Yazar: cemalumit

SARI VE PUSLU – Tezer Özlü

SARI VE PUSLU Henüz yataktayım. Bu kentin en güzel özelliği her sabah yeni bir mevsimin insanı karşılaması. Bir gün, sokakları saran güneş ve sıcaklık, ertesi sabah yerini hemen serin bir havaya bırakıveriyor. Ve sevdiğim gri gökyüzü, canlı yeşili üzerine oturuyor ağaçların. Elimde bir gazete kesiği. Beş yıl önce ölmüş bir insanın resmi. Beyaz gömlek giymiş.

okumak için tıklayınız

CÜMLELER – Tezer Özlü

CÜMLELER Bir şeyin değişeceği beni ürkütüyor, bir şeyin değişmeyeceği de. * Hiç kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile. * Sağlıklı kalmak için koşamam. Soluk alayım yeter. * Olaylar ve düşünceler, kafamın içinde sürekli acılar olarak birikti. * Göl kıyısında yüzünü güneşe vermiş. Solgunluğu on yıllık bir ihtiyarlar evi beyazlığından geliyor. * Özlemin içindeyim şimdi. Ama

okumak için tıklayınız

BATI GÜNLÜĞÜ – Tezer Özlü

BATI GÜNLÜĞÜ “The world is too much with us” William Wordsworth Berlin, 19 Ocak 1982 Büyükanne. Aklaşmış saçlarını toplamış, yüzü ince. Sıska bacakları. Hep mutfakta, midesine bir bıçak dayamış olarak yakaladığım büyükanne, hareketsiz. Ne kendi kıpırdıyor, ne de bıçağı kıpırdatıyor. — Ne yapıyorsun burada? diye soruyor çocuk. — Kendimi öldürmeye çalışıyorum. Anıların tüm görüntülerini vermeyeceğim.

okumak için tıklayınız

YENİ BULUNTULAR – Tezer Özlü

YENİ BULUNTULAR Çağrı BU ODADA neden bulunuyorum? Kırmızı, siyah çizgilerin iç içe girdiği örtüye bakıyorum. Tahtadan yapılmış masa. Şimdi gelecekler. Beni götürecekler. Bilemiyorum. Kırmızı kanlara bulanmış bir örtü buldum. Sakladım onu. Kapı çalacak mı? Bana sorular yöneltecekler mi? İnsanın biri. Neden bakıyor bana? Yaklaşıyor. – Sizin – dedi. Titriyorum. Ona anlatacak hiçbir şey yok. Günler koptu. Artık geceleri bir ölüm akıyor sokaklara. Kentin evlerinin aralıklarına doluyor. Boğuluyoruz. Şimdi cam kenarında oturuyorum. Gene titriyorum. Bir kadın

okumak için tıklayınız

Zülfü Livaneli: Edebiyat yolu

Roman sanatının doruğa yükseldiği 19. yüzyılda, değerli edebiyat eserleri büyük halk kitleleri tarafından bugünün televizyon dizileri gibi izlenirdi. Charles Dickens’ın fasiküller halinde yayımlanan romanları merakla, heyecanla beklenir, çıktığı anda kapışılırdı. Sevilen bir roman kahramanının ölümü halinde yüz binlerce kişinin gözyaşlarına boğulduğu anlatılır. Dostoyevski’nin romanları gazetelerde tefrika edilir, Tolstoy her romanıyla koca Rusya’da fırtınalar yaratırdı. Fransa’da

okumak için tıklayınız

Göçebeler ve ev sahipleri: Yerleşiklik ve küresel hareketlilik felsefesi

İnsanlık tarihinin başından beri insanlar iki zıt arzu arasında yaşamıştır: kök salma isteği ve özgürlüğe duyulan özlem. Bazıları kalıcı yerleşim yerleri kurmuş, evler inşa etmiş, toprağı işlemiştir. Diğerleri ise hareket etmeyi tercih etmiş; her gün yeni ufukları arayan bir yaşam biçimini benimsemiştir. Bu iki tip — göçebe ve ev sahibi — yalnızca farklı çağların temsilcileri

okumak için tıklayınız

Gregory Colbert’in Küller ve Kar filmi üzerine Jungcu ve felsefi bir bakış

Luna Madanoğlu Gözlerimi kapattığımda, içimde mavi gözlü bir fil ağlıyor. Belki de bu, Colbert’in kamerasının gördüğü değil, insanlığın unuttuğu bir hatıradır. Küller ve Kar (Ashes and Snow), Kanadalı sanatçı ve yönetmen Gregory Colbert’in yirmi yılı aşkın bir süreçte çektiği, türler arası bir sessizlik belgeselidir. Çekimler 1992’den itibaren Hindistan, Namibya, Mısır, Sri Lanka, Etiyopya, Antarktika ve

