canlı

okumak için tıklayınız

Uzun Yaşanmış Bir Akşamdan Bilinç Sahneleri ? Mert Sarı

İstiklal Caddesinde, Neco?yla yüksek bir yapının teras barındayız. Teras barın görüş alanı İstanbul?un ana manzarasını çepeçevre kuşatıyor. Necoya soruyorum: Neco, İstanbul her zamanki gibi kent ışıklarından derinmiş siyah inci gerdanlığını takınmış mı? Neco beni yanıtlıyor. Takınmış Mert Hocam, her zamanki gibi takınmış. Biliyor musun Neco, İstanbul?un gerdanlığındaki bu iri siyah inciler Bahreyn denizi açıklarında derin

okumak için tıklayınız

İnanıyorum Buna! ? Mert Sarı

İnanıyorum buna! Yağmurlu bir Sarayburnu akşamında şakaklarından süzülen yağmur sularının ara sıra bir gözyaşı damlası karıştığına. O başıboş, hovarda, sevecen Sait Faik gibi. İnanıyorum buna! Her şeyin bir insanı sevmesiyle başlayacağına. Dostoyevski?nin haklılığına dünyayı sanat güzelliğinin kurtaracağının, kişioğlunu her türlü kendine dönüklüğünden, çıkarcılığından arıtacağına. İnanıyorum bütün bunlara.

okumak için tıklayınız

Karl Raimund Popper ve ?Açık Toplum ve Düşmanları? Üzerine ? Mert Sarı

Türkiye?de vulgarize edilmiş ?Açık Toplum? söylemi,? Açık Toplum?un kendisine karşı delişmen bir rüzgarın saçlarımızı savurduğu Yenikapı sahilinde Filiz, Ben, Pusat ve arkadaşlar topluluk halinde yürümekteyiz. 1990 Aralık ayının puslu, kapanık bir öğleden sonrası. Boşuna söylememiş ozan Ahmed Arif ?Aralık sevmem, çok netameli aydır?. Biraz da anlayışsız öğrenci yurdu görevlilerine içerlemiş olan Can haykırıyor: ?O gün

okumak için tıklayınız

Özgeciliğe Adanmış Bir Yaşam: Simone Weil ? Mert Sarı

Dupduru Türkçesine hayran olduğum Melih Cevdet üstadın, Zülfü Livaneli?ce ezgilendirilmiş anı şiirini herkes bilir. 50?li yılların başında ABD?de haksız bir suçlamayla elektrikli sandalyeye gönderilmiş Rosenberglere adanmıştır o şiir. ? Sevdiğim çiçek adları gibi, sevdiğim sokak adları gibi tüm sevdiklerimin adları gibi adınız geliyor aklıma?. İşte böyle düşer benim aklıma Simone Weil adı. Kahraman uluslar yoktur

okumak için tıklayınız

Kadının Toplumsal Ezilmişliğinin Tarihsel ve Ekonomik Arka Planı ? Mert Sarı

Kimi küçük anaerkil (matriyakarkal) yerli ekinleri dışında tüm insanlık baba ?erkini? yaşamakta. Yoğunluğu, toplumların modernleşme düzeyleriyle ters orantılı olarak farklılık gösterse de erkek egemenliği sosyal ilişkilerin yaşanılış biçiminin baskın karakteri babaerkilik ya da eş anlamıyla ata erkillik sosyal ilişkilerde kadın varlığı için cinsiyet temelinde eşitsizlik, ayrımcılık ve hiyerarşi doğururken erkek cinsine toplumsal üstünlük, öncelik ve

okumak için tıklayınız

Martin Heidegger düşününde varlık ve zaman – Tüm varoluş olanaklarının ufuk çizgisi ve son sınırı olarak zaman kavramı, Mert Sarı

Bu ve izleyen bir kaç yazımızda düşün yapıtları üzerindeki ateşli tartışmaları bir türlü dinmek bilmeyen Martin Heidegger’i (1889?1976) ele alacağız. Martin Heidegger; Hegel, Marks, Nietzsche, Freud Frankfurt Okulu üyeleri ile birlikte en çok tartışılan yüksek kişiliklerden bir tanesidir. Böylesine ince kıvrımlarla bezenmiş bir düşün yapısını bir kaç yazının sınırları içerisinde tüketmeye kalkışmak bizi kaçınılmaz olarak

okumak için tıklayınız

Karl Jaspers Düşününde Sınır Durumlar Kavramı ? Mert Sarı

Kişioğlunun Yaşamda Kafasını Duvara Toslamasının Felsefesi Başlangıçta bir kavramsal ayrıştırmanın gerekli olduğunu düşünmekteyim. Burada ?sınır durumlar? kavramı Jaspers felsefesine içkin özgün felsefe terimi olarak kullanılmıştır. Ruh hekimliğindeki nevrotik, psikotik sınıflandırmanın yanı sıra Borderline ruhsal bozuklukları anlatan sınır durumuyla karıştırılmamasını dileriz. Karl Jaspers ?in mesleği de olası böylesi bir karmaşada etkili olabilir. Felsefe kürsüsünde öğretim üyeliği

okumak için tıklayınız

İnci dizili kolyeli büyülü bir kadına ? Mert Sarı

Edebiyatsever bir iktisat Profesörü hanımefendiye? Hocam iktisatçı Profesör Doktor Türkel Minibaş?ın eşsiz anısına? İstanbul Üniversitesi?nin bahçesindeki ulu kestane ağaçlarının arasında oturduğum banka günışığı demetleri saçılıyordu. İstanbul mayıslarının bildik serinliğine baygın bir bahar kokusu karışıyor. Baharın gergin delişmenliği biyoritmlerime yansımış olması gerekti. Serde gençlikte olunca içimde her türlü haksızlığa karşı bir vur-kırcılık etkisi kaynıyor. Bu ülke,

okumak için tıklayınız