İnanıyorum Buna! ? Mert Sarı

İnanıyorum buna!
Yağmurlu bir Sarayburnu akşamında şakaklarından süzülen yağmur sularının ara sıra bir gözyaşı damlası karıştığına.
O başıboş, hovarda, sevecen Sait Faik gibi.
İnanıyorum buna!
Her şeyin bir insanı sevmesiyle başlayacağına.
Dostoyevski?nin haklılığına dünyayı sanat güzelliğinin kurtaracağının, kişioğlunu her türlü kendine dönüklüğünden, çıkarcılığından arıtacağına.
İnanıyorum bütün bunlara.
Nasıl da harikulade uçuşmuştu saçların rüzgarda, Sarayburnu açıklarında o çok uzak zamanda.
Uzakta limanda bir deniz feneri yanıp söndü, denizin yüzü bir mai menevişinde dalgalandı.
Akşamın laciverdi geçişti gözlerinin ebrulu harelerine.
Anımsıyor musun yanıtlamazdın telefonlarımı hiç sabırlı halkımızın acılarını dindirmeye polikliniğe çıktığında.
İnanıyorum buna!
Hiçbir nicelikte para, akademik unvanlar, nice orunlu görevler giremez seninle yoksul hastalarının arasına.
Bilmiyorum şimdi nerede nasılsın ancak ikirciksiz inanıyorum buna.
Ne camekanlarda en güzel can alıcı nesneler ne yanaşma ruhların yılışık dalkavukluğu, ne görkemli holding plazaları ne güdümlü füzeler çözemez bizim kimse bilincimizdeki istemi duruşumuzdaki kesinliği.
Köpüklü ipek şallar deri çizmeler her türlü zengin sofraları kendini kaybetmeler bencillikler veremez sahte değerlere dudağımızın kıvrımında beliren alayı istisnayı.
İnanıyorum buna!
Baştan çıkaramaz döndüremez seni ne çok övgüler, orunlu görevler, hatta bilimsel ödüller. Bir köylü kadını da en nüfuzlu hastanı da gerektiği kadar zaman ayırırsın. Yoksul kişilere ışıltılı güleryüzlü armağanını birazcık daha fazla sunarsın. Çünkü bilirsin gereksinir yoksullar sevgiyi, ilgiyi en az maddi nesneler kadar.
Böylesindir sen, ikirciksiz inanıyorum buna!
İkirciksiz inanıyorum çünkü kişiliğin, özün böyledir senin. Çünkü yoksa darılır bize Deniz, Hüseyin, Rosa, Pir Sultan Abdal, Manuella, Nadya, Garcia Lorca ve diğer arkadaşlar. Çünkü yoksa darılır bize genç ölenler, kimsesiz hastalar, Filistinli yoksul çocuklar, dünyanın her yerinde küfeci çocuklar, sucu çocuklar. Kılımızı kıpırdatmaz bizim büyük büyük paralar. Çünkü yeterde artar mutluluğumuza bizim sade güzel bir yemek, demli bir çay, şiir kitapları, kitaplar ve namuslu bir radyo kanalı.
Gerek yok Boğaziçi?nde bir eve, yeter bize Boğaziçi sahilinin erguvani baharı yaşamalar. Alabildiğine doldurmak Marmara denizinin mavisini gözlerimizin sarnıcına.
Bekarlık saadettir, yoksulluk özgürlük, mülksüzlük ne hafif bir duygu böyle.
Aşk bile, sevi bile bulanıyor özüne hesap karışınca.
İnanıyorum buna!
O güleç yüzlü kırçıl sakallı adamın haklılığına.
Herkes için ?İnsanın vakarına? yaraşır bir dünyanın olanaklılığına.
İnanıyorum buna! İnsan aklının ve insan yüreğinin bütün bunları başarmasına yetenekli oluşunun olanaklılığına.
Her kadın birazcık sevmeye yetili anne özlemidir benim için.
Sevmeye yetenekli annem benim, ve benim sevgiye aç küçük kızımdın.
Her yetişkin kadın küçük bir kızdır biraz ve her küçük kız birazcık yetişkin kadın.
Her kadın çocuktur biraz.
Ve her çocuk kadınca kırılganlıklar taşır içinde.
Ve aşk iki kişilik bir çocukluktur haylazcasına yaşanılan.
İnanıyorum buna!
Belleğinde Beykoz?dan, Hidiv Kasrı?ndan, Sarayburnu?ndan gürlek imgeler kaldığına.
İnanıyorum bilincinin aydınlığına, yüzünde şavkıyan günışığına, sesinde usul usul devinen akarsu çağıltısına.
İnanıyorum sana!
İnanıyorum benim sevgili ülkemde binlerce yurtsever hekimin, öğrencisiyle, işçisiyle milyonlarca namuslu insanın barındığına.
Ve bu adam akıllı güzel insanların, bir gün ?bire destur? diyerek öne doğru bir adım atacaklarına.
İnanıyorum bütün bunlara!
(Bu yazı, özü güzel yüzü güzel yurtsever bir Türk hekime kadına adanmıştır.)

Yazan: Mert Sarı

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Anton Çehov?un 150. Doğum Yılı – Semiha Şentürk

Öyküleri ve oyunlarıyla modern edebiyatta yeni bir sayfa açmış, James Joyce?dan Virgina Woolf?a, Katherine Mansfield?ten Raymond Carver?a pek çok yazarı...

Kapat