okumak için tıklayınız

Hayalperest Bir Şiir: Kızıl Ekimin Uyanışı – Luna Madanoğlu

1917 sonbaharında, Petrograd’ın sokakları soğuktu.Ama o soğuğun altında, yıllardır bastırılmış bir sıcaklık vardı: öfke.Yorgun bedenlerin, aç çocukların, susturulmuş kadınların öfkesi.Ve bir gün, o öfke artık sessiz kalmayı reddetti.O gün, takvim Ekim’i gösteriyordu. Bir Halkın Sabrı Tükendiğinde Yüzyıllarca süren adaletsizlik, savaşın açlığı ve yoksulluk…Rusya artık nefes alamıyordu.Çar devrilmişti, ama iktidar yine zenginin ellerindeydi.İşte o anda, Lenin’in

okumak için tıklayınız

Kardeşlerin Nefreti – Altın Koyun – Güneşin Doğudan Batması – Tüyler Ürpertici Bir Yemek – Zapt Olunmaz Bir Nefret – Bir Ölüm Makinesi

ATREUS ve THYESTES Şimdi de geldik Yunan Mitolojisi’nin belki de en zalim hikâyesine! Başka hiçbir söylencede bir lanetin mantıksal, psikolojik ve ahlaksal gelişimi, böylesine korkunç bir tutarlılık içinde ortaya konulmamıştır. Başka hiçbir söylencede nefret ve savaşın iç dinamikleri bu kadar açıkça ortaya konmamıştır. Pelops oğulları olan Atreus ve Thyestes’in birbirlerinden nefret ettiklerini biliyordu ve yaşamı

okumak için tıklayınız

Tanrıların Yiyeceği – Zalim Bir Sınama – Pelops ve Hippodameia – Arabacı Myrtilos – Lanetler

TANTALOS ve OĞLU “Gölgeler Ülkesi hayalcilerin cennetidir.” Immanuel Kant sözleridir bunlar. Gerçekten de tüm zamanların romantikleri daima gölgelerle ilgilenmiş, karanlığın kendilerini çektiğini hissetmişlerdi. Fakat Gölgeler Ülkesi aynı zamanda korkuların da kaynağıdır. Hıristiyanlık dininin cehennem haline soktuğu bu ülke, kutsal Roma’nın en yağlı kazanç kapılarından birisi olmuştur. Kralının adı olan Hades’le anılan Gölgeler Ülkesi’nde, bazı kahramanlara

okumak için tıklayınız

Altın Yağmuru – Verginin İcadı – Bir Ayna Nerelerde Kullanılır; Kötü Kokan Üç Kadın – Medusa ve Başı – Pegasos – Atlas – Andromeda – Gerçekleşen Bir Kehanet ve Mutlu Bir Evlilik

Acaba önceliği hangi kahramana versek? Bana kalırsa sıralamada ilk yer Antik Çağ’ın en önemli kahramanı Herakles’e aittir. Romalılar da onu benimsemiş ve Herkules ismini vermişlerdir. Klasik bir kahramandır o. On iki işi ile ün kazanmıştır, başarması gereken on iki sınavdır bunlar aslında. Küçükken odamı temizlemem bana çok zor geldiği için, Herakles’in başardığı bu işlerden özellikle

okumak için tıklayınız

TANRILAR ve İNSANLAR – Hephaistos ve Hera – Ares ve Aphrodite – Athena – Hermes ve Apollon – Zagreus – Prometheus ve Biz İnsanlar

Hephaistos ve Hera – Ares ve Aphrodite – Athena – Hermes ve Apollon – Zagreus – Prometheus ve Biz İnsanlar Hephaistos’un tanrıların en mükemmeli olduğu söylenemez, fakat bizim için oldukça ilginç bir hikâyesi vardır. Doğumu oldukça muammalıdır. Hera onu kendi kendine doğurmuştur. Kocası Zeus’un kendisini sürekli olarak aldatmasından bıkıp usanmıştı ve bu şekilde ona ihtiyacı

okumak için tıklayınız

Başlangıçta kaos vardı. Yunan Mitolojisi böyle der bize.

DÜNYANIN YARADILIŞI Gaia ve Uranos – Kronos ve Rhea – Zeus ve Kardeşleri – Titanlar ve Gigantlar Başlangıçta kaos vardı. Yunan Mitolojisi böyle der bize. Bu kaosun ne olduğunu kimseler bilemez. Kaosu bir tanrı olarak kabul etmek de insanı ürkütür. Bu kaostan bir anda neden Gaia’nın, yani toprağın oluştuğunu da kimseler bilmez. Fakat Gaia bir

okumak için tıklayınız

Odysseus ve Deniz

Uygarlık bir özgürleşme ve fetih harekâtıdır. Ünlü Homeros’un adıyla bize ulaşan ikinci destan bu fetihlerin en önemlilerinden biridir: Cesaret, sabır ve zekâ ile Yunan halkının denize açılması. İşte bu fethin kahramanı Odysseus’dur (Odysseia destanı onun adını taşır). Odysseia’nın şairinin İlyada’nınkiyle aynı kişi olup olmadığı konusunda kesin bir bilgi yoktur, hatta çok kuşkuludur. Eskiler daha o zamanlar bile

okumak için tıklayınız

Yedi Hermetik Prensip “Yedi Hakikat Prensibi vardır; her kim ki bunu bilip anlar, sihirli dokunuşu Tapınak Kapıları’nı sonuna kadar açan Büyülü Anahtar’a sahiptir.”

