Sorgulanmamış Bir Yaşam, Yaşamaya Değer Değildir – Mert Sarı

İnsanların büyük çoğunluğu kolaycılık eğilimindedir. Her şey için kısa ve rahat anlaşılır reçeteler isterler. Oysaki yaşama sanatı, kolaycılıktan nefret eder. Çünkü hazır kalıplar, yaşama sanatını indirger ve katılaştırır.

Anlamlı bir felsefi kavrayışı edinmek yaşamsal bir önemdedir. Deyim ye­rindeyse bu durum, can alıcı bir sorundur. Kimi insanlar bu yargıya, dudak kenarla­rındaki istihza kıvrımlarıyla küçümseye­rek gülebilirler. Ancak böyle bakanlar ya­nılıyorlar. Belirli bir yaştan itibaren haya­tımız için sürekli seçimlerde bulunmamız gerekir. Yaşamımızın ileri evrelerindeki ki­şisel doyumumuz, bu seçimlerin sahiciliği­ne bağlıdır. Yaşam bir defalıktır, yaşanmış bir hayatın müsveddesi olamaz. Diğer bîr deyişle, eski yanlışlarımızı temize çekemeyiz. O halde Nâzım ustanın dediği gibi,’yaşamak çok ciddi bir iştir, şakaya gelmez’ Seçimlerimizde yanılmamak için bizi varoluşsal doygunluğa götürecek olan, özden doğru değerleri bilmek gerekir. İnsani; büyük çoğunluğu kolaycılık eğilimindedir. Her şey için kısa ve rahat anlaşılır reçeteler isterler. Oysaki yaşama sanatı, kolaycılıktan nefret eder. Çünkü hazır kalıplar, yaşama sanatını indirger ve katılaştırır. Üstelik herkesin yürümesi gereken ayrı, kendine özgü bîr yaşama yolu vardır. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı yapıtında, çömezleriyle birlikte yürüyen Zerdüşt’ü bir köşe başına geldiklerinde şöyle konuşturur: “Şimdi ayrılın benden, yadsıyın beni, hatta eni kötüleyin. Her birimiz kendi yolumu­zu yürümeliyiz şimdi”

Şimdi açıklamaya çalıştıklarım üzerinden, burada sizlere yaşama sanatı reçeteleri vermek yerine, varoluşsal bir aydınlanmada uyarıcı olabilecek iki yapıt önereceğim. Kuşkusuz bu yazıma, birçok başka değerli yapıt da eklenebilirdi. Belki sonraki yazılarımda bunlardan bazılarına de­ğinme olanağı bulabilirim. İlkin ABD’li va­roluşçu psikiyatr Irvin Yalom’un Varoluş­çu Psikoterapi adlı yapıtını öneririm. Irvin Yalom, psikiyatrik fenomenlere varoluş­çu yaklaşımı deneyen bir psikiyatrdır. Dolayısıyla düşünsel yaklaşımında da, yabancılaşma, anlam, anlamlı yaşamak gibi kavramlar önemli bir yer tutmaktadır. Sözkonusu yapıt, psikiyatri içerikli bir çalışma sanılmamalıdır. Yerinde bir söyleyişle, aslında bu yapıt, en mükemmelinden bir hayat bilgisi kılavuzudur. Bu kitapta, yaşama ilişkin hazırlop davranış kuralları, düsturlar önerilmemekte, aksine yaşamsal gerçeklik kavramı bütünsel ve makro düzeyde işlenmektedir. Burada, yaşantılama ve varoluşsal olanağın insana doğumla ölüm ara­daki bir süreyi kapsadığı tüm boyutla-gösterilmekte; yalnızlık, hastalık, ölüm gibi temel deneyimlerin dramatik konumlanışı (sınır durumları) çözümlenmektedir. Yalom yapıtında, görkemli bir entelektüel birikim sergilemektedir. Dostoyevski, Nietzsche, Rilke, Stendhal, Kierkegaard, Pascal, Heidegger vb. pek çok yazar ve düşünüre değinmekte, onlardan alıntılar yaparak yaşamlarına ve yapıtlarına göndermeler yapmaktadır. Bu nitelikleriyle yapıt, bence Yalom’un başyapıtıdır.

Tanıtacağım ikinci yapıt, Nazilerin ko­vuşturması sebebiyle, uzun yıllarını ABD’de sürgünde geçirmek zorunda kalan Alman psikanalist, toplumbilimci düşünür Erichh Fromm un, Sahip Olmak Ya da Olmak adlı çalışması. Bu kitapta Fromm’un düşün­sel evriminin olgunluk evresini, bütüncül bir sentezini bulabiliriz. Bu özelliğiyle ya­pıt, Fromm’un temel düşüncesinin aynı za­manda bir özetidir de. Yazarımız bu yapı­tında, çağımız insanını karakterize eden iki varoluş biçimini birbirinden ayrıştırmak­tadır. Birinci varoluş biçimi, sahip olma’ kipliğinde yaşayan insanı tanımlamakta­dır. Bu insan, kapitalizmin tüketim kültü­rünün içinde, kendine yabancılaşan ve va­roluşsal doygunluğa ulaşamayan insandır. Bu profildeki insana, çocukluğundan itiba­ren psiko-sosyal gelişim ve toplumsallaşma süreçleriyle ne kadar iktisadi değere sahip olursa o denli mutlu olacağı öğretilmiştir. Bu nedenle bu profildeki birey, ergin yaşa­mında olabildiğince didinip para kazanarak, olabildiğince yüksek bir tüketim marjı sağ­layarak mutlu olmayı amaçlayacaktır. Para, her ne kadar insanın geçim aracı olması, yaşamda tutunabilmesi ve maddi dünyası­nı zenginleştirebilmesi açısından gerekliyse de bu sınırlı bir yarardır ve insan için ye­terli olmaz. Üstelik çok yüksek paralar ka­zanmak, onları kazanabilen sınırlı sayıdaki mutlu azınlığın bile zamanlarının büyük bir bölümünü yutmaktadır. Böylelikle büyük bir çaba ve zaman karşılığında elde edilen yüksek mali olanaklar ‘boş zaman’ denilen kısa zaman aralığında çarçabuk harcanarak bîr doyum sağlanmaya çalışılmakta, bunun için pahalı zevkler, pahalı harcama kalem­leri edinilmektedir. Ancak tüm psikanalitik klinik bulgular, tüm olgusal veriler, bu yor­damın insanı, anlam duygusuna ve varoluş-sal esenliğe götürmediğini kanıtlamaktadır.

İkinci bir varoluş biçimi, ‘olmak’ kipliğin­de yaşayabilmektir. Bu kelimeden yalın ola­rak şunu anlamak gerekir: Kişi, yaşantı dün­yasının akışına, duyusallığa, sosyal iletişime ve bu iletişimdeki sahicilik rahatlığına, dik­katine, kendisini bırakabildiği ve buna bağ­lı olarak bunun diyalektik karşılığını göre­bildiği ölçüde mutlu olabilmektedir. 1844 El Yazmaları yapıtında Karl Marks’ın da belirt­tiği gibi, sevilen insan, sevgi yetisiyle, diğer insanlarda sevgi uyarabilen insandır. Sevgi yetisi olan insan başka insanlarca sevilir, de­ğerli bir insan gerçekten de değer görür. İn­sanlara güven telkin eden bir insanın var­lığının çevresinde, kendisine güvenilebile­cek insanlardan bir sosyal hale örülür. An­cak tüm bunlar, o kişi sahici olduğu ölçüde olanaklıdır. Yapmacık bir sevginin gerçeklik dünyasında gerçek bir karşılığı yoktur. Üre­tici ve yaratıcı varoluş biçiminde yaşayan bir insan, yaşamdan doyum sağlamayı amaçlar. Ancak bunu yaparken başka insanların do­yum ve anlam arayışlarını engellemeye kal­kışmaz. Bu düşünceyi Fromm un yapıtından bir örnekle açıklamak gerekirse: Fromm, ilk önce kırda mor bir çiçekle karşılaşan bir Batılı ozandan söz eder. Batılı ozanın ereği, mor çiçeği toprağından söküp bahçesine ta­şıyarak kendi mülkiyetine katmaktır. Sonra­sında Fromm, Japon bir ozandan söz eder: Japon ozansa pastoral bir uzamda karşılaş­tığı pek güzel bir sarı çiçeğin karşısında du­rarak, hayran hayran onu seyre dalar. Ak­lından o çiçeği toprağından söküp bahçesi­ne taşımak geçmez. Bu psişik deneyimleri­ni her iki ozan da yazdıkları şiirlerinde dile getirmişlerdir. Fromm bu şiirleri örnek ve­rir. Ayrıca eserinde, kapitalizmin doğal çev­re üzerindeki yıkımına değinir. Dünyamızın biyosferinin, flora ve faunasının karşı karşı­ya kaldığı riskleri açıklar ve bu büyük yıkım riskleri karşısında yegâne çıkış yolunun sa­hip ‘olmak’ kipliğindeki bir varoluş biçimin­de değil de ‘olmak’ kipliğindeki bir varoluş biçiminde olduğunu anlatır.

Genel yaşama felsefesi soruşturma­sı için, bir sonraki sayıda bu başlığa dair temel yapıtlardan biri olan Aristoteles’in Nikomakhosa Etik adlı yapıtını ele alaca­ğım.

Kaynak: Kitapçı, Kültür Sanat ve Kitap Tanıtım Dergisi, Temmuz/Ağustos/Eylül 2012 Sayı:02
Kitapların Künyeleri
Varoluşçu Psikoterapi
Orjinal isim: Existential Psychotherapy
Irvin D. Yalom
Kabalcı Yayınevi / İnceleme Dizisi
Çeviri: Zeliha İyidoğan Babayiğit
İstanbul 1999
768 sayfa
***
Sahip Olmak Ya Da Olmak
Orjinal isim: To Have or To Be
Erich Fromm
Arıtan Yayınevi / Erich Fromm Bütün Eserleri Dizisi
Çeviri: Aydın Arıtan
İstanbul 1997
351 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, Makaleler, Psikoloji
Afşar Timuçin’in Düşünce Tarihi Yapıtında Bütünsel İnsan Kavrayışı – Mert Sarı

Afşar Timuçin, yetkin bir seçicilikle, çağdaş yazında yoğunlaşılması gereken yazar ve yapıtlara çekiyor dikkatimizi. İlgili okurların, burada ancak başlıklarını sıralayabildiğim...

Kapat