KybalionBütün Hermetik Felsefe’nin dayandığı Yedi Hermetik İlke şunlardır: I. ZİHİNSELLİK PRENSİBİ II. TEKABÜL PRENSİBİ III. TİTREŞİM PRENSİBİ IV. KUTUPLULUK PRENSİBİ V. RİTİM PRENSİBİ VI. SEBEP SONUÇ PRENSİBİ VII. CİNSİYET PRENSİBİ Bu derslerde Yedi Prensibi sırasıyla açıklayacak ve tartışacağız. Ne var ki önce her prensip için kısa açıklamalar vermek yerinde olur. I. ZİHİNSELLİK PRENSİBİ “Bütün, zihindir.

okumak için tıklayınız

Immanuel Kant’ın Öğretme Yöntemi: “Felsefenin Özgün Yöntemi Zetetiktir”

1764’te Kant’ın adının dikkat çekmeye başladığının birçok göstergesi vardır. Eserlerine iyi yorumlar yapılıyor, aynı zamanda başka üniversitelerde eserleri ciddi şekilde tartışılıyordu. Bunun işaretlerinden biri Tübingen’deki Magister Cless’in 1764 sonunda Kant’a gönderilen münazarasıydı. Savunmaya Ploucquet nezaret etmişti. Kitabın yarısı Kant’ın metinlerinden oluşuyordu. Diğer yarısında Kant “yorumlanmış, desteklenmiş, yer yer de büyük bir saygıyla çürütülmüştü.”[55] Daha da

okumak için tıklayınız

Immanuel Kant, Kırk Yaşında: “İnsan Karakterini Ne Zaman Edinir?”

22 Nisan 1764’te Kant kırk yaşına bastı. Bu önemli bir olaydı, en azından Kant’ın kendi hayatına dair görüşleri bakımından önemliydi. Kant’ın psikolojik ya da antropolojik teorisine göre kırk yaş büyük önem taşıyordu. Yirmi yaşındayken aklımızı yeterli düzeyde kullanabiliriz, ama “hesaplama (başkalarını kendi amaçlarımız için kullanma) bakımından” olgunluğa ulaştığımız yaş “kırktır”.[1] Daha da önemlisi, Kant’a göre

okumak için tıklayınız

Doğru Web Sitesi ve Etkili SEO Nasıl Olur?

Günümüzde dijital dünyada rekabet etmek, yalnızca bir web sitesine sahip olmakla sınırlı değil. Kurumsal kimliğinizi dijitalde yansıtacak doğru yapıya sahip bir web sitesi ve ardından hedefe odaklı yürütülen SEO çalışmaları, başarıya ulaşmanın temel yapı taşlarını oluşturuyor. Küçük, orta ya da büyük ölçekli her işletme için artık dijital varlık, fiziksel varlık kadar önemli hale geldi. Özellikle

okumak için tıklayınız

Immanuel Kant: (Fransız Devrimi) Dünyanın Haşmetini Gördüm

Devrim: “Dünyanın Haşmetini Gördüm”12 Temmuz 1789’da, Königsberg’den çok uzakta olan Paris’te uzun zamandır gelişim halinde olan ve Kant ile dostları arasında sohbetlere konu olan bir mesele doruğa ulaştı. Yedi Yıl Savaşı, Amerikan Devrimi’ne müdahale ve müsrifçe harcamalar neticesinde Fransa iflas etti. Jacques Necker maliye bakanı ve genel sekreter olarak atandı. Ama mali durumda ciddi bir

okumak için tıklayınız

Immanuel Kant’ın Bunaması ve Ölümü (1799-1804): “Beni Bir Çocuk Farzedin”

“1798-99 kış döneminde Kant’ın adı üniversitede verilen ders kayıtlarında görülmüyordu artık.”[118] 1796’dan beri ders vermemiş olmasına rağmen, 1799’da artık ders veremeyeceği açıkça anlaşılmıştı. Aynı yıl Kant’ın son bağımsız yazısı da yayımlandı. Fichte’ye karşı “Açık Beyan” adını taşıyan bu makalede Kant güncel felsefi gelişmelere dair son sözünü söylüyordu. Okuldan ve kamudan çekilirken şunları demişti: Fichte’nin Bilim

okumak için tıklayınız